22.Bölüm

1451 Kelimeler
[Pazartesi Sabahı – Saat 09:47 – Emniyet Müdürlüğü] Sorgu odasında saatler boyu süren sessizlik sonunda yerini karara bırakmıştı. Avukatı Cem’in yanında oturuyor, göz ucuyla müfettişin önündeki dosyaya bakıyordu. Müfettiş gözlüğünü çıkarıp yavaşça masasının üzerine bıraktı. Derin bir nefes aldı. > Sayın Karaca, şu an elimizde bulunan deliller, tanık beyanları ve güvenlik kameraları incelendi. Otopsi ön raporuna göre Elif Karaca’ya dış müdahale ya da zorlama tespit edilmedi. Silahın izleri yalnızca Elif Karaca’ya ait. Düşüş açısı, vücut pozisyonu ve yara izi intihar vakasıyla birebir uyumlu. Olay, "yüksekten atlayarak intihar" başlığıyla dosyaya geçmiştir. Cem’in yüzü bir an kasıldı. Sanki bu cümle bir bağışlama değil de sonsuz bir cezaya dönüştü. Suçlu değildi ama özgür de değildi. Çünkü Elif yoktu. Ve onu geri getirecek hiçbir şey yoktu. Avukatı hafifçe omzuna dokundu: > Yasal sürecin takibi için serbest bırakıldınız. Artık sadece otopsi raporunun resmi sonuçlarını almanız yeterli. --- [Saat 13:32 – Adli Tıp Hastanesi] Girişteki bekleme salonu boğuk bir sessizlik içindeydi. Tavandaki florasanlar hafif cızırdayarak yanıp sönüyordu. Cem vezneden kendisine uzatılan mavi dosyayı aldı. “Otopsi Raporu – Elif Karaca” yazıyordu kapağın üstünde, mühür hâlâ ıslaktı. İçerikten henüz tek satır okumamıştı. Koridora yöneldi, dış kapıya çıkmak üzereydi ki bir köşeyi dönerken aniden biriyle çarpıştı. Dosyalar yere saçıldı. Birkaç tanesi yere yayılırken Cem’in elindeki mavi dosya da kaydı ve zemine düştü. > Ah! Özür dilerim! Görmedim sizi, çok acelem vardı. Ses genç bir kadın doktorun sesiydi. Saçları topuz, boynunda stetoskop asılıydı. Eğilip dosyaları toplamaya başladı. Cem de aynı anda diz çöktü. Kadın doktor, Cem’in otopsi dosyasını eline aldı. Üzerindeki yazıyı okurken bir anlık duraksadı ama hemen gülümsedi. > Kusura bakmayın. Gerçekten dikkat etmeliydim. Buyurun... Dosyayı uzattı. Cem başını hafifçe salladı. > Önemli değil… teşekkür ederim. Dosyayı aldı, hafif nemli avuçlarında tuttu. Kapının hemen yanındaki bankta oturdu. Derin bir nefes aldı. Mühürü yırttı. İç sayfalara göz gezdirdi. --- [Rapor ] Adı Soyadı: Elif Karaca Cinsiyet: Kadın Yaş: 24 Ölüm Nedeni: Yüksekten düşmeye bağlı kafa travması ve iç organ yıkımı. Adli Değerlendirme: Dış müdahaleye dair bir bulguya rastlanmamıştır. Silah üzerinde başka parmak izi bulunmamaktadır. Ölüm şekli: İntihar Şüpheli Ölüm: Hayır --- Cem dosyayı yavaşça kapattı. Gözlerini tavana çevirdi. Bir anlığına zamanı unuttu. Hava serindi. Gözlerinin kenarında bir titreme oldu. Ayağa kalktı. Dosyayı göğsüne bastırdı. Sokağa adım attığında fotoğraf makinelerinin flaşları yeniden patladı. Gazeteciler, kameramanlar, bağıran kalabalıklar… Ama bu kez o sadece yürüdü. Ne konuştu, ne durdu, ne de dönüp baktı. Sadece gökyüzüne başını kaldırdı ve fısıldadı: “Bitti mi Elif?.. Yoksa daha yeni mi başlıyoruz?” BÖLÜM: İKİ YIL SONRA — SESSİZLİĞİN AĞIRLIĞI Zaman… İki yılın acımasızca geçip gitmesini sağladığı tek şeydi. --- [İstanbul, Cem Karaca’nın Evi – Sabahın İlk Saatleri] Cem, kalın perdelerin ardından sızan solgun sabah ışığını izliyordu. Odanın içinde sessizlik, derin ve boğucuydı. Elif’in ardından geçen yıllar ona çok şey öğretmiş, ama hiçbir şeyi unutturamamıştı. Gözlerinin önünde hâlâ o günün görüntüleri dönüyordu: Uçurumun kıyısı, düşüş, ve ardından o boşluk… Dışarıda hayat devam ediyordu ama Cem için zaman durmuş gibiydi. --- [Sosyal Hayat ve