GÖNLÜM GÜLE VURULMUŞ DİKENİNDEN BANANE

3670 Kelimeler
MİRZA'nın Dilinden Bekir ile konuştuktan sonra Ankara'ya geri döndüm. 3 gündür yaşayan bir ölüden farksız işimi yapmaya çalışıyorum. Arkadaşlarda hâlimi farketmişler iyi olup olmadığımı soruyorlar. -"Beyim kusura bakmayın da siz iyi misiniz? Bedeniniz burda ruhunuz başka yerde sanki." Arkadaşa başımı sallayıp cevap vermeden yanından ayrıldım. Ruhumda yüreğimde aklımda Sivas'ta kaldı diyemedim. Biraz olsun kendime gelebilmek için bir bardak çay alıp inşaat yerinden biraz uzaklaştım. İnsan açık alanda nefes alamaz mı, ben şu anda alamıyorum. Telefonum çaldı arayan Bekir'di. -Efendim devrem. -Selâmun aleyküm devrem nasılsın? -Ve aleyküm selâm devrem elhamdülillah. Sen nasılsın? -Elhamdülillah devrem. Eğer arkana bakarsan daha iyi olacağım. -Arkama mı? Arkamı döndüğümde Bekir ile bir beyin daha geldiğini gördüm. -Çay içerken insan kardeşini çağırmaz mı? dedi gülümseyerek. -Kardeşimin istediği çay olsun semaver bile yakarız. dedim sarılarak. Hoşgeldin kardeşim. Sizde hoşgeldiniz dedim elini sıkarak. -"Hoşbulduk" dediler. -Tanıştırayım sizi. Bu arkadaşım Zeynel. Sana geçen gün bahsettiğim Zeyd'in kardeşi. Bu beyde benim kardeşim Mirza. -Memnun oldum. -Bende memnun oldum. -Hâyırdır inşallah kardeşim hangi rüzgar attı sizi buraya? -Seninle konuşmak için geldik kardeşim. Bizi şöyle oturup konuşabileceğimiz bir yere götürebilir misin? Bekir'in hangi konuda konuşmak istediğini anladığımdan "tamam kardeşim" diyerek sakin bir yere gittik. -Evet kardeşim çaylarımızda geldiğine göre seni dinliyorum. -Devrem ben sana sormadan bir şey yaptım. -Hâyırdır kardeşim. -Kız kardeşim söyledi. Sukeynâ bacımlar haftaya İzmir'e dönüyorlarmış. Bu yüzden dedi durdu... -Evet kardeşim. -Biz sizi bacımlar İzmir'e dönmeden görüştürmek istiyoruz. -Devrem ne diyorsun sen? -Eğer bacımlar İzmir'e dönerlerse senin bu sevdanı içine atıp konuşmayacağını biliyorum. Kardeşim artık içine atıp kendini yemektense, bacımla görüşüp durumunu anlatsan, en azından kendini yemekten kurtulursun. -Ne diyebilirim bilmiyorum. -(Zeynel) Mirza abi. Bu arada size abi diyebilir miyim? -(Mirza) Estağfurullah buyur -Mirza abi, dün Bekir abim gildeydik. Bacım Gülnur ve ben. Berra bacım ve Bekir abi bize durumunu anlattılar. Neler yaşadığınızı biliyoruz. Ben daha sevdalanmadım ama sevdanın ne demek olduğunu Zeyd abimin yaşadıklarından dolayı iyi biliyorum. Sana sen bacımı sevmemişsindir diyemem. Çünkü; insana sevda ateşinin yüreğine ne zaman isabet edeceği belli olmaz. Kiminde ilk görüşte, kiminde daha uzun zaman sonra. Abi benim sana asıl sormak istediğim sen bacımı kabullenebilecek misin, Onun her daim yanında olup, arkasında durabilecek misin? -Sen... -Sen ne demek istiyorsun diyeceksin demi abi. Söyleyeyim. Abi kimi insan vardır dünyalık için yaşayan kimi insan vardır ki ahireti için yaşayan. Bacım ve ailesi İzmir gibi bir yerde ahiretleri için yaşayan insanlardır. Abi bacım tesettüründen, peçesinden, sohbetlerinden, inancını yaşamaya çalışmaktan vazgeçmez. Onu vazgeçirmeye çalışırsan onu öldürmüş olursun. Sen karım diyerek onu kabullenebilecek ona sahip çıkabilecek misin? -Allah'ın izniyle bunlardan hiç şüphen olmasın kardeşim. Zaten benim ona sevdalanma sebebim inancını her zorluğa rağmen yaşaması oldu. Benim duâmdı ahiretlik bir sevdaya tutulmak. Nasibimde ise Sukeynâ hanım varmış daha onun ne hissettiğini bile bilmeden. -Peki abi bunu sormadan nasıl bileceksin? Gel kabul et abi bacıma da söyleyelim sizi bir görüştürelim. -Haklısın. Haklısınız. Tamam konuşacağım yalnız sizden bir ricam var. Bunu Sukeynâ hanıma söylemeseniz de ben söylesem olur mu? Çünkü ne cevap vereceğini bilmediğimden çok çekiniyorum. -(Bekir) Sevda dedikleri nasıl bir şeymiş böyle. Bizim dağ komandosunu bile çekingen bir insan yaptı. -(Mirza) Şu anda git dağa terörist avla deseler gözümü kırpmadan giderimde... -(Zeynel) Git sevdana sevdiğini söyle deseler söyleyemezsin demi abi. -Hı hı diyerek başımı öne eğdim. -(Zeynel) Abilerim bilir misiniz Hz. Ali (ra) bile çekinmiş. Bekir ile aynı anda "Hz. Ali mi?" dedik. -Evet abilerim Hz. Ali (ra)... Yiğit mi yiğit Hz. Ali (ra) Efendimiz (sav) kapısına iki defa varmış. Kapıyı dahi çalamamış. Ayakları vücudu titremiş, utanmış yapamamış. Arkadaşları onu cesaretlendirmeye çalışmışlar. Üçüncü defa gitmiş. Zor zar kapıyı çalmış. Yalnız eve girince neden geldiğini bir türlü söyleyememiş. Efendimiz (sav) Kızımla evlenmek isteğini söylemek için mi geldin demiş. Hz. Ali (ra) zor zar başını sallayarak evet demiş. Hz. Ali (ra) deseler ki kılıcını kuşanma vakti, kimse onu durduramaz. Yalnız iş sevdaya gelince oda utanmış oda çekinmiş. -(Bekir) Utanmak yiğidin şanındandır diyerek boşuna söylememişler... -(Zeynel) Haklısın abi... 4 Gün Sonra Mirza sakın ol oğlum bi kızla görüşçen, konuşçan o kadar. Niye bu kadar heyecanlanıyorum ki. Daha önce kaç kere gittim annemle. Hiç böyle olmamıştım. Bu arada annem... Ben anneme söylemedim. Yok şimdi aramayayım. Heyecanlanmasın kadıncağız. Hadi Mirza hadi. Neler diyorum ben yaa. Kendine gel oğlum. Şimdi aynayla konuşmaya mı başladın? Ya Allah ya bismillah. Evet hazırım. Arabanın anahtarları neredeydi ha buldum. Allah'ım sen yâr ve yardımcım ol. Âminnn. Sivas'a geldiğimde kendi kendime söylenmeye tekrar başlamışım sonradan farkına vardım. Ey koca şehir Ey aşıklar şehri Beni de sevdiğimle buluşturur musun İsmine yakışanı yapıp aşıkların kavuşmasına vesile olur musun? İyi de ben niye böyle dedim ki daha Sukeynâ hanımın ne cevap vereceğini bilmeden. İnsanın gönlünden geçen neyse dilinede o vururmuş. Tıpkı benim dilime de geldiği gibi... Bir çiçekçiye girdim. Babam yaşıtında bir bey vardı. -"Selâmun aleyküm amca hayırlı işler." ++"Ve aleyküm selâm oğul buyur" -"Amca ben bi çiçek alacaktım da ne alacağımı bilmiyorum." ++"Oğlum bekarsın demi. Bi de herhalde ilk buluşma" -"Şey evet de nerden anladın amca" ++"Biz bu saçları boşuna ağartmadık oğul. Az biraz anlarız işte" dedi ve elinde tek bir kırmızı gülü paket yapıp getirdi. ++"Buyur oğlum" Amcaya parasını verdim, teşekkür edip hâyır duâlarını alarak çıktım. Namazlarım haricinde bir daha hiç durmadan, Zeynel'in bana verdiği adreste olan köy evine doğru hareket ettim. Bekir'e geldiğimi mesaj attım. Şu anda ayaklarımı hissetmiyorum. Sakin Mirza sakin. Allah'ım sen yardımcımız ol. Âminnnn. -Selâmun aleyküm devrem hoşgeldin. -Ve aleyküm selâm devrem hoşbulduk. -Gel biz şöyle yürüyelim. Berra da biraz sonra Sukeynâ bacımı getirecek. -Ta.mam. Bekir gülünce sebebini sordum. -Hâyırdır kardeşim neye gülüyorsun? -Heyecanına, şu terine bak. Oğlum sakin ol. Bacım insan yemez. Ayrıca kız oruçlu. Seni yiyip orucunu mu bozacak sanki? -Demesi kolay beyfendi seni de görürüz nasip olursa. Ayrıca Sukeynâ hanım oruçlu dedin. Ne orucu? -Kurban bayramına on gün kala tutulan kurban orucu. -İyi de bu oruç sünnet değil miydi? Tutulması mecbur değil. -Sukeynâ bacımdan bahsediyoruz Mirza. O hayatını Kur'an ve sünnete adamış. O elinden geldiğince sünnetleri bile terk etmemeye çalışır. -Ne dersin kardeşim Sukeynâ hanım beni kendine hem yâr hem de talebesi olmamı kabul eder mi? Çünkü Benim ondan öğreneceğim daha çok ders var? -Bunu bana değil bacıma soracaksın. İşte geldiler bak. Sen bacımla konuş bizde yan tarafta sizi bekliyor olacağız. Hadi hakkınızda ne hâyırlısı ise o olsun. -Âminnn kardeşim âmin. Sukeynâ hanımın yanına geçtiğimde Berra kardeşim de abisinin yanına geçti. Allah'ım sen bana güç ver. Sukeynâ hanıma selam vererek konuşmaya başladım. -Selâmun aleyküm Sukeynâ hanım. -Ve aleyküm selâm Mirza bey. dedi. Ah bi yüzüme baksan ah bi gözlerimin içine baksan. Senin için nasıl yandıklarını göreceksin. Konuşmamıza bile fırsat kalmadan gözlerim gözlerine her şeyi anlatacak. -Sizinle konuşmak istemiştim. -Ne konuda? -Arkadaşlarınızdan söylememelerini rica etmiştim. Nasıl bir şekilde karşılayacağınızı bilmediğimden açıkçasını söylemem gerekirse çekindim. -Rica etsem biraz daha açık konuşabilir misiniz? Haydi Mirza haydi. Sor artık. Sor. -Sukeynâ hanım ben... dedim ceketimin cebinden gülü çıkartarak Sukeynâ hanıma uzattım. Ve sonunda sordum. -Sukeynâ hanım ben sizinle evlenmek istiyorum. Benimle evlenir misiniz? dedim. Çok şükür çok şükür sorabildim. Asıl iç yakan yer şimdi başlıyormuş. Sukeynâ hanım ne cevap verecek. Bir güle baktı bir de yüzüme baktı. Çok şaşırdığı ses tonundan belliydi. -Mir.za bey siz ne dedi.ğini.zin farkında mısınız? -Evet farkındayım. -İyi de siz beni daha tanımıyorsunuz. Görmeden bilmeden etmeden siz bana niye teklif ettiniz. -Ben tanımam gereken Sukeynâ'yı tanıdım. Bu yüzden evlenme teklifini etmek için bir an olsun şüphe duymadan yanınıza geldim. -Mirza bey ne diyeceğimi bilemiyorum. Teşekkür ederim ama. Ya ben dünyanın en çirkin insanı isem. Siz benim yüzümü bile görmediniz. -Gönlüm güle vurulmuş dikeninden banane... Sukeynâ hanım son söylediğimden sonra başını öne eğerek bi elini de kalbinin üstüne koydu. İçim öyle bir yandı ki inşallah onu kıracak bir şey söylememişimdir.  -Sukeynâ hanım iyi misiniz? Sizi kıracak bir şey söylediysem özür dilerim. Sağ elini hafif kaldırarak cevap verdi. -Teşekkür ederim. Özür dilemenize gerek yok. Rica etsem Berra'yı çağırır mısınız? Berra'yı çağırdım. Sukeynâ hanımın yanına geldi. -(Berra) Sukeynâ'm iyi misin? -(Sukeynâ) Kardeşim bana yardım eder misin? -(Berra) Gel kardeşim şuraya geçip oturalım. Sukeynâ hanımın elinden ve omzundan tutarak ona yardımcı oldu. Onlar masaya geçerek oturdu. Bekir yanıma geldi. -(Mirza) Ona bir şey olursa kendimi hiç affetmem. -(Bekir) Allah'ın izniyle bir şey olmayacak kardeşim. Sen kalbini ferah tut. -(Mirza) İnşallah kardeşim inşallah... Aradan biraz zaman geçtikten sonra Berra kardeşim yanımıza geldi. -(Mirza) Kardeşim Sukeynâ hanım iyi mi? Eğer istemiyorsa... -(Berra) Sukeynâ çok şükür iyi abi. Bana öyle bir şey söylemedi. Buyur abi geçin konuşmanıza devam edin. O sana gerekli olanları söyleyecektir zaten. -(Mirza) Tamam kardeşim dedim ve Sukeynâ hanımın yanına gittim. Çiçeği masanın üstüne bırakıp Sukeynâ hanımın karşısına geçip oturdum. -İyi misiniz? İsterseniz burada bırakabiliriz. -Özür dilerim. Sizleri telaşlandırmak istememiştim. Çok şükür daha iyiyim. İlk defa böyle bir durumla karşılaştım. Hem haberim yoktu. Hem de sizden böyle bir teklif hiç beklemiyordum. -Anlıyorum çok ani oldu. -Şey beni tanıdığınızı söylediniz. Siz beni nerden tanıyorsunuz? -Uçakta'ki, İstanbul'daki ve sizi İzmir'de gördüğüm zamanlarda ki hâl hareketleriniz, Bekir ve Zeynel'in bana anlattıklarıyla bütünleşmiş oldu. Hani karşınıza bir insan çıkar onu sanki yıllardır tanıyormuş gibi olursunuz. Ben şu an size karşı öyleyim. -Ben de öyleyim... Ben gülümseyince Sukeynâ hanım sesli düşündüğünü anlayıp utandı. -Ben biraz önce düşündüğümü sesli mi düşündüm? Ben evet manasına başımı sallayıp gülümseyince Sukeynâ hanım utanıp başını öne eğdi. Kaldır başını sevdiğim. Sukeynâ hanımı daha çok utandırmamak için konuya girdim. -Ben size kendimden ve ailemden bahsediyim. Sizde beni tanımış olursunuz. Sukeynâ hanım başını sallayınca anlatmaya başladım. -İsmim Mirza YİĞİTOĞLU. 28 yaşındayım. 4 kardeşiz iki kız iki erkek. En büyükleri benim. Annem ev hanımı babamsa emekli başkomser. -Peki onların bu durumdan haberi var mı? -Annem hariç herkesin var. Eminim şu anda benden haber bekliyorlardır. Anneme söylememe sebebim ise sizden bir cevap almadan annemi umutlandırmak istemedim. -Anlıyorum. Size bir kaç şey sorabilir miyim? -Tabi buyrun. -Eğer bu evlilik olursa ben size eş ailenize gelin olacağım. Ben sohbet ehli bir insanım. Haftada 2-3 gün sohbetlerimiz oluyor. Ben bu şekilde kapalı bir insanım. Tesettürüme, sohbetlerime, inancımı yaşamama müsaade verebilek misiniz? -Siz benim duâmsınız Sukeynâ hanım. Benim gönlüm ahiretlik sevdadan yanaydı ve çok şükür duâm kabul oldu. Her hâlinizle kabulümsünüz. Sukeynâ hanım başörtüsünün yanındaki iğneyi çıkarak peçesini açıp yüzünü göstermiş oldu. -Bu hâlimlede mi? -Ey yüreğinin saflığı güzelliği yüzüne vurmuş olan sevdam. Ey nur yüzlüm bu hâlinlede her hâlinlede kabulümsün...  Küçük bir not: Mirza her halinle kabulümsünüz dediğinde Sukeynâ yüzünü açarak bu halimle de mi? diye sormasının sebebi İlk defa yüzünü göstereceğinden dolayı olmasındandı. Çok şükür yüzünde kötü bir şey yoktu ama onu çirkin mi bulacak güzel mi bulacak diye tereddüt içindeydi... Bir de; gönülden sevenler için yüzdeki kusurun bir önemi olmazdı ki... SUKEYNÂ'nın Dilinden Mirza beye ve bizimkilere teşekkür ederek ayrıldım. Evin kapısını çalmadan önce annem üzüldüğümü anlamasın diye içeriye girmeden neşeli görünmeye çalışıp zili çaldım. İçeri girdiğimde hanımlar toplanmış beni bekliyorlardı. Gülümseyerek -Selâmun aleyküm. Nasılsınız? -"Bırak şimdi hâl hatırı otur anlat bakalım." -Hâyırdır neyi anlatacağım. -"Sen söyleyeceksin hâyır mı şer mi?" -"Eee nasıldı görüşme" -"Oğlan yakışıklı mı?" -"Ne iş yapıyor?" -"Evi arabası var mı?" Allah'ım sorular bir anda sonlanmayacak sandım. Sağolsun annem ve ananem kurtardı beni. -Ve aleyküm selâm yavrum gel böyle. -Hoşgeldin kuzum Hoşbulduk diyerek annem ve annemin arasına oturdum. -Kuzum sen bu gevezeleri bırak bana de hele. Onu ilk görünce şuran (elini kalbimin üstüne koydu) ne hissetti? -Güven ananem. Belki bana kızacaksınız ama güven. Güven duydum. Ananem tebessüm etti. -Benim dedene duyduğum gibi. Onu ilk gördüğümde ben de senin gibi olmuştum. Peki anlat hele bakalım ne konuştunuz? Kendini tanıtmakla başlayıp, Evlenme teklifi hariç herşeyi anlattım. -...Sonra benim bu şekilde kapalı olduğumu, sohbetime, inancımı yaşamama müsade verip vermeyeceğini sordum. Ananemin kızkardeşi -"Kesin kabul etmemiştir. Diyoruz sana kıl namazını yap türbanını. Niye böyle kara giyinip yüzünü kapatıyorsun ki. Kur'an biliyorsun zaten sohbete neye gidiyorsun hâlâ." Ananem kaşlarını çatarak kardeşine dönüp -Bacı bugüne kadar ben senin kızlarına, torunlarına, gelinlerine bir kere karıştım mı de hele. Senin benim kızımla torunumla ne alıp veremediğin varda ne zaman beraber olsak konu giyim kuşamlarına sohbetlerine geliyor. Hiç Kur'ana, ilme doyulur mu? -"Aman ne alıp veremediğim olsun, kendisi için söylüyorum. Bu gencecik yaşında giyiyor o karaları kim görecekte alacak onu." -Sen Allah'a hakkıyla kulluk et. Rabbim sana o kadar hâyırlı kapılar açarki sen de ben de şaşar kalırız. -"Aman iyi bi şey demiyom. Ne biliyorsanız onu yapın." -Sen bizi boşver kuzum. Biz iki bacı atışır dururuz. Sen sözünü tamamla hele. -Sorumu sorduktan sonra kabul ettiğini söyledi. Yüzümü de gördü. Görüşme güzel geçti. Cevap bekliyor. Yengem oradan sordu -"Başka bir şey sormadın mı?" Ne için sorduğunu tahmin ettiğimden cevap verdim -Dinini hakkıyla yaşadıktan sonra, evine ailesine sahip çıkıp, helâl lokma getirdikten sonra ister evi-arabası olsun, ister olmasın. İsterse asgari ücret alsın. Huzur olduktan sonra,güven olduktan sonra, saygı sevgi olduktan sonra Allah'ın izniyle bu dünyada da Cennet'i yaşamış olurum. Benim gönlüm dünyalıkta değil. O yüzden de sormadım. Nasip olurda bu yola girersek gerek gördüğünde o anlatacaktır. Ananem başımı öpüp -Aferin kızım sana. Sizde gerekli cevabınızı aldınız. -"Anan baban gibi çekme diye sorduk" -Niye böyle söyledinki teyzem. Allah'a şükür neyimiz yok. -"Tek odalı eve gelin gittin unutma" Ordan sesimizi babam duymuş geldi. Kapının önünde durarak cevap verdi. -Doğru söylüyorsun hala tek odalı eve gelin aldım ben sevdiğimi. Bir gün bunum niye yok demedi bana. Bir gün olsun dünyalık yüzünden kavga etmedi benle. Yeri geldi ekmeği bölüştük. Yeri geldi soframıza et girdi. Yalnız hala o huzur varya hiç bitmedi. Elhamdülillah 3 katlı bir evimiz, bir dükkanım, birde arabam var. En önemlisi de sağlığım huzurum var. Ben daha ne isterim Allah'tan. Çok şükür ki kızımda annesi gibi düşünüyor. Elhamdülillah... Babam bunları dedikten sonra misafirler müsaade isteyerek gitti. Esma teyzem ananemin yanına gelip -Teyzem annemin kusuruna bakmayın. Yine bildiğini okudu. Bazen düşünmüyor değilim annem ile sen nasıl kardeşsiniz diye. -Kuzum. Benim güzel yiğenim. Hiç beş parmağın beşi bir olur mu. Bacım kötü değildir, iyi kadındır da. Bir türlü bizim kafalar uyuşmadı. Baksana ben bacımın evinde kalmazken yeğenimin evinde kalıyorum. Seninle kafam uyuşuyor annenle uyuşmuyor. -Zaten artık az görebiliyorum. Hele bi kalmada bak neler olur teyzelerin sultanı deyip ananeme sarıldı. -(Sukeynâ) Hey bende varım. -(Ananem) Gel kuzum gel. -(Mihriban) Ama bende kıskandım şimdi. -(Esma) Gel bacım gel kıskanma. Ananem bizlere kuzularım, kızlarım diye sarıldı. Güzele bağlanan bir akşamın sonunda herkes odalarına çekildi. Annem ve babama Mirza beyi anlatmam lazım. Yalnız nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Ben, annem ve babam da odamıza çekildik. -Kızım yatsı namazını kıldıysan biraz konuşalım mı? -Kıldım babam. Konuşalım. Annem ve babamın aralarına oturdum. İkisi de ellerimi tuttu. -Kızım Berra'lar benden izin almaya çalışırken ağzından bu görüştüğün delikanlıyla daha önceden tanıştığınızı kaçırdı. Toparlamaya çalıştı ama toparlayamadı. Biz senden dinlemek istiyoruz. -Annem, ben de sizinle bu konuda konuşmak istiyordum. Yalnız nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Doğru annem Mirza beyle daha önce tanıştım. -Mirza mı? Arabasına çarptığın bey mi? -Arabasına çarptığı derken. Kızım sen kaza mı yaptın? -Sakın ol annem. Telaşlanacak kadar büyük bir durum değil. Küçük bir kaza. Mirza beyin arabasına arkadan çarptım. Çok şükür canlarımıza birşey olmadı. Arabanın arkasında hasar oluştu o kadar. Babacım senin soruna cevap verecek olursam, evet arabasına çarptığım kişi. Bu arada havalinanında ben fenalaşınca seni hastaneye getiren kişi aynı kişiymiş Mirza bey. Bugün de onunla görüştüm. -Benim kafam karıştı. Şu olayı doğru düzgün anlatır mısın? -Anlatacağım annem. Hem de en başından. Siz babanemin rahatsızlığını haber verince ilk uçakla İzmir'e dönecektim. İstanbul da aktarma yapmak zorundaydık. İstanbul'a uçarken yanımdaki hanımın çocuğu çok ağladı. Ne yaptıysa susturamadı. Müsaade isteyerek kucağıma aldım sakinleştirdim ve uyuttum. İstanbul havalimanına indiğimizde İzmir uçağının kalkmasına 45 dakika var olduğunu görünce yatsı namazımı kılmak istedim. Namazımı bitirip çıkarken bebek ve annesiyle çarpıştık. Kadın bebeği kucağıma verip çantasını almaya gittiğini söyledi. Giderken yan mescidden çıkan beyle çarpıştı. Oda uçakta yanımızda oturuyordu. Kadın birşey söylemeden koşunca, beyefendiye durumunu izah ettim. Oda çocuğa bakmak yine size mi kaldı dedi. Bu bahsettiğim bey Mirza beydi. Onunla böyle tanıştık. -Bu kadar mı? -Aslında devamı var anne. Yalnız sonuna kadar dinleyin sonra bana kızın. -Kızmak mı? Sen bizi kızdıracak bir şey yapmazsın. -Babam şöyle ki, ben o bebeği kucağımda tutarken etrafımızı polisler ve bir bey çevirdi. Meğersem o kadın bebeği kaçırmış. Bebeği kucağımda görünce adam beni bebeğini kaçıran zannetti. Yerin dibine girsem bu kadar utanmazdım. Adam bana hakaret etmeye başladı. Durumu izah etmeye çalışıyorum ama beni dinlemiyor. Bu sefer adam daha çok ileri giderek hakaret edip başörtüme el uzatmaya kalktı. Bu çirkin davranışı yapmasına fırsat vermeden Mirza bey adamı durdurup ittirdi. Gerçekleri yüzüne bağırarak anlattı. -Kızım ben daha neler duyacağım böyle. Helâl olsun o çocuğada korumuş seni. -Sağolsun anne. Ondan sonra adam bizden şikayetçi olduğundan dolayı polisler ifademizi almak için merkeze götürdüler. İfadelerimizi verdik ama elimizde delil olmadığından dolayı o gece gözaltında kaldık. -Kızım sen neler diyorsun. Senin başına neler gelmiş böyle. Niye bize haber vermedin kızım. -Babaannemin durumu çok kötüydü babam. Sizde zaten çok üzgündünüz. Sizi daha çok telaşlandırmak istememiştim. Zaten sabah çıkmasaydık eğer haber vermek için arayacaktım sizi. -Allah'ım sen benim aklıma mukayyet ol. Devam et bakayım daha neler oldu. -Annem, beni hırsızlıktan, Mirza beyi de bana yardım ettiğinden dolayı gözaltına aldılar. Sivas'taki havalimanın ve İstanbul'daki havalimanının kamera kayıtlarına bakacaklarını söylediler. Sabahleyin suçsuz olduğumuzu söyleyip çıkarttılar bizi. -O size iftira atanın ağzını yüzünü... -Sakin ol babam. Allah'ın adaleti en üstündür. Allah o adamı havalimanın önünde karşımıza çıkarttı. Karısı ve oğlu ile beraber. Bizden özür dilediler. Helâllik istediler. Bende hakkımı helal ettim. Çünkü o zaman insanın aklı yerinde olmuyor. Düşünsenize evladınız kayıp, eşiniz sinir krizi geçirip hastaneye kaldırılmış. Siz hem bebeğinizi kurtarmaya çalışıyorsunuz. Hemde eşiniz o durumda iken yanında olamıyorsunuz. Allah kimseye göstermesin. Annem ve babam "Âminnn" dediler. -Kızım sen havalimanında bu yüzden fenalaştın. Herşey üst üste geldi. -Evet babam kendimi ne kadar ayakta tutmaya çalışsamda senin yanına gelince tutamadım. -Kızım senden söz istiyorum. Bir daha bizden birşey saklama. İki elimiz kanda da olsa söyleyeceksin. Üzülmeyin, telaşlanmayın şu bu istemiyorum. Ya sana bir şey olsaydı kızım. Biz ne yapardık. Anlaştık mı söz mü? -Söz babam. Söz annem. Söz... Babam alnımdan öpüp elini yüzümü yıkayayım diyerek yanımızdan ayrıldı. Annemin gözyaşını sildim. -Annem ne olur yapmayın. Babamda yanımdan görmeyeyim diye kaçtı. Bakın iyiyim, karşınızdayım. Ne olur ağlamayın. -Yavrum Allah'ın izniyle sende bir gün anne olunca anlayacaksın bizi. Bir ana-baba için evladının zor anında yanında olmamak o ana-babayı mahveder. Çok şükür şimdi iyisin, karşımızdasın. -Özür dilerim annem. -Neyse çok şükür geçti. Baban yokken söyle bakalım ne karar vermeyi düşünüyorsun. -Yüce Rabbimin huzuruna çıkıp, istihare namazı kılmak istiyorum annem. Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun...  -Âminnn kızım. Kalk bakalım önce sahurumuzu yapalım. Sen daha sonra namazlarını kılıp yatarsın. -Tamam annem. Sahurumuzu yaptık. Teheccüd namazımı kıldım. İstihare namazımı da kılarak Rabbimizden hâyırlısını isteyerek yattım. 2 saat uyumadan uyandım. Öyle güzel bir rüya gördüm ki. Tebessüm ederek uyandığımı farkettim. Hava almak için feracemi giyinip, örtümü yapıp balkona çıktım. Mirza beyin bana verdiği gülü koklayarak ay ve yıldızları seyrettim. Öyle bir dalmışım ki, sanki ay ve yıldızlara bakarak rüyamı tekrardan yaşadım. Sabah ezanının okunması ile içeri girdim. Babam camiye gitmek için hazırlanırken annem de abdest almaya gitmişti. Ananem, teyzem ve annem ile birlikte sabah namazımızı eda eyledik. -"Hâyırdır kızım yüzün gülüyor. Sabah vakti bu neşe nerden geliyor" dediler. Bende rüyamı anlatmaya başladım. -Allah hâyırlara getirsin. Bugün çok güzel bir rüya gördüm. Muhammed ve Mustafa abim beni elimden tutup bi yere götürdüler. O kadar güzel bir bahçedeydik ki. Her çeşit çiçeğin olduğu bir yer düşünün. Bi sofra vardı. Sofrada babaannem ve dedem de vardı. Abimlere sordum Muhsinim nerde diye. -"Seven sevdiğine kavuşacak biraz daha sabredin" -"Benim Haticemle kavuşmam ahirete kaldı. Siz Muhsinle daha önce kavuşacaksınız" dediler. Babaannem ve dedem yanımıza geldiler. Babaannem elimdeki gülü gösterdi. Başımı öne eğerek Mirza bey verdi dedim. Babaannem ve dedem elimi tutarak bahçede küçük bir boşluk olan yere götürdüler. Dedem -"Seven sevdiğine yazılmıştır kızım. Çiçek toprağı sever. Tıpkı senin Mirza oğlumuza yazıldığın gibi. Çiçeği toprağından ayırma." diyerek gülü oraya ektik. Abilerimin yanına giderken arkamı dönüp güle baktığımda o küçük boşluğun güllerle dolduğunu gördüm. Dedem "bak kızım seven sevdiğine kavuştu mu ne kadar güzel oldu. Sen de git kavuş sevdiğine..." dedi ve uyanmışım. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama elimde Mirza beyin verdiği gül vardı. Annemin gözyaşını sildim. -Biliyorum annem bende çok özledim abilerimi. Hele Muhsin'imi. Kavuşmamız yakınmış anne. Yakınmış... dedim gözyaşları içinde. -Umudumu hiç yitirmemiştim. İnşallah rüyan gerçek olur da kızım evladıma kavuşurum. -İnşallah annem inşallah. Ananem başımı okşayarak -Hadi kalk kuzum. Bize Kur'an oku. Hem bize hem ölmüşlerimize rahmet olsun. Gözyaşlarımı silerek tamam ananem dedim. Esma teyzemin verdiği Kur'an-ı Kerim'i alarak sabah namazından sonra okunması sünnet sevabı olan Yasin Sure'sini okudum. Biz sohbet ederken annemin telefonu çaldı. Arayan Berra'ymış. Telefonum onlarda imiş. -Kızım sen telefonu almaya git. Bu arada Mirza oğlumuzun numarasını iste. Bayramdan sonra gelsinler bir tanışalım. -Ta. mam annem dedim utanarak. Esma teyzem yanağımı sıkıp -Oy yiğenim benim utandı. Kaldır başını kaldır. Yabancı yok burda. Annanem elini omzuma koyup -Uğraşmayın kuzumla. Hadi git kuzum sen. Müsaade isteyerek yanlarından ayrıldım. Hazırlanıp çıktım. Berra'lara geldiğimde Mirza beyi karşımda göreceğimi hiç zannetmiyordum. Mirza bey telefonu almaya giderken arkasından düşündüm. Acaba bilseniz sizin numaranızı isteyeceğim ne derdiniz. Telefonu getirip verdi. -Buyrun dün arabada düşürmüşünüz. Bi de Berra bacımda oruçluymuş yatıyormuş o yüzden. Telefon numarası acil değilse sonra sorun isterseniz. dedi. Berra yatıyor ha. Ah Berra ah sorarım ben sana. -Allah razı olsun. Anladım. Aradığım numara Bekir abide zaten. Rica etsem Bekir abiye söyler misiniz. Ailem bayramdan sonra Mirza beyi ve ailesini tanışmak için davet ettiler. Bekir abim haber verebilir mi? -Tabi söylerim. dedi. Anlamadı herhalde... Neyse teşekkür ederek ayrıldım. Aradan bi dakika geçmeden Mirza beyin sesini duydum. -"ALLLLAAAAAHHHHH" diye bağırdı. Eminim herkes ayağa kalkmıştır. Tıpkı şu anda Berra'nın aradığı gibi. -Sen yatmıyor muydun? -Bu sese kim kalkmaz. Annem bile karşımda hâlimize gülüyor. -Seni oyuncu seni. Bundan sonra hangi planınız var hanımefendi. Söyleyinde önden hazırlanayım bir kere de. Hep şaşıran taraf ben oluyorum da. -Şu anlık bir düşüncemiz yok. Artık İzmir'de Mirza abimle ne yaparsanız yapın. Biz gerek gördüğümüzde yine devreye gireriz. -Siz varya siz. Sizden korkulur. -Korkma korkma. Biz zararsız plan yapanlardanız. -İyi ki varsınız. -İyi ki sende varsın canım kardeşim. Vedalaşıp telefonu kapattım. Eve vardığımda dönüşümüz için yavaş yavaş hazırlanmaya başladık. İkindiye doğru Zeyd abim arabaya bıraktı. Nasip olursa yarın yolculuk vakti. Babam sahurumuzu yapar çıkarız dedi. Güzel bir yolculuğun ardından evimize geldik. Bir kaç gün sonra babam iki koç ile geldi eve. Maddi durumumuz elverdiği zamanlarda babam iki kurbanlık alır. Birini yetimhaneye kesip verir. Birini de eve bırakırdı. Durumumuz müsait olmadığında bile yetimhaneyi hiç bırakmazdı. Bir tane keser oraya verirdik. Bir yandan bayram telaşımız, misafirlerimiz. Bir yandan gün yaklaştıkça tanışma heyecanım... Bu bayram niye bu kadar çabuk geçti... İşte tanışma günümüz gelip çattı... Kapının önünde onlar Arkasında ise biz... ~♥~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE