MİRZA'nın Dilinden
Bekir ile konuştuktan sonra Ankara'ya geri döndüm. 3 gündür yaşayan bir ölüden farksız işimi yapmaya çalışıyorum. Arkadaşlarda hâlimi farketmişler iyi olup olmadığımı soruyorlar.
-"Beyim kusura bakmayın da siz iyi misiniz? Bedeniniz burda ruhunuz başka yerde sanki."
Arkadaşa başımı sallayıp cevap vermeden yanından ayrıldım.
Ruhumda yüreğimde aklımda Sivas'ta kaldı diyemedim.
Biraz olsun kendime gelebilmek için bir bardak çay alıp inşaat yerinden biraz uzaklaştım.
İnsan açık alanda nefes alamaz mı, ben şu anda alamıyorum.
Telefonum çaldı arayan Bekir'di.
-Efendim devrem.
-Selâmun aleyküm devrem nasılsın?
-Ve aleyküm selâm devrem elhamdülillah. Sen nasılsın?
-Elhamdülillah devrem. Eğer arkana bakarsan daha iyi olacağım.
-Arkama mı?
Arkamı döndüğümde Bekir ile bir beyin daha geldiğini gördüm.
-Çay içerken insan kardeşini çağırmaz mı? dedi gülümseyerek.
-Kardeşimin istediği çay olsun semaver bile yakarız. dedim sarılarak.
Hoşgeldin kardeşim.
Sizde hoşgeldiniz dedim elini sıkarak.
-"Hoşbulduk" dediler.
-Tanıştırayım sizi. Bu arkadaşım Zeynel. Sana geçen gün bahsettiğim Zeyd'in kardeşi. Bu beyde benim kardeşim Mirza.
-Memnun oldum.
-Bende memnun oldum.
-Hâyırdır inşallah kardeşim hangi rüzgar attı sizi buraya?
-Seninle konuşmak için geldik kardeşim. Bizi şöyle oturup konuşabileceğimiz bir yere götürebilir misin?
Bekir'in hangi konuda konuşmak istediğini anladığımdan "tamam kardeşim" diyerek sakin bir yere gittik.
-Evet kardeşim çaylarımızda geldiğine göre seni dinliyorum.
-Devrem ben sana sormadan bir şey yaptım.
-Hâyırdır kardeşim.
-Kız kardeşim söyledi. Sukeynâ bacımlar haftaya İzmir'e dönüyorlarmış. Bu yüzden dedi durdu...
-Evet kardeşim.
-Biz sizi bacımlar İzmir'e dönmeden görüştürmek istiyoruz.
-Devrem ne diyorsun sen?
-Eğer bacımlar İzmir'e dönerlerse senin bu sevdanı içine atıp konuşmayacağını biliyorum. Kardeşim artık içine atıp kendini yemektense, bacımla görüşüp durumunu anlatsan, en azından kendini yemekten kurtulursun.
-Ne diyebilirim bilmiyorum.
-(Zeynel) Mirza abi. Bu arada size abi diyebilir miyim?
-(Mirza) Estağfurullah buyur
-Mirza abi, dün Bekir abim gildeydik. Bacım Gülnur ve ben. Berra bacım ve Bekir abi bize durumunu anlattılar. Neler yaşadığınızı biliyoruz. Ben daha sevdalanmadım ama sevdanın ne demek olduğunu Zeyd abimin yaşadıklarından dolayı iyi biliyorum.
Sana sen bacımı sevmemişsindir diyemem. Çünkü; insana sevda ateşinin yüreğine ne zaman isabet edeceği belli olmaz. Kiminde ilk görüşte, kiminde daha uzun zaman sonra.
Abi benim sana asıl sormak istediğim sen bacımı kabullenebilecek misin, Onun her daim yanında olup, arkasında durabilecek misin?
-Sen...
-Sen ne demek istiyorsun diyeceksin demi abi. Söyleyeyim.
Abi kimi insan vardır dünyalık için yaşayan kimi insan vardır ki ahireti için yaşayan. Bacım ve ailesi İzmir gibi bir yerde ahiretleri için yaşayan insanlardır. Abi bacım tesettüründen, peçesinden, sohbetlerinden, inancını yaşamaya çalışmaktan vazgeçmez. Onu vazgeçirmeye çalışırsan onu öldürmüş olursun. Sen karım diyerek onu kabullenebilecek ona sahip çıkabilecek misin?
-Allah'ın izniyle bunlardan hiç şüphen olmasın kardeşim. Zaten benim ona sevdalanma sebebim inancını her zorluğa rağmen yaşaması oldu. Benim duâmdı ahiretlik bir sevdaya tutulmak. Nasibimde ise Sukeynâ hanım varmış daha onun ne hissettiğini bile bilmeden.
-Peki abi bunu sormadan nasıl bileceksin? Gel kabul et abi bacıma da söyleyelim sizi bir görüştürelim.
-Haklısın. Haklısınız. Tamam konuşacağım yalnız sizden bir ricam var. Bunu Sukeynâ hanıma söylemeseniz de ben söylesem olur mu? Çünkü ne cevap vereceğini bilmediğimden çok çekiniyorum.
-(Bekir) Sevda dedikleri nasıl bir şeymiş böyle. Bizim dağ komandosunu bile çekingen bir insan yaptı.
-(Mirza) Şu anda git dağa terörist avla deseler gözümü kırpmadan giderimde...
-(Zeynel) Git sevdana sevdiğini söyle deseler söyleyemezsin demi abi.
-Hı hı diyerek başımı öne eğdim.
-(Zeynel) Abilerim bilir misiniz Hz. Ali (ra) bile çekinmiş.
Bekir ile aynı anda "Hz. Ali mi?" dedik.
-Evet abilerim Hz. Ali (ra)...
Yiğit mi yiğit Hz. Ali (ra) Efendimiz (sav) kapısına iki defa varmış.
Kapıyı dahi çalamamış.
Ayakları vücudu titremiş, utanmış yapamamış.
Arkadaşları onu cesaretlendirmeye çalışmışlar.
Üçüncü defa gitmiş.
Zor zar kapıyı çalmış.
Yalnız eve girince neden geldiğini bir türlü söyleyememiş.
Efendimiz (sav) Kızımla evlenmek isteğini söylemek için mi geldin demiş.
Hz. Ali (ra) zor zar başını sallayarak evet demiş.
Hz. Ali (ra) deseler ki kılıcını kuşanma vakti, kimse onu durduramaz.
Yalnız iş sevdaya gelince oda utanmış oda çekinmiş.
-(Bekir) Utanmak yiğidin şanındandır diyerek boşuna söylememişler...
-(Zeynel) Haklısın abi...
4 Gün Sonra
Mirza sakın ol oğlum bi kızla görüşçen, konuşçan o kadar.
Niye bu kadar heyecanlanıyorum ki.
Daha önce kaç kere gittim annemle.
Hiç böyle olmamıştım.
Bu arada annem...
Ben anneme söylemedim.
Yok şimdi aramayayım.
Heyecanlanmasın kadıncağız.
Hadi Mirza hadi.
Neler diyorum ben yaa.
Kendine gel oğlum.
Şimdi aynayla konuşmaya mı başladın?
Ya Allah ya bismillah.
Evet hazırım.
Arabanın anahtarları neredeydi ha buldum.
Allah'ım sen yâr ve yardımcım ol.
Âminnn.
Sivas'a geldiğimde kendi kendime söylenmeye tekrar başlamışım sonradan farkına vardım.
Ey koca şehir
Ey aşıklar şehri
Beni de sevdiğimle buluşturur musun
İsmine yakışanı yapıp aşıkların kavuşmasına vesile olur musun?
İyi de ben niye böyle dedim ki daha Sukeynâ hanımın ne cevap vereceğini bilmeden.
İnsanın gönlünden geçen neyse dilinede o vururmuş.
Tıpkı benim dilime de geldiği gibi...
Bir çiçekçiye girdim. Babam yaşıtında bir bey vardı.
-"Selâmun aleyküm amca hayırlı işler."
++"Ve aleyküm selâm oğul buyur"
-"Amca ben bi çiçek alacaktım da ne alacağımı bilmiyorum."
++"Oğlum bekarsın demi. Bi de herhalde ilk buluşma"
-"Şey evet de nerden anladın amca"
++"Biz bu saçları boşuna ağartmadık oğul. Az biraz anlarız işte" dedi ve elinde tek bir kırmızı gülü paket yapıp getirdi.
++"Buyur oğlum"
Amcaya parasını verdim, teşekkür edip hâyır duâlarını alarak çıktım.
Namazlarım haricinde bir daha hiç durmadan, Zeynel'in bana verdiği adreste olan köy evine doğru hareket ettim.
Bekir'e geldiğimi mesaj attım.
Şu anda ayaklarımı hissetmiyorum.
Sakin Mirza sakin.
Allah'ım sen yardımcımız ol.
Âminnnn.
-Selâmun aleyküm devrem hoşgeldin.
-Ve aleyküm selâm devrem hoşbulduk.
-Gel biz şöyle yürüyelim. Berra da biraz sonra Sukeynâ bacımı getirecek.
-Ta.mam.
Bekir gülünce sebebini sordum.
-Hâyırdır kardeşim neye gülüyorsun?
-Heyecanına, şu terine bak. Oğlum sakin ol. Bacım insan yemez. Ayrıca kız oruçlu. Seni yiyip orucunu mu bozacak sanki?
-Demesi kolay beyfendi seni de görürüz nasip olursa. Ayrıca Sukeynâ hanım oruçlu dedin. Ne orucu?
-Kurban bayramına on gün kala tutulan kurban orucu.
-İyi de bu oruç sünnet değil miydi? Tutulması mecbur değil.
-Sukeynâ bacımdan bahsediyoruz Mirza.
O hayatını Kur'an ve sünnete adamış.
O elinden geldiğince sünnetleri bile terk etmemeye çalışır.
-Ne dersin kardeşim Sukeynâ hanım beni kendine hem yâr hem de talebesi olmamı kabul eder mi? Çünkü Benim ondan öğreneceğim daha çok ders var?
-Bunu bana değil bacıma soracaksın. İşte geldiler bak. Sen bacımla konuş bizde yan tarafta sizi bekliyor olacağız. Hadi hakkınızda ne hâyırlısı ise o olsun.
-Âminnn kardeşim âmin.
Sukeynâ hanımın yanına geçtiğimde Berra kardeşim de abisinin yanına geçti. Allah'ım sen bana güç ver. Sukeynâ hanıma selam vererek konuşmaya başladım.
-Selâmun aleyküm Sukeynâ hanım.
-Ve aleyküm selâm Mirza bey. dedi.
Ah bi yüzüme baksan ah bi gözlerimin içine baksan.
Senin için nasıl yandıklarını göreceksin.
Konuşmamıza bile fırsat kalmadan gözlerim gözlerine her şeyi anlatacak.
-Sizinle konuşmak istemiştim.
-Ne konuda?
-Arkadaşlarınızdan söylememelerini rica etmiştim.
Nasıl bir şekilde karşılayacağınızı bilmediğimden açıkçasını söylemem gerekirse çekindim.
-Rica etsem biraz daha açık konuşabilir misiniz?
Haydi Mirza haydi. Sor artık. Sor.
-Sukeynâ hanım ben... dedim ceketimin cebinden gülü çıkartarak Sukeynâ hanıma uzattım.
Ve sonunda sordum.
-Sukeynâ hanım ben sizinle evlenmek istiyorum.
Benimle evlenir misiniz? dedim.
Çok şükür çok şükür sorabildim.
Asıl iç yakan yer şimdi başlıyormuş.
Sukeynâ hanım ne cevap verecek.
Bir güle baktı bir de yüzüme baktı.
Çok şaşırdığı ses tonundan belliydi.
-Mir.za bey siz ne dedi.ğini.zin farkında mısınız?
-Evet farkındayım.
-İyi de siz beni daha tanımıyorsunuz. Görmeden bilmeden etmeden siz bana niye teklif ettiniz.
-Ben tanımam gereken Sukeynâ'yı tanıdım. Bu yüzden evlenme teklifini etmek için bir an olsun şüphe duymadan yanınıza geldim.
-Mirza bey ne diyeceğimi bilemiyorum. Teşekkür ederim ama. Ya ben dünyanın en çirkin insanı isem. Siz benim yüzümü bile görmediniz.
-Gönlüm güle vurulmuş dikeninden banane...
Sukeynâ hanım son söylediğimden sonra başını öne eğerek bi elini de kalbinin üstüne koydu.
İçim öyle bir yandı ki inşallah onu kıracak bir şey söylememişimdir.

-Sukeynâ hanım iyi misiniz? Sizi kıracak bir şey söylediysem özür dilerim.
Sağ elini hafif kaldırarak cevap verdi.
-Teşekkür ederim. Özür dilemenize gerek yok. Rica etsem Berra'yı çağırır mısınız?
Berra'yı çağırdım. Sukeynâ hanımın yanına geldi.
-(Berra) Sukeynâ'm iyi misin?
-(Sukeynâ) Kardeşim bana yardım eder misin?
-(Berra) Gel kardeşim şuraya geçip oturalım.
Sukeynâ hanımın elinden ve omzundan tutarak ona yardımcı oldu.
Onlar masaya geçerek oturdu. Bekir yanıma geldi.
-(Mirza) Ona bir şey olursa kendimi hiç affetmem.
-(Bekir) Allah'ın izniyle bir şey olmayacak kardeşim. Sen kalbini ferah tut.
-(Mirza) İnşallah kardeşim inşallah...
Aradan biraz zaman geçtikten sonra Berra kardeşim yanımıza geldi.
-(Mirza) Kardeşim Sukeynâ hanım iyi mi? Eğer istemiyorsa...
-(Berra) Sukeynâ çok şükür iyi abi. Bana öyle bir şey söylemedi. Buyur abi geçin konuşmanıza devam edin. O sana gerekli olanları söyleyecektir zaten.
-(Mirza) Tamam kardeşim dedim ve Sukeynâ hanımın yanına gittim.
Çiçeği masanın üstüne bırakıp Sukeynâ hanımın karşısına geçip oturdum.
-İyi misiniz? İsterseniz burada bırakabiliriz.
-Özür dilerim. Sizleri telaşlandırmak istememiştim.
Çok şükür daha iyiyim.
İlk defa böyle bir durumla karşılaştım.
Hem haberim yoktu.
Hem de sizden böyle bir teklif hiç beklemiyordum.
-Anlıyorum çok ani oldu.
-Şey beni tanıdığınızı söylediniz. Siz beni nerden tanıyorsunuz?
-Uçakta'ki, İstanbul'daki ve sizi İzmir'de gördüğüm zamanlarda ki hâl hareketleriniz, Bekir ve Zeynel'in bana anlattıklarıyla bütünleşmiş oldu. Hani karşınıza bir insan çıkar onu sanki yıllardır tanıyormuş gibi olursunuz. Ben şu an size karşı öyleyim.
-Ben de öyleyim...
Ben gülümseyince Sukeynâ hanım sesli düşündüğünü anlayıp utandı.
-Ben biraz önce düşündüğümü sesli mi düşündüm?
Ben evet manasına başımı sallayıp gülümseyince Sukeynâ hanım utanıp başını öne eğdi.
Kaldır başını sevdiğim.
Sukeynâ hanımı daha çok utandırmamak için konuya girdim.
-Ben size kendimden ve ailemden bahsediyim. Sizde beni tanımış olursunuz.
Sukeynâ hanım başını sallayınca anlatmaya başladım.
-İsmim Mirza YİĞİTOĞLU.
28 yaşındayım.
4 kardeşiz iki kız iki erkek.
En büyükleri benim.
Annem ev hanımı babamsa emekli başkomser.
-Peki onların bu durumdan haberi var mı?
-Annem hariç herkesin var. Eminim şu anda benden haber bekliyorlardır. Anneme söylememe sebebim ise sizden bir cevap almadan annemi umutlandırmak istemedim.
-Anlıyorum. Size bir kaç şey sorabilir miyim?
-Tabi buyrun.
-Eğer bu evlilik olursa ben size eş ailenize gelin olacağım. Ben sohbet ehli bir insanım. Haftada 2-3 gün sohbetlerimiz oluyor. Ben bu şekilde kapalı bir insanım. Tesettürüme, sohbetlerime, inancımı yaşamama müsaade verebilek misiniz?
-Siz benim duâmsınız Sukeynâ hanım. Benim gönlüm ahiretlik sevdadan yanaydı ve çok şükür duâm kabul oldu.
Her hâlinizle kabulümsünüz.
Sukeynâ hanım başörtüsünün yanındaki iğneyi çıkarak peçesini açıp yüzünü göstermiş oldu.
-Bu hâlimlede mi?
-Ey yüreğinin saflığı güzelliği yüzüne vurmuş olan sevdam.
Ey nur yüzlüm bu hâlinlede her hâlinlede kabulümsün...

Küçük bir not: Mirza her halinle kabulümsünüz dediğinde Sukeynâ yüzünü açarak bu halimle de mi? diye sormasının sebebi
İlk defa yüzünü göstereceğinden dolayı olmasındandı.
Çok şükür yüzünde kötü bir şey yoktu ama onu çirkin mi bulacak güzel mi bulacak diye tereddüt içindeydi...
Bir de; gönülden sevenler için yüzdeki kusurun bir önemi olmazdı ki...
#######
SUKEYNÂ'nın Dilinden
Mirza beye ne diyeceğimi şaşırdım.
Söyledikleri şaşkınlığımı ve heyecanımı arttırıyor...
Hele kalbimi...
-(Mirza) Gönlüm güle vurulmuş dikeninden banane...
Güzel olmam çirkin olmam önemli değilmiş.
O benimle yaşantımdan dolayı inancımdan dolayı evlenmek istiyor.
Kalbim sanki bana ait değilde başkasına ait, birazdan yerinden çıkçakmış gibi atıyor.
Daha fazla ayakta duramayacağımı anladığımdan Berra'dan yardım istedim.
Masanın olduğu tarafa geçip oturduk.
-Berra ben ne diyeceğim ne yapacağım kardeşim.
-Biliyorum Sukeynâ'm ilk defa böyle bir durumla karşılaştın.
Öncelikle sakin olmaya çalış.
Kalbinin atışını ben burdan duyabiliyorum.
-Onu hiç söyleme. O birazdan yerinden çıkacak sanki.
-
Çıkmaz çıkmaz dedi gülerek.
Bu iki tarafında birbiriyle tanışması için yapılan bir görüşme.
-Canım ailemin izni olmadan...
-Sözünü balla kesiyorum. Senin hassasiyetini bildiğimizden dolayı biz önce Mihriban teyzemi arayıp ondan izin aldık.
-Annem bu yüzden mi bana önce benden izin aldılar dedi. Bende...
-Yalnızca Demetlere gelmek için izin aldığımızı zannettin.
-Evet. Peki benden gizli saklı görüşme ayarlayan hanımlardan Berra hanım, ben Mirza beye ne cevap vereceğim şimdi?
-Vallahi ne yalan söyleyeyim evlenme teklifi etmesini bende beklemiyordum. Eee ne yapsın abim bulmuş senin gibi gül gibi kızı kaçırmak istememiştir dedi gülerek.
-Berraa
-Tamam sustum. dedi gülerek.
İyi olduysan kalkayım. Mirza abi nasıl endişelendi baksana. Gideyim yanına da çağırayım.
Berra gittikten sonra Mirza bey çiçeği masanın üstüne bırakıp karşıma geçip oturdu.
Biraz konuştuktan sonra yüzümü görmediği aklıma geldi.
Peki benim yüzümü görünce de aynı şeyi söyleyebilecek mi?
Başörtümün yanındaki iğneyi çıkarıp peçemi açtım.
-Bu hâlimlede mi?
-Ey yüreğinin saflığı güzelliği yüzüne vurmuş olan sevdam.
Ey nur yüzlüm bu hâlinlede her hâlinlede kabulümsün...
Hani sözün bittiği yer denir ya biz şuanda aynen o durumdayız.
Mirza beyle dillerimiz sustu gözlerimiz konuştu.
Bir süre sonra konuşmaya çalışıp
-Sizin bana sormak istediğiniz bir şey var mı?
-Cevabını beklediğim bir şey var. dedi tebessüm ederek.
Ailemle konuşmadan karar veremiyeceğimden dolayı Mirza beyden zaman istedim.
-Müsadenizle önce ailemle bir konuşayım. Cevabını beklediğiniz şeyi daha sonra cevaplasam olmaz mı?
-Anlıyorum. Bekleyeceğim. Sizden bir ricam olacak. Bu gülü kabul edin. diyerek gülü uzattı.
-Teşekkür ederim diyerek gülü aldım.
Peçemi yaparak ayağa kalktım.
-Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
-Rica ederim. Hayırlı akşamlar. Allah'a emanet olun.
-Sizde Sukeynâ hanım.
Berra ve Bekir abinin yanına geldik. Bekir abidende müsaade isteyerek Berra ile ayrıldık.
MİRZA'nın Dilinden
Sukeynâ hanımın yüzünü gördüğümde yüreğinin güzelliğinin yüzüne vurduğunu gördüm.
Abdest nuruyla nurlanan yüzün makyajlı yüzden daha güzel olduğunu bir kez daha anladım.
Teklifime cevap vermedi, zaman istedi. O da haklı.
Söyleyememek bir yakıyorsa cevabı beklemek bin yakarmış yüreği.
Tıpkı şu anda yandığı gibi.
-Zaman kardeşim. Zaman... deyip Bekir omzuma vurdu.
-Haklısın kardeşim. Zaman bakalım ne gösterecek.
Mevlam görelim neyler
Neylerse güzel eyler...
-İşte budur kardeşim. Sen sırtını Allah'a yasladıktan sonra güzel olmayacak şey mi var...

-Kardeşim tekrardan çok sağol. Zeynel'ede yerime teşekkür et.
Ben müsaadenle yola çıkayım.
Anca varırım Ankara'ya...
-Yemek yemeden nereye. Zeynel, Mirza abiyi almadan gelme dedi. Düş önüme devrem.
-Devr...
-İtirazınız reddedildi devrem.
Biz köyevine geldiğimizde akşam ezanı okunmaya başladı.
Bahçede beyler için içeride de hanımlar için sofra hazırlamışlar.
Beylerle hem tanıştık, hem sohbet ettik, hem de güzel bir akşam yemeği yedik.
Allah razı olsun çok güzel ağarladılar.
SUKEYNÂ'nın Dilinden
Eve geldiğimizde kızların benimle konuşmak istediğinin farkındaydım ama bir şey söyleyecek durumda değilim.
Akşam ezanının okunmasına az kaldığından müsaade isteyerek kalkıp abdestimi tazelemeye gittim.
Seccadeyi serip ezanın okunmasını bekledim.
Rabbimin huzurunda olmaya o kadar çok ihtiyacım var ki...
Rabbimle konuşmaya
Duâ duâ yakarmaya...
Yanıma Yağmur'um geldi elinde bir bardak suyla.
-Şu anda neler hissettiğini çok iyi anlıyorum canım.
Ezan okunuyor al önce orucunu aç.
Sonra Rabbimizin huzurunda içini dök.
Dilin susar, yüreğin konuşur, gözyaşların dökülür.
Berra bize olanları anlattı.
İnşallah hakkınızda hâyırlısı olsun canım...
-Sağolun canım deyip sarıldım.
Orucumu açıp namazımı eda ettim.
Kulun Rabbine karşı en yakın olduğu yer olan secde anında, öyle bir duâ deryasına dalmışım ki dakikaların geçtiğinin bile farkında değildim.
Demet elini omzuma "kardeşim" diyerek koydu.
Secdeden başımı kaldırıp Demet'in yüzüne baktım.
Demet gözyaşlarımı silip
-Sen sevda ateşine düşmüşsün bile. Yalnız bunun sen bile farkında değilsin kardeşim.
-Demet ben...
-Şşşt. Sadece yüreğinin sesini dinle kardeşim. O seni yarı yolda bırakmaz...
Hadi şimdi gel, önce elini yüzünü yıka daha sonra bir şeyler yiyelim.
Kızlar seni bekliyor içerde.
-Siz başlasaydınız ya canım. Beni niye beklediniz?
-Bizim başımıza geldiğinde sende aynı şeyi yapmaz mıydın?
Yapardın, yaptın da...
Demet ve ben içeri girdiğimizde kızlarla birbirimize sarıldık.
Hepsine hem teşekkür ettim, hem de beklettiğim için özür diledim.
Sofraya geçip hem muhabbet etmeye hem de yemeğimizi yemeye başladık.
Gülnur'un muzipliği bugün de üstündeydi.
-Evettt. Sukeynâ'da bizden oldu. Yalnız kardeşim sen bazıları gibi satışçı olma? dedi Berra'ya takılarak
-Aşk olsun Gülnur. Nasıl laf o öyle satışçı.
-Sen kaç yıllık dostunu kardeşinin nişanını bırak git daha 1 yıldır tanıdığın nişanlının yemin törenine. Bu ne demek oluyor bayan satışçı.
-Geçerken uğramış olamaz mıyız? dedi gülerek.
-Siz ailecek geziyordunuz aaa bi bakmışsınız Hatay'dasınız.
Baktınız orda dünürlerinizi de gördünüz.
Madem damadın da töreni var. Törenine bizde katılalım dediniz demi kardeşim aynen böyle oldu.
-Bazı yerleri hariç doğru söyledin. dedi mahçup bir edayla.
Gülnur "Seni gidi âşık seni."
dedi gülerek.
Bende tebessüm etmeye çalışarak
-Ey âşıklar ve âşık olmayı bekleyenler. Muhabbetimiz hep böyle daim olsun inşallah...
Kızlar hep beraber "Âminnn" dediler. Yemeğimiz çok güzel geçti. Kalkma vaktimiz yaklaşınca Demet bana dönerek
-Canım bir şeyi bilmen gerekiyor
-Efendim canım söyle
-Mirza bey dışarıda
-Dışarıda mı?
-Zeynel abim yemeğe davet etmiş. O yüzden şimdi çıkarken karşılaşabiliriz. Görünce şaşırma diye söyledik.
-Taa.mam.
-Kızlar bu kız daha görmeden heyecanlandı. Bunu yalnız bırakmayın. Görünce bayılır falan dedi gülerek.
-Aşk olsun Demetim dedim gülerek.
-Canım sen bi aynaya baksana. Yanakların nasıl kızardı.
Allah'tan peçe yapıyorsun da bizden başka kimse görmeyecek seni. dedi gülerek.
Kızlar hâlimize gülerken Yağmur'um imdadıma yetişti.
-Gel bacım gel sen.
Uğraşmayın benim kardeşimle.
Utanır tabi ilk defa yaşıyor böyle duyguları.
Yağmur ile birlikte dış kapıya geldik.
Kızların kahkahası ile birlikte.
Yağmur ile bende daha fazla dayanamayıp bizde kahkaha attık.
Kendimize gelip sakinleşince, Yağmur
-En kötü günümüz böyle olsun inşallah... deyince hep birlikte
-"Âminnn" dedik.
Demet ile vedalaşıp bahçeye çıktık.
Orada işte karşımda.
Zeyd abilerle vedalaşıyor.
Hiç aklıma gelmezdi.
Dost meclisinde onunla beraber bulunmak.
İyi ki diyor muyum?
Galiba diyorum.
İyi ki tanımışım.
Çok acele karar veriyorumdur ki belki ama...
Ben Onu ilk gördüğümde Güven hissettim.
Neden niye bilmiyorum ama Ona Güven duyuyorum.
Güvendiğim...
Sevdiğim olur mu?
Sırdaşım... Dostum olur mu?
Rızaullahı kazanmak için davadaşım yoldaşım olur mu?
Olur musun?
Ey yâr...
MİRZA'nın Dilinden
İşte karşımdasın bana bakıyorsun.İlk defa bu kadar uzun baktığına şahit oldum.
Hep böyle baksan ya
Hep yanımda olsan ya
Sevdiceğim, yürek yangınım
Gel kabul et
Gel helâlim ol
Bu Mirza'nın yüzünü güldür, gönlünü aydınlık eyle.
Dünyamı Cennet eyle
Ahirette Cennette beraber yürüyen o âşıklardan olalım...
Gel ey yâr...
Gel...