Lina başını yavaşça kaldırıp Sarp’ın gözlerine baktı ve “İçindeki ben mi?” dedi. Şaşırmıştı, doğru mu duyuyordu kulakları? Bu iki kelime önce büyük bir armağan gibi çıkmıştı karşısına, sonra hayatını belirsizliklerle doldurmuş ve kalbine bir hançer gibi defalarca saplanmıştı. Şimdi onlarca kelime arasından Sarp’ın ağzından duyduğu yine bu kelimeler mi olmuştu cidden? Güzel Türkçemizde onlarca, yüzlerce kelime varken neden herkes bu iki kelimeyi yan yana getirmekte bu kadar ısrarcıydı sanki? Gözlerini inanmaya çalışır şekilde kırpıştırdı Sarp’ın cevabını dinlerken. “Evet Lina, içimdeki sen”… Sarp gayet ciddi bir şekilde dillendirmişti bu kelimeleri. Ama Lina tutamadı kendini, yine gülmeye başladı. Bu sefer gülerken arada nefes alıp “İçimdeki sen ha!” diyerek yeniden gülüyordu.

