Can ofis kapısının kapalı olduğunu görünce iyice endişelenmişti. Geri döneceği sırada aklına Songül'ün ona verdiği anahtar gelmiş ve anahtarı almak için arabasına yönelmişti. O sırada gözüne takılan bir araba dikkatini çekerken arabadaki adamın ofisi gözetlediğini fark edince sinirden dişlerini sıkmaya başlamıştı. Ona göre bunu yapabilecek tek kişi vardı o da Songül'ün babası Murat beydi.
Arabadaki adamı şimdilik görmezden gelerek anahtarı alıp ofisin kapısını açmış ve arkasından kilitlemişti. Songül'ün dairesinin kapısına geldiğinde ise tek dileği aradığı kişinin evde olmasıydı. Kapıyı tıklatırken içeriden ses gelmemesi genç adamı hayal kırıklığına uğratsa da bir kaç kez daha tıklattığı kapının yanından ayrılmamıştı. Telefonunu çıkararak yeniden genç kızı ararken evin içinden gelen telefon zil sesiyle endişelenerek yeniden kapıya vurmaya başlamış ama bu kez daha sertti. İyice sabırsızlanan genç adam "Songül, içerideysen aç şu lanet kapıyı," diye seslenirken diğer yandan da kapıya sert sert yumruk atıyordu.
Songül kapıdan gelen sesle yerinden hafif doğrulurken başında müthiş bir ağrı vardı. Hala yumruklama kapıya ağır adımlarla yaklaşmış ama sanki biri ayağının altından zemini almış gibi yere kapaklanmıştı boğuk bir sesle "Can!" diye seslenirken bu genç kızın o an söylediği tek şey olmuştu.
İçeriden gelen ses ile daha fazla dayanamayan genç adam olağanca gücü ile kapıya dayanmıştı. Bir kaç denemenin ardından kapıyı açmayı başaran Can, yerde yatan genç kızı görünce endişeli bir şekilde yanına koşmuş ve başını kucağına alarak ona seslenmeye başlamıştı.
"Songül, aç gözlerini... Hey ne oldu sana böyle aç şu gözlerini. Beni korkutma güzelim hadi aç gözlerini!" diye ona seslenirken elini yüzünde dolaştırmaya başlamıştı. Genç kız ateşler içinde yanıyordu.
İyice korkan Can, Songül'ü kucağına alarak aceleyle arabasına taşımaya başlamıştı. Bir yandan onu ayıltmaya çalışırken diğer taraftan da arabanın direksiyonuna geçiyordu. Az önceki araba hala yerinde dursa da şuanda önemli olan Songül'dü. Arabayı son sürat hastaneye doğru sürerken Can arkasında ki arabayı fark etmemişti. Hastanenin acil bölümünden içeriye kollarında Songül ile birlikte girerken delirmiş gibiydi. Genç adam hayatında kaybetme korkusunu tam yüreğinde hissediyordu acı bir şekilde "Geldik canım, birazdan iyi olacaksın!" diye Songül'e konuşurken genç kız hiç tepki vermiyordu. Zayıf bedeni artık sinyaller vermeye başlamıştı. Yaşadıklarının yanında son olanlar da eklenince genç kızın bedeni iflas bayrağını çekmişti.
Songül acil müdahale odasına alınırken Can geride kalmak zorunda kalmıştı. Yaklaşık yarım saat sonra odaya alınan Songül'ün başında beklerken, susmayan telefonunu sinirle duvara fırlatıp kırmıştı. Tam da bu sırada gözlerini aralayan genç kız acı bir şekilde yutkunarak "O sana lazım değil mi, bu yaptığın çok ayıp!" dediğinde Can heyecanla onun yanına giderek ellerini tutmuştu.
"Ah uyandın sonunda, beni çok korkuttun! Bunun hesabını sana soracağım. Madem kendine bakamayacaksın ne diye tek başına yaşamaya kalkarsın be!" Can o kadar öfkeliydi ki canı yanıyordu. Onu bulamasaydı genç kız havale geçirebilirdi. Songül gülümseyerek genç adama bakmıştı. "Sanırım bu kez kendimi çok zorladım." Can doğrularak genç kıza yaklaşmış ve alnına masum bir öpücük kondurmuştu. "Sana bir şey olacak diye çok korktum!" Songül ona gülümserken genç adamın gerçekten korktuğunu gözlerinden görebiliyordu. Ona minnettardı. Arasa onun gibi bir abi bulamazdı. Yutkunarak ona bir şeyler söylemek istemiş ama telefonun çalmasıyla susmuştu.
Can genç kızın çantasını da almayı ihmal etmemişti. Çantadan telefonu çıkaran genç adam arayanı görünce dişlerini sıkmıştı. Songül onun değişen yüz ifadesiyle sormadan edememişti.
"Kim arıyor?" Can telefonu kapamak istemiş ama Songül elini uzatarak "Telefonumu verir misin?" diye sormuştu. Can istemeyerek de olsa telefonu ona uzatırken arayan kişiyi görünce acı bir şekilde gülümsemişti. "Demek beni hatırlayabildiler?" Can onun neden bahsettiğini bilmiyordu. Telefonu açan genç kız karşıdan gelen "Sen neredesin, neden bir anda kayboldun?" sorusu ile duraksamıştı. Telefonu geri çekerek arayan kişiye yeniden bakmıştı. Evet, yanlışlık yoktu, arayan babasıydı ve onun yokluğunu fark etmişti. Yanağından aşağıya dökülen bir kaç damlayı çenesine ulaşmadan silen genç kız zorlukla cevap verebilmişti. "Orada ki işim bitmişti!" dedi tüm acımasızlığıyla. Geri dönüşü olmayan bir yola girmişti. Babası onu merak için çok geç kalmıştı.
Telefonu kapatan genç kadın karşısında kendisine gözlerini kısarak bakan arkadaşından bakışlarını kaçırmıştı. "Ne saklıyorsun?" Can onun kendisine söylemediği bir şey olduğunu anlamıştı. Songül başını sallayarak ona cevap vermemişti. Can da onun üzerine gitmemeye karar verdi. Ama aklını kurcalayan çok önemli bir konu vardı. Kenan'ın saçmalıklarını genç kıza sormak istiyor ama buna şimdilik uygun bir ortam olduğunu düşünmüyordu. Aynı dakikalarda Soner de adamının kendisine verdiği bilgilerle yerinden hışımla kalkmıştı. Telefonda ki adam yanında olsa onu bir güzel benzetirdi. "Ne demek onları kaybettim? Seni oraya boşuna mı gönderdim. O kız hakkında bana her ayrıntıyı rapor edeceksin!" Patronunun öfkeli sesine karşılık Ali istifini bozmadan sakince cevap vermişti. "Efendim onun ofisini gözetliyorduk, sonra bir adam geldi ve bir süre sonra Songül hanım kucağında ofisten çıktı. Sanırım Songül hanımın durumu iyi değildi. Adam arabayı hızlı kullanıyordu. Kırmızı ışıkta onu kaybettim. Ama yakın hastanelerden birinde olduğunu düşünüyorum!"
Soner hastane lafını duyunca nefesinin kesildiğini hissetmişti. Neler oluyordu böyle? Ona ne Songül'ün iyi olup olmamasından. Başını iki yana sallayarak bu kadar yeter dedi. Telefonunu sıkarak "Tamam bu kadar araştırma yeter, geri dön. Bundan sonrası önemli değil!" Genç adamın sözleri Ali'yi şaşırtmıştı. Patronu ilk kez geri adım atıyordu. Soner öfkeyle telefonu kapatırken ofisinden içeriye giren yardımcısına dikkatle bakmıştı. "Bana iyi haber ver!" dedi genç adam. Mehmet arkadaşına gülümseyerek "İhale bizim, Murat beye ilk yenilgisini tattırdık!" dedi. Soner derin bir nefes alırken bu habere bile doğru düzgün sevinemediğini fark etmişti. Dişlerini sıkan genç adamın aklında sadece Songül ve onun yanında ki adam vardı. Onu merak etmeye başlayınca dayanamayarak tekrar Ali'yi aramıştı. "Bana hemen o kızın hangi hastanede olduğunu öğren!" Ali gülümseyerek telefona bakmıştı. Patronunu iyi tanıyan genç adam çoktan Songül'ün hangi hastanede olduğunu bulmuştu. Bunun sevinci ile hemen Soner'e genç kadının nerede olduğunu söylemişti. Soner Ali'ye mükâfatını alacağını söylerken Mehmet arkadaşına şaşkın gözlerle bakıyordu.
"Kusura bakma dostum halletmem gereken önemli bir konu var!" Mehmet ağzını açamadan genç adam ofisten ayrılmıştı bile. O ofisinden hastaneye giderken Can genç kızın çıkış işlemlerini yapıyordu. Songül ile arabaya binen Can ona hiçbir şey söylemeden arabayı kendi evine doğru sürmüştü. "Beni eve götürmeyecek misin, neden bu yoldayız?" Can ona ters bir şekilde bakarak "Bu halde seni eve göndereceğimi düşünmüyorsun herhalde?" Songül biliyordu ki Can onu hasta haliyle asla salmayacaktı. Çaresiz bir şekilde susarken zorlukla "Birikmiş işlerim var ama iki gündür çalışamadım!" dedi. Can onun masum bir şekilde dudak bükmesine karşılık "hiç öyle bakma, çalışmak yok. İşlerini ben ayarlarım!" dedi. ,
Çaresiz kalan Songül başka bir şey söylememişti. Büyük evin bahçesinden içeriye giren arabayı gören çalışanlardan biri hemen kapıyı açmıştı. Aniden bastıran yağmurdan patronlarını korumak için şemsiye ile arabaya yaklaşmıştı. Can gülümseyerek arabaya yaklaşan kişiye bakarken Songül başının ağrımasıyla yeniden gözlerini kapatmıştı. Onun yeniden gözlerini kapattığını gören genç adam arabadan çıkmasını elinde şemsiye ile bekleyen Sanem'e "Şemsiyeyi sen tutabilir misin?" diye sormuştu. Başta neden böyle bir şey istediğini anlamayan Sanem, onun arabanın önünden dolanarak diğer kapıya gitmesini takip etmeye çalışmıştı. Can, Songül'ü kucağına alırken Sanem de onlara şemsiye tutuyordu. Songül gözlerini hiç aralamamıştı. Can genç kızı hızlı bir şekilde eve sokarken onu eski odasına kadar taşıyarak sessizce yatağına yatırmıştı. Sanem genç kızın solgun yüzüne bakarak "Hasta mı efendim?" diye sormadan edememişti. Can bakışlarını çalışan kıza dikerken Sanem hemen bakışlarını kaçırmıştı. Bu zamana kadar ona açık bir şekilde soru sormaya cesaret etmemişti. Zaten fazla konuşmadığı için genç kızı uzun zamandır yanında çalıştırıyordu.
Can cevap vermeden dolaba gidip Songül'ün üzerini örtmek için battaniye almıştı. Sanem patronunun bir tek şu karşısında solgun bir şekilde yatan kıza karşı yumuşadığını biliyordu. Acı bir şekilde gülümseyerek genç patronunun insanlara neden bu kadar mesafeli davrandığına anlam vermeye çalışıyordu. İlk iş görüşmesini hatırlayınca onun katı bir şekilde "Çok fazla konuşuyorsan burada işin yok! Çok soru sormayacak gereksiz yere ayakaltında olmayacaksın!" Sanem odadan çıkacağı sırada Can onun arkasından seslenerek "Sanem, Songül için sıcak bir şeyler hazırlar mısın?" Genç kız şaşkın bir şekilde arkasını dönmüştü. Patronu onun adını biliyordu demek! Genç kız beş yıldır onunla çalışıyordu ama ilk kez kendisine adı ile seslenmişti Can! Genelde eve geldiğinde yemeği hazır olur, sonrasında o işinin başına dönerken Sanem de ortalığı toparlar erkenden ayakaltından çekilirdi.
Onun şaşkın bir şekilde bakmasıyla Can içinden "Acaba adını mı yanlış söyledim!" diye geçirmişti. Genç kız gülümseyerek "Hemen efendim, onun için özel olarak yapmamı istediğiniz bir şey var mı?” Can arkasından "Oh be adını yanlış söylememişim!" diye kendi kendine konuşmuştu. Aynı dakikalarda hastaneye gelen Soner ise aradığını bulamamanın öfkesiyle hastanede bağırıp çağırıyordu...
***************
Songül gözlerini araladığında karşısında kendisine gülümseyen bir meleğin olduğunu düşünmeye başlamıştı. Batmakta olan güneşin ışıkları odasını kızıla boyarken, ışıkların tam ortasında kendisine elinde tepsi ile gülümseyerek bakan kişinin güzelliğinden etkilenmemesine olanak yoktu. Derin bir iç çekerek "Sen melek misin?" diye sorarken genç kız gelen bu soru karşısında safça bir cevap vermişti. "Merhaba efendim, benim adım Sanem!" dediğinde Songül istemsiz bir şekilde gülümsemişti. Genç kızın saf düşüncesi hoşuna gitmişti.
"Size çorba yaptım, biraz yerseniz daha iyi hissedeceksiniz." Songül yatakta doğrularak sırtını başlığa dayamıştı. Sanem elindeki tepsiyi onun önüne bırakırken Songül'ün kendisini süzmesinden utanmıştı. Songül daha önce Sanem'i hiç görmemişti. Evde işlerle ilgilenen biri olduğunu biliyordu ama bu kadar genç bir kız olabileceğini tahmin etmemişti. Birkaç ay bu evde kalmıştı ama bu kızla hiç karşılaşmamıştı. Sanem onun ağzına kaşığını götürmesini izlerken genç kızın zarafetinden etkilenmişti. İçinden “Can Bey’in seçeceği kız da tam olarak böyle olmalı!” diye geçirmeden edememişti. O sırada odaya giren Can yatağa yaklaşarak Songül'ün alnına küçük bir öpücük kondurarak yanına oturmuştu. Genç adam duşunu alarak üzerine eşofman takımı giymiş bir şekilde oldukça yakışıklı görünüyordu. Yutkunan Sanem onu ilk kez spor kıyafetle gördüğü için duraksamıştı.
Can gülümsüyordu... Pencere ardından bir kaç kez seyrettiği mahkeme duvarını andıran sert patronu söz konusu bu kadın olunca tamamen değişiyordu. Dalgın bir şekilde kapıya yöneldiği sırada onun seslenmesiyle durmuştu. Genç kız ayakaltında dolanmak ve patronu kızdırmak istemiyordu. Sırf bunun için beş yıldır bir hayaletten farksız değil miydi bu evde zaten? Ama arkasından gelen ses ile şaşkın bir şekilde duraksamıştı. Yutkunarak arkasını döndüğünde ise Can eğilmiş Songül'ün önünde ki çorbanın kokusunu içine çekiyordu. "Sanem, bana da bir kase çorba getirir misin? Bu şey çok güzel kokuyor!" Genç kadın yaşadığı kısa çaplı şoku atlatırken farkında olmadan öyle bir gülümsemişti ki Can şaşkın, Songül ile hayranlıkla ona bakmıştı. Bu genç kız Songül'ün gözüne eşi görülmemiş bir güzellikte görünüyordu. Siyah saçları beyaz tenine tezat oluştururken koyu yeşil gözleri nefes kesiciydi. Yüzünün orantılı bir şekilde güzelliği ise Allah özenerek yaratmış hissi veriyordu.
Odadan çıkan genç kız Can'ın şaşkın bir şekilde "Neden öyle gülümsedi ki?" sorusunu da beraberinde getirmişti. Onun şaşkınlığına kahkaha atan genç kız Can'ın omzunu dürterek "Evinde bir afet saklıyorsun demek?" diye sorduğunda Can bakışlarını genç kıza çevirmişti.
"Ne demek istediğini anlayamadım?" Songül dikkatle genç adama bakarken onun gerçekten kayıtsız olduğunu fark edince bu kez şaşırma sırası genç kadına gelmişti. "Ne yani ona hiç doğru düzgün bakmadın mı? Elinin altında dünya güzellik kraliçesini geride bırakacak güzellikte bir kız var ve sen onun farkında bile değilsin öyle mi?" Can ters bir şekilde Songül'e bakarak "Ne yani sana göre çalışanlarıma göz alıcı bir şekilde bakmalıyım öyle mi? O zaman seni hayal kırıklığına uğratmış olmalıyım. Merak ediyorsan onu ilk kez iş başvuru görüşmesinde görmüştüm. Evde ise arada kısa karşılaşmalar hariç hiç görmüyorum onu!" Songül şaşkınlıkla ağzını açmış ama bir şey söylemeden yeniden kapamak zorunda kalmıştı.
Kaşığını tekrar ağzına götüren genç kadın homurdanmalarına devam ediyordu. Can'ın bu kadar kapanık yaşamasından hoşlanmıyordu. Kapı tıklatılması ile odaya giren Sanem göz kıskacında olduğunu fark edince tedirgin olmuştu. Can ağzının içinden bir şeyler söylerken fark etmeden genç kıza ters bir bakış atmıştı. Sanki Songül'ün onu azarlamasının suçlusu Sanem'miş gibi. Sanem genç adamın bakışlarını görünce yutkunamadan edememişti. Bu adama iki dakika içinde ne olmuştu böyle? Çekingen bir şekilde tepsiyi genç adama uzatırken Can homurtulu bir şekilde "İstemiyorum!" dedi. Songül genç adama öldürücü bir bakış atarken Sanem neye uğradığını şaşırmıştı. Dişlerini sıkan genç kızın gözlerinde kırgınlık ile birlikte kızgınlıkta belirmişti. Bu kadarı da fazlaydı. Bunca zaman bu adam yüzünde görülmez olmak zorunda kalmıştı. Şimdi ise kendisine hak etmediği bir şekilde davranıyordu.
Elinde ki tepsiyi komodinin üzerine bırakarak ters bir sesle "İster yiyin ister yemeyin ben görevimi yaptım. Size iyi dinlenmeler, benim mesaim bitti!" diyerek hızla odadan çıkmıştı. Songül şaşkın bir şekilde genç kızın ardından bakarken Can'ın bakışlarında ki ifadeye kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Öyle ki Can'ın üzerinde ki şoku atlatması uzun sürmüştü. "Ahhh bu kızı sevdim, hak etmiştin!" derken Can dişlerini sıkarak Songül'e bakmıştı. "Hepsi senin fitne fesatlığın yüzünden oldu. Kalbini kırdım galiba, yoksa böyle davranmazdı!" derken aklından da “Nereden biliyorsun?” diye geçiriyordu.
Onlar çorbalarını içerken Soner Ali'nin hala Songül'ün yerini bulamamış olmasına köpürüyordu. Genç adam patronunun son zamanlarda daha da öfkeli olmasına şaşırıyordu. Bir adam her seferinde daha da sinirli olabilir miydi? "Hala bulamadın mı? Nereye kayboldu bu kadın? Başına bir şey mi geldi, o adama... O adamın kim olduğunu öğrenin bana . Size boş yere para vermiyorum ben. Ayrıca hastanedeki şu kız, Defne durumunu öğrenin!" Soner masasına oturmuş davranışlarına şaşırıyordu. Songül denen bu kızın kendisi üzerinde ki etkisine inanamıyordu. Nasıl olmuştu bu. Kesin çaldığı keman yüzündendi. O büyüleyici ses yüzünden sürekli onu düşünüyordu. Geriye doğru yaslanarak gözlerini kapatmıştı. Murat beyin ihalesini baltalamayı başarmıştı. Derin bir iç çekerken kızına davranışları yüzünden onu daha ağır bir şekilde cezalandırmayı istiyordu. Bunu yapamaması ne kadar da kötüydü!
Defne eli karnında gülümseyerek konuşmaya başlamıştı. Annesi odaya girince gülümsemesi hemen solmuştu. Canan Hanım kızının yanına giderek oturmuş, başını göğsüne çekerek sıkıca sarılmıştı. Kızını kaybetme korkusu yaşayan bir anne içindeki korkuyu bu şekilde gidermeye çalışıyordu. Defne gözlerini kapatarak düşüncelere dalmıştı. Gözünün önüne küçüklüğü gelmişti. Songül ile oynadıkları evcilikler bir bir gözünün önünden geçerken fark etmeden "O gelmedi mi?" diye sordu. Annesinin bedeni kasılırken genç kız gözlerin daha sıkı kapatmıştı. "Tam bir aptalım, onun gelmesini beklediğime inanamıyorum!" dedi. Genç kadın gözyaşlarını saklamaya çalışırken annesi dayanamayarak "Geldi ve gitti!" dedi. Defne annesinin sözleri ile hızla ondan uzaklaşarak yüzüne bakmıştı. "Geldi mi? Ne zaman geldi... Beni görmek istemedi değil mi? Sadece yaşayıp yaşamadığımı öğrenmek istedi!" Canan Hanım içinin acısıyla gözünden aşağıya yaş akmasına engel olamamıştı.
"Songül sana kan vermek için geldi ve sonra gitti. Biz o kadar endişeliydik ki kimi arayacağımızı bilemedik. Tek çare oydu ve onu aradık. Hemen geldi ve sonra... Sonra biz onu fark edemedik... Gittiğini de fark edemedik!" dediğinde genç kız hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. “Onu yine unuttunuz değil mi? Benden nefret ediyor olmalı... Ben doğduktan sonra onunla ilgilenmediniz diye!" Canan Hanım kızının sözleriyle şok olmuştu. Bunları kendi şımarık kızı söylüyor olamazdı. "Ben çocuklarıma sizin gibi davranmayacağım. Sizin yüzünüzden onu hep kıskandım! Onun ne kadar zeki olduğunu söyleyip durdunuz!" derken annesinden ayrılarak yorganın altına girip ağlamaya başlamıştı. Ablasını hep kıskanmıştı. Sadece onun ilgisini çekebilmek için onunla uğraşmaktan sıkılmıştı. Ona acı çektirmek isterken kendi hayatını mahvetmişti.
Diğer yandan Sanem söylene söylene mutfakta işini yaparken arkasından kendisini izleyen Can'dan habersizdi. "Küçük beyimizin keyfi ne isterse... Gel Sanem, git Sanem... İstemiyorum... Yemeyeceğim... Paşamızın paşa gönlü bilir... Ukala... Beyni az gelişmiş sırık ne olacak. Sen etrafa emir yağdıracağına önce insanların kalbini kırmamayı öğren, hödük!" derken Can onun her sözünde daha da çok gözlerini açıyordu. Sanem sinirli bir şekilde atıp tutarken rahattı. Patronu beş yıldır mutfağa girmemişti, bu yüzden rahat bir şekilde duygularını dışa vurabiliyordu ama bu kez arkasından gelen öfkeli bir sesin "Umarım az önce saydıkların benim için değildi!" Sanem Can'ın sesi ile yerinden sıçrarken genç adam onun şaşkın ifadesine karşılık tüm öfkesinin geçtiğini hissetmişti. Genç kız lal olmuş bir şekilde ona bakarken Can biraz daha yaklaşarak "Söyle bakalım küçük hanım... Şu beyni az gelişmiş hödük kim? Ben olamam herhalde oldukça zeki olduğum salonda ki plaketlerden belli oluyordur galiba?" Sanem sesli bir şekilde yutkunurken içinden 'İşte şimdi bittin kızım!' diye geçirmişti. Yüzü beyaza keserken Can daha fazla onun üzerine gitmemeye karar vererek "Sen bir kaç günlüğüne Songül hanımın yan odasın taşınıyorsun!"
Sanem şaşkın bir şekilde ona bakarken fark etmeden "Neden?" diye sormuştu. Genç adam ona üstten bakarak "Ben öyle emrediyorum da ondan!" genç kız neredeyse kahkaha atarak gülecekti. "Peki efendim, siz nasıl uygun görürseniz!" diyerek ona bakmadan kapıya yönelmişti. Can dişlerini sıkarak "Nereye gittiğini sanıyorsun?" Sanem arkasını dönmeden "Yeni odama efendim, bir arzunuz mu var? Malum ayakaltında dolaşmamam gerekiyor da!" Can onun laflarını iğneleme olarak algılamıştı. Odadan çıkmadan önce genç kıza "Songül Hanım rahatsız, bu yüzden onunla ben yokken ilgileneceksin. Haberim olmadan evden çıkmayacak... Hatta yataktan çıkmayacak. Tam olarak iyileşmeden ayağa kalkmasına izin verirsen seni kovarım!" Genç kız fark etmeden "Aman ne güzel!" diye iç geçirmişti. Koskoca kıza dadılık yapacaktı şimdi de!
Mutfaktan çıkarak üst katta ki odaya çıkmıştı. Genç kız kapıyı sert bir şekilde kapatmamak için öfkesini son anda bastırmıştı. Yan odada yatan kıza lanet yadırmak istemiyordu. Beş yıllık huzuru yerle bir olmuştu. Derin iç çekerek yatağa uzanırken ne yatağın lüks oluşu umurundaydı ne de işten kovulmak. Daha farklı şeyler denemek istiyordu. Bu evi ve işini seviyordu. Karışanı yoktu ve rahat bir şekilde davranabiliyordu. Can ise odasına giderken az ince ışığı sönen kapının yanında duraksamıştı. Yüzüne oluşan hafif gülümsemenin farkında bile değildi. "Demek evde bir kedi besliyoruz, hem de yırtıcısından? "
****************
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan genç adam yatağında gerinirken rahatsız bir şekilde yatmanın tüm ağrılarını bedeninde hissediyordu. Gece oldukça geç uyumuştu. Aslında bir türlü uyumayı başaramamıştı. Şu birkaç hafta içinde tüm dengesi altüst olmuştu. Elini yüzünü yıkamak için odasında ki özel banyosuna geçerken kapısının tıklatılma sesini duyunca heyecanla yeniden odasına dönmüştü. Odasından içeriye giren adama dikkatle bakarken bu kez onun olumlu bir haber getirmesini umuyordu. Son birkaç gündür istediği haberi bir türlü alamamanın siniri hala üzerindeydi.
“Bana onu bulduğunu söyle!” Genç adam dişlerini sıkarak konuşmuştu. Ali rahat bir nefes alarak konuşmaya başlamıştı. “Bulduk efendim… Şuanda Can Sözen’in evinde kalıyor.” Dediğinde Soner’in kaşları çatılmıştı. “Sözenler Holdingle bir ilgisi var mı bu adamın?” Ali patronunun sözleri ile başını sallamış ve konuşmasına “Patronu!” diye devam etmişti. “Genç Sözen holdingin başında ve Songül hanımla okul arkadaşı… Yakın arkadaşları aralarından su sızmadığını hatta bazıları onların sevgili olduklarını bile düşündüklerini söyledi!” Soner son duyduğundan nedensiz bir şekilde rahatsız olmuştu.
“Peki, bu Can denilen adam nasıl biri?” Ali patronunun sorusu ile şaşırmıştı. Yutkunarak ona nasıl bir cevap vereceğini düşünüyordu. Ona acaba ‘İş yerinde sizin gibi!’ diye söylense ne olurdu. Nitekim doğruydu. Bu iki adam hakkında öğrendiği en gerçek bilgi söz konusu işleri olunca çok acımasız olabiliyorlardı. “İki yıldır şirketin başında, oldukça başarılı bir iş adamı. Geçenlerde en başarılı genç iş adamı plaketi aldı!” Soner adamı konuştukça pencereye doğru ilerlemeye başlamıştı. Onun hakkında güzel şeyler söylemesinden rahatsız olduğu için “Bu kadar yeter, nerede bu adamın evi?” diye sordu.
Sadece on dakika içinde tüm bilgileri alarak Ali’nin gitmesini söylemişti. Odasında birkaç tur atarken aklında sadece ‘Biz onun için bu kadar endişelenelim, hanım efendi keyif çatsın!’ diye söylenmeye başlamıştı. Daha fazla dayanamayarak arabasının anahtarını alarak hızla evden ayrılmıştı. Verilen adrese doğru ilerlerken onun kadar sinirli biri daha vardı.
Murat Bey kaybettikleri ihalenin sahibini araştırmaya başlamıştı bile. Son zamanlarda sanki kara büyü gibi elini attığı her iş baltalanıyordu. Bunun sorumlusunu bulmak için kolları sıvayan Murat Bey, bir yandan da Defne’nin evdeki hareketlerine kafa yormak zorunda kalıyordu. Genç kadın hastaneden çıktıklarından beri eskisi gibi heyecanla kendileriyle konuşmuyordu. Sürekli dalgın ve her zaman sessizdi. Kenan onun yanında olunca ise sanki ölü gibiydi, kıpırdamıyordu bile. Bazen dışarıya çıkıyor ama yanında kimseyi almıyordu. Derince soluyarak ofisindeki pencereden dışarıda akıp giden trafiğe bakınıyordu. İki kızını da düşünüyordu. Songül artık onları aramıyordu bile. Bu durumu o kadar dert etmese de hamile kızını düşünmeden edemiyordu. Torun gelecekti ama kızı kocasını görmeye bile dayanamıyordu.
Kenan bıkmış bir şekilde alışveriş merkezinde dolaşırken karşıdan gelen kişiyi görünce duraksamıştı. Songül elinde birkaç çanta ile yanında ki kıza gülümsüyordu. Tek mahvolan hayat kendisinindi anlaşılan. Songül’ün bu kadar çabuk toparlanmasını beklemiyordu. Songül elindeki çantalardan bir kaçını yanında ki Sanem’e verirken Sanem yine dilini tutamayıp “Neden Can Bey’i yanınıza almadınız, en azından çok gelişmiş vücudu bir işe yarardı!” dedi. Songül onun konuşma şekline gülmeye başlamıştı. Beş gündür Can’ın evinde kalıyordu. Sanem tek arkadaşıydı. Kısacık zamanda iyi arkadaş olmuşlardı. Can’ın şu sıralarda işleri oldukça yoğunlaşmıştı. İş kolik arkadaşı eve geç geliyordu. Bezen Sanem ile onu bekliyor ama o eve girince Sanem hemen gözden kayboluyordu. Can’ın beklediği için onu azarlamaları ayrı bir eğlenceydi. Sanki küçük bir kız çocuğuymuş gibi kendisine uyku saati koymuştu. Sanem için ‘Vahşi Kedi’ demesi ise genç kadını oldukça şaşırtmıştı. Başta kendisine ‘O vahşi kedi uyudu mu?’ diye sorduğunda kim olduğunu anlamamış ama sonra Sanem’den bahsettiğini anlayınca şaşkın bir şekilde ona bakmıştı.
Songül’ün gülümsemesi karşısında gördüğü kişiyle sönmüştü. Kenan dik bir şekilde ona bakıyordu. Sanem onun susması ile bakışları onun baktığı tarafa dönmüştü. Ağır adımlarla Kenan’a doğru ilerlemeye başlamıştı. Nitekim çıkış tarafında olduğundan dolayı başka şansı da yoktu. Kenan’ın yanından geçmeden duraksamıştı. “İyi görünüyorsun!” Kenan imalı sözleriyle genç kıza bakışlarını kısarak bakmaya başlamıştı. Songül onun sözleri ile hafif gülümsemişti. “Evet, iyiyim… Defne nasıl, peki ya bebek!” Kenan birden gerilmişti. Onun Defne’yi sormasını beklemiyordu. Yutkunan genç adam “Onlar hakkında konuşmak istemiyorum, burada senden bahsediyoruz!” dedi. Songül göğsünü yukarıya kaldıracak kadar derin bir nefes almıştı. Başını iki yana sallayarak “Seninle konuşacak bir şeyim yok. Sadece Defne hakkında benimle konuşmana izin verebilirim. Başka bir şey yoksa gitmek zorundayım. Sanem gidelim!” dediğinde genç adam hızlı bir şekilde genç kadının kolunu yakalamıştı. Öfkeliydi. Kendisine olsa da bu öfke bastırmak yerine öfkesini Songül’e yönlendirmeye başlamıştı.
“Bakıyorum da yeni birini bulunca beni hemen unuttun. Ben bir hata yaptım ama sende bu hatayı dünden bekliyormuşsun!” Songül’ün canı yanıyordu. Kenan daha fazla öfkeleniyordu onun susmasıyla. Ağzını açtığı anda yüzüne yediği yumrukla sendeleyerek yere yapışmıştı.
“Çek o pis ellerini onun üzerinden!” Genç kadın nereden geldiğini dahi anlayamadan Kenan’ın yumruk yiyerek yere düşüşünü dehşetle fark etmişti. Ama asıl fark ettiği beline sıkıca dolanan kollardı. Neler oluyordu böyle? Kenan duyduğu sesle hızla başını çevirdiğinde ise karşısında gözleriyle ateş saçan Soner’i görünce daha da öfkelenmişti. Soner eve gitmiş ama kimseyi bulamayınca evi gözetleyen adamlarından Songül’ün yerini öğrenmişti. Söylenen yere geldiğinde ise Songül’ün kolunu tutan Kenan’ı görmesi iyice sinirlenmesine neden olmuştu. Kendisi bile nasıl yaptığını anlayamadan Kenan’a yumruk savurmuş ve onunla birlikte sendeleyen Songül’ü belinden yakalayarak kendisine çekmişti. Sanem ise olayları sis perdesi ardından izliyordu. Genç kız adeta büyülenmiş gibi Soner’e bakıyordu. Bu adam nereden çıkmıştı böyle. Hayallere dalan genç kız karşısında Prett Bitt’in gençliği varmış gibi hayranlıkla onu süzüyordu.
Songül son anda kendisine gelerek belindeki kolları sert bir şekilde çekmişti. Dişlerini sıkarken Soner’e bir şey söylememesinin tek nedeni Kenan’ın olması yüzünden kendi kendisine daha da çok kızıyordu. Zayıf karakterine lanet ederken Sanem’in hayal dünyasından çıkmasını sallayarak kolundan yakalayıp oradan uzaklaşmaya başlamıştı. Onun ardından bakan Soner ise az önce yaptığına şimdi inanamıyordu.
Sanem eve gelene kadar hiç konuşmamıştı. Biliyordu ki Songül’e soru sorarsa üzülecekti. Oda gazete okuyordu. Kiminle karşılaştıklarını elbette biliyordu ama onun asıl sormak istediği Soner’di. Evden içeriye girdiklerinde salona doğru geçerken Sanem daha fazla dayanamayarak “EE söylemeyecek misin artık?” diye sordu. Songül onun sorusu ile duraksayarak genç kıza bakmıştı. “Neyi?” diye karşılık vermişti. “Neyi olacak, o Prett Bitt kılıklı adamı… Çok yakışıklıydı. Nasıl da yumruğu çaktı öyle? Ahh biraz daha kalıp onu seyretmek isterdim!” dediğinde arkasını dönmüş ama karşısında kendisine öfkeyle bakan gözleri görünce tüm neşesi kaçmıştı.
Can erkenden eve gelmiş ve Songül ile dışarıya çıkmak istemişti. Ancak Songül’ü bulamayınca onu beklemeye karar vermişti. Evden içeriye giren ikiliye bakmak için kapıya doğru ilerlediğinde ise Sanem’in sözlerini duymuştu. Ne saçmalıyordu bu kız? Tüm öfkesi kanında yayılırken en çok hangisine kızdığını düşünmeden edememişti. Özellikle Sanem’in başka bir adamı seyretmek istemesine dişlerini sıkmaya başlamıştı. Neden kızdığını dahi bilmezken, bir yandan da film yıldızlarını izlemelerine bir şey söylemezken neden gerçek hayatta bu kadar çok can sıkıcı bir durum olduğunu düşünmeden edememişti. Bu önemli değildi. Kendisini neden ilgilendiriyordu ki?
Sanem onun bakışlarıyla bir adım geri gittiğinin farkında bile değildi. Neden korktuğunu dahi anlamıyordu. Onu ilgilendiren bir durum olmamıştı ki? Beklide arkadaşı ile bu kadar samimi konuşmasına kızmıştı. Ama Songül Hanım bir şey demiyordu. Ayrıca ikisi de iyi arkadaş olmuştu.
Songül yorulmuştu. Bir an önce eşyalarını toplayarak evine gitmek istiyordu. “Benim hazırlanmam gerek!” diyerek oradan ayrılırken Can onu duymamıştı bile. Songül oradan ayrılırken Sanem de saklanan çocuklar gibi hemen onun yan tarafına geçerek yukarı kata çıkmak istemiş ama Can’ın ”Sen kal Sanem!” sözleri ile olduğu yerde kalakalmıştı.
Can sakin olmaya çalışıyordu. Birden iş adamı moduna geçerek onunla sakin konuşup ağzından laf almaya karar vermişti. Sanem ona bakmamakta ısrar ediyordu. Onlar aşağıda konuşurken Songül eşyalarını toparlayarak onların yanına inmişti. “Sen nereye gittiğini sanıyorsun?” Can elinde valizi ile Songül’ü görünce az önce Sanem’in anlattığı her şeyi unutmuştu. “Evime gidiyorum!” dediğinde Can ona ters bir şekilde bakmıştı. Sanem genç kızın yanına giderek “Sizi özleyeceğim Songül Hanım!” dedi. Bu doğruydu. O gittikten sonra yeniden görülmez kişi olacaktı. Şu birkaç gün çok eğlenmişti. Songül ona sarılarak gülümsemişti. “Sık sık seni arayacağım. Arada bir yerlere gideriz yine!” dedi. Onların sarılışını gören Can dişlerini sıkmıştı. Az önce Sanem’in bahsettiği adamın kim olduğunu bilmiyordu. Endişeliydi. Ama onu tutamayacağını da biliyordu. “Seni bırakayım!” dedi boğuk bir sesle. Songül ona gülümseyerek akarken ikili evden çıkmıştı.
Songül arabada hiç konuşmamıştı. İşleri birikmişti ve çok çalışması gerekiyordu. Evin önüne geldiklerinde ise Can onunla aşağıya inmemişti. Aklı karışıktı. Hızlı bir şekilde oradan ayrılmıştı. Songül arkasından bakarken acı bir şekilde gülümsemişti. Can olmasaydı ne yapardı acaba? Bunu düşünmeden edemiyordu. Derin bir iç çekerek arkasını döndüğünde ise karşısında gördüğü kişi karşısında nefesini tutmuştu. “Bunun ne işi var burada?”
***********************