Aile] Elif’in intihar dosyasının kapanmasıyla birlikte kamuoyunun ilgisi azalmış, medya yeni haberler peşine düşmüştü. Ama Cem’in ailesi için hiçbir şey kolay değildi. Karaca ailesi, iki yıl boyunca sessizce acı çekti. Evde kahkahalar azalmış, toplantılar sadece yas anma günü için yapılır olmuştu. Cem, ailesinin içinde daha da yalnızlaşmıştı. Annesi, babaannesinin odasında saatlerce oturur, Elif’in eski eşyalarını karıştırır, hüznüyle boğuşurdu. Kardeşi ise abisinin çektiği yükü anlamaya çalışırken kendi hayatını toparlamaya çalışıyordu. --- [Cem’in İç Dünyası] Kendiyle baş başa kaldığında, geceleri uyuyamazdı. Elif’in yokluğunu ve kendini suçlamayı bir türlü bırakmamıştı. Psikoloğa gitmiş, içini dökmüş ama hiçbir şey onu rahatlatmamıştı. Bir yandan da işine sarılmıştı. Gündüzleri toplantılar, sözleşmeler, finansal krizler… Ama geceleri o boşluk, o yalnızlık… --- [Sosyal Medya ve Halkın Unutuşu] Sosyal medya sessizdi artık. #AdaletElifİçin pankartları, #ElifİçinSessizKalma çağrıları tarihin tozlu raflarında kalmıştı. Bazıları halen arada Elif’i anıyor, hikayesini hatırlatıyor olsa da, kitleler çoktan başka gündemlere kaymıştı. Halk, büyük bir trajedinin ardından hayatına devam etmiş, yeni tartışmalar, yeni skandallar arasında Elif’in hikayesi yavaş yavaş unutulmuştu. --- [Medya ve Basın] Gazeteler, arşivlerde sessizce kalan birkaç haber dışında, Elif’in intiharını kapatmıştı. Ancak bazı özel programlar ve belgeseller, iki yılın sonunda “Kapanmayan Dosya” başlığıyla geçmişe dönüp bakmaya başladı. Ama bu haberler bile büyük yankılar yaratmaktan çok uzaktı. --- [Cem’in Günlük Rutininde Bir Gün] Bugün, sıradan bir sabah değildi. Cem’in eline beklenmedik bir davet çıktı. İki yıl önce yaşananların yıldönümünde, Elif için düzenlenen sessiz bir anma töreni vardı. Organizatörler, Cem’i de çağırmıştı. Cem daveti aldı, kısa bir süre düşündü ve sonunda kabul etti. --- [Anma Töreni – Parkta] İnsanlar ellerinde mumlar, ellerinde Elif’in fotoğraflarıyla toplandı. Kimisi ağlıyor, kimisi umutla bakıyordu gökyüzüne. Cem, kalabalığın ortasında durdu. İçinde buruk bir huzur vardı. Bir anne ve babanın, iki yılın sonunda bile gözyaşlarını tutamadığına tanık oldu. Ve bir kez daha anladı: Elif hiç unutulmamıştı. Unutulmayacaktı. --- [Cem’in Kendi Kendine] “Belki de bu, son adım…” diye düşündü. Kendi içindeki yükün ve suçluluk duygusunun biraz olsun hafiflemesini diledi. Belki geçmişi tamamen silemezdi ama onunla yaşamayı öğrenebilirdi. --- İki yıl geçmişti. Sessizlik, acı ve unutulmaz anılar içinde… Hayat devam ediyordu. Ama Cem için, Elif’in hikayesi hâlâ yarım kalmıştı. --- YENİ BAŞLANGIÇLAR VE SOĞUK DUVARLAR Cem, şimdi büyük bir holdingin CEO’suydu. Yılların acı ve deneyimi onu sert, kararlı ve mesafeli biri yapmıştı. İş dünyasının soğuk gerçekleriyle yüzleşmiş, başarı için duygu dünyasını neredeyse tamamen kapatmıştı. Geniş camlardan İstanbul’un silüetine bakarken, içindeki fırtına hala durmadan esiyordu ama dışarıya tek bir kırılganlık zerresi bile sızmıyordu. [Ofis Koridoru] Ayşegül, genç ve enerjik sekreter, Cem’in her hareketini dikkatle izliyordu. İçinde büyüyen hisleri gizleyemiyordu. Her fırsatta yanına yaklaşıyor, onu tanımak, biraz daha yakın olmak istiyordu. Bugün Ayşegül, cesaretini toplamıştı. Cem’in kapısının önünde durdu, derin bir nefes aldı ve kapıyı hafifçe çaldı. Cem başını kaldırdı, gözleri soğuk ve mesafeliydi. “Buyur Ayşegül, ne lazım?” dedi kısık bir sesle. Ayşegül, biraz titreyen sesiyle konuştu: “Cem Bey, ben… Sizinle biraz konuşabilir miyim? Özel bir şey…” Cem kaşlarını kaldırdı, sertçe karşılık verdi: “İş saatleri dışında bu tür konuşmalar için uygun değiliz. İşimize bakalım lütfen.” Ayşegül’ün yüzü aniden soldu. Ama geri çekilmedi, cesaretle devam etti: “Ama ben… Sizi yakından tanımak, size destek olmak istiyorum. Yanınızda olmak…” Cem ayağa kalktı, odanın diğer tarafına yürüdü, arkasını dönüp sertçe dedi: “Bak Ayşegül, ben duygularla iş yapmam. Bu ofiste profesyonellik var. Bana bu tür duygusal işlerle gelme. Kadınlarla değil, işimle ilgileniyorum.” Ayşegül gözlerini yere indirdi, sessizce kapıdan çıktı. İçinde buruk bir hüzün vardı ama bir yandan da inatçıydı. “Bir gün seni yumuşatacağım, Cem Bey,” diye fısıldadı kendi kendine. Kapı kapandıktan sonra Cem, derin bir nefes aldı. Kendisini kapattığı o soğuk duvarların arkasında hala kırılganlıklar vardı. Ama o kırılganlıkları açığa çıkaracak birini asla istemiyordu. “Elif’ten sonra… kimseye güvenemem,” diye düşündü. Ve tekrar masasına oturdu. “İşim, tek gerçek sığınağım,” dedi kendi kendine. Cem Karaca, dışarıdan bakıldığında başarılı, güçlü ve soğuk biri olmuştu. Ama içinde hâlâ bir yara vardı; ne kadar örtseler de orada duruyordu. Ve o yara, kimsenin ulaşmasına izin vermediği bir sırdı. Cem, ağır adımlarla ofisten çıktı. Üstü başı kusursuz, yüzünde yılların sertliği vardı ama içi fırtınalar kopuyordu. Elif’in ardından geçen iki yıl, ona ne denli yalnız ve yıkılmış olduğunu acı acı hatırlatıyordu. Arabasına doğru yürürken derin bir nefes aldı. İçindeki taş gibi sertleşmiş duyguları biraz olsun yumuşatmak istiyordu. [Çiçekçi Dükkanı – Akşam] Cem, Elif’in en sevdiği papatyaların olduğu çiçekçiye yöneldi. Dükkanda seçtiği taze papatyaları dikkatle tuttu. Her bir çiçek, hafızasında Elif’in o saf, gülümseyen yüzünü çağrıştırıyordu. [Mezarlık – Akşam Gün Batımı] Cem, mezarlığa vardığında, gün batımı tüm gökyüzünü turuncuya boyamıştı. Elif’in mezar taşının önünde durdu, yere diz çöktü. Papatyaları mezarın başucuna bıraktı, ellerini dua eder gibi birleştirdi. “Elif…” diye başladı, sesi çatallı ve kırılgandı. “Biliyorum, hiçbir zaman hak etmedim seni… O gece, yaptığım her şey için… seni ne kadar üzdüğüm için… Özür dilerim. Sana verdiğim sözleri, koruyamadım. Sana zarar verdim, seni yalnız bıraktım. İçimde binlerce kez öldüm, Elif… ama hiçbir ceza senin acını dindirmedi. Seninle geçireceğimiz o günleri, o umut dolu anları düşündükçe kalbim paramparça oluyor. Biliyorum, affedilmeyi hak etmiyorum. Ama bilmeni isterim ki, her gün pişmanlıkla yaşadım. Senin yokluğun bana hayatın ne kadar acımasız olduğunu öğretti. Eğer bir gün, bir yerlerde beni affedebilecek bir kalbin olursa… ben burada, seni bekliyor olacağım.” Cem, mezarın önünde gözlerini kapattı, ağır bir nefes aldı. Soğuk rüzgar mezarlıkta yaprakları savururken, bir an için hafif bir huzur hissetti. Ama pişmanlığın ve suçluluğun ağırlığı omuzlarında duruyordu, sanki hiç kalkmayacakmış gibi. [Cem Yavaşça Ayağa Kalkar ve Mezarı Son Kez İnciler] Cem, son kez Elif’in isminin yazılı olduğu mezar taşına baktı. “Hoşça kal Elif… Seni asla unutmayacağım,” dedi fısıldar gibi. Adımlarını ağır ağır mezarlıktan çıkardı, geride kalan sadece papatyaların hafif kokusu ve kırık bir adamın yüreğiydi. Bu gece, Cem Karaca için sadece bir ziyaret değildi. Kendisiyle yüzleşmenin, geçmişiyle barışmanın ve belki de bir gün affedilmenin başlangıcıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE