Cem, Elif’in kolunu tutup sert bir şekilde yanına oturması için asıldı. Elif, Cem’in bu hareketi karşısında irkildi ve oturma pozisyonunu ayarlayarak ona daha yakın hale geldi. Cem’in yüzündeki gülümseme, sanki işgalci bir kahkahanın arkasında gizlenmişti. “Rahat dur,” dedi Cem, kulağına fısıldarken, sesi yumuşak ama aynı zamanda baskın bir tonda yankılandı.
Elif, Cem’in bu tavırlarından dolayı içinde bir güçsüzlük hissetti. Kalbinin atışları hızlanmış, Cem’in elini hissettiği andan itibaren tedirgin olmuştu. Cem, gözlerini Elif’in üzerine sabitlediği anda, odadaki hava iyice yoğunlaştı. Zeynep, bu duruma kayıtsız kalamazdı.
“Cem, sen hastasın,” dedi Zeynep, cümlesiyle iyi niyetle olan çekişmelere doğru adımlar atmaya çalışarak. “Sen Elif’i sevmiyorsun aslında. Onun üzerinde bu kadar kontrol kurma isteğinin ardında yatan gerçek, ona duyduğun korku. Sevgi özgürlük ister; zorlama değil.” Daha samimi bir dille Cem’in duygusal vaziyetini sorgulamak istiyordu.
Cem, Zeynep’in sözlerini umursamadan, Elif’le ilgilenmeye devam etti. “Ama görünüşe göre buradayız ve bu benim aşkım,” diye yanıtladı, yüzündeki gülümseme hala sırıtırken. Elif’in gözlerindeki belirsizlikle karışan bakışı, Cem’i daha da etkilemeye başlamıştı. “Seninle birlikte olduğumda hep gülümsemek isterim, Elif'im.”
Cem’in bu tutumu, Elif’in içinde gizlenen Duyguları içice geçmiş bir netlikte su yüzüne çıkmasını sağladı. Zeynep’in müdahalesi, olumlu sonuç vermek yerine Cem’in kendisine yönelik dikkatinin daha da artmasına neden oldu. Elif, Cem’in yanında hapsolmuş biri gibi hissetmiş, ama aynı zamanda ona karşı koymanın bir bedeli olduğunu düşünmeye başlamıştı.
Zeynep, Cem’in umursamaz tavrını gördükçe öfkelendi ama onun gözlerindeki boş duruşu okuyabiliyordu. “Cem, özgürlüğü sadece seni korumaya almakla değil; Sevgilini ve onun seçimlerini de koruyarak ifade etmeni gerektiriyor,” dedi, kararlılığı ve cesaretiyle Cem’e meydan okuyarak.
Elif, Cem’in oldukça derin bir ruhsal etkiden geçtiğini düşünmeye başladı. “Beni kontrol edemezsin, Cem,” diyerek cesaret bulmaya çalıştı. “Ben bir insanım, duygularım var, seçimlerim var. Senin baskından uzaklaşmam gerekiyor.”
Cem gözlerini Elif’in gözlerinden ayırmadan, hafifçe gülümsedi. O an içinde başlıyor gibi hissedebileceğine inandı fakat hala korkuları onu çok uzakta tutuyordu. “Ama ben de seni çok seviyorum,” dedi Cem, içindeki çaresizlikle tekrar Elif’e dönerken, karşılaştığı duyguların açığa çıkmasına medeniyetini yönetti. “Sevgi tutkudur; ama onun denetimi olmadan.”
Elif, Cem’in karşısında otururken, kafasını sağa sola çevirdi. Vücudundaki baskılar bir anda büyüyüp üzerine yıkılırken, hayatın ritmi ona farklı bir tat vermeye başladı. Konuştukça, içsel benliğinde bir şeylerin değişeceğini hissetmişti. Kalbindeki boşluğu tatmin etmişti ama Cem’in geçici olarak verdiği yanıltıcı ilişkiler yüzünden endişeli hissediyordu.
