bc

MAFYA'YA MECBUR +21🔞

book_age18+
530
TAKİP ET
7.1K
OKU
revenge
dark
love-triangle
contract marriage
one-night stand
fated
forced
opposites attract
second chance
friends to lovers
badboy
kickass heroine
mafia
heir/heiress
drama
sweet
mystery
scary
detective
city
childhood crush
disappearance
enimies to lovers
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Vuramıyor dum bana ne yaparsa yapsın kıyamıyor dum ona içim çok acıyor du sinirle yumruğumu duvara geçirdim

.

Çok ses çıkmış olucak ki Leyla uyandı panik le hemen yataktan çıkıp karşımda dikildi gözleri gözlerime kenetlendi ve ardından elimde ki silah ı görmüş olucak ki hemen panikledi

.

"Kaan napıyorsun burada"

.

Benimle konuşurken bile silahıma bakıyor du korkuyor du çünkü işte benden böyle korkması gerekiyor Du onu öldürmeliydim ama yapamıyordum

..

"seni öldürmeye geldim"

.

"ne"

.

Sesi tam istediğim gibi titremişti

.

". duydun işte seni öldürmeye geldim bana yaptığın onca şeyden sonra seni affedebiliceğimi mi düşündün."

.

"bak düşündüğün gibi değil ben sana ihanet etmedi ben oraya seni kurtarmak için gittim sana yemin ederim ki peşini bırakması için gittim olmayınca da ben kaçalım dedim sana hepsi bu sana yemin ederim sana ihanet etmedim"

.

"O zaman o adam nerden bildi bizim kaçıcağımızı söylesene"

.

O kadar çok bağırmıştım ki boğazımdan yırtılmıştı adeta kendimi ve öfkemi kontrol edemiyordum ikinci ihanet beni bitirmişti

.

Ben herşeyi affetmeye hazırken onunla yeni bir başlangıç yapmaya hazırken bu ihanet beni yerle bir etmişti

.

"bilmiyorum gerçekten biliyorum ben söylemedim ben seninle yeni bir başlangıç yapmak istedim sadece yemin ederim"

.

İşte yine oluyordu yine o sahte göz yaşlarını döküyor du daha fazla buna dayanamadım madem onu öldüremiyordum o zaman bende onu öldürmekten beter ederdim

.

Bir anda kolundan tutup dudaklarına yapıştım işte bu tat bu tadı çok özlemiştim tarif edilemez bir güzellikteydi

.

Onu sert çe kendimden ayırıp yatağa fırlattım onca yılın hasreti onca yılın özlemi içimdeydi ve intikam o yüzden hiç te kibar olmıycaktım

.

Onu yatağa fırlattık tan sonra üstüne kapaklanıp tekrardan dudaklarına yapıştım bana hiç karşı çıkmadı beni hiç itelle medi aksine bana dudaklarıyla karşılık verdi.

.

Dudaklarını o kadar şehvetli öpüyordum ki sanki o dudakları öptükçe içim yanıyor du 5 yıl tam beş yıl boyunca beni kendinden mahrum bırakmıştı ama şuan bunları düşünmiycektim düşüneceğim tek şey onu bu akşam nasıl ortadan ikiye ayıracağım Dı

.

Dudaklarından boynuna indim ve koparırcasına emdim üstündeki beyaz t-shirt ü hemen çıkartım gözlerimin önüne serilen manzara karşısın da ağzım sulandı kırmızı dantelli sütyeni o beyaz tenine ve memelerine o kadar çok yakışmış tı ki anlatamam

.

Hemen bedenini elimle destek vererek kaldırıp dudaklarımı köprücük kemiklerine sıkıca bastırdım sütyenin kopçasını açıp memeleri ni serbest bıraktım

.

Leyla altımda inlemek le meşguldü tabi o sırada elimi çene kemiğinden göğüslerine kadar sürükledim elim göğsüne ulaştığında avuç içime alıp sıktım

.

"ahhh Kaan çok özledim seni"

Bu çümlesi içimi daha da çok yaktı erekte olan erkekliğim daha da çok şişmeye başladı ve artık acıyor du

.

Diğer memesi ni de ağzıma aldım ben emdikçe Leyla kendinden geçiyor du daha da derinlere inmek istiyor dum ilk imiz değildi ama ilk miş gibi hissediyor dum içimde öyle bir heyecan vardı kalbim o kadar çok hızlı atıyor du ki bir an ölücem sandım içimdeki Özlem i zaten tarif bile edemiyor dum

.

Memesi ağzımdayken elimi daha da aşağılara indirdim giydiği pijamayı da çıkartıp manzaraya baktım Leyla altımda nefes nefes e kalmıştı ben ise gözlerimi o kırmızı tantelli kilot tan ayıramıyor dum öyle böyle değil o bacaklara çok yakışıyor du ama amını kappatığı içinde o kilot tan nefret ettim hemen kilotu kopartım önüme serilen şeye hayran kaldım o ıslak ve küçük amı çok özlemiştim

.

Bacaklarını karnına doğru kırıp kendime daha da çok alan açtım kafamı o pembe ama daha da çok yaklaştırdım çok pürüzssüzdü hiç tüy yoktu hiç değişmemişti hayla o eşsiz pembeliktey Di hemen dudaklarımı amına bastirdi

"ahh"

"hosuna mı gitti"

"mmmm hemde çok lütfen devam et"

O kadar çok ıslaktı ki bende dediğini yapıp devam ettim dilimi çıkartıp arasını boylu boyunca yaşadım tadı eşsiz Di dil darbeleri mi daha da çok hızlandırdım

"ah Kaan bitiriyorsun beni"

Leyla böyle konuştukça ben daha da sert yaladım elimi o küçük topçuğa alıp oynamaya başladım hem oynuyor dum hemde yalıyor dum böyle tatlı bir şey yoktu daha fazla dayanamayıp ayağa kalktım

.

T-shirt ümü çıkartıp yere fırlattım ben soyundukça Leyla daha da çok kızarıyor du pantolonumun fermuarını açıp onu da indirdim erkekliğim o kadar çok büyümüştü ki boxerimi delip geçicek gibiydi

.

Boxeri mi de çıkartıp erkekliğimi avuçladım ileri geri masaj yaptım tekrardan Leyla nın üstüne uzanıp dudaklarına yapıştım koca sikimi amının arasına sürttüm

"ahhh ohhhhh"

Leyla dinledikçe ben daha da çok sürttüm ben sürttükçe de Leyla daha da çok inliyordu

.

Daha fazla dayanamadım çok özlemiştim o dar anını çok özlemiştim bir anda tüm sikimi içine soktuğumda Leyla acıyla inledi onun bu acı inlemesi çok hoşuma gitmişti çünkü ona zarar verebileceğim tek yer burasıydı

.

Ben ileri geri yaptıkça onun dolgun memeleri sallanıyordu yatak bize eşlik edip gıcırdıyor du Leyla nın inlemeleri zaten beni benden alıyordu

.

Bacakları titremeye başladığ

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Fırtına gecesi
Yağmur, şehri kirli bir sır gibi örtüyordu. Sokak lambalarının sarı ışığı su damlalarında kırılıyor, kaldırımlardan yükselen buhar havaya karışıyordu. O gecenin sıradan olmayacağını hissetmek için kahin olmaya gerek yoktu. Leyla – dışarıdan bakıldığında sıradan bir kadın. 27 yaşında, sessiz, kendi halinde, şehirde bir kafede çalışan bir barista. Ama kimse onun geçmişinde gömülü kalan mezar taşlarını bilmiyor. Her gülüşünün ardında gizlediği çığlıkları, her sessizliğinin içinde boğduğu fırtınayı kimse fark etmiyor. Ve o gece, kafeden çıkarken arkasından bir adamın adımlarını duydu. Adam uzun boyluydu, yüzü yağmurun altında gölgelenmişti. Sigara dumanı ve yağmurun kokusu birbirine karıştı. “Beni hatırlamadın mı, Leyla?” dedi. Sesi, yıllardır duyulmayan bir kapının gıcırtısı gibi ürperticiydi. Leyla’nın elleri titredi. Bu sesi unuttuğunu sanmıştı. Ama insan, celladının sesini unutabilir miydi? --- Leyla’nın nefesi boğazında düğümlendi. Adımlarını hızlandırdı, yağmurun sesi kalp atışlarını bastırmaya yetmiyordu. Kafasını çevirmeden yürüdü, ama o ses… O ses zihnine çakılmış bir bıçak gibiydi. “Dur.” Bir kelime, bir emir. Sanki yağmur bile o an kesilmişti. Leyla istemeden durdu. Yavaşça arkasını döndü. Yüzünü göremiyordu; kapüşonun gölgesi adamın simasını gizliyordu. Ama gözleri… Gözleri, geçmişinden taşıdığı en büyük kabusun kapısını açmıştı. “Sen…” dedi Leyla, sesi çatallıydı. “Senin burada olman imkânsız.” Adam dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessümle ona doğru yaklaştı. “Benim mezarım yok, Leyla. Çünkü beni sen gömmedin.” Leyla geri adım attı. Yıllar önce… o geceyi hatırlamak istemedi. Kanı, çığlığı, ellerinde kalan kokuyu… Bu adamın ölmüş olması gerekiyordu. Ölmediğini bilmek, bütün hayatını yalan haline getiriyordu. Yağmurun altında birbirlerine bakarken, sokak bomboştu. Birden uzaklardan siren sesleri duyuldu. Adam bir adım daha yaklaştı, Leyla’nın kulağına fısıldadı: “Ya gerçeği itiraf edersin… ya da bu şehir senin mezarın olur.” Adam gölgelerin arasına karışıp kayboldu. Leyla orada, yağmurun içinde kalakaldı. Dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi. Ama asıl korkunç olan, kalbinin bir köşesinde hâlâ o adama ait bir şeyler taşıdığını fark etmesiydi. Sabah olduğunda Leyla’nın elleri hâlâ titriyordu. Uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüştü. Aynada kendine bakarken sanki yabancı bir yüzle karşılaşıyordu. Aynı kadın ama artık aynı hayat değil… Çünkü o geri dönmüştü. Telefonu masanın üzerinde titredi. Bilinmeyen bir numara. Leyla açmaya cesaret edemedi. Mesaj geldi: “İkinci şans yok, Leyla. Saat sekizde eski köprüde ol.” Leyla’nın nefesi kesildi. İçinde bir ses “gitme” diyordu ama diğer sesi daha baskındı: Bu kez kaçarsan asla kurtulamazsın. --- Saat sekiz. Köprü ıssızdı. Yağmur dinmiş, gökyüzünde gri bulutlar ağır ağır sürükleniyordu. Köprüden aşağıya bakınca siyah suyun akışı bile huzursuzdu. Ve işte o… Kapüşonlu adam köprünün ortasında, sigarasını içiyordu. Leyla’yı görünce sigarasını ayaklarının altında ezdi, gözlerini onun gözlerine dikti. “Hoş geldin,” dedi alayla. “Mezarlardan dirilenler için karşılama partisi pek olmuyor, biliyorsun.” Leyla’nın boğazı düğümlendi. Dudaklarından zorla döküldü kelimeler: “Adını bile anmak istememiştim yıllarca…” Adam yavaşça kapüşonunu indirdi. Ve işte o an, Leyla’nın dizleri çözülür gibi oldu. Çünkü bu yüzü asla unutmamıştı: Kaan. Bir zamanlar hayatını adadığı, sonra da ölümüne sebep olduğunu sandığı adam. Şimdi, karşısında yaşıyordu. Ve gözlerinde aynı anda hem aşkın kırıntıları hem de intikamın soğuk ateşi yanıyordu. Leyla’nın dudakları titriyordu. Gözlerini Kaan’ın gözlerinden kaçırmak istese de başaramadı. O gözler, geceleri kâbus olarak gördüğü karanlığın ta kendisiydi. “Kaan… sen…” Kaan bir kahkaha attı, ama kahkahasının içinde nefret gizliydi. “Evet, ben. Hatırladın mı sonunda? Yoksa bana da yabancı muamelesi mi yapacaksın? Hani şu en iyi bildiğin şey… kaçmak.” Leyla derin bir nefes aldı. “Ben… ben sana zarar vermek istememiştim.” Kaan hızla yaklaştı, Leyla’nın omuzlarından tuttu. Gücü, öfkesinin ağırlığını taşıyordu. “İstememiş miydin? O gece… o lanet gecede, sen beni ölüme terk ettin, Leyla! Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ettin.” Leyla’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Yıllardır içinde sakladığı çığlık boğazında patladı. “Ben seni gömdüm sanıyordum! Çaresizdim! O an elimden başka hiçbir şey gelmedi!” Kaan’ın parmakları daha da sıkılaştı, sonra birden bıraktı. Derin bir nefes aldı, dişlerini sıktı. “Hayır… sen seçtin. Beni değil, kendini kurtarmayı seçtin. İşte bu yüzden buradayım. Hesap sormak için.” Leyla yere çöktü, gözyaşları yağmurla karıştı. “Bilmiyorsun… o gece sadece sen ölmedin. İçimdeki ben de öldü. Her gün yeniden öldüm, Kaan. Benim cezam zaten bitmedi ki.” Kaan sessizleşti. Sadece nefes alışları duyuluyordu. Bir an için gözlerinde öfkenin yanında gölgelenen bir şey belirdi: kırık bir sevgi, yaralı bir özlem. Ama hemen söndü. “Bu seni affettiğim anlamına gelmez, Leyla,” dedi kısık bir sesle. “Ama seni hâlâ anlayamadığım tek şey var: Kalbimde hâlâ neden yerin var?” Leyla başını kaldırdı. O an ikisi de birbirlerinin gözlerinin derinliğinde kayboldu. İki düşman, iki âşık… Ölüm ve hayat arasındaki ince çizgide birbirlerine mahkûm gibiydiler. O geceyi unutmadım, unutamam. Karanlık bir depoydu, rutubet kokuyordu. Metal kapılar paslanmış, yerde kan izleri dağılmıştı. Benim kanım. Bıçak göğsümü sıyırıp geçtiğinde gözlerim bulanmıştı. Çığlık attın Leyla… hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. “Dayan Kaan, ne olur ölme!” diye ağlamıştın. Ama sonra… sonra yüzündeki ifade değişti. Gözlerin korkuyla büyümüştü. Arkamızda ayak sesleri vardı. Onlar geri dönüyordu. Ve sen… beni orada bıraktın. Sanki bedenimden değil de ruhumdan bir parçayı söküp götürdün. Gözlerim kapanırken tek hatırladığım şey, senin ağlayarak koşup gitmen oldu. Ölmedim. O gece beni onlar buldu. Beni yerin dibine gömdüklerini sandın, ama aslında başka bir cehenneme düştüm. Aylarca, yıllarca beni konuşturmaya, işkenceyle konuşturmaya çalıştılar. Bir gün bile umut etmedim yaşamak için. Ta ki tek bir şey kalana kadar: senden intikam almak. Ama işin ironisini biliyor musun, Leyla? Beni ayakta tutan tek şey senin nefretimdi. Ve şimdi, karşımda titrerken fark ediyorum… içimde hâlâ bir yerlerde sana ait bir şey var. Bu yüzden seni öldürmek bu kadar kolay değil. --- Leyla, Kaan’ın anlattıklarını dinlerken nefesi kesilmişti. Ellerini göğsüne bastırdı, boğazındaki düğümü çözmeye çalıştı. “Kaan… ben geri dönecektim. Ben seni orada öylece bırakmadım. Ama… ama dönemedim. Çünkü o gece… birini daha kaybettim.” Kaan’ın bakışları dondu. “Birini daha mı?” Leyla gözlerini kapadı. Yağmur yeniden başlamıştı. Dudaklarından dökülen sözler, yıllardır sakladığı en karanlık sırrın kapısını aralıyordu: “Evet. O gece… yalnızca sen değildin. Benim kardeşim de vardı.” Kaan’ın gözleri sertleşti, dudaklarının kenarı titredi. “Kardeş mi? Senin… kardeşin mi vardı?!” Leyla başını öne eğdi, yağmur yüzünden mi yoksa gözyaşından mı bilinmez, yanakları sırılsıklam olmuştu. “Evet… kimseye söylemedim. O benim tek ailemdi. Küçüktü, daha on altı yaşındaydı. Adı Deniz’di. O gece… o depoya onun yüzünden gitmiştim.” Kaan’ın kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. “Devam et,” dedi sert bir tonda. “Gerçeği anlat.” Leyla derin bir nefes aldı, kelimeler boğazında kan gibi ağırdı. “O gece bana tuzak kurulduğunu biliyordum. Ama kardeşim… kardeşim onların elindeydi. Onu kurtarmak için seni oraya sürükledim. Senin yanında güvende olacağını düşündüm. Ama işler… kontrolden çıktı.” Kaan’ın gözleri büyüdü. “Demek… o yüzden beni oraya götürdün. Benim için değil, kardeşin için!” Leyla çığlık attı. “Hayır! Öyle deme! Sen benim için de… her şeydin. Ama Deniz… küçüktü, masumdu. Onu korumak istedim.” Bir sessizlik oldu. Köprünün altından geçen kara sular uğuldayarak akıyordu. Kaan’ın zihninde binlerce düşünce çarpışıyordu. “Peki… o nerede şimdi?” Leyla’nın omuzları çöktü. Dudakları kımıldadı ama kelime çıkmadı. Sonunda fısıltı gibi döküldü: “Deniz… o gece öldü.” Kaan’ın bakışları buz gibi kesildi. “Ve sen bunu benden sakladın. Yıllarca… tek kelime etmeden yaşadın. Ben cehennemde çürürken sen mezar taşını diktiğini sandığın kardeşinin acısıyla mı yaşadın?” Leyla, dizlerinin üzerine çöktü, ellerini yüzüne kapattı. “Ben ikinizi de kaybettim Kaan! Ama sen geri geldin… Oysa Deniz asla geri dönmeyecek.” Kaan, kalbinin içinden geçen öfkeyle özlemin birbirine karıştığını hissetti. Bu kadın hâlâ aynı Leyla’ydı; hem onu öldüren hem de içindeki tek canlı parçayı diri tutan kadın.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
34.9K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
29.2K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
27.7K
bc

İNFAZ

read
4.9K
bc

Sessiz Çığlık

read
10.6K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.9K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.5K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook