Poyrazdan
Kardeşlerimle hafta sonunu geçirmek için Mardin'e giderken amcamın kalp krizi geçirdiği haberi geldi. Konağa gitmeden hastaneye girdiğimizde ise amcamın vefat ettiğini öğrendik.
Amcam sevilen adamdı, Karadağ konağı dedemden sonra en kalabalık günlerini yaşadı üç gün boyunca. Allah dostların ve sevenlerin eksikliğini göstermesin.
Herkesi üzen acıdan ziyade ben ömrünün son demlerinde evlat acısı ile sınanan babaanneme üzüldüm ağıtları konağı yıktı resmen. Cenazeden bir hafta sonra yine aynı kalabalık toplandı konağa bu kez mevlüt okutmak için. Acı ilk gün ki gibi dursa insan kafayı vermiş derler ya gerçekten çok doğru. Amcamın eşi on yıl önce vefat etmişti ve amcam birdaha evlenmemişti neden diye soranlara çiçeğinin üstüne gül koklamadan göçeceğim bu dünyadan derdi hep ve öyle oldu. İki kızı vardı oğlu olmadığı için ağalığı babama devretmiş zamanında Gülistan ablam ve Gülcihan ablam ikiside aynı evin gelini çok mutlular şükür ki.
"Boyuna kurban olduğum bu konak senin düğününde dolmalıydı" diyen babaannemle sıyrıldım düşüncelerimden
Yanına oturup sarıldım yaşına rağmen dinç kadındı ama şu bir haftada çöktü resmen.
"Nasip böyleymiş güzelliğim" dedim boynuna sarılırken.
"Fazla vaktim kalmadı deli oğlan bu acı beni götürür artık can tendeyken yuva kurduğunu görsün gözlerim" dedi
"Şimdi sırası değil Elifim hem sen daha çok yaşayacaksın" dedim zoraki gülüşümle. Sahi ben evlenmek istediğimi söyleyecektim bizimkilere.
Dilşahın final haftası sebebiyle pazartesi öğleden Diyarbakıra kızları bırakıp dönecektir ama Dilşah beni arayıp akşama kadar kalmamı söyledi. Nedenini sorduğumda Mihricandan ders notlarını almak için cafede buluşacaklarını yanlız gelemediği için Ferhatla geleceğini söyledi. Dildarla gidecekmiş. Git abicim dedim Cafede onları tesadüfen görmüş gibi oraya gelmemi söyledi. Valla bu kızların kafası başka türlü çalışıyor.
Akşam üzeri Dilşahın söylediği Cafede gittiğimde masada Ferhatla oturuyorlardı. Bende yanlarına gidip biraz çıkıştım. Mihricanın
Siz bizi yanlış anladınız ders notları verecektim diyen sesindeki korku tereddüt konuşurken bir yüzüme bir yere bakması. İçimde fırtınalar kopardı. Sana ne yaşattılarda böyle ürkeksin gece gözlüm diyerek sarılmak istedim bir an sarıp hiç bırakmamak.
Oturdum masaya Ferhat bir kahvede bana söyledi Dilşahla Mihriban dersler hakkında konuşurken bende Ferhatla biraz sohbet ettim. Ara ara Mihricanın yüzünü incelemeye çalışıyordum. Beyaz teni kapkara gözleri uzun ve hilal kaşlarına neredeyse seçenek gibi olan uzun kıvrık kirpikleri orantılı burnu ve kalın dudakları ile nadide bir tablo gibiydi, bir kaç kez göz göze geldikçe yanakları kızarırken bakışlarını kaçırıp suç işemiş çocuklar gibi elini kolunu koyacağı yeri şaşırması.gülümsediği zaman yanağını tam ortasında peş peşe oluşan çukurlar.Ve akıcı bir şiir gibi konuşması. Hayale yer bırakmayacak kadar gerçekti ve bana kaybetmekten korkmaya başladığımı hissettirdi. Akşam Dilşaha hemen sabah onunla evlenmek istediğimi söylemesini istedim.
Mihricandan
Civan abiden yediğim fırçanın sonu kesin dayakla biterdi eğer Ferhat abim yanımda olmasaydı.O gece yatağa girdiğimde aklımda hep bana bakan ele gözlerdeki sıcaklık vardı.Sabah sınav için erkenden kalkıp ders çalışmak istedim ama yapamıyorum aklım hep Poyrazın bakışlarında.Bugün girecek olduğum sınavların üçü üst dönem sınavları olduğu için sabah Dilşah okulda değildi öğle arası kantinde otururken yanıma gelen Dilşah önce sınavlarımın nasıl geçtiğini sordu sonrada sınav çıkışı benimle konuşmak istediğini söyledi.Dilşahın benimle ne konuşacağını merakı ile girdiğim sınav beni gerçekten çok zorladı,Allahtan tek sınav vardı yoksa ben bu merakla akşamı edemezdim.Sınav çıkışı kantine doğru yürürken
'Eee Dilşah benimle ne konuşacaksın 'dedim
'Birer çay alalım sakin bir yerede geçelim öyle "dedi.Acaba Ferhat abimle ablasınımı öğrendi ya da ailesi öğrenmiş olabilir.Çayları alıp bahçede sakin bir köşeye çekildikten sonra Dilşah bana dönüp
'Sözümü kesmeden dinle beni sonra konuşursun" dedi.Kesin öğrendiler ve inşallah kötü şeyler olmamıştır
"Tamam ama kötü bir şey değil inşallah" dedim
"Bilmem artık orasını "diyen Dilşahla iyice meraklansamda sesimi çıkarmadan bekledim
"Mihrican abim seninle evlenmek istiyor" dedi birden bire.İçtiğim çay boğazımda kalırken şaşkınlıkla yüzüne baktığım arkadaşım devam etti.Hani sana sevdiğin veya aşık olduğun biri varmı değiye sormuştum ya abim içindi dedi
"Dilşah benim okulum var farkındamısın" dedim.İçimde bayram çocuğu sevinci ile
"Okuluna falan engel olmayacak söz verdi Mihrican abim ilk defa ailemize bir kız buldum dedi ya inan bak seni çok mutlu eder diye ekledi.Hatta geçen haftalarda Ferhat abi sana sarılmıştı ya delirdi bildiğin kaza yapmamdan eve gitmemiz bir mucize arabayı bir kullanışı vardı sana anlatamam "dedi.
"Dilşah sana anlattım yaşadıklarımı eğer böyle bir şeyi duyarlarsa anlattıklarım bana yapacaklarının yanında az bile kalır" dedim.
"Sen tamam de sınavlar bittikten sonra gelip seni isteyelim amcamında kırkı çıkmış olur bu arada" dedi.
"Bilmiyorum Dilşah şu an tek düşündüğüm şey sınavlar ve sen kafamı çok güzel karıştırdın" dedim.
"Kafan karıştıysa oldu bu iş diyerek" bana sarılan Dilşahla ne tepki vereceğimi bilemedim.
Dilşahla ayrıldıktan sonra beni bekleyen arabaya binip konağa döndüm. Yol boyu aklımda hep aynı cümle vardı abim seninle evlenmek istiyor.Ferhat abim yanılmamıştı beni kıskanmış.İçimde tarifi imkansız bir heyecan var ilk defa bulutların üzerinde yürüyormuş gibi hissediyorum kendimi.Poyraz Karadağ aşiretler ağasının oğlu babasının üç şehre sözü geçiyor ama beni korkutan bir gerçek var gün yüzüne çıkmayı bekleyen Keje Sultan hayatını beni mutsuz etmeye adayan kadın.
Konağa geldiğimde amcam ve Civan abi avludaki sedirde kahve içiyordu.
"Geç kaldın" dedi amcam
"Sınav haftası ya arkadaşla kısa bir tekrar yaptık" dedim.
"Onu bunu bilmem saatinde geleceksin eve diye bağırdı Civan abi.Ferhat döndüğünden beri başına buyruk oldun iyice kırarım o bacaklarını değil okul odadan çıkamazsın" diye ekledi.Amcam yüzünde memnun bir gülümseme ile oğluna bakıp
"Aferin aslanım hep böyle ol" dedi.
"Hep böyle olsun kimsesizi ezsin gücü sadece koruyanı olmayan şu bir damla kıza yetsin demi ağam "dedi Hazel yengem
"Ne diyorsun sen kadın başında ana baba yok başına buyrukmu olsun "diye bağırdı amcam
"Başında ana baba yoksa sen olaydın babası ben anası olmaya razıydım saçını birkere okşamadığın kıza ahlak dersi vermeyi kes artık "diye bağırdı yengem
"Beğendin mi yaptığını annemle babam senin yüzünde kaçıncı kavgalarını ediyorlar "dedi Civan abi.Koşarak çıktığım odanın kapısının arkasına çöküp elimi ağzıma kapattım herşey gibi sesli ağlamamda yasak benim.İçim çıkana kadar ağladıktan sonra elimi yüzümü yıkayıp yine ders başına oturdum tek sığınağımdı derslerim.İlerleyen saatlerde yengem elinde bir tabakla geldi her zaman yaptığı gibi saçlarımı okşadı ve çıktı sessiz bir anlaşma vardı sanki aramızda.Ders çalışmaya ara verip gelen tabaktaki yiyeceklerden atıştırmaya başladı o sırada Dilşahın söylediklerini düşünüyordum.Acaba abisinin teklifini kabul etsem mi.hiç bir şey şu an yaşadıklarımdan daha kötü olamazdı ki.Titreyen telefonla düşüncelerimden sıyrıldım tanımadığım bir numaraydı açıp açmamak arasında düşünürken kapandı ve tekrar çalmaya başladı açmamak en iyisi çalar çalar kapanır nasılsa.telefonum tekrar titredi bu sefer aynı numaradan mesaj geldi açıp okuduğum şeyle gözlerim kocaman açıldı ben mesajı tekrar okurken bir mesaj daha geldi.İlk mesajda.Ben Poyraz gece kadar karanlık gözleriyim girdabında boğuluyorum.İkincisinde ise.Lütfen aç sesini duymaya ihtiyacım var yazıyordu.
Ökseye yakalanmış kuş gibi çırpınan kalbim okadar hızlı atıyordu ki nefes almakta zorlanmaya başladım.Tekrar çalan telefonu elime alıp banyoya girdim,Derin bir nefes alıp açtığım telefonu kulağıma götürdüğümde duyduğum seste en az benim kadar heyecalı idi
"Mihrican" dedi ve sustu derin bir nefes daha alıp
"Efendim" dedim.İkimizde sustuk
"Sadece beni dinlemei istiyorum dedi kısa bir sessizliğin ardından.Seni ilk gördüğüm günden beri gözlerin aklımdan çıkmıyor neredeyse iki yıldır senin varlığınla nefes alıyorum.Mihrican evlen benimle sana söz veriyorum hiç bir hayaline engel olmayacağım aksine attığın her adımda en büyük destekçin olurum "dedi ve sustu
"Ben bilmiyorum böyle şeyler bana çok yabancı Dilşahada söyledim"
"Biliyorum kafandaki karışıklığı gidermek için aradım" dedi
"Final haftasındayız bana finaller bitene kadar zaman tanı" dedim birden bire
"Sen kapıları kapatma ben sana istediğin kadar zaman veririm" dedi
"Tamam ozaman başka birşey yoksa kapatıyorum ders çalışmam lazım" dedim.
"Var deyip sustu ve Seni seviyorum" dedi sustum ve telefonu kapattım.
Elimi kalbimin üzerine koyup gözlerimi kapattım sakinleşmek için.Ayaklarım yerden kesilmişti sanki bulutların üzerindeydim(çakılmam çok yakınmış nerden bileyim).Yüzümde aptal bir sırıtışla tekrar odaya dönüp kitaplarımın başına oturdum ama mümkün değil ders çalışmam kulaklarımsa hep aynı ses bana seni seviyorum diyordu.Işığı kapatıp yatağa kendimi sırtüstü attım .Bana gece gözlü demişti oysa ben geceleri hiç sevmem ki.Gözlerimi kapatıp bana söylediklerini düşünerek uyumaya çalıştım ve belkide yirmibir yıllık ömrümün en huzurlu uykusuna daldım.
Bir ırmağın kenarında yürüyorum üzerimde beyaz etekleri uçuşan bir elbise var etrafımda rengarenk çiçekler.Akan suyun çıkardığı ses kuş cıvıltılarına karışıyor.
"Kızım" diyor uzaklardan bir kadın sesi
"Anne neredesin seni göremiyorum" diyorum ardındab bir erkek sesi
"Meleğim biz çok uzaklardayız senin buraya gelmen imkansız" diyor.O an ayağımdaki acıyla yere çöküyorum
"Baba canım acıyor lütfen gel "diyorum acıyan ayağıma batan cam parçasını çıkarmaya çalışırken
"Geçecek meleğim sabret "diyor babam bu kez.
"Dayanamıyorum artık benide alın ne olur baba anne" diyorum ama ses yok gitmeyin diye ağlamaya başladığımda esmeye başlayan rüzgarla beraber geliyor babamın sesi.
"Poyraz sert eser kızım dayan sonu çok güzel olacak."Kan ter içinde uyandığımda sabah ezanı okunuyordu.Elimi açıp Allahım sen hayra çıkar dedim.Poyraz sesr eser dayan dedi babam.
Günler birbirini kovalarken son sınavıda verip çıktığımda üzerimden ağır bir yük kalkmış gibiydi.Günlerdir Poyrazın söyledikleri gördüğüm rüyalar ve derslerim arasında sıkışıp klamıştım en azından birinden kurtuldum.Dilşaha yakalanmadan kapıda beni bekleyen arabaya binip konağa döndüm.Avluda koşuşturan çalışanlara selam verip merdivenlere yönelmitim ki amcamın seslenmesi ile durdum
"Mihrican akşama Civana kız istemeye gideceğiz.Hazelle anam hazırlık yapıyor git onlara bak yardım lazımmıymış" dedi.
Tamam ağam diyerek Hazel yengemin odasına çevirdim yönümü.yüzümde zoraki bir gülümseme ile selam verip yanlarına girdiğimde yine babaannemin öldürücü bakışları yüzümde dolandı sessizliği bozmak içim
"Akşama hayırlı bir iş varmış "dedim
"Öyle kızım sonunda Civanımı hayırlısı ile başgöz edeceğim" dedi yengem gözlerinin içi gülerken.
"Yadım lazım mı ?"yapabileceğim bir şey varsa dedim yengem tam ağzını açmıtıki Keje Sultan önce davranıp.
"Senin gibi uğursuzun eli hayır işe vurulmaz çık git "dedi tüm acımasızlığı ile.Gözlerim anında dolarken başımı sallayıp kapıya doğru yürüdüm.Hazel yengem ardımdan seslendi
"Mihrim sen akşam yemeği ile ilgilen Ferhat patlıcan kebabı istemişti yapıver ha güzel kızım "dedi gönlümü almak istecesine gülümsemeye çalışarak odadan çıkıp mutfağa indim.Ceylan bir taraftan mutfak topluyor diğer taraftan da kendi kendine konuşuyordu.
"Ya ben nasıl yapacağım şimdi bu kebabı anneminde işi çıkacağı tuttu."Gülerek elimi omuzuna koyup
"Hayırdır" dedim
"Ya Ferhat ağam patlıcan kebebı istemiş beni biliyosun hiç anlamam yemekten annemde bohça hazırlıkları için çarşıya gitti ne yapacağımı bilmiyorum Ferhat ağamda iki saate gelir."dedi
"Tamam ya ben yaparım abim bu seferde benim elimden yesin hep annen yapacak değil ya "dedim.
İki saatin sonunda çorba pilav salata patlıcan kebabının olduğu sofraya oturduk.Ferhat abim bir haftadır İstanbuldaydı ve Civan abinin istemesi için gelmişti.Abim palıcan kebabını çok beğenmişti.Sofrayı toplarken Hazel yengem
"Mihrican sen bırak kızlar halletsin birazdan çıkacağız hazırlamaya git" dedi.Ben tam bendemi geleceğim diyecekken Civan abim
"Benim hayır işimde bu uğursuzun işi yok anne gelipte lanetini bulaştırmasın" dedi.Frehat abim
"Abi ne biçim konuşuyorsun sen" derken elini tutup
"Tamam abi gitmek zorunda değilim zaten "dedim ve elime aldığım tabaklarla mutfağa doğru yürüdüm ardımdaki tartışmayı umursamadan.
Sanki ben çok meraklıyım senin kız istemene.Amcamlar gittikten sonra mutfağı kızlarla toparlayıp demlediğimiz çayı alıp terasa çıktık.Bir ara Dilşahın attığı mesajla içtiğim çay boğazıma kaçtı.İki hafta sonra kapınızdayız yazmıştı.
Keyifli geçen bir kaç saatin ardından konaga bağırarak ile giren Ferhat abimle korkuyla yerimden sıçradım.
"Hayır baba asla amcamın emanetini harcatmam size" diye bağırıyordu.Hızla aşağıya inerken duyduğum sözlerle donup kaldım.Civan abi
"Evlenecek ulan Mihrican Haydarla evlenecek yoksa kızı vermeyiz dediler duymadın mı."
"Hayır dedim ilk defa bağırarak hayır evlenmem ben."
"Ne demek lan evlenmem sana soran oldumu Rojdayla evlenmem için seni şart koştular evleneceksin" dedi Civan abi
"Hayır dedim ölürümde evlenmem."
"Öl lan ozaman öl "diyerek üstüme yürüyen Civan abiyi kimse tutamak için uğraşmamış üstelik beni kurtarmaya çalışan Ferhat abimi tutmuştu amcam korumalarıda kendine yardım etmek için çağırarak.
İlk attığı tokatla sendelemiş ama düşmemiştim "hayır "dedim sonra bir tokat daha geldi "evleneceksin" diye yine "hayır" dedim üç dört derken yere düşen bedenimi tekmelemeye başladı.Evleneceksin" diyordu ben her defasıda hayır diyordum,En sonunda saçlarımdan tutup mahzene doğru sürüklemeye başladı güçsüz bedenimi.Kapıyı üzerime kapatırken bu gece burada kalda aklın başına gelsin Mihrican dedi adımı ilk defa tükürürcesine söyledi ve karnıma nefesimi kesen bir tekme daha atıp kapıyı üzerime kilitledi.Fehat abimin bağırmalarını umursamadan
"Ya ölecek yada evlenecek "dediğini duydum gözlerim kapanırken