KİTAP YENİDEN GÜNCELLENMEYE ALINMAYA BAŞLADI BİLGİNİZE. BAŞLIĞA 🤍 KOYDUĞUM DA BİLİN Kİ O BÖLÜM GÜNCELLENMİŞTİR ☺️)
MİRAÇ SOYLU
Uzakta kapalı bir kız görünüyordu, kim olduğunu çözemedim sisler yüzünden.
"Kimsin sen?" Dedim ama bana cevap vermedi...
Bir süre bana baktı, kim olduğunu asla çözemiyordum. Bana baktığı süre dört yıl gibi geldi, biz sanki dört yıldır bir birimize bakıyoruz gibi geldi bana.
Gölgesi dalga gibi hareket etmese onun bir heykel olduğunu düşünecektim. Bir süre sonra kadının sesi geldi.
"Benim hayatımı mahvettin, senden nefret ediyorum!" Dedi, sesi ağlamaklı ve içinde saklı olan bariz bir öfke vardı. "Ne demek istiyorsun?" dedim bağırarak, ama kadının silüet yavaş yavaş kayboldu.
"Sana diyorum ne demek istiyorsun?" Gölgenin olduğu tarafa doğru koşmaya başladım. O gölge tamamen kaybolsa da onu gördüğüm yere yaklaştığım da çığlık sesi gelmeye başladı.
Durdum çığlık sesinin ne taraftan geldiğini anlamaya çalıştım ama sadece çığlık ve sonradan gelen ağıt sesi geliyordu, kim bu sesleri çıkartıyor çözemiyordum?.
Hava zaten Kara bulutlarla doluydu, şimdi de yağmur yağmaya başladı, elimi kaldırıp yağmurun damla damla elime dökülüşünü izledim. Elim suyla doldu... sonra ne olduysa elimdeki su bir anda kan oldu.
"Allah'ım ne oluyor?" elimdeki kanı döktükçe sanki kan daha da artıyordu. "Dökül yeter dökül..." Elimi sürekli sirkelememe rağmen kan bu sefer sanki elimden geliyordu.
Gözlerimi açmamla nefes nefese kaldım. Çok gerçekçi bir kabustu, kadın sanki gerçek gibiydi. kimdi ki o kız? Ben neden onun hayatını mahvettim? Asıl soru onun hayatını nasıl mahvettim?
Elime nasıl bu kadar kan bulaştı? Hiç rüya gibi gelmemişti, sanki... sanki gerçek gibiydi... Ahhh boşver kabus sadece. Bir kabusu da abartmam saçma, kendine gel miraç bu sadece bir kabus o kadar.
Bugün İstanbul'dan ayrılma günüm, memleketim olan Mardin'e gidecektim.
Bugün Mardin'e gitmeden önce, sevdiğim kızın yanına gitmeliyim. Onu bir daha ne zaman görürdüm bilmiyorum, belki günler, belki haftalar sonra.
Yataktan kalkıp kendimi soğuk duşa attım, odaya tekrar dönüp sürgülü dolabım'dan boxer, atlet, pantalon, gömlek çıkarıp giydim, her daim dolabımın derli toplu olmasını severim.
Oturma odasına geçip araba anahtarını ve dün hazırladığım valizimi aldım, Mardin'de ne kadar kalacağım belli değil.
Valizimi arabaya yerleştirip yan apartmana doğru adımladım, asansöre varıp 3. kat tuşuna tıkladım bir on saniye sonra 3. Kata geldim zile basıp kapının açılmasını bekledim.
Kapı açıldı sevdiğim kadın Sude... Sudem kapıyı açtı. Sude ile bir yıldır sevgiliyiz, sevgili dediysem evlilik yolunda gittiğim kişidir. Aslında biz daha üç aylık sevgili iken ona evlenme teklifi yaptım ama kabul etmeyip daha erken olduğunu söylemişti.
Bende ısrar etmedim, o hazır olduğun da evlenecektik. Tabi önce onu istemeyen ailemi ikna etmem gerekiyor, çünkü babam ve annem eğer onunla evlenirsem bana haklarını helal etmeyeceklerini söylemişlerdi.
Bende bu yüzden sude hazır olana kadar ailemi ikna ederim diye bir nevi bu yüzden de Mardin'e gidiyorum.
Sevdiğim kadına gülümseyerek "günaydın sevgilim" dedim.
"Günaydın miraç... Mardin'e gitmeyecek miydin sen" nefes nefese kalmış gibiydi ama anlamadım.
"İyi misin Sude... Nefes nefese kalmışsın"
"Haaa evet evet... şeyyy... ben... ben daha yeni kalktım kabus gördüm, zil sesine uyandım, evet"
Tuhaf geldi ama neyse, benim artık gitmem gerekiyordu. Zaten evin içinde ne yapabilir ki.
"Sevgilim ben gidecem ya, onu haber vermeye geldim"
"Tamam tamam sana iyi yolculuklar"
Deyip el salladı, bende sallayıp çıktım apartmandan. Sude ile el ele dahi tutuşmadık, o istese dahi ben tutmadım zina'ya girmek istemedim, sude'yi de zina'ya sokmak istemedim. Temastan hep kaçındık bu bir yıl boyunca, evlenene kadar da böyle uzaktan sevecektik bir birimizi.
...
Mardin'e 1.55 saat sonra uçak iniş yaptı. Havaalanında beni bekleyen araca yöneldim.
"Hoşgeldiniz miraç bey"
"Hoşbuldum... babam nerede?"
"Şirkette efendim"
"Tamam konağa sür"
Arabaya binip şoför konağa sürmeye başladı, önce valide sultanı görürüm diye düşündüm, sonra şirkete geçerim.
Benim buraya gelmemin sebebi babamın beni ani şekilde çağırmasıydı, neden çağırdığıyla ilgili bir bilgim yok. Beni neden çağırdığını sorduğumdaysa önemli bir konu olduğunu söylemişti.
Bende fazla birşey sormadım, çünkü babam normalde benimle fazla konuşmaz, neredeyse hiç konuşmaz. Ona göre onun yolundan gitmemi istiyor "pis işlere bulaşmamı istiyor" ama ben Allah'ın yolundan gitmek istiyorum.
Daldığım düşüncelerimden arabanın ani fren yapmasıyla çıktım.
"Niye durdun?"
"Miraç bey bir çocuk arabanın önüne atladı. O yüzden durdum size birşey oldu mu?"
"Beni boşver, çocuğa çarptın mı?"
"Hayır. Miraç bey ben bir dakika bakıp geliyorum"
"Hızlı ol"
"Tamam efendim"
Şoför dışarıya çıktığında bende arabanın camından baktım, muhtemelen 3 veya 4 yaşlarında çocuktu. Uzaktan bir kız koşarak arabanın önüne atlayan çocuğun yanına geldi, bir çocuğun sağına birde soluna bakıp birşeyler dedi ama duymadım. Kız hemen arabanın önündeydi lakin sesini duymadım.
Çocuğun elinden tutup şoförle konuştuktan sonra arkasına bile bakmadan uzaklaştı.
Şoför arabaya bindi. Hala giden kıza bakarak "çocuğa bir şey oldu mu?"
"yok efendim çarpmadan durduğum için bir şey olmamış"
"Tamam konağa sür"
"peki efendim"
Araba konağın kapısının önünde durduğunda derin bir nefes alıp verdim. Babamın ne diyeceğini bilmiyorum lakin iyi birşeyin gelmediğini hissediyorum.
Arabadan inip ağır ve yavaş adımlarla kapıya doğru gittim. Dört yıl önce buradan babamın beni kovmasıyla gitmiştim. Kovma nedeni ise abim gibi onun şirketinde çalışmadığım için beni evden kovmuştu.
Babam beni kendi ortamında övmez, hatta benim adımı bile anmaz. Babam bu güne kadar abimle gurur duydu, onunla gurur duymaya da devam ediyor.
Kapıyı tıkladım. Biraz bekledikten sonra kapıyı annem açtı "oğlum hoşgeldin" neşeyle ellerini kocaman açıp bana sarıldı. "Hoşbuldum anne, nasılsın" kollarımdan uzaklaşıp kapıyı sonuna kadar açtı.
"iyiyim oğlum iyiyim, gel geç içeriye" kapıdan geçip oturma odasına geçtim.
"Anne, Şebnem nerede" "okula gitti" "iyi okusun bari" dedim. "ee oğlum nasılsın, yerin güzel mi, rahat ettin mi oralarda, aç mısın özlemişsindir şimdi yemeğimi hemen sofraya geçelim mi?" annemin nefes dahi almadan konuşmasına ağzı açık baktım.
Annemin elini öpüp başıma koydum "ben iyiyim sultanım, sadece seni özledim" "oyy... Bende seni özledim oğlum" anneme sarıldım.
Annem benden uzaklaşıp "ee... Okulunu bitirdin nereye atanacağın belli mi?" "Yok sultanım daha belli değil" "ah oğlum ne olurdu sanki babana söylesen seni buraya getirtse"
"Olmaz sultanım ben babamdan böyle birşeyi istemem" "şu inadı ilimizden biri bıraksa sorun kalmayacak" dediğin de güldüm "aynı kandan normal" dediğim de annem de güldü.
"Aç mısın? annen sana en güzel yemekleri yaptı?" "Sultanım eline sağlık ama önce bir duş almam lazım" deyip kalktım "tamam oğlum sen git odana, bende sofrada eksik varmı diye bakacam" anneme son kes bakıp yukarıdaki odama geçtim.
Ben duş alana kadar hava kararmıştı, saate baktım 18:22 olmuştu üzerime bir tişört ve altıma da pantalon giydim.
Aşağıdaki yemek odasına geçtiğim gibi masanın üzerindeki yemekleri görüp şaşırdım "asiye sultan yine döktürmüşsün, kim yiyecek bu kadar yemeği" dedim.
"Sen yersin diye yaptım oğlum" dedi. Annemin yanına gidip, eğilerek elini tutup, öptükten sonra alnıma koydum "ellerine sağlık sultanım ama yine de çoktur, ziyan olacaklar" dedim "sen ye oğlum ben fazla olanı fakir fukaraya dağıtırım... Berfin" diye seslendi annem. Evdeki yardımcı yeni biri herhalde.
Mutfak kısmından yirmili yaşlarında esmer bir hanımefendi çıktı "Berfin. içli köfte, dolma, mercimek çorbasın dan ve tavuklu pilavdan mutfakta kalanı dağıtın fakir fukaraya" dedi annem.
Ne yani daha çok mu yemek var? Ah Asiye sultan sen neler neler döktürmüşsün. Annem ile oturma odasına geçip oturduk. Sohbet ede ede Babamın işten dönmesini bekledik.
Normalde şirkete gidecektim lakin gitmekten vazgeçtim, babamla şirkette konuşmak istemedim, ne diyeceğini veya benim ne tepki vereceğimi bilmediğim için gitme gereği duymadım.
Çok geçmeden kapı çaldı. Görevli kadın gidip kapıyı açtı. Babam içeriye girdi, bana kısa bir bakış attıktan sonra lavaboya elini yıkamaya gitti.
Yemek odasına girip masanın baş köşesine oturdu. Bizde kalkıp masaya geçtik. Babam "afiyet olsun" dedi. Yemek yemeğe başladık.
Yemekten sonra oturma odasına geçtik "hoşgeldin oğlum." babam yemekten önce kimseyle konuşmaz, katı kurallarından biri.
"hoşbuldum baba" deyip dik oturdum babama karşı hep saygıyla otururum "eee okulu bitirdin nerede yapacaksın imamlığını?" dedi "bilmiyorum tayinim nerede çıkarsa orada yapacam"dedim.
"Şirkette çalışmak varken köyden köye sürüneceksin " babamın her zamanki konuşması lise yerine İmam Hatip'e başladığımdan beri böyle konuşur. Artık alıştım bu tür konuşmasına. Bir bilse neden İmam olmayı seçtiğimi daha çok kızar.
"Ben mesleğimi seviyorum baba İmam ve hafız olmayı seviyorum" dedim. Babam ise bir şey demedi. Öfkesi hala dinmemişti ama en azından artık benimle uğraşmıyordu.
Babam "seni buraya neden çağırdığımı merak ediyorsundur şimdi" dediğin de "evet" dedim. Babam "senin o kadınla evlenmene izinmiz yoktur, lakin... Evlenmek zorundasın"
"Baba benim sude ile evlenmek istediğimi biliyorsun" "bizim onayımız o kadına yoktur. Senin için bir kız bulduk, eli yüzü düzgün bir kız yarın istemeye gidecez. Hazırlıklara başlayın, sende sözümü çiğnemeyeceksin. Çiğnersen daha önce ne olduğunu hatırla öyle sözümü çiğne" deyip koltuğundan kalktı, odasına doğru gitti.
Babam sevdiğim kadın olduğunu bildiği halde nasıl benim için başka bir kız istemeye gideceklerini söyler. Sude'yi ne kadar sevdiğimi biliyorlar ama bana ne söylüyor. Sude benim herşeyim... Hemde herşeyim.