Elimdeki telefonu acıyla sıkarken nefes alışverişim sıklaştı. Duyamamıştım bir kez olsun güzel sesini ama hayatta olduğuna emindim. Öyle özlem ve hasret doluydum ki Omurgasıza evet geleceğim dememek için kendimi zor zaptetmiştim. Boran'a gerçekten söz vermiştim bu tehditlere boyun eğmeyeceğime ama daha fazla ondan ayrı kalmaya da dayanamazdım çok fazla şey istiyordu benden.
Son bir saattir odanın ortasında yerde iki büklüm uzanıyordum, gözlerim dolu dolu ağlamaya mecalim bile yoktu. Ne günah işlemiştim de bunlar reva görünüyordu bana kime ne yapmıştım haksız yere. Beynimde sürekli o pisliğin dedikleri dönüp duruyordu.
Gerçekten dediği o iğrenç şeyleri yapar mıydı peki? Ona ne kadar zarar verdiklerini bilmiyordum belki ama söylediklerinden sonra ufkum genişlemiş ve neler yapabileceğini görmüştüm. Boran'ın daha fazla zarar görmesine izin veremezdim buna dayanamıyordum.
Şimdi tekrar arasa ona teklifini kabul ettiğimi söylesem rahat bırakırlar mıydı onu. Şimdiye dek bir kez olsun zarar görmeme izin vermezken Boran ben buna nasıl izin verebiliyordum. Vicdansız mıydım onun kadar umursamıyor muydum yoksa?
Gözlerimi sıkıca yumarak sıyrılmaya çalıştım bu düşüncelerden aksi hâlde kendimi yarını beklemeden atacaktım konağın tepesinden aşağı.
Dakikalar sonra ağırca kalktım yerden başım defalarca kez döndü buna alışmıştım da gözüm aynaya kaydığında gördüğüm aksimin ne kadar da zayıfladığını gerçekten gördüm ama tam bir hastalıklı gibi görünüyordum. Umursamadım.
Odamın kilidini çevirip dışarı çıktım ikindi vaktiydi konak hâlâ doluydu ve her yerden ayrı bir ses geliyordu, milletin geneli salondaydı biliyordum. Henüz iki adım atmıştım ve hep dönmem gereken ince kısa holü geçmeden Merih'in sesini duyunca duraksadım duvara tutunarak. Yalnız değildi Hevdem de vardı. Başımı duvarın dışına hafif çıkarınca görmüştüm ikisinide, balkonun dibinde ikisi de aşağı bakıyorlardı.
"Adar abinin kalıp her şeyi olduğu gibi anlatması iyi oldu kimsenin aklında yanlış şeyler şekillenmez tabi dedemin işine ne geliyorsa öyle davranır o ne duyarsa duysun kendi bildiğini okur her türlü... Bazen ciddi ciddi öldürmek istiyorum bu adamı onun hakkından bir abim geliyordu." Hevdem başını ağırca çevirdi Merih'e gözlerindeki duyguyu görmüyordum ancak sevgisini hissedebiliyordum. O ince zarif parmaklarını Merih'in dirseğinin hemen üzerinden koluna sardı bu ufak teması en basitinden sakin ol yanındayım demekti.
"Yaşlı ve belli bir yaşam tarzına sahip şimdiye kadar lafının üzerine laf söylenmemiş her dediği doğru sayılmış biri o ve sizin ona karşı duruşunuz onu olduğundan da kötü bir hale bürüyor. Bu sebeple takma onu düşünmemiz gereken tek şey eniştem ve durumu. Onu bulmak zorundayız yoksa kaybedeceğimiz tek kişi o olmaz." Bu noktada çok derin ve sıkıntı yüklü bir iç çekmişti Hevdem. Merih kolunu ondan hafifçe çekip kurtardıktan sonra kolunu beline sararak onu kendine yasladı hafifçe. Dudaklarını çok hafif şakağına bastırdı, "Kimseyi kaybetmeyeceğiz nasıl olacak bilmiyorum ama kimsenin zarar görmesine izin veremem..." Şu an koca konağın yükü onun omuzlarındaydı evdeki herkese koşmak onun göreviydi. Boran'ın amcaları kuzenleri de konaktaydı bu sebeple aşağı inmek istemiyordum, eminim yine sinirlerimi bozacak türden olaylar yaşayacaktım.
"Ablamı merak ediyorum günlerdir aç ve bitmiş durumda ne yapacağımı bilmiyorum."
"Onu çok iyi anlıyorum çiceğim." Dedi Merih, Hevdem başını göğsünden kaldırarak baktı alttan alttan yüzüne, "Hatta durumu daha vahim, ben seni o halde gördüğümde ne yapacağımı bilemez hâle gelmiştim ondan sonraki günlerde bile kendime gelememiştim ne yemek yemek ne içmek o an ne aklına gelir ne de miden kaldırır benim tek düşündüğüm abimin geri geldiğinde bize uygulayacağı tarife." Çok hafif güldü saklamaya çalışsa da o ufak gülüşünde bile belliydi acısı.
"Eniştem sağ salim dönsün bu beladan kurtulalım da bize ne yapsa yapsın."
"Yarın çevre illerdeki bütün depolar aranacak bugün ellerinden kaçırıldığı noktanın çevresi en geniş şekilde arandı zaten sıkıştığını biliyorken kendini ele vermesi an meselesi."
"Peki hain kim? Sonuçta eniştemin yakalanması bile onun suçu biri son anda o pisliğe haber uçurmasaydı eğer eniştem şu an onların elinde olmazdı. Ve eğer onu bulamazsak eniştemi de bulamayız çünkü önceden olan biteni yetiştiriyor anında." Hevdem'in dedikleri doğruydu ancak kim olduğunu bulmak imkansız gibiydi, herkes bir hain olduğunun farkındayken on kat daha dikkatli davranırdı. Aklımdan o gün olanları geçirdim yani bana anlatılan o günü. Bu hain her kimse yüksek ihtimalle adamlarımızdan biriydi çünkü etrafımda onlardan başkası yoktu, Boran, Adar ve Merih olmayacağına göre otuza yakın şüphelimiz vardı.
Hepsi de en iyi en tecrübeli güvenlik personelleriyken ve Boran'ın itinayla seçtikleriyken bize kansızlık yapanın kim olduğunu merak ediyordum. Ben bulursam şu an ki öfkemle onu parçalayabilirdim Boran bulursa da pek bir farkı olmazdı.
Merih ve Hevdem konuşmalarına devam ederken daha fazla onların yanında durupta özel alanlarını ihlal etmek istemiyordum. Hayatımız düzlüğe çıkacak olursa ve ben hâlâ hayatta olursam bu ikisini en yakın zamanda evlendirecektim, kaynım bu iyiliği hakediyordu.
Odaya geri girdiğimde kapıyı bu sefer kilitlemedim, biraz bile yürüsem yorulan bedenim yüzünden koltuğa zorlukla yetişip oturmuştum.
Bu aileye bunu nasıl yapacaktım bilmiyordum fakat başka bir çarem de yoktu. Omurgasız dediklerini yapmazsam Boran'a acımazdı kim bilir ne hâle getirmişti ve ben Boran için her şeyi yapardım yapacaktım da bir şeyi iyi farketmiştim ki o da bu Omurgasız için değerliydim yani zarar görmemi istemezdi öyleyse onu en iyi kendimle tehdit edebilirdim. Edecektim de hemde en acı şekilde. Söylediği adrese gidecektim evet son kez de olsa Boran'ı görebilmek için her şeyi yapacaktım... İçimizdeki hain sebebiyle kimseyi götüremezdim çünkü anında haberi olur ve Boran'a zarar verebilirdi. Lanet olsun ki elim kolum tamamen bağlıydı Boran yüzünden.
Yeni bir ağlama seansı yaklaşırken başımı kendime çektiğim dizlerime gömdüm sakin kalmaya çalıştım aksi takdirde yeniden kriz geçirmem olasıydı.
"Abla müsait misin?" Hevdem'in sesini duysam bile cevap verecek mecalim yoktu. "Ne sorarsın kız benim elimde büyüdü neyi müsait olmayacak çekil hele!" Diyen kişi babaannemdi. Anında başımı dizlerimden kaldırırken puslanmış gözlerimin ardından baktım kapalı kapıya. Ne işi vardı bu kadının şimdi burada bana haber vermemişlerdi geleceğini.
Bir iki dakika içinde babaannem ağır adımlarla odama girmiş kapıyı arkasından kapatmıştı. Yerimden kalkmak için hareketleniyordum ki eliyle durmamı belirtti. Gözleri beni en ince ayrıntıma kadar talan ederken geldi ve kendini yanımdaki boşluğa bıraktı, bastonunu hemen yanına koltuğa yaslayarak bıraktığında gözlerini yine üzerime dikti.
Kesinlikle memnuniyetsizdi bakışları. Çenemi sertçe tutarak kendine kaldırdığında bile boş boş baktım yüzüne. "Ne bu hâl böyle!" Çehresi sertleşmiş gözleri öfkeyle dolmuştu. Tanırdım bu bakışları ne zaman bir hata ya da istemediği bir şey yapsam beni öldürecekmiş gibi bakardı.
"Cevap ver bana Riva ne bu hâl dedim sana!" Çenemi elinden kurtardım sertçe. "Ne bekliyorsun, rahat bırak beni git!" Başımı çevirmiştim ki bu defa kolumu sıkarak kendisine bakmamı belirtti. Seslice nefes aldım sabır niyetine.
"He ya gideyim tabi de sende bu kafayla iki güne geber git var sende öyle beyinsizlikler! Ben anlamıyorum ki sana hep beyin yedirtiyordum ama bir halta yaradığı yok!" Kolumu tutup kaldırdı gözlerinin önüne. "Bu ne böyle kalmışsın iki deri bir kemik, ben seni bunun için mi yetiştirdim! İki acıya ölüp biteceksen biz boşuna çaba etmişiz desene, sen benim yerimde olsan ne edecektin?!" Göz devirmemek için zor tutarken kendimi kadın kolumu ısrarla bırakmıyordu.
"Ne bu halin diyorum sana duymuyor musun!"
"Ne bekliyorsun ya ne yapayım, ben sen değilim, benim sevdiğim adam yok ortada sevdiğim adam her an kapıma ölüsünü atacaklar diye canımdan can giderken ne yapmamı bekliyorsun! Rahat bırakın beni ya!"
"Sana kalk halay çek diyen yok!" Diye bağırınca başıma ağrılar yokmuş gibi arttı. "Onlar senin canını yakarken sen sessizce yerine oturup ağlayıp zırlayamazsın!"
"Babaanne." Dedim sakin kalmaya çalışarak. "Sence bunu yapanın kim olduğunu bilsem odama tıkılır mıyım ben?!"
"Sen onu bilmiyon ama o seni biliyor böyle yerlerde güçsüz ezik gibi durursan bizim senle işimiz var az beynini kullan." Birden bire kendimi tutamayınca gözlerimden oluk oluk akmaya başladı yaşlarım. Yine kızmasını bekledim korktumda hatta çünkü asla doğru bulmaz izin bile vermezdi ağlamama ama şimdi halime mi acıdı bilmem o yaşlı eliyle saçımı okşadığında nadiren gördüğüm şefkat kırıntılarını gördüm. Başımı tutup dizine yatırmak istediğinde olması gereken buymuş gibi o an ne doğru ne yanlış bilmeden yattım dizine.
Saçlarımı okşadı bir şeyler mırıldandı beni yatıştırmaya çalışıyordu belkide, bilmiyorum. Tek bildiğim şu an bana iyi geldiğiydi annemde hep yanımdaydı ama hiç böyle bir istek oluşmamıştı içimde bunun nedenini ise içten içe biliyordum. Annemle hep yabancı olmuştuk bana kötülüğü dokunmamıştı bana hiçbir şeyi dokunmamıştı aslında bundandır ki hiçbir bağ hissetmiyordum onunla aramda ancak babaannem öyle değildi ona çok öfkeleniyor nefret ediyordum çoğu zaman ama en çokta onu kendime yakın görüyordum. Çünkü beni o büyüttü iyi ya da kötü üzerimde emeği olan tek kadındı.
"Sen benim en son ama en can parçamsın kızım ben ne ettiysem senin için ettim. Bilirim iyi etmedim doğru etmedim ama hep iyiliğin içindi. Bu topraklarda en az bu kadar acı çekerdin sen başka türlü dayanamazdın... Bilirim canın yanıyor yere göğe sığamıyorsun ne etceğini de bilmiyorsun ama böyle de bırakma kendini eridin bittin üç günde ayakta duracak hâlin kalmamış o deli Ağa kocan bu hâlini görse başına gelenler kadar canını yakmazsın adamcağızın."
"Gücüm yok nene nefes almaya bile gücüm yok benim!" Diye boğuk acı bir feryat bıraktım, başım karnına dönük olduğundan yüzümü daha da gömdüm göbeğine. "O benim sadece kocam değildi ki o benim her şeyimdi tek ailemdi şimdi öyle büyük bir boşluktayım ki yaşamanın bile bir anlamı yok diyorum kendime söyle ne yapayım şimdi ben!" Birde kendimden bile vazgeçtiğimi duysa ne ederdi acaba.
Bir şey diyemedi üzerine, belki de daha yeni anlıyordu Boran'ın benim için olan değerini. Ağlaya ağlaya uyumuşum dizinde en son iç çekişlerimi hatırlıyordum. Şimdi ise yatağımda açtım gözlerimi o da telefonuma düşen art arda mesaj seslerinden dolayıydı. Henüz yeni gün batmıştı yani sadece bir saat uyumuştum o da gördüğüm kabuslarla berbatlaşmıştı.
Hevdem'i hemen yanımda bulmuştum, uyuyordu annem olası bir kriz geçirebilirim diye yalnız bırakmıyordu asla. Cebimde sıkışıp kalan telefonu elime alıp açtığımda iki farklı bilinmeyenden gelen mesaj vardı. Anında çöreklendi korku göğüs kafesime, yataktan yavaşça inerek banyoya geçtim. Klozeti kapatarak oturdum ve telefonu açarak ilk mesajı açtım açar açmaz ise damarlarımdaki kan çekildi elim ayağım boşaldı bedenimi bir titreme alırken gözlerimin arkası sızladı.
Birde bana ayağa kalk diyorlardı...
Kararını vermede ufak bir yardım sadece.
Mesaj buydu hemen altında da gönderilmiş bir resim vardı. Kanlar içinde bir bedendi bu elleri duvara zincirlenmiş üzeri kan ve pisten kaybolmuş yüzü aldığı darbelerden şişmiş kan revan içinde bir bedendi bu.
Boran'a aitti.
Gözlerimi kaçırırken geri tuşuna basarak çıktım resimden. Elimi ağzıma sıkıca bastırarak sesimin çıkmasına engel olmak istedim ancak zordu. Resimde kendinden geçmişti, evet ona zarar verdiklerini biliyordum ama bu kadar olamazdı bunu görmeyi beklemiyordum asla.
Benim Boranıma bunu nasıl yapabilirlerdi nasıl dokunabilirlerdi ona? Elimi kana bulamak istiyordum bu işte parmağı olan herkesi tırnaklarımla parçalamak istiyor baştan aşağı kana bulanmak istiyordum. Deli gibi ölüm istiyordum bu arzu içimde önüne geçilmez şekilde büyürken zorlukla nefesler alabiliyordum bedenime direnirken içimden bir ses diğer gelen mesaja da bakmamı fısıldayıp duruyordu. Alt dudağımı sertçe dişlerken aslında bu numaranın bir tanıdıklığı vardı nedense, bu sebeple ilk onu açtım açar açmaz da büyük bir şok yaşadım mesajı üst üste okurken aklımdan sayısız ihtimal ve teori geçmeye başlamıştı bile.
Kim olduğu da belliydi üstelik beni en çok sarsan şok edende buydu ya zaten.
Pare'dendi mesaj.
"Kim olduğuma takılma inan düşünülecek son şey bile değil sadece bildiğim tek şeyi aktarıyorum sana, Boran'ı kaçıran kişi mi bilmem ancak parmağı olduğunu düşündüğüm duyduğum biri var, bunu sakın Kadir'den bilme bulaşmada! Aşiret heyetinden bir Ağa Boran'ın kaçırılmasında tuzağa düşürülmesinde parmağı var onu bulmak için onları araştır mutlaka eminim sonuca ulaşacaksın. Onu kurtar zarar görmesine izin verme n'olur ve yıkılma ayakta olmana sana en çok benim ihtiyacım var... Sana tekrardan mesaj atacağım ana kadar sakın bana ulaşmaya ya da bu numaraya nokta dahi atmaya kalkma, biraz olsun zekiysen bunu yapma."
Defalarca kez okumuştum. Geri dönüş yapmak için ise çıldırdım fakat açıkça geri dönüş yapmamamı belitmişti bu da bunu gizlice yaptığını ortaya çıkarsa sorunlar olacağını gösteriyordu. Her şey bir kenara bana alenen bu işte parmağı olan birilerini söylemişti ne kadar doğru bilmiyordum ama abisi ile ilgili bir konuda yanlış yapamazdı bu kadar kötü olamazdı.
Az önceki resim beynimi zorlayıp itinayla kendini hatırlatırken gözlerimi sımsıkı yumdum ve her şeyi bir kenara bırakarak sadece Boran'ı düşündüm...
Aradan beş dakikadan fazla geçti. Gözlerimi açtığımda ise her şey daha farklı daha netti benim için.
Ne yapacağımı işte şimdi daha iyi biliyordum. Kan istiyordum değil mi? Öyleyse olurdu.
Büyük bir kumar oynayacaktım kazanırsam benimle birlikte çok kişi kazanırdı ancak kaybedersem sadece ben kaybetmeyecektim. Pare yalan olsun ya da olmasın böyle bir bilgi vermese aklıma aşiret ağaları gelmezdi o pisliğe yardakçı diye üstelik içimizde de hainler varken.
Şüpheli listem de kim varsa, her kim varsa hepsini tam anlamıyla elden geçirecektim hemde bana verilen süre dolmadan yapacaktım bunu.
Telefonumu cebime koyup yerimden kalktım. Soğuk su ile bolca yıkadım yüzümü kendime gelmek için ardından odamdan sesizce çıkıp resim odama girdim tek sessiz ve kimsenin giremeyeceği yerdi. Birden aklıma Renas geldi, zavallım benim sırf kötü etkilenmesin diye bizzat yengem almış götürmüştü onu kaç gündür onda kalıyordu. Eminim her şeyin yine farkındadır ancak en azından daha az yıpranırdı.
Telefonumdan numarayı tıklayıp arayıp kulağıma yasladım. İnanılmaz bir soğuk kanlılığa bürünmüştüm mecburdum buna.
"Güzellik hayırdır iyi misin?" Adar'ın sesiyle derin bir soluk aldım.
"İyi olmam için yardımına ihtiyacım var." Dedim direkt net bir tavırla. Gergin bir tavırla nefes alışını hissetmiştim. "Ne gibi bir yardım elimden geleni ardıma koymam."
"Zor bir şey değil merak etme senin alanına giriyor."
"Korkmaya başladım desem."
Seslice nefes aldım. "Korkma." Dedim hafifçe sırıtırken. "Çok sayıda bombaya ihtiyacım var sadece!" Sesi gelmedi ilk dakika, "Tamam güzelim iyi şakaydı gerçeğe dönelim şimdi ne istiyorsun söyle hadi." Elim belimde odada volta atarken, "Ciddiyim Adar." Sesimdeki ciddiyet ona ulaştığında ağzında yine ne varsa ki muhtemelen çaydı o püskürtmüş öksürük krizine girmişti.
"Bak güzelim şu an benden ne istersen yaparım biliyorsun ama dalga da geçme gözüne seveyim günlerdir doğru dürüst yatmadım aklım zaten bulanık sende açma fazla."
"Açmıyorum Adar zaten olan ne ise onu diyorum. Siz üç günde ne yaparsanız yapın benim kocamı nasıl bulamadıysanız şimdide benim işime karışamazsınız! Ya bana yardım edersin ya da etmezsin ben nasıl olsa her türlü halledeceğim işimi!"
"Bağırma sesin gitmiş zaten!" Diyerek çıkıştı bana. "Bu istediğinin tehlikesinin farkındasın değil mi?"
"Benim kaybedecek hiçbir şeyim yok Adar yardım ediyor musun etmiyor musun kalabalık etme daha fazla." Dediklerimle sinirlendirdiğimin farkındaydım ancak kendimi ancak bu kadar bastırabilirdim şu an bile yerimde zor duruyorken kimsenin kalbiyle uğrşacak halim yoktu.
Boran'ın resmi gözümün önüne geldikçe sabrım tükeniyordu.
"Tamam lanet olsun tamam ne halt edeceksen düzgünce anlat, başımız boka fena batacak farkındayım ama sana da o kocan olacak adama da değer diye tüm bu çabam!" Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarımda yutkunmak bile zordu o an o derece ağır geldi.
Özlemiştim kocamı hemde delicesine.
Anlattım olanı biteni bilmesi gerektiği kadarını ve yardım edecekti de.
Bu sırada başka kişilerden de yardım aldım ve hepsi birbirinden habersizdi öyle bir bomba patalatacaktım ki tüm ülkeyi sarsacaktım.
🔗🗝️🔗
Ertesi gün 15:00 suları
Buz mavisi gözlerimin feri sönmüş en soğuk en boş bakışlarıyla kendine bakıyordu aynadan. Havluyla nemini aldığım saçlarım kurumuşlardı bu sebeple omzumdan geriye attım savurarak. Siyah göz kalemimle gözlerime koyu bir kalem sürerek gözlerimin rengini ortaya çıkardım bu otoritenin keskin bakışların sırrıydı.
Siyah, dizlerimin bir karış altında biten uzun kollu kalem elbisemi bedenimin üzerinde çekiştirerek düzelttikten hemen sonra yatağımın üzerindeki saf altından olma renkli yakutlar elmaslarla bezeli kemerimi dikkatli bir şekilde belime taktım. Parmaklarım kemerin üzerinde gezindi hafifçe, hafifçe kıvrıldı dudaklarım aklıma yapacaklarım doldukça tutamıyordum kendimi. Turuncuya yakın renkteki saçlarımın üzerine siyah bir şal takarak boynumdan dolayıp omzumun gerisinden attım. Ayağımdaki sitilettolara kadar siyah giyinmiştim adıma yaraşır şekilde. Artık hazırdım vakit gelmişti.
Odamdan ağır adımlarla çıktım. Her yürüşümde gelen topuklu seslerim aşağıdakileri uyarıyordu. Merdivenleri tüm asaletimle inerken konaktakilerin hepsi aşağıdaydı. Kapıdaki arabaların hepsi çıkışımı bekliyordu. Hepsinin gözüde belimdeki kemer ve gözlerim arasında gezerken şok içinde neye ne tepki vereceklerini kestiremiyorlardı. Kemerin anlamı büyüktü sadece aşiretinin Hanımağası takabilirdi ve takan kişinin emri demirden bile keskin sayılırdı. Riva Aşiretinin nişanesini takarak Aşiretimin yeniden başında olduğumu belirtmiş her iki Aşiretinde hanımağası olarak bulunacaktım büyük toplantı da. Oldukça cesur ve hırslı hissediyordum kendimi.
Benim bir sınırım yoktu, tehditlere ise nasıl karşılık verdiğimi öğreneceklerdi.
"Kızım ne iştir bilmez misin gerçekten Kalender koca heyeti bu kadar önemli ne için toplar o kadar sordum bir şey demedi ama merakta ederiz." Merdivenleri sonunda bitirdiğimde dimdik bir şekilde bana en ters bakışlarıyla süzen Zaza Ağa'yı es geçerek döndüm Bertan Ağa'ya. "Bende bilmiyorum bana da bulunmam için yoğun baskı uyguladı aksi hâlde Boran yokken odamdan bile çıkmazdım. Mühim bir mesele olduğu belli, diğer Ağalarda geliyor mu peki?"
"Varmak üzeredirler hayır birde toplantı yeri de daha önce gitmediğimiz bir yer bu baban iyice kafayı sıyırmış yaşlılıktan ben diyeyim."
"Derdimiz başımızdan aşkın Boran oğlum ortada yok onunla uğraşırken bir bu eksi zaten!" Diyerek huysuzlanan Zaza Ağa'ya büyük bir gülümseme ile döndüm.
"Siz neden ayakta bekliyorsunuz?" Dedim kaşlarımı çatarak, ardından kapıdan görünen korumalara seslendim, "Beytullah, arabayı çekin derhal koskoca Zaza Ağa'yı bekletmeye utanmıyor musunuz?!" Diye bağırdım ciddiyetle. Bana afallayarak bakan Zaza Ağa'nın bakışlarının farkındaydım.
Beytullah saygıyla ellerini birleştirdi önümde, "Affet hanımağam kusurumu, hemen alalım arabaya."
"Bir daha olmasın!" Diye azarladıktan sonra Zaza Ağa'ya baktığımda hâlâ hayret ve afallama içindeydi tıpkı diğerleri gibi.
Dış kapıyı gösterdim elimle,
"Buyrun geçin bir daha böyle bir terbiyesizlik yapamayacaklar." Dediklerim hoşuna gitmişti ki dudakları kibirle kıvrıldı göğsü kabardı horoz gibi. "Aferin gelin huyuma gitmen gerektiğini öğrenmişsin."
"Geç olsun güç olmasın diyelim."
"Diyek diyek. Ben gideyim o vakit ayakta durmayayım." Diyerek önümüzden geçip çıktığında konaktan Beytullah'ın onun için açtığı kapıdan içeri geçerek oturdu padişah misali.
"Önden gidin siz Beytullah!"
"Hemen hanımağam." Onlar önceden ayrıldılar. Dudaklarımdaki gülümseme silindi onun gidişiyle.
"Bir sorun yok değil mi kızım?" Annemin terdirgince dediklerine karşı yüzümü stabil tutarak ona döndüm. "Bir sorun yok anne ne olabilir ki, yaşlı adam daha fazla birbirimize bulaşalım istemiyorum o kadar." Bertan Ağa'ya baktım. "Gidelim mi bekletmeyelim babamı konu neyse görelim sonra hemen konağa dönmek istiyorum."
Kararsız bakışları sürünce hemen arkasındaki Merih girdi söze bana yardımcı olarak. "Baba yapacak çok işimiz var yengem doğru söylüyor gidelim hayde, Kalender Ağa büyük ihtimalle Ferman abiyle ilgili konuşacak neyine kararsızsınız hadi gidelim. Ben gidiyorum." Diyerek konaktan çıktı çıkmadan göz kırpmayı da unutmamıştı.
Hevdem, Zara, Mara, Lalezar annem ve annem bana tedirgince bir şeyleri anlamak istercesine bakarlarken gülümsedim gözlerinin içine baka baka. "Bugün hava fazla güzel değil mi? Bence çok güzel bu arada bugün doğum günüm ve eminim dilediğim gerçekleşecek." Göz kırptım onlara ardından elimde tuttuğum gözlüğümü gözlerime takıp çantamı omuzuma çıkararak asil adımlarla çıktım konaktan. Kendi arabam hazırda beklerken vakit kaybetmeden bindiğimde Bertan Ağa'nın da onun için kapısı açılan arabasına bindiğini gördüm onu Merih getirecekti bu sebeple beklemişti dışarı da babasını.
"Allah'ım sen yüzümü kara çıkarma." Derin bir solukla arabayı çalıştırarak yola çıktım.
Çok değil yirmi dakika sonra buluşma yerine gelmiştim. Arkamdaki koruma konvoyu benimle birlikte durarak araçları parkederken indim arabamdan çantamı alarak. Gözlüklerimi yavaşça çıkararak geldiğimiz yere baktım. Etrafımız arazilerle doluydu ve bizim geldiğimiz yerde tek katlı müstakil bir evdi, geniş bir arazi üzerine konumlandırılmıştı, etrafı demir çitlerle kapatılmış evin etrafı ise tamamiyle topraktı, daha inşaatı tamamlanmamış bahçesine beton dökülmemişti bahçenin demir kapısının hemen önünden başlayıp evin kapısına kadar ilerleyen uzun tahtalar konulmuştu, toprağa batıp çıkmadan yürüyelim diye.
Etrafa bakınca bir sürü lüks araba park halindeydi demek herkes gelmişti o sıra evden çıkan Cahit'i görünce yavaş adımlarla demir kapıya yaklaştım. Önümde durduğunda, "Herkes içeride Hanımım eksik yok dediğiniz gibi hiçbirinin adamını da içeri almadık silahlarını da bıraktılar, zaten Kalender ağamın huyunu bildikleri için yadırgamadılar bile, şimdi sıra sizde." Geçmem için yol verdiğinde dikkatle yürüdüm tahtanın üzerinde, o sırada Cahit'te demir kapıyı kapatarak kilitleyince dışarıdaki hem benim korumalarım hemde içerdeki adamların korumaları birbirlerine baktılar anlam veremeyerek. Cahit geri geri geldikçe yerdeki ilk uzun tahtayı eline aldı sonra benim yanıma gelerek diğer tahtayı da kaldırıp evin duvarına yaslayarak bıraktı. Tahtalar ayaklı olduğu için tamemiyle toprağa değmiyorlardı aslında. Kollarımı göğsümde birleştirerek onu izlerken o tahları kaldırdığı izi çok dikkatli bir biçimde takip ederek yine demir kapıya ulaştığı esnada babamın ve Bertan Ağa'nın arabaları geldi. Hemen arkalarından tam hesapladığım gibi her şeyden habersiz Alaz Ağa ve Bahoz'da geldi. Demir kapıya yaklaşırken hepsi şaşkındı. Cahit cebinden çıkardığı hassas bombayı çıkarıp demir kapıya açılma yerine yapıştırdı ve aktif hâle getirdi.
"Bu ne lan ne yapıyorsunuz siz?" Diye yükselen Merih oldu.
"Bu hassas bomba az önce aktifleştirdim kapıyı açtığınız an da patlayacak beyim." O ve bunu duyan tüm adamlar şoka girdi.
"Ne diyon lan sen!" Diye gürledi Merih kapıya vurmak istediği an Bertan Ağa engel oldu kolunu tutarak. Ela gözleri bana döndü Merih'in. "Böyle anlaşmadık yenge! Böyle yapmayacaktın bomba nereden çıktı çıkartın şunu hemen! Sende çık oradan!" Diye bağırdı öfkeyle.
Cahit bastığı yerlere basarak yanıma geldiğinde ona tuhafça bakmışlardı elbette.
"Kusura bakma Merih ama mecburdum buna! Boran'ı bulmak için zamanınız vardı bulsaydınız buna kalkışmazdım şimdi hiçbiriniz tek kelime etmeyin boşuna! Evin etrafı tamamiyle mayınlarla döşendi içi de hassa bombalarla ve buradan çıkış ancak benim kocam sağ salim bana gelirse çıkar aksi mümkün dahi değil!" Daha ne kadar afallayabilirlerdi bilmiyorum ancak dondular.
"Gece yapma kızım yapma gözünü seveyim yapma!" Babamın telaşıyla yutkundum ondan da yardım almıştım ama kandırmıştım. Ona sadece herkesi toplaması için baskı kurmuştum. "Yardımın için teşekkür ederim baba bunu asla unutmayacağım ama sizi dışarıda tutmak zorundaydım sürükleyemezdim kendimle. İçeridekiler sadece şüphelendiğim insanlar."
"Gece, bacım biliyorum ne desek bizi dinlemeyeceksin." Diyerek yaklaştı kapıya Bahoz, yutkunmamak dik durmak için direndim. "Ama bu yaptığın doğru değil çok tehlikeli tek yanan sen olmazsın birazdan tüm teşkilat buraya dökülür işin sonunda cezaevini boylarsın yaptığın bizim boyumuzu bile aşıyor... Gel yol yakınken vazgeç Boran'ı böyle bulamazsın o da duysa delirir zaten ha? Hadi açın kapıyı içeridekiler durumun farkına varmadan."
"Ben tüm gemileri yakalı çok oluyor Bahoz boşa nefesini tüketme beni dün arayıp tehdit ettiler Boran'ın yara bere içindeki resmini attılar tüm bunlardan sonra nasıl duracaktım yerimde! Siz demiyor muydunuz kendine gel yıkılma diye al işte geldim kendime ve size yemin olsun ki Boran bana sağ salim gelmezse eğer iki saat içinde yemin ederim bu arazi içinde kim var kim yok demem hepimizi havaya uçururum!"
"Gece sen kendinde değilsin belli bu yaptığın delilik zır delilik hatta!" Diye sinirle soluyan Alaz Ağaydı. "Kendini de mi öldüreceksin!"
"Sizin gibi manyakların arasında ne olmamı bekliyordunuz!" Diye çıkıştım öfkeyle, bir adım geriledi. "Hepinize son uyarım canına susayan varsa buyursun açsın kapıyı yürüsün mayınların üzerinde ama bilin ki hiçbirinizin günahı üzerime değil ben uyarımı yaptım!" Evin kapısının kulpunu tuttum ve son kez baktım millete, hepsi ne yapacağını bilemez şekilde bakıyorlardı. "De hayde uğur be!"
Önce ben sonra Cahit içeri girdi, kapıyı kilitleyip onunda üzerine bombayı yerleştirdikten sonra yanımda yerini aldı.
Cebinden çıkardığı ince üzerinde tek bir tuş olan kumandayı avucuma bıraktı. "Tüm bombalar aktif hâlde." Başımı hafifçe salladım sadece. Salondan sesler gelmeye başlamıştı bu sebeple çok fazla durmadan salona girdiğimde tüm Ağaların ayaklandığını gördüm. İki tane daha adamımız vardı içeride onların dışarı çıkmasını engelleyince huysuzlanmıştı demek Ağalar. Benim girişimle kaşları en derinlerden çatıldı.
Sırıttım genişçe, Boran'a düşman olan onu sürekli tehdit edip hatta arabasını kurşunlatan tüm heyet karşımdaydı. Zaza Ağa da buradaydı onunla birlikte bir kaç yaşlı Ağa. Şüpheli listemde kim varsa buradaydı.
"Selamünaleyküm Ağalar." Dedim gülerek. "Sağlığınız sıhhatiniz yerindedir inşallah?"
"Ben niye çok pis tongaya düştüğümüzü hissediyorum." Dedi ağırca yutkunan Derzan Ağa.
Buz mavisi gözlerim sinsi parıltılarla döndü ona.
"Hissetme Derzan Ağa zaten öyle ama merak etmeyin bu defa konak yakmakla uğraşmayacağım... Bizzat sizi yakayacağım."
••••••••Bölüm Sonu•••••••