Elif, Cem’in gözlerinde kaybolmaya yüz tutmuş bir geleceği sezinlemeye başladı. Ama Zeynep’in sesine içten bir haklılık hissi gelmişti.
Cem, odanın atmosferini kasvetle doldurarak belirsizlik yaratan bir ifade ile Elif'e doğru döndü. “Artık gitme vaktiniz geldi. Misafirliğin kısası makbuldür,” dedi, sesi soğuk ve katı bir tensil taşıyarak. Zeynep’in ve Ali’nin yüzündeki ifadeler, şok ve öfke ile dolup taştı. Elif her an, içinde yükselen duygularla geri çekiliyordu, ama Cem’in sert tavrı onu fazlasıyla tedirgin ediyordu.
Zeynep, Cem’in umursamaz yaklaşımına dayanamayarak içindeki öfkeyi savaştırmaya karar verdi. “Cem, bu ne biçim davranış!? Elif’in hislerini hiçe sayamazsın,” diyerek sesini yükseltti. Zeynep içindeki cesareti toplarken, Ali de aniden araya girdi. “Elif, burada kalmak istemiyor gibi görünüyor,” dedi. “Başka birinin üzerindeki bu duruma, niye bu kadar riyakâr davranıyorsun?”
Elif, Zeynep’in ve Ali’nin yanında dururken, kalbindeki duygu dalgalanmasını hissetti. Arkadaşlarının yanında olmanın gücü bir nebze içini ferahlatmıştı ama Cem’in araya girmesiyle yeniden korkusuyla yüzleşmek zorunda kaldı. Onların yanında sımsıkı sarıldığını gördüğünde, biraz daha cesaret topladı.
Ancak, Cem bu durumu göz ardı etti. “Burada kalmanızı istemiyorum. Yalan söylediğinizi düşünmeye başlıyorum,” dedi, soğuk bakışlarıyla Zeynep’in ve Ali’nin yanına gelmesine izin vermedi. Cem’in kazanma hırsı daha belirgin bir şekilde açığa çıkıyordu.
Zeynep ve Ali, Cem'in cümlelerinden sersemlenmiş halde bir o tarafa bir bu tarafa dönüp bakarak Elif’e yaklaştı. “Gel, Elif,” dedi Zeynep, duygusal dengesini koruyarak..
Cem, Elif’in yanına yaklaştığında hızla kolunu tuttu ve onu geri çekerek “Beni dinle, Elif! Onlar buraya uygun değil!” dedi,
Elif, Cem’in soğuk parmaklarının omzuna dolanmasını hissettiğinde, içindeki korkunun tekrar yükseldiği süre içinde hissetmeye başladı.
Ali ve Zeynep buna daha fazla sessiz kalmak istemiyordu.
Cem’in Elif’in kolunu sıkıca tutması, durumu daha karmaşık hale getirdi. “Zeynep, Ali! Elif’in nereye gideceğini söylemeyin. Onunla geçmişiniz beni sinir ediyor,”
Elif, iki farklı güç arasında kalmış gibi birer lokma hissetmeye başladı. Cem’in tavrı, onu parçalıyormuş gibi hissetmesine sebep oluyordu.
Zeynep ve Ali, Elif’in gözlerindeki anlaşılması zor duyguları sezinleyerek, hafif bir vicdan azabı hissettiler. “Cem, senin bu şiddetin Elif’i kaybetmene yol açacak,” dedi Ali, Elif’in elini tutulmuş bir eşya gibi görmekten utanç duyarken. Ama Cem, Elif’in gözlerinin derinliklerinde kaybolmaya başlarken, onu iyice boşluğa çekmek istemedi.
Arkadaşları gittiği anda, odanın havası aniden ağırlaştı. Cem, bir an için Elif’in üzerine yoğunlaşarak hafif bir gülümsemeyle, “Başbaşa kaldığımıza sevindim. Seni bir yere götüreceğim; sürpriz,” dedi. Kendisine güven veren bir tonla konuştu ama sözlerinde dolaylı bir tehdit saklıydı.
Elif, Cem’in elinin hala kolunu tuttuğunu hissederek içinde bir huzursuzluk dalgası hissetti. “Nereye gideceğiz?” diye sordu, dili zorlanıyormuş gibi yanıt vermekte zorlanarak. Ama Cem’in yüzündeki gülümseme ona bir süre kesinlikle umut vermedi.
Cem, Elif’i ormanlık bir araziye doğru yönlendirdi. Yol boyunca, sık ağaçların ve çalılıklardan belirip kaybolan dar bir patikadan yürüyorlardı. Yeşilliklerin içindeki sükunet, ağaçların yapraklarının hışırtısı ve kuşların cıvıltısı, Elif’in zihninde karmaşayı artırabilirdi. Ama içindeki uçurum, Cem’in artan kontrolünü hissettiğinde derinleşecek gibi karanlık bir hava bıraktı.
Elif, yolda yürürken yorgun düşmeye başladı. Sabahdan beri yaşadığı gerilim ve duygusal çalkantı, üzerindeki ağırlığı artırmıştı. Gözleri giderek kapanırken, zihni de ağrı içinde kaybolmaya başladı. İçindeki huzursuzluğu susturmanın bir yolunu bulamayan Elif, aniden adımlarını hızlandırmakta zorlandı.
Cem, onun ne kadar yorgun olduğunu gördüğünde, bir an yavaşladı ama peşinden sürüklemeye devam etti. “Saçından, Sürüklememi istemiyorsan hızlı ol. İlerdeki gölün çevresinde dinleneceğiz. Ama sadece bir süreliğine," dedi Cem, sesi hala tatlı ama içindeki baskının can sıkıcılığıyla birlikte.
Yaklaşık on beş dakika kadar yürüdükten sonra, Cem bir dağ evine ulaştı. Küçük, ahşap bir yapıydı; dışarıdan bakıldığında huzur verici görünüyordu ama Elif, koca ağaçların ulaşılması zor bir ortamda olan bu dağ evinde ne saklandığını bilemiyordu. Cem kapıyı açarak, içeriye yönelip Elif’e içeri girmesi için işaret etti.
Elif, bu durumda kendini tedirgin hissetti; ama bedeninin ağırlığı ve üzerinde biriken yorgunluk, onun iradesini zorlayarak hareket etmesine neden oldu.
Cem, Elif’in bedeninin daha da ağırlaştığını ve yavaşça uykuya daldığını fark ettiğinde, bir gülümseme beliriverdi yüzünde. Onun tatlı yüzündeki huzuru görmekteydi. Cem’in yüzünde karmaşık bir ifade belirdi. İçinde bulunduğu ikilem, kahve rengi ve asfalt grişi gibi iç içe geçmiş bir alanda birbirine dolanıyordu. “Ne kadar da savunmasızsın,” diye düşündü, ince sesindeki yanıltıcı düşünceler ondan zamanla gerilere itiyordu.
Küçük dağ evinin kapısını kapatırken, Elif’in önünde kurduğu hayalleri bir anda harekete geçirdi. Cem, Elif’in koltukta uyuduğunu görünce de düşüncelerinde eline geçen bu anlık avantajın tadını çıkarmaya koyuldu.
Gözleriyle Elif’in pozisyonunu izleyerek, arada geçen süre birkaç dakika içerisinde zihninde tekrar çeviriyor ve o sese hâkim olup ona gelen her şeyi karşılayıp karşılayamacağını sorguluyordu. Karanlık, bu dağ evinin içini sarıp yönetmeye devam ederken, Elif’in sessiz ruhunu biraz mağdur, biraz huzurlu bıraktı.