18.Bölüm

1119 Kelimeler
Yolun kenarında Elif’in ayakları titriyordu. Ay ışığı, ellerindeki kanı griye boyuyordu. Başından beri kaçıyordu ama hâlâ sanki onun nefesi ensesindeydi. Bir araç yaklaşırken far ışıkları gözlerini aldı. Elini kaldırdı, kendini yola attı. "Lütfen! Yardım edin! Durun!" Araç aniden fren yaptı, lastikler çığlık attı. Kapı açıldı, içinden kırklı yaşlarında, zarif ama ciddi bakışlı bir kadın çıktı. "Ne oldu? Kimsin sen böyle?" Elif’in sesi çatallıydı. "Ne olur yardım edin... Peşimde biri var... beni öldürecek... lütfen..." Kadın kısa bir tereddütten sonra kapıyı açtı. "Atla. Çabuk." Elif koltukta büzüldü, gözleri aynaya sabitlendi. Kadın arabayı sürdükçe tedirginliği az da olsa hafifledi. "Az ileride bir istasyon var," dedi kadın. "Orada duracağım. Tuvalet, telefon, bir şeyler almak istersin belki. Toparlarsın kendini." Elif başını eğdi. Sesi titriyordu. "Çok teşekkür ederim... Minnettarım, gerçekten..." Arabadan indiklerinde gece ayazı yüzüne tokat gibi çarptı. Kadın istasyonun içine yöneldi. Elif tek başına tuvaletlere gitti. Sessizdi. Loş ışık, duvardan süzülen rutubet, içeride yankılanan tek tük damla sesleri... Musluğu açtı. Ellerini yıkadı, kan inatla avuç içlerine yapışmıştı. Sabunla ovuşturdu. Yüzünü yıkadı. Soğuk su yüzünden kaygıyı bir an bastırdı ama... Sonra... Bir hareket... Aynadan bir siluet… Ama dönmesine fırsat kalmadan biri arkasından yapıştı. Bir el ağzını kapattı, diğeri onu duvara çarptı. "Şşşt… Sesini çıkarma," dedi tanıdık bir ses. Nefesi sıcak, sözcükleri buz gibiydi. Elif çırpındı ama elleri kayıyordu. Aynadan göz göze geldiler. Cem. Gözleri delice parlıyordu. Sanki saatlerce onu izleyip ne zaman en zayıf olacağını beklemişti. "Kaçamazsın Elif. Bunu kaç kez söylemem gerekiyor?" Elif’in kalbi çarpıyordu. Hızla, kontrolsüzce. Gözleri büyüdü, nefesi kesildi. Cem, onu yüzünü aynaya dönük tutarak kulağına eğildi. "Az önce o kadına nasıl baktığını gördüm. Güvendin, değil mi? Ne kadar safsın... Ama gerçek şu: Benim iznim olmadan kimseye sığınamazsın." Elif'in gözlerinden yaşlar süzülürken, Cem burnunu onun boynuna yasladı. "Seni korkutan her şeyi benden başka kimse anlayamaz. Korkunu seviyorum Elif… çünkü o beni büyütüyor." Elif boğuluyordu. Direnmeye çalıştı ama Cem’in bedeni sırtına demir gibi baskı yapıyordu. Sol eliyle lavabonun kenarını tutmaya çalıştı. "Sen artık benim hatamsın. Ve ben... hatalarımı düzeltmeyi severim." Bir çırpıda Elif’i yere savurdu. Başını çarpmamak için elleriyle yeri tutmaya çalıştı. Cem ayakta duruyordu. Duruşu sakin ama gözlerinde ölümcül bir tutku vardı. "Seninle oyun oynamayacağım artık," dedi. "Ya benim olursun, ya da hiç kimsenin." Tuvaletin zeminine düşen Elif, soluğunu kontrol edemiyordu. Ciğerleri yırtılırcasına inip kalkıyor, gözleri dehşetle büyümüştü. Cem üstünde değil, ama çok yakında duruyordu. Adımlarının tok sesi fayanslara yankı gibi çarpıyordu. "Ne oldu Elif?" dedi, başını yana eğerek. "Beni böyle görünce mutlu olacağını sanmıştım." Elif, geriye doğru sürünerek uzaklaşmaya çalıştı. Sırtı soğuk fayans duvara dayandığında artık kaçacak yeri kalmamıştı. "Senden… senden korkuyorum Cem," dedi titrek bir sesle. "Biliyorum." Gülümsedi. Ama o gülümseme, sevgiyle değil hastalıklı bir zevkle doluydu. Birden dizlerinin üzerine çöktü, Elif’le aynı hizaya geldi. Gözleriyle onun her kıpırtısını izliyordu. Parmağıyla Elif’in yanağındaki su damlasını sildi, sonra o damlayı dudaklarına götürüp yaladı. "Korku... ne muazzam bir tat." Elif başını sağa çevirdi, dokunuşundan kaçmak istiyordu ama o parmak çenesine baskı yaptı ve yüzünü tekrar kendine çevirdi. "Yalvar," dedi kısık bir sesle. "Belki o zaman sana dokunmam." Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. "Lütfen... Lütfen bırak beni. Yalvarıyorum sana Cem... Ne istiyorsun benden?" Cem bir kahkaha attı. Soğuk ve kısa. "Ne mi istiyorum?" Gözleri aniden karardı. "Sana ne istediklerimi defalarca anlattım. Ama sen… hep kaçtın. Hep başkalarına sığındın. Tıpkı o kadına güvendiğin gibi. Sana bir sır vereyim mi Elif?" Yavaşça cebinden bir şey çıkardı. Kadının anahtarlığı. Elif’in soluğu kesildi. "Hayır… ona bir şey yapmadın değil mi?" "Şu an lavabonun diğer ucunda... uyuyor. En azından ben öyle dedim ona." Gülümsedi, anahtarlığı Elif’in kucağına attı. "Ama birazdan uyanırsa, çok gürültü çıkarır. Ben de gürültüyü hiç sevmem." Elif yerle bir olmuştu. Titreyen elleriyle ayağa kalkmaya çalıştı ama dizleri onu taşımıyordu. Cem, sakince doğruldu, yürüdü, lavabonun aynasına yaslandı. Ellerini yıkıyormuş gibi yaptı ama gözleri hâlâ Elif’in üzerindeydi. "Senin gibi birini ben bile çözemiyorum Elif," dedi. "Zayıfsın. Ama içinde o kadar karanlık bir şey taşıyorsun ki... her seferinde o beni sana çeken şey oluyor." Elif aniden yerden bir temizlik spreyini kaptı. "Yaklaşma!" diye bağırdı. Cem olduğu yerde durdu. Sadece başını hafif yana eğdi. "Hah. Güzel. Cesaretin artmış." Bir adım attı. Elif spreyin kapağını bastırdı, sıvı yüzüne doğru püskürdü. Cem bir anlık öfkeyle gözlerini kapattı, sendeledi. Elif hızla tuvalet kapısına yöneldi. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Ama henüz kurtulmamıştı. Arkasında, Cem’in uğursuz sesi tekrar yankılandı: "Koş Elif. Ne kadar uzağa gidebileceğini görelim. Ama unutma..." "Benimle başlayan bir hikâye, asla benden izinsiz bitmez." Elif istasyonun kapısından panikle fırladı. Hava kuru ve keskin, ciğerlerini yakıyordu. Ayakları titriyordu ama koşmaya devam etti. Gözleri yardım edecek birini aradı. Otomatik satış makineleri, boş park yerleri, uzakta ışığı yanıp sönen bir kamyon… kimse yoktu. Tam karşıdaki güvenlik kulübesine yöneldiğinde… “Elif.” Ses boğuk ama tanıdıktı. Dondu kaldı. Yavaşça başını çevirdi. Cem, istasyonun loş ışıkları altında durmuş, sakince ona bakıyordu. Elinde, biraz önce Elif’in fırlattığı sprey vardı. Diğer eli cebindeydi. Gülümsüyordu. “İnsan… aynı tuzağa iki kez düşmez derler. Ama senin gibi saflar, aynı rüyayı tekrar tekrar görmek ister.” Elif geri adım attı. “Yaklaşma. Bağırırım. Yardım isterim.” Cem başını hafifçe yana eğdi. “Kimden? Uyuyan kadın mı? Yoksa kameraların çalıştığını sandığın o güvenlik kulübesinden mi?” Bir kahkaha attı, kısa ve delirtici. “Burası... unutulmuş bir yer. Tıpkı senin gibi.” Elif aniden dönüp kaçmak istedi ama ayak bileğinden biri onu çekti. Dengesini kaybedip yere yığıldı. Cem saniyeler içinde üstüne çöktü, bir elini ağzına bastırdı. “Şşş… bağırırsan, daha çok canın yanar,” diye fısıldadı. “Ama eğer uslu olursan… belki hatıralarımızı konuşuruz. Hani şu çocuk parkında oturduğumuz ilk gün gibi.” Elif çırpınsa da gücü yetmedi. Cem onu bir kenara, istasyonun boş konteynerlerinden birine doğru sürüklemeye başladı. Kalın metal kapının arkasına geçtiklerinde içerideki loşluk, Cem’in gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Gözlerinde parlak bir takıntı vardı. “Sen beni anlamadın Elif.” Yavaşça onun önüne çömeldi. “Ben kötü biri değilim. Sadece... seni fazla seviyorum. Belki bu aşk, başkalarının anlayacağı türden değil. Ama sen bilirsin.” Baş parmağını Elif’in çenesine uzattı. “Sen de karanlıksın.” Elif’in yüzü kan ter içindeydi. “Ben… ben senin gibi değilim…” diye inledi. “Hayır,” dedi Cem, gözleri parıldayarak. “Benim gibi olmasaydın, bu kadar korkmazdın benden. Korku, tanıdık olandır Elif. Beni tanıyorsun. İçinde bir yerlerde... sen de bendensin.” Elif gözlerini kapattı, ağlamamak için dişlerini sıktı. Cem’in sesi kulaklarında uğulduyordu. “Kaçmayı bırak artık. Kabul et.” “Ne yapacaksın bana?” Cem sustu. Sonra karanlık bir sır gibi konuştu: “Seni yeniden yazacağım. Parçalayarak, eksilterek… yeniden inşa edeceğim. O zayıf Elif’i yavaş yavaş söküp atacağım içinden. Çünkü ben seni böyle istiyorum… korkarken bile sadece bana bakan hâlinle.” Konteynerin içi daralıyor, hava tükeniyordu. Elif, gözlerinin kararmaya başladığını hissetti. Ama Cem’in gözlerinde sadece tutku yoktu. Bir saplantının, bir yok edişin, bir düşüşün çarpık yansıması vardı. Ve Elif anladı: Bu, bir kaçışın değil; hayatta kalma savaşının başlangıcıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE