14.Bölüm

1989 Kelimeler
Odanın içinde bir sessizlik hakim olmuştu. Cem, Zeynep’in cesur sözleri karşısında sarsıldığını gizleyemedi. Gözleri Elif’in gözlerinde dolanırken, Elif’in dizlerindeki titreme daha belirgin hale gelmişti. Kalbi göğsünde bir kuş gibi çarpıyordu; özgürlük hayali, Cem’in varlığıyla olabildiğince daralmıştı. Zeynep, Elif’in gözlerindeki korkuyu fark ederek, ona cesaret vermek amacıyla yanına daha da yaklaştı. “Elif, kontrol edemediklerin bir ilişkiye koşul olamaz,” dedi Zeynep, sesinde sevgi ve destek dolu bir tını ile. “Senin mutluluğun, sana değer veren insanların etrafında inşa edilmeli, baskı ve korkunun altında gizlenmemeli.” Cem’in gözleri Zeynep’in üzerine kaydığında, bir an için irkildi. “Ama ben Elif için buradayım. Onun iyiliğini düşünüyorum. Kendi kararlarını verme özgürlüğü yok.” derken sesi, hiddet ve tartışma içinde kayboldu. “İyilik, sevdiklerini sınırlamak değildir, Cem,” Zeynep’in sesi, sanki bir orman ateşine dönüşüyordu. İçten içe büyüyen cesareti, Ali’nin ona sağladığı destekle birleşiyordu. “Elif’in kalbindeki kopan fırtınaları görmek yerine, onu daha fazla baskı altına alıyorsun. Gerçekten ne istiyorsun, ona zarar mı vermek istiyorsun?” Ali, ikisinin tartışmasının tuhaf bir gerilimle dolduğu anı sezinleyerek, odanın ortasına daha da yaklaştı. “Belki de Elif’in hislerine saygı göstermek zorundasın,” dedi. “Baskı yerine anlayış ve destekte bulunmayı denemelisin. Bu onun hayatı ve senin karşında bir insan ve onun ihtiyaçları var.” Elif, Zeynep’in ve Ali’nin yürekliliğinden ilham aldı. İçindeki ses giderek büyümeye başladı. “Cem, ben seni sevmedim hiç. Seninle sevdiğim insanlara zarar gelmesin diye mecburi evlendim ama bu beni hapiste hissettirmemeli. Kendi kimliğime ihtiyacım var. Hayvan değilim, bir çiçek gibi solmayacağım.” Cem, Elif’in gözlerinin içine baktığında, onun içten cesaretini ve içindeki kıvılcımları gördü. Kıskançlığının arkasında yatan senelerce gizlenmiş güvensizliğin yüzeye çıkması, nihayet duvarları yıkmaya başlanmıştı. Ama Cem inatçıydı; gerçekleri kabullenmesi zor görünüyordu. Cem, “Ben sıradan bir adamım, Elif! Ben senin üzerimdeki haklarımı korumak istiyorum. Sevdiğim birinin sırlarını bilmek, onu korumak için gerekli,” dedi. Sesindeki acı ve dert ifadesi, belki de kendini anlatmanın yolu olduğu bilincindeydi. Ve burada Elif, gerçekten ne hissettiğini anlama yolculuğuna çıktı. Onun bu sesine yanıt verecek cesareti var mıydı? Kendisi ve Cem her bir valizin keskin kenarlarında mıydı? Yoksa daha başka bir şeyin peşinde mi koşuyorlardı? Zeynep, Elif’in yanında durarak ikisinin arasındaki dengenin bir anlık seslendirilişiydi. “Cem, sevgin hayranlıkla değil, sevgiyle dolu ve kabul ile olmalı. Eğer Elif’in gerçek kimliğini seversen ona özgürlüğü vermelisin.” Elif’in gözleri hafifçe parladı. Korkusunu içine atmakla, mücadele eden özgür bir ruhun içinde barındırdığı cesareti beslemeye çalışıyor gibiydi. Cem bu sözler karşısında muzaffer bir savaşçı gibi dönecek ve karşısındaki kardeşler arkadaşlarını hüzünle gözleyecekti. Ve orada, her biri kendi sesini bulmayı denedi. İlişkilerinin dogma ve korku değil, sevgi ve anlayış üzerine kurulu olduğuna dair geri dönülmez bir farkındalığa sahip oldular. Odanın içindeki gerilim, adeta fiziksel bir varlık gibi hissediliyordu. Elif’in gözlerindeki parıltı, Zeynep’in cesaretinden aldığı güçle büyüyordu. Cem, Elif’in sözlerini duyduğunda yüzündeki anlayışsızlık daha da keskinleşti; sanki karşısındaki kişiyi ilk defa görüyordu. Gözlerinde, Elif’e karşı beslediği sevgi ile onu kıskandığı arasındaki çatışma alev alıyordu. Elif, yıllardır içinde taşımaktan çekindiği duyguların nihayet ses bulduğunu hissetti. İçten içe derin bir nefes alarak, Cem’e dönüp, “Bu sürekli olarak, beni sıkışmış ve güçlü bir kafeste hapsettiğinin farkında mısın?” dedi. Her kelimesi, geçmişe ait bir yük ile doluydu, ama aynı zamanda yeni bir başlangıcın işaretiydi. “Ben kim olduğumu unutamam ve senin kontrolünde yaşayamayacak kadar güçlü bir karakterim var.” Cem, Elif’in sözlerini düşündükçe, kendisini daha da sıkılmış hissetti. Her ne kadar onunla birlikte olmayı istese de, kendi güvensizliği ve kıskançlığı yüzünden Elif’e zarar verme korkusu ağır basıyordu. “Ama ben seni seviyorum, Elif! Seni korumak istiyorum. İşleri dışarıdan herkes gibi göremem ki…” ifadeleri, Kalbinde suçluluk duygusuyla yankılanıyordu. Zeynep, aralarındaki bu gerilimden dolayı huzursuz olmaya başlamıştı. Zihnindeki düşünceler bir ormanda kaybolmuş aşırı duygular gibi gevezeleşiyordu. “Cem, Elif’in mutluluğunuzun sürekliliği için kabul etmesi gereken bir şey; seni değil, kendi hayatını yaşamasına izin vermen. Bu, onu daha güçlü kılacak,” dedi, sesindeki kararlılık vurgusu yankılanarak odanın duvarlarında dolaşıyordu. Cem, Zeynep’e çok daha yoğun bir şekilde baktı, hisler arasında sıkışmış hissediyordu. Bu zıtlık tarafında iken, içindeki huzursuz duyguları farklı bir boyuta dönüştürmesine neden oluyordu. “Ama Elif’in hayatındaki biri ben olmalıyım. Benim yanındayken güvenli olur, kendisini güvende hisseder.” diyerek cümlesini tamamladı. Yüzündeki ciddiyet, içinde dönen ağır düşünceleri belirgin kılıyordu. Elif, Cem’in sessizliğindeki çatışmayı görebiliyordu. O an ona, onun da duygusunu ve korkuların olduğunu hatırlattı. Fakat birlikte olmak yerine, ona tam yeterliyi sunamayacağının ayrıntısındaydı. “Beni sevdiğini biliyorum, ama ben seninleyken özgür hissetmiyorum. Kendi kararlarım, kendi hayatım var,” dedi Elif, kendinden emin bir şekilde ileriye adım atarken, göğsünde ona ait bir cesaret yükseliyor gibiydi. Her bir kelimesi, aklına sonradan aşka dönen fırtınalar gibi düşüyordu; yaşadığı hayatın karanlığını aydınlatacak gibi hissediyordu. Elif, gözlerinde yaşların ve duyguların parladığını hissettiği anda, Zeynep’in eline biraz daha sıkıca tutunmaya başladı. Cem, bir süre gözlerini Elif’in onur dolu bakışlarından ayıramadı. O an geçmişte ve gelecekte yaşamakta olduğu ikilem tamamıyla göğsünü kemirmeye başladı. Zeynep’in yanında Ali’nin varlığına bakarak, bu zorunluluklarının yalnızca kendi kişisel tabusuyla yerleştirilmiş olduğunu anladı. “Ben bir canımı yok eden bir hata yaptım mı?” diye düşünmeye başladı. Harekete geçmesi gerektiğini biliyordu ama ne olduğunu bulma isteği zayıflıyordu. Zeynep, Elif’e olan desteği büyümekteyken, dünyasında Elif ile Cem’in ortasında kalması zor geldi. Zeynep, sevgi ve anlayış dolu bir sesle, içindeki özlemi dile getirirken. “Herkes içindeki karmaşayı aydınlatmalıdır. Sen de, Elif de…” Cem, boşlukla olduğu anlam karışıklığını şöyle düzeltti. “Bunu başaramazsam, Elif’i kaybetmekten korkmaktan öte bir yere gidemem.” Zihninde ayrılmak ve bir araya gelme yollarındaki düşünceler dolanarak aniden kaybolmuştu. Yüzleri giderek karardı, duygusal bir fırtına sevgi ve gurur arasında büyüyerek içlerine doğru akmaya başladı. Hiç kimse bu anın ağırlığını değiştiremeyeceğini asla bilemeyecekti; zira onların kalpleri, zorluklar ve duyguyla dolu ağır bir mücadele içinde ayrılığa mahkumdu. Cem’in sesi odanın içinde yankılandığında Zeynep, söylenen kelimelerin ağırlığını hissetti. Cem, gözlerini Zeynep’e çevirdi, ifadesi hem sert hem de alaycıydı. “Sen şehirde büyümüş birisin, Zeynep. Bizim geleneğimizi, törelerimizi bilemezsin. Elif’in aklını bulandırmaya çalışma,” dedi, her kelimesinde bir tehditin gölgesini taşıyarak. Zeynep’in içinde bir öfke belirdi. Kendi yaşamını ve seçimlerini küçümseyen Cem’in sözleri, ona böyle birisinin nasıl bir özgüvenle yaklaşabildiğine dair sorgulamalar doğuruyordu. “Ben buraya sadece Elif ve Ali'nin hatrı için geldim. Onu sevgi ile desteklemek istiyorum. Dostluk, içtenlik ve güven üzerine kurulmak zorundadır,” dedi Zeynep, sesinde titrek bir ciddiyetle. Cem, Zeynep’in cesaretine bir an için zayıflamış gibi görünse de, hemen bunun tam tersine döndü. Elif’in yanına yaklaştı ve parmaklarını boynunda gezdirdi. Cem, her şeyden çok Elif’e odaklanarak, yüzünü avucunun içinde tuttu. “Ben mutluysam, Elif’in hislerinin bir değeri yok,” dedi, konuşmasının ardından boynunu öperek Elif’in korkusundan yararlanması gibi bir şey yapıyordu. Elif, Cem’in soğuk ve sert amacını görünce tüyleri diken diken oldu. Kalbinde bir yara açılır gibi hissediyordu. Cem’in bu pozisyonda gösterdiği sevgi, içindeki şefkati boğuyordu. Elif sadece birkaç an için gözlerini kapattı ve düşündü; hatta bir çekim noktası yaratmaya çalışıyordu. Zeynep, Cem’in yaklaşımını görünce dayanamayarak araya girdi. “Kendine gel Cem! Bunu neden yapıyorsun? Elif’in kalbini istismar etmek, gerçek bir sevgi değil,” dedi, ruhundaki cesareti toplayarak. İçten bir benlik arayışında, Cem’in tavırlarını sorguluyordu. “Böyle bir sevgi, ancak zayıflıkları aşarak var olabilir.” Cem, Elif’in gözlerinde korkunun dans ettiğini görebiliyordu, belki de sevginin tehlikeli bir oyun olduğunu düşündüğünden. “Senin şehrin rahatlığında, geleneksel bir bağlanma veya baş döndürücü bir aşk bulamazsın. Elif’in kökleri bizde. Tarihlerimiz bir yere kadar uzanıyor,” derken