"Minik Bir Mucize"
Bir zamanlar bu kadar huzurlu ve mutlu bir şekilde kahvaltı edeceğini hiç düşünmezdi Pare evet saçmaydı o kadar düşünecek dert varken bunu düşünmesi ama öyle bir cehennemde insan en ufak ve saçma bir şeye bile hasret duyabiliyordu.
Evliliğinin dördüncü günündeydi ve her şey hayal gibiydi. Gelin geldiği aile tarafından hor görülüp aşağılanmak yerine el üstünde tutuluyordu elbette hakettiği buydu ama öyle insanlarda vardı ki eski yaşanmışlıkları acımadan insanın yüzüne vurabiliyorlardı.
"Karnını doyurdun mu?" Hemen yanından kulağına doğru eğilmiş adamla ağzındaki sıcak çayı zor yuttu. Kahvaltısını etmiş çayını yudumluyordu evet, "Ettim." Dedi kısıkca dibindeki adama dönerek.
"Gidelim o zaman hayde." Masadakiler kendi halinde olunca rahatça döndü kocasına. "Nereye gideceğimizi söylemedin hâlâ sabah sabah?"
Kucağında ki oğlunun başından öptü derince Ferman, asla bırakmıyordu onu kolay kolay. "Gidince görürsün demedim mi ben kızım sorup sorup durmasana." Diyince bıkkınca nefes aldı Pare.
"Çantamı alıp geleyim o zaman olur mu?" Diye sorunca içi gidercesine baktı kadının yüzüne. "Olur güzelim, tamam güzelim git al da gel güzelim hadi." Pare gülmek istese de tuttu kendini bu kadar insan varken etrafında onun yerine nazikçe kalktı sofradan zaten herkes kahvaltısını etmiş sohbet ediyordu.
"Ferman az verde bizde sevek ne bu görmemiş gibi tutmuş bırakmıyon!" Babaannesinin sitem dolu sesine karşı oğlunu daha sıkı sardı, Devran'ın canına minnetti tabi.
"İnsan sevmiyor benim oğlum, ağlıyor nene uzak dur!" Bastonunu sertçe yere vurdu babaannesi bu haline ters ters hoşnutsuzca bakan tek kişi hemen yanında oturan Sultan'dı.
"Sen ver bize hele bak nasıl seviyor, bırakmıyorsun ki alışsın bize."
"Mümkünse sana alışmasın malum sen çocuk sevmeyi değil büyütmeyi daha iyi bilirsin." Sultan hanımın dediğiyle döndü kaşlarını çatarak yaşlı kadın. "Sen bu ara fazla laf sokar oldun sanki Ankara'ya bir gittin pir gittin yüz seksen derece döndünde geldin." Cevap vermek yerine sandalyesini havalı bir edayla iterek kalktı ve gitti masadan.
Ardından da içli bir nefesle ona bakan bir Kalender Ağa bıraktı.
Pare ise bir koşu odasına çıkmış üstünü başını düzeltmişti tekrar. Beline dek dökülen saçlarının üzerine attığı siyah şalını düzelterek omzundan geriye attı. Üstünde siyah belden oturmalı dizlerinin altında biten bir elbise vardı, ayaklarında da bordo kısa topuklu bir ayakkabı. Gözlerine bakıp dururken son bir kararlar hafif bir makyaj yapmak istedi, eskiden olsa süsüne püsüne önem veren kadındı ama zamanla karekterinden ve zevklerinden öyle bir uzaklaştırılmıştı ki artık aynaya bakınca kendini tanımıyordu. Gözlerine kalem çekip zaten uzun olan kirpiklerine hafifçe rimel sürdükten sonra renk gelsin diye rujunu gezdirdi ve çekmecesine geri soktu. İşte şimdi daha güzel hissediyordu kendini. Çantasını da omzuna taktıktan sonra odadan çıkmıştı. Ferman ve oğlu ile birlikte ilk defa dışarı çıkacaklardı, ister istemez heyecanlanmıştı doğal olarak. Korkmadan, güvende ve mutlu bir şekilde gezebilecekti dışarıda.
Merdivenleri indiği sıra Devran'ı koltuk altlarından tutarak havaya kaldıran Ferman görüş açısına girmişti. Devran hâlâ konuşmuyordu ama ufak tefek sesler çıkarmaya başlamıştı, açılıyordu ağır ağır tabi doktorlarınında yardımı vardı.
Sofra toplanıyordu ve büyükler sedirlere geçmiş çay içiyorlardı şimdi de.
"Sevdin mi uçmayı oğlum uçurayım mı seni uçak yapayım mı seni?" Diye neşeyle başının üstünde havada tuttuğu oğluna söylerken Devran gülüyordu keyifle sırf o gülüyor diye günlerce tepesinde dolaştırırdı şüphesiz oğlunu Ferman.
Gelen topuklu sesleriyle başını çevirdiği gibi kendilerine gelen kadını farkeder etmez ağırca oğlunu kucağına indirirken karısını sanki hiç yapmamış gibi tekrar baştan aşağı süzdü. Yüzündeki hafif makyajı bile onun gibi bir adam anında farketmişti. Dudakları iki yana hafifçe kıvrılırken gözü gönlü açılmıştı.
"Hazırsan çıkalım mı güzelim?" Oysa bu soru yerine şöyle yamacına çekip siyah elbisesinin iyice incecik gösterdiği belini kavramak sonra da bal gibi yanaklarından öpmek istiyordu. Tamam biraz daha fazlasını da istiyordu ama bu şu an için mümkün değil gibiydi.
"Miydem bulanıyor artık baba, bırak beni n'olur." Herkes sesin geldiği noktaya döndü hemen. İçeri omzundan baş aşağı kızını sallayarak giren Jiyan'a yani. Rona'yı omzundan indirdi, "Zaten bir halta yaramadın anan gene kabul etmedi bizi!" Diyerek vurdu ayakta dengesini zor kuran kızının poposuna. Rona hızla minik adımlarıyla koşarak mutfaktan çıkan Hevdem'e koştu kollarını açarak. "Hemoş kurtar beni." Hevdem anında kucağına almıştı kızı. "Karnım çok aç doyuralım mı karnımı." Diyerek birde karnını tutmuştu Rona.
"Zaten aç olmasan bana koşmazsın ki!" Diye sitemle söylenerek mutfağa girmişti kızla.
"Yine mi almadı evine amca?" Diye soran Ferman kucağında oğlunu tek koluyla karnından tutarken diğer eliyle Pare'nin elini avucuna aldı.
Jiyan son günlerde olduğu gibi yine en ters bakışlarla Ferman'a dönünce öfkesi gitgide katlanmaya başladı. "Yeğen diye bağrımıza bastığımız iki yüzlü şerefsiz çıkınca almaz tabi yengen!" Diye bağırınca ufak adımlarla sırtlarını konak kapısına çevirmiş çaktırmadan geri geri gidiyor ve Pare'yi de kendine uydurmuştu Ferman.
"Ayıp oluyor amca ne iki yüzlülüğümü gördün de hele?"
"Ulan!" Diye bağırdı Jiyan. "Senin gibi ketum herif ne anlar karı sevmekten diyorduk hazır çocukla çıktın karşımıza yetmedi birde her şeyden nem kapan tirip atmaya yer arayan hamile yengenin önünde aşk böceğine döndün, benim yuvamı dağıttın lan daha ne edecen!" Diyerek Ferman'ın üzerine yürümüştü ki Ferman son adımla döndü hemen kapıya gülerek, "Vallahi yengem ne etse az sana sende azıcık kadın ruhundan anlasaydın odun geldin odun gideceğin! Pare koş ama dikkatli koş!" Demiş konaktan adeta fırlayarak çıkarken yerinde öfkeden tepinen Jiyan bırakmışlardı geride.
"Şerefsiz kaçarken bile karısını düşünüyor!" Diye kükremesini arabasını gazlarken duymuştu Ferman.
"Adamın üzerine niye bu kadar gidiyorsunuz Ferman yazık bence, yardım etsenize azıcık." Yandan bir bakış attı karısına. "Leyla yengem bir kere bilendi amcama hiçbirimizi dinlemez üzerine daha da beter eder amcamı hem bakma sen alır eve bir kaç güne dayanamaz o." Diyince pek inanmasa da sesini çıkarmadı Pare, arkasına dönerek bebek koltuğunda oturan oğlunu kontrol etti. Gözleri camdan dışarısını ilgiyle seyrediyordu, bu hâli onu ısırma isteğiyle doldurmuştu ama asla ısıramazdı buna bile kıyamıyordu.
"Çok güzel kokuyorsun." Hemen dibinden gelen sesle önüne dönmek gibi bir gaflete düşünce Ferman'la burun buruna gelmişti. Araba kırmızı ışıkta durmuştu, "Yeni parfüm mü bu dün ki böyle değildi tenin de böyle kokmuyor senin." Kadını sıcak bassada uzaklaşmadan, "Nasıl ki tenimin kokusu?" Diye sordu ciddiyetle. Bu ciddiyet dolu ses tonunu bilirdi Ferman, eli vites kolunu hafifçe oyantırken gülmemek için zor tuttu kendini. "Papatya tarlası gibi kokarsın normalde." Diyerek nakavt etti kadını çünkü Pare ezelden beri böyle saf ve en temizden papatya gibi kokardı Ferman'a göre şimdide değişmemişti bu ve zeki karısı onun zihnini yoklamıştı belliki nitekim öyleydi de dudakları nasılda iki yana kıvrılmıştı keyifle karısının
"Şimdi ki kokun farklı ama güzel kokuyor zaten teninle buluşan hiçbir şeyin kötü olma ihtimali yok asla." Diyerek daha da okşadı kadının ruhunu. Pare sevinçle arkasına yaslanırken omzuna dökülen saçlarıyla oynadı, "Saç parfümü sıkmıştım onun kokusudur sana gelen." Sesinden bile mutluluğu akıyordu. Direksiyonu ustaca hareketlerle kullanarak yola devam ettiklerinde bile silinmemişti asla kadının gülümsemesi.
Ferman kendini unuturdu da bu kadına dair en ufak bir şeyi unutamazdı asla. Dikiz aynasından oğlunu kontrol ederken de iç çekti, onun doğumunu ya da ilk adımlarına şahit olamamıştı tıpkı annesi gibi üzerine ufak bedeniyle hiç bilmeden yaşadıkları da vardı ki bu ciğerini cayır cayır yakıyordu. Her gün Allah'a şükrederken yanında birde af diliyordu zamanında bilmediği gücü yetmediği yetişemediği için.
Pare'nin iyi olmadığını kendini buna zorladığının da farkındaydı mesela. Her akşam en geç o uyuyup en erken o uyanıyordu ve kabuslar gördüğüne emindi, ağlamamak için kendini tuttuğunu kendine geçmişi yüzünden ağlamayı yasakladığını da biliyordu Ferman. Onun için de bir doktor ayarlamıştı en iyilerinden ve konuyu nasıl onu yaralamadan açacak bilmiyordu sadece.
Arabayı kaldırıma yanaşıp park edince Pare yerinde anında dikleşmiş sokağa bakıyordu. On dakika sürmeden geldikleri bu mahalleye aşinaydı dahası gördüğü evle gözleri anında dolu dolu olmuştu. "Pamuk teyzeme mi geldik?" Derken sesi titriyordu.
Kadının elini tutarak öptü yumuşakça, "Mutluluğumuza en yakından şahit olmak hakkıydı, e birde oğlumuzu görmekte." Diyince minnetle doldu Pare. Başına o felaketler gelmeden önce düzenli olarak hep gelirlerdi buraya Ferman'la dahası çoğu zaman bu evde buluşurlardı. Pamuk teyzesi Pare'nin öz teyzesiydi annesiyle araları bozuk olduğundan pek görüşmeselerde evlatları olarak hepsinin tanımasına gidip gelmesine izin verirdi tabi, ablasıydı sonuçta Pamuk Lalezar'ın. Yıllardır gelmediği gibi tek kelime de konuşamamışlardı hiç teyzesiyle, şimdi kavuşacaklardı birbirlerine.
Heyecanla arabadan inmiş ve bahçesinin zilini çalmıştı bile Pare. Pamuk teyzesi kısa bir süre sonra önce görme engelli olduğundan bastonunun sesi gelmiş sonra evinin kapısını açarak, "Kim o kim geldi?" Diyerek sormuştu ancak hissetmiş gibi de duraksamıştı bahçe kapısına bakarken. "Kızın geldi teyzem açmayacak mısın kapını?" Diye sormuştu gözlerindeki yaşlarla Pare. Teyzesi heyecanla kapının otomatiğine basıp demir kapının açılmasına izin verince Pare hemen bir kaç merdiveni inip teyzesine koşmuştu bile.
O andan sonra bolca hasret gidermiş ağlaşmışlardı da bu süre zarfında genel olarak oğluyla dışarıda olmayı tercih etmişti Ferman çünkü mutluluktan da olsa kızın ağlamasına izin vermezdi ama içi de ferahlasın diye dokunmamak için uzak durmuştu. Boran efendi düzenli olarak alış verişini eksik etmesede teyzesinin, Ferman yinede Devran'ın elini tutarak gitmişti mahallenin bakkalına. Şu son günlerde Devran'da bakkala alıştığı için heyecanla bakkala giriyor çekine çekine babasına bakarak kollarını abur cuburlarla dolduruyordu. Gerçi Pare izin vermiyordu yemesine ama Ferman eve gidene kadar ne yedirse kârdır diye bakıyordu.
O kadar göz yaşından sonra kalkıp öğle yemeği yapmış ve yemeği birlikte yemiş ondan sonra zorda olsa ayrılmışlardı. Bundan sonra bolca gelirdi Pare zaten konağa yakındı burası yüreyerek rahatça gelirdi hep.
"Şimdi nereye gidiyoruz ki?" Diye sormuştu Pare ana caddeye çıktıkları için, "Çarşıya gidelim dedim akşama kadar dışarıdayız bugün Pare hanım." Diyerek göz kırpmıştı. Bu göz kırpışı yok muydu ciddi anlamda kalbini tekletiyordu kadının. "Hem alışveriş yapalım kendimize diyorum."
"Ne alışverişi ki?"
"Kıyafet tabiki dolabına baktım üç beş kıyafet vardı ne o öyle yeter mi hiç bir insana."
Utanmış çekinmişti birazda Pare. "Yetiyordu bana hem onlarda yeni alındı daha hepsini giymedim bile boşuna masraf etmeye ne gerek var ki?"
Arabayı sürerken kısa bir bakış atarak döndü önüne Ferman. "Seni tanımasan inanacağım güzelim. Boşuna masrafda değil üstelik neyi boşuna olsun karıma masraf edip harcamayacaksam niye çalışıyorum ben? Gideceğiz o dolabı dolduracağız ne gerekiyorsa da alacağız, hem Devran'la bana da almamız lazım bir kaç takım ve tişört." Diyince sesini çıkaramadı Pare. Ne diyebilirdi ki evet kılık kıyafete bayılır eskiden keyfine her gün günde iki üç kere kıyafet değiştirirdi ama artık değişmişti.
Arabayı uygun bir kenara park ettikten sonra inmişlerdi arabadan. Bir eliyle oğlunu kucağına alıp diğer eliyle karısının elini tutarak ilerlemeye başlamıştı çarşı da ve birazdan Midyat meydanına ineceklerdi ama umrunda bile değildi Ferman'ın kim bakıyor kim ne konuşuyor takmıyordu keyfine diyecek tek kelime yoktu.
Öğlenden ikindiye dek Ferman dediğini yapmış bir kadının ihtiyacı olabilecek her şeyi almıştı fazlasıyla tabi Devran'a aldıklarını saymıyordu bile hele bir oyuncak almıştı ki Devran elinden bırakmıyordu saatlerdir. Minik bir arabaydı elbette.
Üst katı kadınlara alt katı erkeklere ait bir mağazaya girdiklerinde Devran uyumak üzereydi Ferman'ın omzunda ancak takmıyordu bile Ferman ona göre hava hoştu.
Üst kata çıktıklarında reyonlar arasında gezdi Pare Ferman'da hemen ardındaydı. Pare buradan bir şeyi beğenmeden asla çıkamazdı bunu biliyordu bu sebeple rahatça bakındığı kıyafetler arasında bir tane yazlık elbise seçerek, "Bunu seçtim çokta güzel, artık yeter Ferman çok fazla kıyafet aldık onları nereye koyacağımı düşünüyorum şimdiden kara kara."
Kadının elindeki elbiseyi tutarak baktı omzunda uyuklayan oğlunu sarsmadan. "Sıkıntı etme sen yeri, olmadı yan tarafımızdaki odayı odamıza katar giyinme odası yaparız sana." Ağzı hayretle açıldı, Ferman'ın ciddiyeti karşısında.
"Abartma Ferman." Demişti sonunda kendine gelerek.
"Güzelim şu Ferman'ın da bir canı var be şöyle güzel söyleme adımı kurban olayım mağazadayız etrafta millet var demeyeceğim az kaldı." Gözlerini kırpıştırdı üst üste Pare, boynundan yukarı yayılmaya başlamıştı bile sıcaklık.
"Ağam geldim." Yanında biten adamla ters ters baktı Ferman. "Gelmeseydin paşam uykusu bitti gitti oğlumun!"
İyice eğdi başını adam, sabır çekti Ferman. Pare hemen adamın getirdiği bebek arabasının içini yatırarak açınca Devran'ı dikkatle yatırdı üstüne sıkıca örttü battaniyesiyle, arabanın şapkasını çekerek örttü iyice oğlunu. Nazar falan değerdi mazallah.
"Evet Pare hanım bir de biz bakalım şuralara." Diyerek reyonlara o göz atmaya başlayınca hem gelen adam hemde görevli kadın personeller gıpta ile bakıyordu kadın ve adama. Tabi sabahtan beridir Ferman'ın üzerinde olan kadınların ve genç kızların bakışlarına maruz kalmak kıskançlık damarlarını patlatacak konuma getirmişti Pare'nin ancak zorlukla zaptetmişti hep kendini.
"Ne duruyorsun oğlum sen hâlâ orada insene aşağıya!" Ferman'ın birden onlara dönüp Pare'nin yanındaki adama söylenmesiyle adam nasıl kaçtığını bile bilememişti. Sadece sabırla bekledi Pare bu ilkte değildi ki bu adamda ama hoşuna gidiyordu deli gibi.
Reyonları tek tek gezdi ve eline geçeni aldı, Ferman'ın zevkine güvendiğinden ne alsa gözü kapalı giyerdi kesinlikle. Elindeki ondan fazla kıyafeti kadın personelin eline tutuşturdu, "Bunların hepsini paketleyin hemen." Diyip Pare'ye ilerleyince kalbinin hızı defalarca olduğu gibi yine depar atmaya başladı, tıpkı ilk kez aşkı tadan o genç kızlar gibi heyecanlanıyordu deli gibi.
"Ben size seçtim de siz bana seçmediniz hiç kıyafet Pare hanım?" Kinayeli ses tonuna karşın kollarını anında göğsünde birleştirdi Pare, "Acaba neden seçemedim Ferman bey beni erkek reyonunda erkekler var diyerek sokmadığınız için olabilir mi?" Diye alayla sorunca ensesini kaşıdı gergince Ferman.
"Sen durumu yanlış anlamışsın güzelim ben kalabalık olduğu için rahat etmeyiz o yüzden girmeyelim demişimdir." Kaşları iyice kalkmıştı hayretle Pare'nin. "Mağazaların ortasında habire karım karım diye bana sarılıp durmalarında ondandı o zaman?"
"Yahu kadın." Diyerek azıcık olan mesafelerini bitirdi Ferman, kadının üzerine eğildi iyice tabi Pare alttan alttan melül melül bakıyordu çakır gözlü sevdiğine. Elini kadının şalının uçlarında gezdirdi, "Ben geberiyorum aşkından daha nasıl itiraf edeyim diye kafayı yediğimden içimdeki sevgi taştı ondan öyle bağırıp durdum karım diye." Titrekçe nefes aldı Pare bayılmamak için zor dururken.
"He ondan yani."
"Ondan tabi, yoksa görmemiş miyim hatun ben, görgüsüz müyüm?" Ciddi soruşu yok muydu birde, yanaklarının içini ısırdı gülümemek için Pare.
"Ben yanlış anlamışım o zaman."
"Kesinlikle." Dedi hemen Ferman. "Acıktın ya ondan böyle oldu buradan çıkınca güzel bir kebap yedireyim sana da gör sen." Güldü kadın asla kabul etmiyordu kolay kolay kıskançlığını, oysa bariz belliydi.
"Alt katta fazla kimse yoktu bari buradan bir şeyler alalım sana." Dedi Pare, Ferman kısa bir süre düşünse de kabul etmişti. Alt kata indiklerinde Ferman bebek arabasını sürerek Pare'nin arkasından ilerlemişti bu sefer, dediği gibi alt katta erkek reyonlarında o kadar fazla erkek yoktu çoğuk kadın ve genç oğlanlardan oluşuyordu. Oldukça kaliteli tişörtlere bakınırken polo yaka bir parçayı tutup almıştı. "Bu sana olur mu ki acaba?" Diye kendi kendine konuşurken Ferman'a dönmek istemişti ki adamı hemen arkasında hissetti.
"Bedenimi unutmuş olmana inanamıyorum." Dedi kadının arkasından kulağına doğru, ellerindeki tişörtü kal gelmiş sıkarken yutkunmuştu sertçe. Etrafta tek tükte olsa millet varken bu hareket olacak iş miydi? "Ama insanlık hâli tabi istersen şimdi bedenimi yoklayarak öğrenebilirsin bedenimin ölçüsünü." Hayretle arkasındaki adama döndürdü bedenini, reyon ve onun arasındaydı ve pek mesafe yoktu aralarında. Utançla kızarsada başını adama kaldırdı.
"Bedenini biliyorum zaten Ferman sadece kalıptan kalıba fark oluyor bu modellerde ondan sordum." Hâlâ yüzüne muzipçe bakınca adam, "Ellemeyeceğim sana çekilir misin ayıp oluyor." Dedi sabırla.
Burun kıvırdı Ferman, "Eskiden daha cesurdun hiç çekinmezdin bana dokunmaya şimdi utançtan yüzüme bakamıyorsun." Ferman bunu takılarak söylese de Pare'yi incitmişti çünkü kadında eskisi gibi olmadığı olamadığını biliyordu. Ferman'ın ondan bıkacağı hissi tam yüreğine çöreklendi o an sonuçta onun tanıdığı Pare ile şimdi ki Pare arasında epeyce fark vardı.
İçindekileri dışına vurmadı elbette bu onu zorlasa da gülümsemeye çalıştı. "Bunu alalım o zaman beğendim sana da yakışır bu renk." Diyerek tekrar arkasını dönmekti niyeti ama Ferman elbette izin vermeyerek kolunu tuttu. Ne kadar saklasa da anlık olarak düşen yüzünü görmüştü Ferman ve bu anında canını sıkmıştı. "Can parem." Dedi yumuşakça. Kadının omzuna dökülen saçını okşadı ilgiyle, çakır gözleri sevgiyle yoğun bir ilgiyle geziniyordu kadının gözlerinde.
Ancak tam o anda, "Ferman?" duydukları sesle ikiside yanlarına gelen kadına çevirdiler başlarını.
Ferman anında gerilirken Pare'nin de farkı yoktu ondan. "Nefes." Dedi sorgularcasına Ferman.
"Sizi görünce şaşırdım selam vermek istedim." Dedi Nefes gözlerini Pare ve Ferman'ın üzerinde gezdirerek.
Aylar önce karşılaştıklarında ne durumlardaydılar şimdi ne durumda. Hayat cidden çok oyunbazdı. Pare ciddi anlamda çok güzel olan kızı süzerken Nefes'te Pare'yi süzmüştü. Mağazaya girer girmez görmüştü onları, Ferman'ın kadına karsı olan bakışları afallatmıştı Nefes'i çünkü Ferman hiç aşk adamı gibi değildi daha çok ciddi duruşlu ve mesafesini bilen biriyken ilişkilerinde bile ciddi manada hiç böyle baktığını görmemişti kendisine. Evet uzun süre nişanlı kalmamış ve vakitte geçirmemişlerdi öyle çok ama onunla olduğu vakitlerde de tanıdığı adam az önce gördüğü adam değildi. Bir insan bir kadına nasıl böyle içi gider gibi bakabilirdi ki? Kıskanmıştı yalan yok üstelik adamı ailesinin baskısıyla hastane yatağında bıraktığından beride pişmanlıktan kavrulmuş ancak yaptığı hatadan dönememişti. Açıkça itiraf ediyordu ki Ferman'ın duruşundan ilişkisine sahip çıkan koruyucu erkek modelinden yani kısacası Ferman'dan hoşlanmıştı... Onunla yeniden denemek ve kendini affettirmek için hastaneye gittiğinde bile tek kötü bir söz söylemeden reddederek göndermişti kadını.
Sevmediğine bile böyle ince düşünceli bir adam sevdiğine kim bilir nasıldır diye düşünmüşken cevabını tek bir bakışla almıştı.
Bu süre zarfında Ferman ise ciddi manada bocalamıştı. Bocalamıştı çünkü karısının en ufak bir şekilde üzülmesini istemiyordu, tüm gün boyunca sadece o mutlu olsun gülsün diye çabalamışken günün sonu hüsranla bitsin istemiyordu. Öte yandan Nefes'in de kötü niyetli biri olduğunu hiç düşünmüyordu.
"İyi yapmışsın tabi, nasılsın iyisindir İnşallah." Diye nezaketen sormuştu Ferman, gülümsedi Nefes.
"İyiyim çok şükür." Gözleri ona ifadesizce bakan kadına kaydı, ciddi manada çok güzel bir kadındı Pare siyahların içinde ay gibi ben buradayım der gibi parlıyordu. Asil bir görünüşü vardı. "Duydum ki evlenmişsin gerçi hikayenizi duymayan kalmadı." Bakışları Pare'de gezindi. "Sizin için çok üzüldüm herkes gibi kimse bunları yaşamamalı asla ve herkeste sizin kadar güçlü olmalı imrenilecek kadınsınız." İfadesiz dursada zoraki bir gülümsemeyle yetinmişti Pare. Rahatsızdı.
"Oğlun mu?" Diye sormuştu bebek arabasına bakarak, Pare arabayı daha sıkı tutmuştu ve herhangi bir cevap vermemişti zaten Ferman kendisine bırakmıyor bizzat kendi cevaplıyordu kızı.
"Oğlum, evet."
Anladım dercesine kaşlarını kaldırdı, manidar bir ifadeyle gülümseyince gözleri Ferman'a çevrilmişti. "Sizi daha fazla rahatsız etmek istemem sadece merakımdan sormak istediğim bir soru vardı o kadar." Ferman gerim gerim gerilirken Pare tek bir mimik oynatmıyordu. "Acaba seninle nişanı bozmasaydım ve bu durum devam ederken olaylarınız ortaya çıksaydı evlilik arefesinde olduğun bir kadını bırakıp eski sevdiğine döner miydin? Kısacası beni ortada bırakır mıydın Ferman?" Anlamsız bir hırs hissediyordu Nefes içinde oysa bunun yanlış olduğunu yapmaması gerektiğini de bilen bir kızdı. Ya da ailesi yüzünden hayatındaki en önemli kişiyi kaybettiğindendi bu öfkesi.
Anında kaskatı kesilen Ferman, "Bu nasıl bir soru!" Diye çıkıştı öfkeyle. "Ne olduysa geçmişte kaldı gelipte yanımda karım varken nasıl böyle bir soru sormaya cüret edersin sen!" İlk defa kendine yükselen bu adamla hatasını fazlasıyla farketmiş ve haketmişti bu çıkışı Nefes. Başını eğdi suçlulukla, "Özür dilerim boş bulundum bir an." Dedi panikle.
"Bak Nefes ayıp olmasın diye selamını aldım ama bu bile doğru değil bir daha da almam zaten selamını şimdi git yoluna hayde." Hayatında hiç olmadığı kadar rencide olduğunu hissediyordu Nefes. Demek Ferman Riva konu sevdiği kadın ve mutluluğu olunca herkesin kalbini kırabilecek bir insandı.
"Alt tarafı soru sordu Ferman, cevapla gitsin bağırmanı gerektirecek bir konu yok ortada." Şaskınlıkla kadına baktı ikiside. Pare bebek arabasını hafifçe ittirirken gülümsedi nazikçe, "Ben yoruldum arabaya geçeceğim sende gelirsin zaten." Diyerek bebek arabasını iterek çıktı mağazadan arabayla.
"Ben böyle işin içine sokayım!" Ferman'ın ağzının içinde ettiği küfürle daha da gerildi Nefes, kesinlikle yok olmak istiyordu.
Bir hışımla Nefes'e dönerken hâlâ sakin olmaya çalışıyordu, "Bizim aramızda saygı vardı Nefes hâl buyken Pare ve Devran ortaya çıksaydı düşünmeden onları seçerdim çünkü ne sana ne de kendime ömür boyu çekeceğimiz azaba sokmazdım ömür boyu acı çekeceğimize bir iki ay çekerdik daha iyi der gider karımı ve oğlumu alırdım nikahıma! Öyle de yaptım!" Ardından derin bir nefes aldı Ferman, "Bak iyi kızsın biliyorum Allah hakkında hayırlısı neyse onu versin, benden tavsiye aklını bulandırma ve önüne bak. Hadi iyi akşamlar." Demiş ve kapıya yönelmişti ki durdu ve çalışanlardan kız olana baktı zaten diğer çalışanlarda çalışıyor gibi yapıp onları dikizliyordu da neyse.
Sert ve otoriter sesiyle, "Karım için seçtiğim tüm kıyafetleri paket yapıp konağa gönderin faturasıyla!" Dedikten sonra mağazadan çıkmış arabasına doğru yürümeye başlamıştı baskın ve sert adımlarla. Arabası çağırdığı iki adamı sayesinde gezdikleri yerlere göre yakınlaştırılıyordu ve şimdide bir sokak alt tarafa park edilmişti. Arabaya yaklaşırken sık nefeslerle kendini düzeltmeye çalıştı ama fazlasıyla gergin olan bedeni gevşememişti Pare'yi azıcık tanıyorsa burnundan fitil fitil getirirdi bu olayı kadına baktığı için bile devlet meselesi haline getirirdi bu durumu. Ferman kendini kıskanç zannetsede bu Pare'nin kıskançlığının yanında devede kulak kalırdı. Zamanında günlerce sesinden de kendinden de az mı mahrum etmişti kendisini, sırf Ankara'ya Gece'nin yanına gittiğinde bir gün boyunca aramadı diye her yerden engelleyip haftalarca süründürmüştü onu. Ne aldığı kıyafetler ne de hediyeler bile gönlünü almasına yetmemişti, kanmazdı ama hediye almazsa da almadın diyerek ilerletirdi bu işi, o öfkesi, kıskançlığı ne zaman diner o zaman affederdi Ferman'ı.
Gören kadını sevmiyor adamı kullanıyor oyun oynuyor derdi ama öyle bir şey asla yoktu. Pare öyle şefkatli, öyle sevgiyle koruyup kollardı ki... Ferman bazen neye uğradığını şaşırdı onun sevgisi karşısında, bilmiyordu belki ana baba sevgisi ne görmediğinden sevdiği kadından gördüğü en ufak bir ilgi bile onu delirtirdi. Jiyan amcasıyla atölyesinde mücevher tasarlarken elleri yara olunca kesilince mesela ölüp biterdi Pare, ufacık bir kesiğe dakikalarca göz yaşı dökmüşlüğü bile vardı. Bundandır ki ondan sonra kimseyi kabul etmemişti hayatına, herkes yapmacık ve yalancı gelmişti, Pare ona ihanet edip bıraksa bile sadık kalmıştı sevdiği kadına.
Arabaya geçip koltuğuna geçtiğinde kadının ona tebessümle bakışı duraksatmıştı. "Devran aç uyudu konağa hemen gidelim de çorba içereyim ona." Demesi de daha büyük afallatmıştı Ferman'ı. Hiç öfkeli ya da kırgın görünmüyordu. Yine de kanmadı Ferman.
Kadının yumuşak narin ellerini avuçlarına aldı, "Pare'm, güzelim benim yeminle bilmiyordum beklemiyordum hiç Nefes'i yoksa birbirinizi görmenize bile müsade etmezdim." Dedi yumuşakça ancak kadın ona anlayışla gülümseyince donmuştu ifadesi.
"Sorun değil Ferman bir şey demedim ki zaten rahat ol, kızın kötü bir hareketi yoktu sana niye kızacağım? Gidelim hadi." Ferman şoklardan şoka girerken bu bir oyun mu diye kadını en ince ayrıntısına kadar incelesede gerçekten bir şey yoktu. İyi ama...
Düşünceler içinde arabayı çalıştırıp sürdü konağa geldiklerinde de yemek yerlerken de en ufak bir ima ya da laf sokmamıştı adama ve bu daha kötü hissettiriyordu Ferman'a. Kadın elbette yıllar öncekinden farklıydı ama bu kıskanmamasına sebep değildi. Seven kıskanırdı, Pare ise ağzına ederdi bu işler böyleydi.
Saatler ilerlerken Devran'ı odasına götürüp yatırmıştı bu gece için Ferman çünkü konuşmak istedikleri vardı Ferman'ın. Odaya girince Pare'de elindeki pijamalarını almış banyoya yöneliyordu fakat Ferman'ı görünce elindekileri koltuğa bırakmıştı.
"Devran nerede?" Diye sorunca ancak anlamıştı kadının yanına geldiğini zira onu her görüşünde derince süzmese olmuyordu. "Odasında, bugün orada yatsın dedim." Diyince yüzü tedirginlikle düşmüştü Pare'nin.
"Ama korkabilir daha tam alışmadı ki bize? Ben gidip alayım onu." Kapıyı açacaktı ki kolunu tutarak engellemişti onu. "Korkmaz merak etme bizden iyi hakim oldu konağa. Konuşmak istediklerim var seninle burada olmaması daha iyi."
"Ne konuşacağız ki?"
Bedenini iyice kadına döndürünce Ferman, kadın karşısında kapıyla arasında kalmıştı. Kolunu hâlâ bırakmamıştı.
"Bugün hakkında konuşalım mı güzelim? Mesela neden hiçbir şey demeden durduğun gibi, kıskançlıktan beni dövmeni bile bekliyordum."
"Niye döveyim Ferman, ortada kıskanılacak bir şey yoktu ki hem kadının kötü bir niyeti yoktu sende yanlış bir harekette bulunmadın. Anlamıyorum ki ne istiyorsun benden?" Elbette yalandı kıskanmıştı deli gibi adamı ancak ona çemkirmeye bile hak bulmuyordu kendinde.
Sinirlenemeye başlasa da tutuyordu kendini daha da eğilince kızın yüzüne, "Beklediğim seven bir kadının kocasını bu kadar anlayışlı karşılamamasıydı!" Dedi dişleri arasından. Allah aşkına karısı kendini kıskanmadı diye ortalığı ayağa kaldıracak bir hâli vardı Ferman'ın.
"Pare, çalışanlardan biri numaramı istedi alenen yürüdü bana sense sadece o evli bir adam eminim metres konumuna düşmek istemezsin diyerek kadını başka erkeklere yönlendirdin?"
"E ne yapayım ki başka?" Derken kıvranıyordu deli gibi Pare. Dişlerini kıracak gibi sıktı Ferman, "Bana tek kelime etmeyip kıza üzüldün Pare?!" Diyince sabırla soluklandı Pare.
"Senin bir suçun yoktu ki niye sana bir şey söyleyeyim ayrıca kıza üzülürüm tabi kırk yılda bir erkeğe numarasını verdi belki ve o da evli çıktı, kötü olmuştur." Hayretler içerisinde bakıyordu Ferman kadına, o anlarda bile öyle anlayışlı davranmıştı ki kıza kız bile neye uğradığını şaşırmıştı.
"Konuşacak bir şey kalmadıysa gideyim Devran'a bakayım."
Kesinlikle sabrını sınıyordu bu kadın. Kolunu bırakmadan, "Bitmedi Pare!" Dedi sinirle. "Ulan kızım sen harbi bu musun ben kafayı yiyeceğim bak. Eskiden böyle değildin sen, kıskanır o kızı rezil rüsva ederdin üstelik pek âlâ evli olduğumun farkındaydı ama sen ne yaptın! Ulan kalkıp başka bir kadınla harbiden olsam sineye çekecek haldesin her haltıma ses çıkarmayıp örtecek hâle gelmişsin Pare sen bu musun?!"
Gözlerinin o tanıdık olduğu öfkeyle dolduğunu gördü kadının Ferman, kolunu sertçe çekerek kurtardığında rahatladı Ferman çünkü ona kalsa kolunu bile Ferman bırakmasa çekemeyecek haldeydi.
"Eskiden eskiden diyip durmayı kes artık!" Diye yükselen kadınla içten içe zafer bayrakları çekti. Sonunda öfke de olsa dışa vuracak belki içindekileri de dökecekti. Onu daha da öfkelendirmek adına, "Niye demeyecek mişim yalan mı eskiden nasıl biriydin şimdi nasılsın bu kadar mı değiştin ve geniş mezhepli bir kadına döndün Pare?!" Diyerek kadını harlarken bile ses tonu asla onu bastıracak kadar yükselmiyordu kadına. Ne olursa olsun bağıramazdı ona.
"Evet değiştim var mı!" Diyerek bağırdı gereğinden yüksek bir sesle. "Sevmeyecek misin beni değiştim diye eski kızı seviyorsun ama şimdikinin sevilecek bir yanı yok ve bunu farkettin sen de değil mi!" Bunu beklemiyordu işte Ferman, şiddetle karşı çıkmak istedi ama Pare susmayarak konuşarak tüm lafları ağzına tıktı. "Sorsana sen bi senden ne kaldı diye, ne bedenim eski beden ne ruhum onlardan kurtuldum ama yaptıklarından değil bana miras gibi bıraktıklarından kurtulamadım ben! Korkuyorum Ferman, eskisi gibi olmak istiyorum ama çok uzak bana bu ve ben sen benden vazgeçiceksin benden soğuyacaksın diye her şeyi alttan alıyorum ben geniş mezhepli değilim Ferman ama seni kıskanıp sorunlar çıkarırsam benden bıkıp vazgeçiceksin diye tedirginim. Sürekli eski halimden dem vurup duruyorsun ve bu özgüvenimi tamamen kırıyor bu halimi sevmiyormuşsun gibi hissediyorum!" Gözünden tek damla düşmesin diye canını verecekken kendisi ağlatmıştı ya kadını kafasına sıksalar ses çıkarmazdı Ferman.
"Sana ve ailene layık olmak için elimden geleni yapıyorum ben cazgır sürekli olay çıkaran görgüsüz bir gelin olmamak kimsenin gözüne batmamak için sesimi bile çıkarmıyorum mecbur kalmadıkça, sen gelmiş bana niye eskisi gibi değilsin diyorsun olamam Ferman öldü o eski kız bitti gitti dedesi öldürmek için başına silah dayadığında saçını yumruğuna dolayıp çekerken saçlarımı okşayan babam dedeme karşı gelemeyip boyun eğdiğinde bitti gitti o kız! Şimdi ki de böyle işine geliyorsa!" Ferman anında omuzlarından tutup göğsüne çekmişti kadını, sıkıca içine almak ister gibi sarılmıştı.
"Kusura bakma işime gelmiyor şimdiki halin." Diye konuşunca canı daha da yandı kadının ağlaması şiddetlendi adamın göğsünde. "Seninle evlendim ortada koymadım da ondan dolayı bana minnetle yaklaşıp her halta sessiz kalan bir kadın istemiyorum kusura bakma. Ben seninle seni sevdiğim için evlendim oğlumuz olmasaydı da yine bırakmazdım peşini Allah belamı versin ki." Yavaş yavaş durulunca kadın devam etti Ferman. "Bu konaktaki herkes senin ne kadar güçlü ve yıkılmaz bir kadın olduğunu biliyor, çoğu zaman senin yerinde şu erkek halimle hayal ediyorum onun yerinde olsam ne ederdim diye ve sadece on saniye bak on saniye bile değil katlanamıyorum yaşadıklarına ama sen bunları yaşadın ve şimdi ayakta dimdik karşımızdasın hal böyleyken asıl ben bu kadına layık değilim diyorum. Seni yatıştırmak için değil yeminim olsun böyle aklı başında kimse seni hor göremez aşağılayamaz yaşadıklarından sonra. Sen değil biz sana layık değiliz. Yaşadıklarının hepsi bizim günahımızdır bizden soracaklar senin hesabını öteki tarafta, koruyamadığımız için suçlu biziz, utanması gerekenlerde biziz sen değil." Adama sıkıca sarılırken alnını adamın göğsüne sıkıca bastırıyordu ve evet sakinleşiyordu yavaş yavaş.
Şalının üzerinden okşadı saçını kadının. "Bedeninden de nefret etme sakın ha! O orospu evladı yüzünden Allah'ın özenerek yarattığı bedeninden tiksinme bile, ne yapmış olursan ol ne yapmış olurlarsa olsunlar Allah'ın yaratırken bile kıyamadığı benimse uğruna günlerce methiyeler dizeceğim bedenine laf etme sakın ha." Kadının gerildiğini hissedince gülümsedi, etkilenmişti öyleki belindeki ellerinin titreyişini hissetmişti Ferman.
"Ruhun içinde üzülme kocan onu ağır ağır iyileştirecek bana emanet o." Derken kaldırdı ağırca başını kadın. Ellerini kadının yanaklarına yerleştirip göz yaşlarını sildi yumuşakça. "Ferman." Alnını yasladı kadının alnına Ferman. "Söyle ciğerparem." Diyince sesli bir nefes aldı Pare bu adam böyle diyince sinirlenmemesi elde değildi sevmiyordu dolu dolu ciğerparem diyişini çünkü ciğere hastaydı bu adam şimdi ciğerparem derken hem ciğere olan aşkını hemde Pare'ye olan aşkını birleştiriyordu bunu zamanında Ferman alay etmek için söyleyince Pare bir daha asla bu seslenişi sevmemişti esasında Ferman da onu gıcık etmek için diyordu böyle.
"Seni seviyorum diyecektim ama vazgeçtim bırak beni." Diyerek tirip atınca kadın Ferman'ın gözleri ışıldadı, kimse şu hayatta tirip yiyor diye sevinmezdi bu adamdan başka. Yüzünü çekmek isteyince Pare, engel olarak daha da avuçlayarak çekti kadının yüzünü kendine. Gözleri kadının dudaklarına kaysa da kendine hakim olup bal rengi gözlerine çıkardı. "Yanlışlıkla dedim tamam canparem diyeyim olur mu?" Dudakları iki yana kıvrılırken gözünde asılı kalan yaşlarda öylesine süzüldü yanaklarına. "Olur ciğere olan aşkını benimkiyle kıyaslamadığın sürece istediğin gibi seslenebilirsin."
Keyfi yerine iyice gelmişti işte Ferman'ın, gözleri yine istemsizce kadının dudaklarına kayınca sertçe yutkunduğunu farketti kadının. Yanağındaki baş parmağı ağırca dudaklarına değince ise gözlerini kapattı bir iç cekişle, elleri adamın kollarındaydı ve sıkıca bastırıyordu parmaklarını sert kollara. Ferman ise durmadı, aralık olan dudakların üzerinde ağırca gezdirdi parmağını ezercesine.
"Senden sonra tek bir kadına bile yan gözle bakmadım senden başka kimseyi hayatım boyunca arzulamadım ben Pare. Çoğu gece rüyalarımda seninle ilişkiye girdiğimiz anları hatırlayarak uyandım ama bu bile canımı o kadar yakıyordu ki bana yasak oluşun. Arabama her bindiğimde arka koltukta sana sahip oluşumu hatırlayınca dayanamayıp yakmıştım o arabayı."
"Sus lütfen." Cılız bir sesle söylediklerini duymadı kadının aksine parmağıyla daha da ezdi dudaklarını, yaklaşmıştı iyice, "Neden susayım yokluğunda neler çektiğimi bil ki aşkımdan şüphe etme." Der demez, "Etmiyorum yemin ederim." Bal rengi gözlerini çakır gözlüsüne dikti aşkla. Biliyordu ki kendisinden bir hamle gelmezse dokunmazdı Ferman ona e zaten fazlasıyla kendisi de istiyordu onu öpmeyi. Parmak uçlarında hafifçe yükselip zaten dibinde olan adamın yüzüne yaklaştı ve sıcak dudaklarını soğuk dudaklarına bastırdı. Kaskatı kesildi Ferman bu hamleyle, yıllar olmuştu bu hissi tatmayalı. Kalbi deli gibi çırpınıp yerini zorlarken karısının yavaşça çekilmesiyle sesli bir nefes aldı, donup kalmıştı resmen.
Gözlerinin içine bakan bu kadın tıpkı bir kız çocuğu gibiydi esasında, "Dudaklarının tadına hasret kaldım." Diyerek fısıldadı kadının dudaklarına ardından tek kelime etmesine müsaade etmeden yüzünü avuçları arasına alıp kadına tezat sertçe yapıştı ve aldı ağzına o sıcak dudakları.