17.Bölüm

1241 Kelimeler
Elif, gözleri dolu bir şekilde Cem’in karşısında duruyordu. Bedenindeki titreme, ruhundaki boşluğu her geçen saniye daha da belirgin hale getiriyordu. Gözleri, Cem’in karanlık bakışlarına sabitlenmişti ama içinde bir yerlerde hiçliğin soğukluğuna doğru kayıyordu. Bir süre sessiz kaldı, dudaklarını ısırarak içindeki duyguları bastırmaya çalıştı. Ama artık dayanamayacak gibiydi. Biriken tüm korku, öfke ve çaresizlik, aniden bir patlamaya dönüştü. “Ölmek istiyorum,” dedi, sesi titrek ve boğuk bir şekilde. Gözlerinden süzülen yaşlar, yüzüne düşmeden önce dudaklarının köşesine doğru kayıp gitti. “Cem… Beni öldür. Lütfen... Ben bunu kaldıramam. Hayatta kalamayacak kadar güçsüzüm. Artık… Dayanamıyorum…” Gözleri, Cem’in gözlerinde kaybolmuştu. Söylediği kelimeler, elini titrek bir şekilde uzatıp Cem’in üzerine bir yük bırakıyordu. İçindeki tüm acıyı, tüm korkuyu bir çığlık gibi duyurmak istemişti ama ağlamak, sesini çıkarmak, her şeyin daha da fazla derinleşmesine sebep oluyordu. Cem’in bakışları, Elif’i tamamen izliyor, her gözyaşı damlasını bir yansıma gibi takip ediyordu. Elif, bir kez daha gözlerini kapattı ve yavaşça vücudu yere doğru çökmeye başladı. Ellerini başının yanına koyarak ağlamaya devam etti. Bedenindeki tüm kaslar gergindi, sanki ölümün bir çözüm olabileceğine inanmak istiyordu, ama gerçekte bu bir kaçış mıydı, yoksa sonsuz bir karanlığa dalış mı? Cem, Elif’in her hareketini dikkatle izliyordu. Gözlerinde bir anlam vardı, belki de hayal edemeyeceği bir sahiplenme, belki de onu tamamen sahiplenme arzusu. Elif’in zayıflığından güç alıyordu, ama her şeyin sonunu görmek, Elif’in ondan tamamen kopmasını istemiyordu. “Ölmek mi istiyorsun?” Cem’in sesi, Elif’in kulaklarında yankılandı. Hemen ardından bir gülümseme, fakat bu gülümseme dehşet vericiydi. “Ama sen benimle olmalısın. Benimle yaşamalısın, Elif. Ölmek, senin için sadece kaçış olur. Ben sana kaçmayı öğretmeyeceğim.” Cem, adım adım Elif’e doğru yaklaşıp onu yerden kaldırdı. Elif’in zayıf bedenini sertçe tuttu, ona yaklaştıkça ruhunda daha fazla bir boşluk, daha fazla bir korku hissetti. Ama bu korkuyu her gün daha çok yaşamaya alışıyordu. Elif’in gözleri, Cem’in karanlık bakışlarında kaybolmuştu. Bedenindeki her dikiş, bir yara gibi açılıyordu ama artık bir şey hissedemiyordu. Yaşamla ölüm arasındaki çizgi, ona dokunan her şeyle daha da inceleşiyordu. Elif’in tüm bedeni titrerken, tek bir düşünceyle daha da derinleşen boşlukla yüzleşiyordu. Cem’in dünyasında olmak, ona hem bir cezaydı hem de bir hüküm. Elif, bir an bile düşünmeden, gözlerinde sönmeye başlayan hayata karşı verdiği son tepkiyle hızla elini masanın üzerine uzattı. Vazo, parmaklarının ucunda bir an durdu ve sonra yere doğru savruldu. Cam parçalara ayrılarak zeminle buluştu, odanın karanlık köşelerine doğru sessiz bir yankı bıraktı. Kalbi hızla çarparken, Elif boğazına kadar yükselen bir çaresizlikle camın en keskin parçasını hızla aldı. Soğuk metalik dokusu, ellerini titretmesine neden oldu. İçinde büyüyen bir boşlukla camı boğazına doğru dayadı. Gözlerinden süzülen yaşlar, sanki zamanla yarışıyordu. “Çekil yolumdan,” dedi Elif, sesi boğuk ve kesik bir şekilde, ağlamaktan çıkmış bir çığlık gibiydi. “Yoksa kendimi öldürürüm.” Cem’in gözlerinde karanlık bir parıltı belirdi. Yavaşça adım adım ona doğru ilerledi. Her bir adımı, Elif’in içindeki korkuyu daha da derinleştiriyordu. Cem’in yaklaşan gölgesi, her şeyin sonunun ne kadar yakın olduğunu hatırlatıyordu. “Öldür,” dedi Cem, sesi bir emir gibiydi. Cevap vermeden önce bir an duraksadı, gözlerinde bir derinlik vardı, Elif’in kırılganlığını izlerken bir tatmin arayışı belirginleşiyordu. “Bunu yap, Elif. Hadi, öldür kendini.” Elif’in kalbi, hızla çarpmaya devam ediyordu. Ama onun bu korkunç önerisi karşısında, içindeki cesaret bir an için yok olmuştu. Camın soğukluğuyla boğazını sıkan duygular arasında bir çığlık sıkıştı. Yavaşça titreyerek, başını çevirdi. “Yaklaşma,” dedi, sesi zoraki bir fısıldama halindeydi. “Lütfen… Yaklaşma…” Cem, bir adım daha yaklaştı ama bu sefer biraz daha yavaş. Yavaşça, karanlık bir şehvetle, Elif’in gözlerine baktı. Onun zayıflığından beslenmek istiyordu, ama her adımında, Elif’in sessiz çığlıklarını daha çok duyabiliyordu. Elif, gözlerinden akan yaşları silmeden, camı titrek bir şekilde daha da boğazına doğru itti. “Yaklaşma… Lütfen… Benimle oynama,” dedi, her kelimesi, bir isyanla karışan bir çaresizlikle. Titreyerek, tüm gücüyle, Cem’in yaklaşmaması için kendisini savundu. Ama Cem, bu acı dolu kararsızlığı bir fırsat olarak gördü. Ve bir kez daha Elif’e doğru adımını attı. Cem, Elif’in yanına yaklaşırken, gözlerinde bir tür soğuk tatmin vardı. Elif’in nefesinin kesildiğini, kalbinin hızla çarptığını hissedebiliyordu. Hızla hareket etti ve Elif’in camla tutmaya çalıştığı elini yakaladı. Buz gibi parmakları, Elif’in yaralı ellerinde baskı kurarak camı sıkmasına engel oldu. Cem, Elif’in bağırmadan inlediğini, gözlerindeki korkuyu net bir şekilde fark etti. Elif, kanının hızla ellerinden süzüldüğünü hissetti. Çığlık atamadan inlerken, elleri neredeyse uyuşmuş gibi hissediyordu. Cem, parmaklarını sıkıca sararken, camın keskin uçları ellerini yavaşça yaralıyordu. Her bir sıktığında, Elif’in içindeki acı derinleşiyordu. Cem’in bakışları, Elif’in çırpınışlarından zevk alıyormuş gibiydi. Ama Elif, buna bir son vermek için son bir çaba gösterdi. Kendini geri çekmeye çalışarak, ellerini zorla açmaya başladı. Her hareketiyle, acı daha da büyüyordu, ama bunu yapması gerekiyordu. "Görmüyor musun?" dedi Cem, gülümseyerek, her anın tadını çıkarıyormuş gibi. "Beni zorlayarak sadece kendine zarar veriyorsun." Elif, acıya rağmen, Cem’in parmaklarını itmeye çalıştı, ama her şey ağırlaşıyor, hareketleri yavaşlıyordu. Nefesi düzensizdi, gözleri bu çaresizliğe daha fazla dayanamayacak gibiydi. Camın sivri uçları derisini daha fazla keserken, bedenindeki korkuyu hissetmeye devam etti. “Bırak,” dedi Elif, titrek bir sesle. "Bırak, Cem… Lütfen..." Ama Cem, gözlerinde bir zafer parıltısıyla, sıkı sıkı tuttuğu elini daha da bastırarak, ona daha fazla acı vermek istiyordu. Elif, her hareketinde daha çok zorlanarak inledi, ama mücadele etmekten başka seçeneği yoktu. Cem’in parmakları hâlâ Elif’in eline yapışıktı. Cam parçası ellerinin arasında sıkışmıştı, ikisinin de kanı birbirine karışıyordu artık. Elif’in yüreği göğsüne sığmıyordu, gözlerinde acıyla birlikte bir öfke parlaması belirmişti. Titriyordu, ama bu titreme artık sadece korkudan değildi. İçinde, boğulmuş bir haykırış gibi yükselen başka bir şey vardı: yaşama arzusu. Cem’in o iğrenç gülümsemesi bir anlığına gözlerini kararttı. Ve o an… Elif, dizini hızla Cem’in karnına geçirdi! Cem, beklemediği bu darbeyle sendeledi. Nefesi kesildi, bir adım geri çekildi. Elif, gözlerini bile kırpmadan elindeki cam parçasını sıktı ve diğer yöne fırlattı. Cam, odanın köşesine savrulurken yere çarptığında tiz bir çınlama bıraktı. Ama Elif durmadı. Yerden hızla kalktı, kanlar içinde kalan elleriyle kapıya yöneldi. Ayakları titriyor, nefesi kesiliyordu ama beyninde tek bir şey vardı: Kaç. Şimdi. Ya da asla. Cem, soluğunu yeniden kazandığında, “ELİF!” diye haykırdı. Sesi, duvarlara çarpıp yankılandı. Ardından bir hışımla yerden kalktı. Gözü dönmüştü. Gözleri kızgınlıkla parlıyordu, damarları şişmişti, dudaklarının kenarı kan içindeydi – ya Elif’in kanı ya da kendi ısırdığı dilinden akan… “Kaçabileceğini mi sandın?” Elif, koridora attı kendini. Dar, loş ışıklı koridorda nefes nefese koşmaya başladı. Adımları sanki boğuk bir yankı gibi çınlıyordu. Merdivenleri ikişer üçer atladı, ama arkasında gelen Cem’in ayak sesleri de her saniye yaklaşıyordu. Bir kapıyı hızla açtı – mutfak. İçerisi karanlıktı ama sol eliyle bıçak çekmecesini buldu. Elif’in elleri titriyordu, bıçağı kavrarken bile gücü yok gibiydi, ama gözleri… gözleri yeniden hayata dönmeye başlamıştı. Korkunun yerini başka bir şey alıyordu artık. Direniş. Cem mutfağa girdiğinde göz göze geldiler. Elif sırtını duvara yaslamıştı, bıçağı göğsünün önünde tutuyordu. “Bir adım daha atarsan... seni öldürürüm,” dedi. Cem durmadı. Elif bir çığlıkla ileri atıldı! Bıçak Cem’in koluna saplandı. Adam acıyla bağırdı, kolunu geriye çekti ama Elif’in gözünde şokla birlikte yükselen bir kudret vardı. Cem'in üzerine atıldı, göğsünü yumrukladı, bağırdı, çırpındı… İçindeki bütün bastırılmışlık, bütün acılar patlamıştı artık. Cem bir an savruldu, yere düştü. Elif, o anı kaçırmadı. Kapıya yöneldi, anahtarlığı gördü – orada! Anahtarı kaptı ve koridorun diğer ucuna koştu. Giriş kapısını kilitleyen zinciri çözmek için uğraşırken Cem’in sesi arkadan bir gök gürültüsü gibi yükseldi. “Elif! Dön geri!” Kapı açıldı. Soğuk gece havası yüzüne çarptı. Ve Elif, karanlığın içine adım attı. Arkasında kan, kırık camlar ve bir canavar kalmıştı. Ama önünde ne olduğunu bilmiyordu. Belki başka bir hapishane, belki sonsuz bir kaçış. Ama en azından artık nefes alabiliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE