Paris’in hastane odasından çıktıktan sonra başlayan yolculuk, Cem için sadece fiziksel bir seyahat değildi. İçinde kopan fırtına, onu ayağa kaldıran tek şeydi: nefret. Her gece rüyalarına giren o kadın… Mina. Ailesini öldürenlerden sadece biri değil, aynı zamanda her şeyi gören, tanık olan kişi. Ve bu tanık, henüz son sözü söylememişti. Telefonun ekranında yanıp sönen sinyal, onun tek pusulasıydı artık. “Ayvalık…” Fısıldadı kendi kendine. Bu küçük kasaba, onun için hem tuzak hem son duraktı. Aracın direksiyonuna sıkıca yapıştı. Parmakları beyazladı. Gözlerinde buz gibi bir kararlılık vardı. “Onu bulacağım. İşi bitireceğim.” Her dakika, her saniye, bir adım daha yaklaştığını hissediyordu. Kendi yaralarını bile umursamıyordu artık. Sadece tek bir şey vardı; bitmemiş hesap. “Yarım k