sesini yukarıya doğru yükseltti. Sanki bu dünya, kendi yarattığı kutup köyünde hapsolmuş gibi hissediyordu. Elif, gözlerini açtığında Cem’in gerçekten elinden çıkıp gidip gitmeyeceğinin endişesini taşınıyordu. “Ben, Cem… ben kimliğimi kaybetmek istemiyorum. Sadece sen değil, bende özlem ve kaygı var. Zeynep’i de anlıyorsun, ne de olsa bir dost.” Her kelime, içindeki acıyı ve çaresizliği dışavurmaya çalışıyordu. Zeynep, Elif’in sesindeki sarsıntıyı duyduğunda, onun yanında olmak niyetinde kararlıydı. “Senin hatrına, Elif. Senin ruhuna zarar gelmesine izin vermeyeceğim,” dedi. Cem’e karşı cesaretle durup bu durumu değiştirmeye çalışıyordu. Cem, Zeynep’in azmini görünce, yüzünde bir ironi ifadesi belirdi. “Bak, Zeynep, sen dostun için konuşuyorsun. Ama ben Elif’in kocasıyım ve onu korumak benim görevim. Sen benden daha iyi bir görüş açısına sahip olabilirsin.” Zeynep, ruhunda biriken sabrını kaybedecek gibi hissediyordu. Ama Elif’in yanında olmak için savaşıyordu. “Ona sevgi vermekten bahsediyorsan, bunu anlayabilmelisin. Elif’in kalbinin varlığı, onu asla esir almak değil. Sevgiyi kuşatmak ve gözaltında tutmak değil,” dedi. Cem, yeniden Elif’e döndüğünde, gözlerindeki ifadenin değiştiğini görebiliyordu. Elif, kalbinin saplandığı ağır bir ikilem içinde kaybolmuştu. Elde tutamadığı hissiyat, ne olacağını bilmez bir kör kuyuda kaybolmuş gibi duygusal bir aşama üretmişti. Bir sessizlik anı oluştu, herkesin kalbinde bir gerilim belirdi. O anın ağırlığı zorluklara ve sevgilere dair çok şey çağrıştırıyordu. Elif’in yaşadığı korkunç durum, hem Cem’in güçlü tavrı hem de Zeynep’in olduğu yere kadar derinleşiyordu. Cem, odanın içinde kendisini tutmayı denedi. Ama eline kumların kaydığı gibi, kontrol edilemeyen bir durumun eşiğindeydi. Gerçekten korktuğu şeyin kaybediş değil, kaybedişine olan itaat ile özgürlüğü arasındaki çatışma olduğunu anlamakta zorlanıyordu. Cem, ruhundaki çatışmaların içinde sıkışmış bir şekilde durmaksızın Elif’e yaklaşarak, ona arkasından sarıldı. O an, Zeynep ve Ali’nin gözleri, Cem’in korkusunu ve kararlılığını sezinleyebileceği bir hüzünle doluydu. Cem, başını Elif’in omzuna yaslayarak, “Aramıza girenlerin sonu hiç iyi olmaz,” dedi, sesi düşük ve tehditkar bir tonda yankılandı. Elif, Cem’in soğuk nefesinin boynunda hissettiğinde içi titredi. Kalbinde bir korku dalgası yükselirken, bu sözlerin arkasında yatan jeopolitik kaygıyı anlayamadı. Cem’in tehdidindeki sertlik, derin bir samimiyet yerine geçildiğinde onu adeta yıkıyordu. Zeynep, odadaki gerilimi dengelemeye çalışarak Cem’e gözlerini sert bir şekilde çevirdi. “Cem, bunu yapma! Elif’in hayatına karşı böyle bir tehdit savuramazsın,” dedi, içerisinde beliren öfke ile birlikte. “Onu bu şekilde kontrol etmeye çalışmak, sevdiklerini en çok yaralayan bir tutum.” Cem, Zeynep’in meydan okuyuşunu hiçe sayarcasına, “Elif ile görüşmeni istemiyorum,” dedi. Ses tonundaki kararlılık, içindeki derin güvensizlikle birleşerek bir irade yarattı. Elif’in yaptığı seçimlerde kontrol hissini kaybetmemeye çalışırken, ne olursa olsun baskın kalan kimliğiyle yüzleşmek zorundaydı. Ali, ses tonunda bir asaletle Cem’e döndü. “Cem, sohbetimizin akışı değiştiğinde, bu tehditle yürümemelisin. Eğer Elif ile olan ilişkin arasında bir sınır gerekirse, bunu konuşmalıyız, ama bu ne olursa olsun tehdit ederek olmamalı.” Cem’in gözleri, Elif ile Ali’yi etkileyecek şekilde giderek daha ciddi hale geldi. “Elif, eskiden senin sevgilindi. Şimdi benim karım. Elif ile ilişkinizi kesmenizi istiyorum,” dedi, cümlesinin arkasında güçlü bir nefret dozajı barındırıyordu. Bu sözlerle içindeki kaygılar, Elif'in varlığı ile tehlikeli bir tehditte dönüşüyordu. Elif, cephenin gerginliğini anlayarak, içindeki merhameti korumaya çalıştı. “Cem,” diye yanıtladı, sesi sarsılırken. Gerçekten kaybetmek istemediği ama bir o kadar da kayıpların eşiğinde durduğu bir kalabalığın içindeydi. “Bu tür zorlamalarla birbirimizi daha fazla kaybedeceğiz.” Cem, Elif’e olan sevgisini yürekten hissediyordu fakat kıskançlığına karşı koymakta zorlanıyordu. “sen, benim karımsın ve senin hayatından onlar çıkmalı, Elif,” dedi. “Bu ilişkiyi kaybetmek istemiyorum!” Aniden duyguları belirginleştiğinde tanıyamadığı bir yerlere sürükleniyordu; sözleri aynen kalabalığın içinden gevşediğinde, bu yüzden bir karanlığa dönüyordu. Zeynep, bunun bir eyleme dönüşmesini istiyordu. Ama bir yürekten arkadaş olarak Elif’in ve Cem’in arasındaki sevgi ve tehditkar dengeyi ortaya koyduklarında sıklıkla onların tüm hayatlarına yön verebilecek şekilde katılmalıydı. Elif, Zeynep’in etrafındaki meydan okumasını hissedince bir güven anı buldu ama karşısındaki Cem’in ilerisindeki kıskanç duyguları misafir edemiyordu. “Kendim olmadıkça, bizim ilişkimizin ne kıymeti var ki,” dedi Elif bir anlık cesaretle. Korkuları ve kaygılarıyla birlikte içindeki özgürlüğü aramak için cesaret göstermeye kararlıydı. Cem’in gözleri, Elif’in bu sözcüklerini duyarak giderek açıldı. Aniden yaşadığı karmaşa karşısında kaybolmuş halde, kendisini güçlenmiş hissetti ama bu aynı zamanda içindeki kaosunu daha önce gördüğünden derin bir belirsizlik doğurdu. Yüzündeki ifade, kaybetme korkusu ve kontrol isteği arasında dalgalanıyordu, ama aynı zamanda Elif’in kararlılığını kabullenmesi gerektiğini anlıyordu. Zeynep, Cem’in yanında daha fazla gergin olduğunu fark ederek Ali’ye yöneldi. “Daha fazla oyun oynamanın bir anlamı yok, Cem. Cem, Zeynep’in sesindeki kararlılığı ve Elif’in kendine sunulan görüntüsünü kaybetmeye başlayarak, gözlerini kapadı ve bir nefes alarak sesini kısıklaştırdı. “Ben yalnızca onu korumak ve anlamak istiyorum. Kontrollerim aslında gereksizliklerini anlayıp yitip gitmesin diye?” Bu isyanda Elif, Cem’in gerçek korkularını anlayarak içinde büyüme isteğini hissedebildi ama zayıf ama güçlenmiş kimliğini görmek istemiyordu. Düşündüğü şeyler içsel bozukluğuyla çözülmüş geleneğinin varlığı konusunda endişe taşıyacak kadar derinlemesine düşünüyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE