5. Bölüm

2802 Kelimeler
Songül ofisin kapısında yere çökmüş bir şekilde oturan kardeşini görünce duraksamıştı.Onun neden geldiğini anlayamasa da ağır adımlarla Defne'ye doğru yaklaşmaya başladı. Defne ablasını görünce bakışlarını ona sabitleyerek ağır bir şekilde ayağa kalmıştı. Songül ona bakmamaya özen gösteriyordu. Defne'nin yanından geçip kapıya anahtarı sokuyordu ki genç kız kardeşinin sesi ile duraksamıştı. "Artık yüzüme bakmaya tahammül edemiyorsun değil mi?" Songül gelen sorunun şaşkınlığıyla kardeşine dönmüştü. Neredeyse ağlamak üzere olan kardeşi genç kızı şaşırtmıştı. Her zaman başı dik olan kardeşi karşısında ağlamak üzereydi. Bunda bir yanlışlık var diye düşünmeden edemeyen genç kız "Burada ne işin var Defne?" diye sormadan edemedi. Defne yutkunarak ona bakarken Songül kapıyı açmıştı. Dışarısı parlayan güneşe rağmen oldukça soğuktu. Bu aptal kız bu soğukta nasıl beklemeye cesaret ederdi? Kapıyı açık bırakarak ofise giren genç kız, kardeşine bir teklifte bulunmamıştı. Defne arkasından üzgün gözlerle bakarken içeri girip girmemekte kararsız kalmıştı. Sonunda dayanamayarak ablasının peşinden ofise giren Defne, Songül'ü üzerini çıkararak masasına doğru yürürken görmüştü. Genç kız arkasına bakmasa da Defne'nin içeri girdiğini anlayarak hafif gülümsemiş ama ona yüzünü çevirmeden önce yüzündeki gülümsemeyi yok etmişti. "Bana neden geldiğini söylemedin?" Songül'ün sesi oldukça soğuk çıkmıştı. Bu başarısı için kendisini tebrik eden genç kız Defne'nin beş yaşındaki hali gibi burnunu çekmesine neredeyse kahkaha atacaktı. "Ben... Ben teşekkür etmek istedim!" Songül onun gözlerine odaklanmıştı. Samimi olup olmadığına karar vermek için dikkatle kardeşinin yüzüne bakan genç kız başını iki yana sallayarak masasının arkasına geçip sandalyesine oturmuştu. Onun teşekkürüne karşılık hiçbirşey söylemeyen genç kız konuşmasına devam etmesini bekliyordu. Defne tedirgindi. Ablasının onu affetmesini hemen beklemiyordu. En azından bunun için çabalayabilirdi. O kendisini affedecekti ki Defne içindeki pişmanlığı az da olsa giderebilsin. Bunun için herşeyi yapabileceğini hissediyordu. Eli istem dışı karnına giderken, bebeğinden güç almaya çalışıyordu. Songül onun hareketine dikkat edince farketmeden "İyi misin? Şey... Yani bebek!" Genç kız sorduğu soruya hemen pişman olsa da masum bir canlının zarar görmesini asla istemezdi. Üstelik o masum kendi yeğeni olacaktı. Düşünceleri ile ürperen Songül hemen toparlanarak ayağa kalkmıştı. Songül pencerenin kenarına giderken, Defne az önceki sorunun şaşkınlığını üzerinden atarak "İyi, senin sayende. Bunun için sana her zaman borçlu kalacağım." "Bana borçlu falan değilsin, ben yapmam gerekeni yaptım!" Defne onun görmediğini bile bile itiraz eder gibi başını sallamıştı. "Buna mecbur değildin. Senin yerinde ben olsaydım senin yaptığını yapabilirmiydim bilmiyorum. Senin hayatını mahfettim!" Songül onun son sözü ile hızla arkasına dönmüştü. Gözlerini kısarak kardeşine bakıyordu. "Bu söylediklerinde samimiysen en azından mutlu olmalısın! Benim hayatımı mahfettiğini düşünüyorsan Kenan ve çocuğunla mutlu olmaya bak. En azından bunu başarabilisin sanırım!" "Bunu yapamam, Kenan'ı hayatımda istemiyorum. O da beni istemiyor, Çocuk için benimle!" Songül kardeşinin sözleriyle ürpermişti. Dişlerini sıkarak "Ne yani, bunca olaydan sonra çocuğunuzu mutsuz bir ailede mi büyüteceksiniz? Ailen gibi bencil olmayı düşünüyorsun galiba. Çocuğun mutsuz olabileceğini bile bile bu haltı yediniz öyle mi?" Songül'ün yüksek çıkan sesi ile Defne bir adım geri gitmişti. İkisininde sinirleri iyice yıpranmıştı. "Bunu yapamam, ona baktıkça yaptığım büyük aptallık aklıma geliyor. Kendimden nefret etmeme neden oluyor!" Songül iyice köpürmek üzereydi. "Bu kadar yeter. Madem ona aile sıcaklığını veremeyecektin ne diye doğurmaya kalkıyorsun!" Defne ablasının sözleriyle dehşete düşerek kollarını karnına sarmıştı. Bebeğini korumaya çalışıyordu. Şu ana kadar gerçekten sahip olmak istediği tek şey bu bebekti. Tüm sevgisini ona verecekti. Onu dünyaya getirmemeyi düşünemezdi bile. "Ona benim sevgim yeter!" dedi kısık bir sesle. "Palavra sıkma Defne, Sen de biliyorsun ki tek başına çocuk büyütmek kolay olmayacak. Ayrıca sürekli aptalmışsın gibi davranma. Zeki olduğunu en az benim kadar sende biliyorsun. İşin kolayına kaçmayı bırak ve iyice düşün. Ailesi ayrı olan çocukların ne kadar zorluk çekeceğini asla bilemezsin!" Songül'ün sesi gittikse daha da soğuk çıkıyordu. Başına müthiş bir ağrı saplanmıştı. Defne ne diyeceğini bilemiyordu. Suskun kalan genç kız ablasının "Benim işim var, teşekkürünü ettiysen gidebilirsin!" dedi. Defne yutkunarak başını sallamıştı. "Teşekkür ederim!" diyerek hızla oradan ayrılmıştı. Onun çıkmasıyla ne zamandır tuttuğu nefesini salan genç kız koltuğuna çökerek başını iki elinin arasına aldı. Sanki tüm dünyası boşalmış gibiydi. Defne'nin sözlerine sinirlenmişti. Kendi hayatı bu kadar ucuz değildi. Bir bebeğin hayatını da oyunmuş gibi göremezdi. Az önce ona söylediklerine inanamıyordu. Neden karışmıştı sanki onun işine? İçi sıkılıyordu ve bildiği tek yöntem, keman çalarak sıkıntısını atmak istedi. Eline aldığı kemanının tellerinden tüm ruhhalini yansıtan hüzünlü notalar dışa çıkarken kapı ardından onu şaşkınlıkla dinleyenden bir haberdi. Defne unuttuğu çantasını almak için ofise geri geldiğinde ablasının keman çalışını duyunca şaşkına dönmüştü. Onun keman çalabildiğini bilmiyordu. Üstelik çaldığı parçaya o kadar içlenmişti ki yanağından aşağıya akan yaşlara engel olamamıştı. Melodi öyle hüzünlüydü ki ağlamamak elde değildi. Ablasına bunu kendisi yapmıştı. Elini karnına koyarak başını duvara yaslamıştı. Son anda aklına gelerek telefonunu çıkarıp sesi kayıt eden genç kadın, bu melodiyi asla unutmak istemiyordu. Songül de ondan farksız değildi. Yanağından akan yaşı silmeye gerek bile duymuyordu. Son notaları çalarken Defne çantasını almaktan vazgeçerek hızla oradan ayrılmıştı. Gözünün yaşından etrafı zor görn Defne hızlı hızlı yürümeye devam ediyordu. Songül derin bir iç çekerek işlerinin başına geçerken Can evin salonunda tek başına oturmaya devam ediyordu. Ev ne kadar da sessizdi böyle. Songül gidince Sanem de eski odasına geçmiş, yine görünmezliği oynamaya başlamıştı. Genç kadında odasına sıkılmaya başlamıştı. Cesaret edip dışarı çıkamıyordu. Soner ise işlerini bitirmiş evine doğru giderken son anda vazgeçerek Songül'ün ofisine doğru arabayı çevirtmişti şoförüne. Ofisin ışıkları hala yanıyordu. Şoföre taksi parası vererek evine yollayan genç adam, ağır adımlarla Songül'ün ofisine giriş yapmıştı. Bir süre onu çalışırken izleyen Soner, neden buraya geldiğini düşünmeden edememişti. Songül hiç ses yapmamasına rağmen onu hissetmişti. Başını dahi kaldırmadan "Daha ne kadar süre orada dikeleceksin?" diye sordu. Onun sorusu ile toparlanan adam şaşırmıştı. "İşini bitirmeni bekliyordum!" Songül başını hafif bir şekilde kaldırmıştı. "Benim işim kolay bitmez, ne istiyorsan söyle ve git!" Soner onun sözleri ile dişlerinii sıksa da öfkesini bastırmayı başarmıştı. Bu kız bir anda onu sinirlendirebiliyordu. "Yemek yeriz diye düşünmüştüm aslında!" Songül ona tek kaşını kaldırarak alaycı bir bakış atmıştı. "Bunu hangi sıfatla düşünebildiniz acaba? Sizinle yemek yemek isteyebileceğimi düşündüren şeyi merak ettim doğrusu!" "Beni yanlış anladınız mesela, bana özür dilemek için yemek ısmarlayabileceğini düşündüm!" Songül neredeyse kahkaha atacaktı ama kendisini tutmayı başarmıştı. "Bakın, etrafımda dolaşmanızdan hoşlanmıyorum. Babamla ilgili konulara beni alet etmezseniz sevinirim. Onunla ne alıp veremediğin var bilmiyorum ama yanlış çocuk üzerine oynuyorsun!" Soner pes etmeye niyeti olmadığını anlaması için Songül'ün masasına yaklaşarak yandaki misafir koltuğuna kurulmuştu. "İşinizin bitmesini beklerim, tabi o zamana kadar açlıktan ölmezsem!" Songül dişleriini sıkarak "Benden ne istiyorsunuz?" Soner hafif gülümseyince genç kadın bakışlarını kaçırmıştı. Ona bakmak istemiyordu. Yanağındakier gamze miydi öyle? Genç kadın düşüncelerini yok etme için hızla başını sallamıştı. "Sizi tanımıyorum, benimle uğraşmaktan vazgeçin lütfen. Hayatıma yeni birini sokmaya niyetim yok, özellikle bir erkeği!" Songül'ün sözlerine duraksayan genç adam ona ulaşmanın bir yolunu bulmaya çalışıyordu. Bu kızın yakınında olmak için herşeyi yapacaktı. Ona cevap vermeyen Soner bakışlarını ellerine çevirerek parmaklarıyla oynamaya başlamıştı. Songül sanki başkasıyla konuşuyormuş gibi hissetti. Biz süre oluşan sessizliği çalan telefon zil sesi bozmuştu. Soner gelen telefona bakarak yüzünü ekşitmişti. Songül onun tedirgin olduğunu fark edince onu dinlemeye başladı. Genç adam Songül'ün anlamaması için, ana dili gibi İspanyolca konuşmaya başlayınca Songül dehşete düşmüştü. Onun her sözü ile genç kadının yüzü biraz daha soluyordu. Sonunda dayanamayan genç kız hızla yerinden kalkarak pencereye doğru gitti. Soner onun arkası dönük olduğundan yüzünün nasıl yandığını görememişti. Derin nefes alan genç kız fark ettiği şeyle nasıl baş edeceğini düşünmeden edememişti. Soner telefon konuşmasını bitirdiğinde arkası dönük Songül'ün kesik kesik nefes alışını duymuştu. "Bir sorun mu var?" Songül dehşete düşmüş bir şekilde arkasını dönerken Soner de onun ifadesiyle yutkunmadan edememişti. Bu kız ispanyolca biliyor olabilirmiydi. Buna olanak yoktu. İngilizce ve Almanca biliyordu ama İspanyolca bildiği dosyasında yazmıyordu. Gerilen sinirlerine nazaran "Eee yemeğe gidelim mi?" diye sorunca genç kız hiç düşünmeden "Evet" dedi. Onun cevabına ilk önce şaşıran Soner mutlu olmuştu. Songül ile yemek yemeye gidecek ve onun hakkında birşeyler öğrenecekti. Ama asıl gafil avlanan kendisi olacaktı! ****************** 12. BÖLÜM Önündeki yemeğe hiç dokunmayan genç kız kaşığıyla çorbasını karıştırmaya devam ediyordu. Aklı karma karışıktı. Soner karşısında oturan Songül’ün dalgınlığının nedenini düşünürken onu izlemeye başladığının farkında bile değildi. Küçük burnu yüzünde takma gibi duruyordu. Kaşlarının siyahlığı ise göz alıcı bir şekilde parlıyordu sanki. Genç adam onun yüzünün her ayrıntısını ezberlemeye çalışıyormuş gibi incelemeye aldığında Songül başını kaldırarak karşısında ki adama bakmıştı. Bir şeyler dönüyordu ve Songül bu belirsizlikten iyice bunalmıştı. “Yemeği beğenmedin galiba?” genç adamın sorusu ile dalgınlığından çıkan genç kız bakışlarını kısarak Soner’e bakmaya devam etmişti. “Benden ne istiyorsun?” Soner onun sorusuna içinden ‘Seni!’ diye cevap verirken dehşete düşmüş bir şekilde yutkunmuştu. Telaşe ile kekelediğinin farkında bile değildi. “Sadece arkadaş olmak. O gece sana kabalık ettim sanırım?” Songül ona şüpheyle bakmaya devam ediyordu. “Arkadaşa ihtiyacım yok, yeterince arkadaşım var benim!” Genç kız yeniden elinde kaşığı yemeğini karıştırmaya başlamıştı. Soner dişlerini sıkarak ona nasıl yaklaşacağının planlarını yapıyordu. Üstelik canı gelen telefona çok sıkılmıştı. Planlarına kesinlikle bu kızı alet etmeyecekti. Murat Bey’i kendi pisliği ile boğacak ama bunu yaparken Songül’e zarar gelmesini engelleyecekti. Bunu nasıl yapacağını bilmiyordu ama buna kararlıydı. Onlar sessizce yemeğini yemeye devam ederken aynı sessizlikle evinde sıkılan başka biri daha vardı. Can iyice bunalmıştı. Spor kıyafetlerini giyerek büyük spor salonuna geçtiğinde aklı karma karışıktı. İlk kez kendisini yalnız hissetmişti. Bu duygudan hiç hoşlanmayan genç adam yemek yerken bile zevk almadığını fark ettiği için aceleyle masasından kalkıp spor yapmaya başlamıştı. Derince iç çekerken keskin kulakları duyduğu sesle hızla sesin geldiği tarafa yönelmişti. Sanem parmak ucunda yürümesine rağmen ses yaptığının farkında bile değildi. O de genç adamdan farksız değildi. Acele ile işlerini yaparken yemek yemeye fırsat bulamamış, şimdi de açlıktan bir türlü uyuyamadığı için sessizce mutfağa yönelmişti. Arkasında ki adamın kendisini izlediğinden habersiz kedi gibi sessiz bir şekilde dolaba yaklaştığında neredeyse sevinçten kızıl dereli dansı yapacaktı. Eli ağzında sevinç nidalarını sessizce atarken Can onu şaşkınlıkla izliyordu. Kahkaha atmamak için kendisini zor tutarken onun ne yapmaya çalıştığını anladığında sadece gülümsemekle yetinmişti. Kapıdan içeriye yeni girer gibi yaparak havlusunu terli yüzüne sürerek “Açıktım!” dedi. Sanem daha yeni ağzına götürdüğü sandviçi ağzında şaşkın bir şekilde Can’a bakmıştı. Onun dolabın kapağını açtığını görünce neredeyse yutamadığı lokmasıyla boğulacaktı. Telaşlanmıştı. Bu saatlerde onun ortalıkta olmasına kesinlikle kızacaktı. İçinden kendisine saydırmaya başlamıştı. “Az daha tutamadın dimi ağzını, pisboğaz ne olacak yakalandın şimdi!” diye kendisini azarlarken Can onun kendisine dalgın bir şekilde bakarak başını garip bir şekilde sallamasını izliyordu. Bu kız çok garipti. Düşünceleriyle kavga ettiği o kadar belliydi ki Can’ın “Bana da hazırlar mısın?” sorusunu çok sonradan fark etmişti. Can tek kaşını kaldırarak ona bakınca genç kız hızlı davranmaya çalışarak ona da sandviç yapmış ve mutfaktan hiçbir şey söylemeden çıkmak istemişti. Kapıya kadar giden genç kız Can’ın “Nereye?” sorusu ile duraksamıştı. Yutkunan Sanem en kötüsünü beklerken onun “Geç otur, yalnız yemek istemiyorum. Sanırım Songül’ün yokluğunu kolay atlatamayacağım!” dediğinde Sanem dişlerini sıkarak ona bakmıştı. Songül’ü sevmesine rağmen neden onun yerine konulmak istendiğini anlamıyor ve buna öfkeleniyordu. İçinde tarif olunmaz bir his peydah olmuştu. Can arada bakışlarını genç kıza çevirirken onun sessiz kalışı canını sıkmaya başlamıştı. Sanki Songül ile gevezelik yapan bu kız değildi. Defne eve gidene kadar düşünmüştü. Ablasının keman çalışını, ona söylediği sözleri… her şeyi düşünmeye çalışmıştı. Evin kapısından içeriye girdiğinde ise aklı başına gelmiş gibi ne yapacağına karar vermişti. Odasına çıkarak dinlenmek isteyen genç kız kapısının tıklatılmadan açılmasıyla bakışlarını gelen kişiye dikmişti. Annesi endişeli bir şekilde kızına yaklaşıp yatağının kenarına oturmuştu. “Bu gün nereye gittin Defne?” genç kız annesinin sorusu ile duraksamıştı. Sakin bir şekilde bakışlarını kaçırarak yeniden başını yastığına koyarken “Biraz dolaştım!” dedi. Annesi onun sözleri ile öfkelenmişti. “Songül’ün ofisinde senin ne işin vardı? Hala neden ablanın yanına gidiyorsun! Onun seni görmek istediğini mi sanıyorsun?” genç kız annesinin sözleri ile dişlerini sıkmıştı. O an karar verdiği şeyde ne kadar isabetli olduğunu fark etmişti. “Anne yorgunum ve uyumak istiyorum. Kenan gelince beni uyandırın!” dediğinde genç kızın sözleri annesini iyice endişelendirmişti. Kızı Kenan’dan boşanmak istiyor olabilir miydi? Evlendiklerinden beri kocası ile doğru düzgün konuşmadığının en yakın şahidiydi. “Kenan’la ne konuşacaksın sen?” Annesinin sorusunu yanıtsız bırakan genç kız yorganını başına çekerek konuşmak istemediğini belli etmişti. Kaç aydır ilk kez yatakta uyuyan karısına bu kadar dikkatli bakıyordu. Yatağında bu kadar huzurlu uyuması genç adamı öfkelendirse de gittikçe büyüyen karnına bakınca öfkesi kızgınlığa dönüşüyordu. Nasıl yaptığını hala anlamış değildi. Defne’ye karşı hiç çekim hissetmezken nasıl olmuştu da onunla bu noktaya kadar gelebilmişti. İçinde farklı bir dürtü vardı. Elini uzatıp genç kadının karnına dokunmak istiyordu. Belki de bu şekilde gerçekten hayatının değiştiğini anlayacaktı. Elini uzattığı an Defne’nin kıpırdayışı ile hızla elini çekip yataktan uzaklaşmıştı. Onun hala kendisine yaklaşmasına izin vermeyişi içini sıksa da bu durum ikisi içinde en iyi olandı. Defne gözlerini açınca sırtı dönük olan kocasını görmüştü. “Ne zaman geldin?” Kenan onun sorusuyla şaşırıp bakışlarını karısına çevirmişti. Defne kendi isteğiyle onunla konuşmazdı. Ne değişmişti acaba? “Az önce!” Genç kız yatağında doğrularak bakışlarını Kenan’a sabitlemişti. “Konuşmamız gerek!” Kenan sessizce ona bakıyordu. Defne bakışlarını kaçırarak konuşmasını sürdürmüştü. Yaptığı şey hiç kolay değildi. Onunla aynı ortamda olmak genç kadını geriyordu. “bu evden taşınmak istiyorum!” Kenan onun sözleri ile şok olmuştu. Defne’nin böyle bir şey isteyeceği aklının ucundan bile geçmezdi. Prenses sarayını terk etmek istiyordu. Yanlış duymuş olmalıydı. Onun bakışlarında ki manayı anlayan genç kadın öfkelenmeye başlamıştı. Yine de kendisine hakim olmayı başararak “En kısa sürede bir ev bulmanı istiyorum. Bu evden ayrılacağız. Madem benimle evlendin, o zaman bana sen bakmak zorundasın! Kızıma daha iyi bir ortam sağlamak istiyorum!” Kenan onun her bir sözü ile daha da çok şaşırıyordu. Onun evden ayrılmak isteyişini, dahası kendisi ile ayrılmak isteyebileceğini düşünemezdi bile. “Bunu istediğine emin misin? Eğer buradan ayrılırsak alışık olduğun lüks hayatı unutacaksın, sadece benim gelirim ile geçinebilecek misin? Senin gibi her istediğini elde eden bir kadın, aza kanaat edebilecek mi?” Defne iyice sinirlenmeye başlamıştı. Öfkeyle yataktan kalkarak Kenan’ın karşısına dikilmişti. Elini sertçe genç adamın göğsüne vurmaya başlayarak “Sana ne istediğimi söyledim. Beni sorgulamaya kalkacağına bir an önce ev bul. Ne olduğu umurumda değil. Seninle evlenmek aklının ucundan bile geçmezdi ama ne yazık ki sana muhtaç durumdayız. Çocuğumun babasız büyümesine izin veremem. Bu kişi sen olsan bile!” Kenan da son söze öfkelenmişti. “Bu duygular karşılıklı. Ben de doğacak çocuğumun senden olmasını asla istemezdim. Ama dediğin gibi bu çocuk için her şeyi yapmaya hazırım. Annesi senin gibi biri olsa bile!” Defne sözlerin ağırlığıyla ezilmeye başlasa da başını dik tutmak için dudağının içini ısırmaya başlamıştı. Gözleri dolu dolu olmuş ama inatla gözyaşlarını içinde tutmayı başarmıştı. Kenan o gözlerde biriken yaşı fark etse de elinden bir şey gelmiyordu. Öfkeyle arkasını dönerek kapıya yönelmişti. “Yarın bakmaya başlarım sana göre bir yer!” dediğinde Defne dişlerini sıkarak “Ban göre bir yer değil, düzgün bir yer bakmayı dene! Bana göre bir yer bakmak senin bünyeye ağır gelir!” genç kız sözlerini bilerek ağırlaştırmıştı. Kendisini incittiği için onu incitmek istemişti. Kenan kapıyı sert bir şekilde çarparak odadan çıkarken Defne yatağına çökerek ağlamaya başlamıştı. Songül evine doğru giderken Soner onu takip etmeye başlamıştı. Yemekten sonra genç adama istediği gibi onunla çıktığını ama eve yalnız dönmek istediğini söylemişti. Soner başta itiraz etmek istese de son anda bundan vazgeçerek kararına saygı duymuştu. Ofisten içeriye girerken ise Soner onun evi yerine ofise gelmiş olmasına içten içe öfkelenmişti. Onun iş kolik olduğunu daha önce fark edemediğini düşünürken aslında evinin ofisin üst katında olduğunu nereden bilebilirdi ki? Genç kız ofisin kapısını içeriden kilitleyerek küçük dairesine geçmişti. Aklı karmakarışıktı. İspanyolcayı anlamıştı. Ama bu nasıl olabilirdi. Daha önce hiç İspanyolca öğrenmemişti. Değil kursuna gitmek, televizyonda bile izlememişti. Yurtdışına ise hiç çıkamamıştı. Bir yanlışlık olmalıydı. İspanyolcayı anlayabilmesinin hiçbir makul yanı yoktu. Dişlerini sıkarak kanepesine uzanmıştı. Soner’in sözleri hala kulaklarındaydı. Bu adam babasını bitirmekte kararlıydı. Tek tesellisi ise bunun içinde kendisinin olmasına izin vermeyeceğiydi. En azından savaşını dürüstçe sürdürecekti. Yüzüne hafif bir gülümseme vardı ve bu gülümsemeyi fark ettiğinde kendi kendisine kızmaya başlamıştı. “Adam babanı bitirmeye çalışıyor sen gülümsüyorsun!” dedi kendi kendine. İç sesi ile “Boş ver, seni düşünmeyeni sen niye düşünüyorsun?” diye sordu. Genç kız kendi düşünceleriyle boğuşurken aklına Defne gelmişti. Defne’nin bebeğini nasıl benimsemiş olduğunu fark etmemesine olanak yoktu. İçinde bir özlem oluşmuştu. Kendisinin de çocuğu olmasını o kadar çok isterdi ki? Ama buna imkan yoktu. Hayatında hiçbir erkek istemiyordu. Onlardan uzak duracaktı belki ilerde evlat edinirdi. Kendi düşüncesine kızarken üzüntüsünü kalbinin en derininde hissetmişti. Asla anne olma şansı olmayacaktı! Yanağından yaş akarken hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu. “Her zaman yalnız kalacaksın!” dedi karşısında ki aynadaki yansımasına. “Sen her zaman yalnız kalacaksın! Bir ailen olmayacak!” dediğinde ise aklına gelen şeyle dehşete düşmüş gibi yerinden fırlamıştı. “Bunu yapabilir miyim? Ama hayır… Asla olmaz… Bunu yapamam. Ne olur yaparsam ki? Ama buna bir çare bulmam gerek. Hayatımda bir erkek istemediğim bir çocuğumun olmayacağı anlamına gelmez. Kesinlikle anne olacağım!” diye söylenirken içinde garip bir rahatlama oluşmuştu. Derin bir gülümseme ile elini karnına götürürken aklına gelen şeyle tüm kanı çekilmişçesine yüzü beyaza kesmişti. Yok canım daha neler? Çocuğunun babasının kim olmasını istediğine karar vermek hiçte zor olmamıştı. Bu fikir genç kızı dehşete düşürse de aklına koyduğu şeyi yapacaktı. Sonuçları umurunda bile değildi! Tek bir şey dışında… *****************************
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE