SENİN NASİBİN, SENİNLEDİR...

2467 Kelimeler
Çok sevdiklerini toprağa verenler bilirler ki, onlar her cenazede kendi sevdiklerinin ölümünü bir kez daha çok acı şekilde hatırlarlar... Sukeynâ'nın Kur'an Kursundan Hocaları ve arkadaşları da 3 gün boyunca manevi destekleri ile ayakta durabilmelerine vesile oldular... Sukeynâ gitmek için hazırlanan arkadaşlarına bakarak -Allah razı olsun hocam, can kardeşlerim. Bir kusurumuz hatamız olduysa hakkınızı helal edin. -Estağfirullah ne kusuru ne hatası. Allah sizlerden de razı olsun. Annesi ile birlikte tek tek sarılarak vedalaşıp onları da yolcu ettiler... Odaya girdiklerinde evlerinin ne kadar boşalmış olduklarını görünce kendilerini bir garip hissettiler önce, ardından -Gelen gidiyor haliyle herkesin kendine göre sorumlulukları var. İyi ki geldiler, iyi ki yanımızda oldular... diye iç geçirdiler... Yağmur'un çocukları Yiğit ve Yusuf, teyzelerinin ayağına sarılarak -Sukeynâ teyze biz gitmek istemiyoruz. Seni bırakmak istemiyoruz. Annemle babama söylede Sivas'a dönmeyelim... deyince Sukeynâ onlara eğilip sarılınca Yağmur evlatlarına bakarak -Sanki ben Sukeynâ teyzenizi bırakmayı çok istiyorumda, beni şikayet ediyorlar şunlara bakın hele... dedi... Yağmurun bu çıkışına çocuklar "biz gitmek istemiyoruz" diyerek yukarı kata kaçınca -Ben size sorarım eşkiyalar. Siz parkı ve çocukları mı yoksa teyzenizi mi bırakmak istemiyorsunuz? diyerek hesap sordu anneleri de... Sukeynâ tebessüm etmeye çalışarak -Alınırım ama, yiğenlerim beni de çok seviyorlar. -Yok be gülüm ben öyle demek istemedim... deyince Yağmur, gözünden gözyaşı akmasıyla, Sukeynâ şaşırıp mahçup olarak gözyaşını sildi -Şşşt güzelim sana takıldım ben. Ne oldu şimdi sana böyle? -Ne bileyim bu günlerde böyle oldum. Hemen ağlıyorum. Yağmurun elinden tutarak kızların olduğu mutfağa götürdü... Arkadaşlarını ağlarken görünce kızlarda telaşlanarak onları soru yağmuruna tuttular -(Gülnur) Yağmurum ne oldu güzelim neden ağlıyorsun? -(Demet) Yağmur iyi misin canım? -(Arzu) Ne oldu Sukeynâm? -(Sude) Kızlar bi dursanızda anlatsalar Sukeynâ anne&çocuk adına çok kitaplar okuduğu için arkadaşıyla yüz yüze gelip akan yaşı tekrar silerek -Yağmurum şüphelendiğim şey mi?.. diye sorunca, o da başını sallayarak -Hı hı... Buraya gelmeden önce sağlık ocağına gitmiştim. Aile doktorumuzun yardımcısı yoğunluktan dolayı aramayı unutmuş. Bugün arayıp öğrendim... deyince Sukeynâ sevinerek -Rabbim bir emanetini alırken dünyaya bir emanet daha gönderdi... demesiyle Yakubun sesini duydular... -Evimin neşesi?... dedi ve elindeki poşeti yere düşürdü. Yakup Cuma Namazının ardından çocukların istediklerini alıp eve gelince, Mihriban Hanım "Yağmur mutfaktaydı oğlum, buyur geç müsait içerisi" diyerek davet etmişti... Yakubu şaşırmış haliyle Yağmur'a bakarken görünce kızlar, Sukeynâ arkadaşlarına dönüp -Kızlar biz Yağmur ve Yakup abiyi başbaşa bırakalım... dedi... Onların da onaylamasıyla mutfağın kapısını kapatıp dışarı çıktılar... Yakup duyduğunun yanlış anlaşılma olmaması için umutla bir daha seslendi -Evimin neşesi -Efendim -Yüzüme bakar mısın? diyerek işaret parmağı ile sevdiğinin çenesine dokunarak göz göze gelmelerini sağladı ve devam etti -Bu gözler buğulanınca kalbim sızlıyor, gözyaşlarını akıtınca kalbim bin parçaya bölünüyor. Niye ağlıyorsun güzel gözlüm. Yoksa... Deyip sözünü bitiremeden, bu sefer Yağmur parmağını sevdiğinin ağzına koyarak devam etmesine izin vermedi ve kendi söz aldı -Sevdiğimm... Bu güne kadar ne seninle evlendiğime bir gün olsun pişman oldum nede evlatlarımı doğum yaptığım için. Allah'a şükürler olsun ki bana senin gibi bir eş, evlatlarıma da senin gibi bir baba nasip eyledi. Korkuyorum sevdiğim bir emanet daha taşıyorum. Hakkıyla büyütememekten, Yusuf ile Yiğit daha küçük hepsini idare edememekten, seni ihmal edip senin benden sıkılmandan... sözünü tamamlamasına izin vermeyen sevdiği parmağını sevdiğinin dudağına koyarak -Şşşt. Bu dediğin Allah'ın izniyle hiç olmayacak gülüm. Benim sana olan sevdam gün gün artarken ne sıkılması şusu busu. Sevdamm... diğer korkularını da at kafandan. Benim anneliğine de aşık olduğum kadının dudaklarına öyle kelimeler yakışmıyor. Ben Allah'ın izniyle ömrüm yettiğince her zaman sana yardımcı ve senin yanında olacağım. Yağmur gözyaşları içinde -Seni çok seviyorum babalığına aşık olduğum adamım. -Ben de seni çok seviyorum anneliğine aşık olduğum kadının. -Sevdamm Rabbimiz ne kadar büyük ki, bir taraftan üzülürken bacımız ve ailesi için, diğer taraftan yüzümüzü güldürüyor. -Fani dünya öyle bir yer ki gülüm üzüntü ile mutluluk iç içe... dediler ve birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Kızlar bahçeye çıkınca tatlı hâyâllerini tebessüm ederek bir birlerine sorup anlattılar -(Demet) Kızlar ben şimdi bi daha mı teyze oluyorum? -(Arzu) Ay galiba evet. Bende oluyorum. -(Sude) Kızlar bi hayâl etsenize kız olduğunu. Aynı Yağmur gibi dünya tatlısı bir kız çocuğu. -(Gülnur) Ay ben ona neler neler alırım. Deyip kızlar bi anda gülüşünce Sude'nin gözü Sukeyâ'ya takıldı... Düşüncelerine mahçup olarak -Şey Sukeynâ bende hayâl mayâl diyorum. Kusura bakma. Senin bu acılı gününüzde ettiğimiz laflara bak. Özür dilerim... -Ne kusuru ne özrü güzelim. Kullarını öyle çok seven bir Allah'ımız var ki, üzüntümüzün giderilmesi için mutluluk veriyor. Hâmd olsun Rabbimize. İnşallah yiğenimizi sağ salim hâyırlı bir şekilde kucağımıza alırız. Kızlar aynı anda "Âminnn" dediler ve bahçede ki oturağın oraya doğru yürüdüler. Sukeynâ adının seslenmesiyle o tarafa bakınca doğum yapmasına çok az bir süre kalan Ahsennur'u görüp yanına gitti. -Selâmun aleyküm Sukeynâm -Ve aleyküm selam güzelim. Elinden tutup -Gel gel otur şöyle. Ne zahmet ettin güzelim buraya gelmekle. Kaç kez aradıydın beni. Onlar benim için de ailem için de kâfidi zaten. Allah razı olsun senden. -Sizlerden de bacım. Söyledin gelmene gerek yok diye ama içim sizi görmeden rahat etmeyecekti. -Sağolasın güzelim. Nasılsınız, arabaya binince ağrın sızın olmadı demi? -Çok şükür iyiyiz gülüm. Hâliyle son günlerdeyiz ister istemez biraz ağrı oluyor. Kızlar da Ahsennur'un hâlinden artık çok zorlandığını farkederek -Allah hâyırlı doğumlar nasip etsin... diyerek duâ ettiler. Ahsennurda tüm yüreğinden -Âminnn her doğum yapacak olanada inşallah... dedi... Sukeynâ arkadaşlarına bakıp -Kızlar ben sizi tanıştırmayı unuttum. Bu yürekten aminnn diyen karnı burnunda hanımın ismi Ahsennur. İlkokuldan beri arkadaşım. Bir ara İstanbula gidip orda kalsalarda çok şükür buraya evlendi. Şimdi burda oturuyor. -Bu Gülnur, Demet, Sude ve Arzu. -Memnun oldum. İsimlerinden hatırladım. Bunlar Sivas'taki arkadaşların demi canım? -Evet canım onlar. Yağmur'da içeride. Ahsennur "Hoşgeldiniz kızlar" deyince, kızlar da "Hoşbulduk" diye cevap verdiler. -(Arzu) Cinsiyetini öğrendiniz mi? -(Ahsennur) Evet nasip olursa küçük Abdullah ASLAN'ımız geliyor... dedi... Kızlar konuşur, tanışırken, bi yürek sahibi içten içe öyle bir yanıyordu ki -Sukeynâ'nın arkadaşı ile tanıştık. Yakında evladı olacakmış. Ne büyük bir mutluluk. Acaba annelik duygusunu bende tadabilecek miyim? Benim işim çok zor. Beni kardeşi gibi gören insanı kaç yıl oldu bekliyorum ve hâlâ da bekleyeceğim. Beylerin de gelmesiyle Demet sevdiği insana bakıp önüne dönerek kendi iç aleminde yanmaya devam etti... -Kerem abi, Aslan ve Yağız amca birdeee adını bile söylerken kalbimin sızladığı Zeyd geldi. Ona Zeyd abi demek o kadar zor oluyor ki... Allah'ım sen yardım eyle. Yağız Beyin kızına selâm vermesiyle ayaklanan Sukeynâ babasının selâmını alıp -Allah kabul etsin. Hoşgeldiniz. -Hoşbulduk âminnn cümlemizin... -(Kerem) Hoşbulduk bacımda o müstakbel bacanağım nerede? -(Gülnur) Yakup abi içeride. Yağmurla konuşuyorlar. Hâyırdır? Gençleri yalnız bırakmak için Yağız Bey, Aslan Bey ve diğer aile büyükleri yanlarından ayrılarak eve girdiler. Kerem içinden -Kaçak seniii. Yengenin yanına kaçmış. Sen gelirsin buraya... derken dışından sevdiğine -Yok Gülüm bir şey. Müstakbel bacanağımla halletmem gereken bir şey varda... dedi tebessüm ederek... Onlar böyle konuşuyorken Demet'in Zeyd'e baktığını farketti Sukeynâ. Sanki bir şey söyleyecek söyleyemiyor gibiydi... Düşüncesini Arzu'nun sorusu böldü ve başını çevirirken Zeyd'in Demet'in ismini duyunca Demet'e öyle bir bakışını yakaladı ki düşünmeden edemedi -Allah'ım bunlar yoksa birbirlerine sevdalanmışlar mı? diyerek... ve arkadaşının sorusunu cevaplamak için ona döndü -(Arzu) Kerem abi yarın gidecekmişiz. Ayrılmadan önce Demet, Sude, Gülnur ve ben vapura binmeyi çok istiyoruz. Sukeynâ içinde sorun olmazsa bizleri götürebilir misin? -Estağfurullah sorun olmaz canım. -(Sude) Sağol canım. Çok istiyorduk da ben söylemeye çekinmiştim. Arzu ve Sude'nin elini tutarak, ortalarında oturan Demet'in elinin üstüne koydu Sukeynâ ve -Başımıza her ne sıkıntı gelse de hayat devam ediyor. Sizlerin ne kadar çok istediğinizi nişan da duymuştum. Hatırlarsanız davette etmiştim sizi. Nasip böyleymiş... dedi... Kızların konuşmasıyla Kerem Gülnur'a bakıp -Gülnur'um böyle bir şey varda bana niye söylemedin. Sen istersinde götürmez miyim? deyince Gülnur utanıp yüzü kırmızıya çalarken abisi kaşlarını çatarak -Öhü Öhü. Sadece bacım istemiyor Kerem efendi. Kızlar da istiyor. Arzu, Sude ve Demet ba... cım... Zeyd'in Demet için bacım demesinde zorlandığını duyunca Sukeynâ, düşüncesinde yanılmadığını anlayarak -Zeyd abi bacım derken o kadar zorlandı ki. Demet'i şimdi daha iyi anlıyorum. Neden bu kadar içine kapandığını ve Zeyd abiyi görünce ne diyeceğini ne yapacağını şaşırdığını. Zeyd abinin ondan kalır yanı yokmuş. Şimdi herşey yerli yerine oturdu... dedi içinden... Kerem içinden Rabbimize duâ ederken, "Allah'ım tez zamanda sevdiğime kavuşabilmemi nasip eyle. Aramızda 1 metre mesafe var. Ben bu mesafeye dayanamazken abisi aramıza denizleri koyacak..." dışından -Peki. Allah izin verirse yarın bacılarımızla vapura biner gezeriz. Akşam da nasip olursa Sivas'a yolculuk yaparız... deyince Zeyd de "Tamam. Allah'ın izniyle öyle yapalım" dedi... Ahsennur'un telefonu çaldı konuştuktan sonra arkadaşına bakarak -Güzelim Ahmet abin geliyormuş. Abdullah babam çağırmış akşam yemeğine bize gelin diye. -Tamam güzelim. Kayınpederin ve kayınvaliden torunu ile gelininin rahatını düşünüyor. -(Gülnur) Düşünceli bir aileniz var. Allah razı olsun onlardan. -Allah onlardan razı olsun. Kayınvalidem annemi bana aratmıyor. Kayınpederim ise babamın yapmadığı babalığı yapıyor bana. Onlara ne yapsam azdır benim için. -(Gülnur) O yüzden evladınızın ismini Abdullah koymak istiyorsunuz. -Ben çok istedim. Yaptıklarını karşılayamasam da bi teşekkür olarak. Kızlar muhabbet ederken o sırada da Ahmet'te geldi. Önce Zeyd ve Kerem ile selamlaşıp, sonrasında Sukeynâ'ya bakarak -Allah rahmet eylesin kardeşim. -Allah razı olsun abi. Hoşgeldin. -Hoşbulduk kardeşim. -Abi vaktin varsa birşeyler ikram edeyim. -Sağolasın kardeşim. Yolumuz uzun. Arabayı artık yavaşta sürüyoruz. Anca varırız. -Tamam abi her zaman bekleriz... dedi ve Ahsennur'un yavaşça kalkmasına yardım ederek sarıldılar. Ahsennur kızları kendi evine de davet ederek sarılıp Ahmet'in koluna girdi ve ayrıldılar. Gülnur Ahsennur'un arkasından bakarak içinden "Rabbim bu güzel günleri bizlerinde görmemizi nasip eyle" diye duâ etti. O sırada telefonu çalınca, gelen mesaja baktı... -Gönlümün Sultanı, Allah bize de nasip etsin. Bi anda Kereme baktı. Onunda ona baktığını farkedince, hemen cevap yazdı -Âminnn gönlümün efendisi... diyerek... Yakup sevdiğinin elinden tutup çocuklarıyla birlikte güleryüzüyle dışarı çıktıklarında, Kerem'e takıldı -Ooo müstakbel bacanağım da burdaymış. -Abi şu müstakbel ekini atsak artık. Hani ben nişanlıyım Gülnur'umla. -Evlilik cüzdanını görünceye kadar müstakbel bacanağım olarak kalacaksınız beyfendi. -Abi şu kelimeden hoşlanmadığımı biliyorsun inadına yapıyorsun. -İnat demeyilimde müstakbel bacanağıma takılmak hoşuma gidiyor diyelim. Çocuklar bile babaları ile arkadaşlarının konuşmalarına gülerlerken kızlarda gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı. Tâ ki Gülnur, sevdiğinin söylediğini duyunca elindeki su bardağını düşürene kadar... -Zaten sevdiğimden ayrı durmaya dayanamıyorum basarım burda nikahımızı görürsün sen. İyi valla canıma minnet hem sevdiğimden ayrılmamış olurum hem de müstakbel kelimesinden kurtulmuş olurum. Gülnur bardağı elinden "ne" diye düşürünce kızlar artık kendilerini tutamayarak onlar da başlarını kaşıyormuş numarası yaparak güldüler. Sukeynâ da gülmemek için başını aşağı eğip alnını kaşıyordu... Herkesin tebessümü Zeyd'in sesiyle bi anda durdu -Hop hop yavaş gel Kerem efendi. Sen kimin kardeşini düğün dernek olmadan nikâhına alıyorsun. Yüz verdik buraya getirdik astarını isteme. Araya Allah'tan Zeynel gelip abisini sakinleştirmek için -Ne oluyor abi niye bağırıyorsun Kerem'e?... dedi... -Beyfendi nikahı burda kıyacakmış. Yüz verdik astar istiyor beyfendi. -Her insan sevdiğinin yanında olmasını ister abi. Bunu en iyi senin bilmen gerekiyor. Sadece bu konunun konuşulması burda uygun değildi ayıp etmiş. Büyüklük gösterde kapat bu konuyu. Uzatma lütfen... deyince anlayışlı ses tonuyla Zeyd'de Keremin elini sıkarak kulağına birşeyler söyledi. Zeynel de gülümseyip -Abiler bacılar olay çıkartmak için benim yok olmamı mı bekliyorsunuz? deyince, Yakup arkadaşının yanına gidip omzuna dokunarak -Seni bize Allah can kurtaran olarak gönderdi kardeşim. Bu arada Zeyd olayın bu raddeye gelmesinin bir suçlusu da benim. Şaka başka yerlere gitti. Kerem Zeyd ikinizde kusuruma bakmayın. Eşşeklik benim. -Estağfurullah abi. Senin şaka yaptığını hepimiz biliyorduk. Sadece Zeynel'inde dediği gibi burası yeri değildi. -Kerem haklı Yakup. Sadece burası yeri değildi. Zeynel konuyu kapatmak için tebessüm ederek Sukeynâ'ya döndü ve -Neyse konuyu kapatalım artık biliyor musun Sukeynâ bacım sizin bu camiye yeni gelen imamınız benim askerlik arkadaşımdı. Ben diyorum bu sohbet veren ses tanıdık geliyor. Nerden nerden. Namazları bitirdikten sonra imamın yanına gittim bir baktım tertip burda. Nerden nereye. -Boşuna dememişler Zeynel abim dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşurmuş...  Mirza, patronuyla birlikte şirkette Cuma namazına gelmek isteyenler ile beraber işyerine yakın Camiye gittiler. Babasıyla karşılaşınca, Abdullah Bey Ali Bey'e dönüp selâm verdi -Selâmun aleyküm Ali bey sizde mi burdaydınız? -Ve aleyküm selam Abdullah bey arkadaşlarla buluştuyduk yakın diye buraya geldik. -Şirketede bir çay içmeye beklerim bugün. -Gelirim Abdullah bey. Hadi buyrun içeri geçelim ayakta kaldık. İki eski toprak birbirlerini bulunca yanındakileri unutuyorlar derler ya Mirza için de durum da bu şekildeydi, babasıyla daha selamlaşamamıştı bile... Ona seslenildiğini duyunca döndü baktı ki arkadaşı Ahmet -Ahmet hoş geldin kardeşim senin burda ne işin var? Abdullah abi görse ne der sana? Yengeyi neden bıraktın? -Sanada selâmun aleyküm kardeşim nasılsın? -Ve aleyküm selam kardeşim kusuruma bakma. Yengenin son günleri diye sen onu yalnız bırakmıyordun.Cumaya bile evinize yakın olan camiye gidiyordun.Burda görünce şaşırdım. Hoşgeldin kardeşim diyerek arkadaşına sarıldı -Hoşbulduk kardeşim. Sizleri çok özledim. Bugün hanım bir arkadaşına başsağlığına gitmek istediğini söyledi. Sağolsun kız kardeşim de abi ben yengemi götürürüm sen de gelirken alırsın dedi. O vesile ile Cuma namazına buraya geldim. Sorgum bittiyse içeri geçebilir miyim? -Estağfurullah kardeşim ne sorgusu. Sen asıl sorguyu büyük patrona vereceksin. Ona hazırlan. -Sen yanımda ol kardeşim. Seni bizlerden ayırt etmez bilirsin. Senin desteğine ihtiyacım var. -Kardeşler ne gün içindir. Her zaman yanındayım. "Kardeşim" diyerek omuz omuza vererek içeri geçtiler... Çok güzel bir sohbet verildi. Namazlar kılındı duâlar edildi ve cemaat yavaş yavaş ayrılmaya başladılar. Ahmet iş arkadaşlarına sarılarak muhabbet ederek hasret giderdi. Hiç onun ben patronun oğluyum diye büyüklük tasladığına kimse şahit olmamıştır. Tam bi babasının oğluydu. Abdullah Bey nasıl çalışanları evladı bildiyse Ahmette kardeş bildi ve öyle davrandı. -Oğlum. Senin burda ne işin var. Gelinimi nasıl yalnız bırakırsın. Sen... Ahmet sözünü keserek -Babam özür dilerim sözünü kesiyorum ama bi dinle anlatayım. Hemen yargılama. Öncelikle Cuma bayramın mübarek olsun elini öpeyim. Sizinde mübarek olsun Ali amca elinizi öpeyim. Ahmet'e "sağolasın oğlum" diyerek omzuna vurdular. Ahmet anlatmaya devam etti. -Bugün hanım arkadaşına başsağlığına gitmek istediğini söyledi. Kızkardeşim de bizdeydi. Abi ben yengemi götürürüm sen Cumaya git.Dönüşte uğrar alırsın dedi. Ahsennur çok güzel olur git hemde arkadaşlarınla görüşürsün dedi ve buraya geldim. Görende gelinin senin kızın beni de damadın sanacaklar.Gelinini oğlundan daha çok seviyorsun. -Sen nasıl benim oğlum isen gelinimde benim kızım. O bana Allah'ın emaneti. -Bizler sana emanet değil miyiz? -Tabikide sizde emanetsiniz lakin O bana Rabbimin değerli emaneti. Sana bir gözümle bakarken ona iki üç gözümle bakmam gerekiyor. Ailesinin gözü arkada kalmasın diye. Haksız mıyım Ali beyim. -Haklısın Abdullah bey. Çok haklısın. -Gelin kızıma haber verde akşam yemeğine bize gelin. Annen döktürmüş sizi de çağırıyor. -Tamam baba ben bi Ahsennur'a söyleyeyim. Ahsennur'u aramak için Ahmet biraz ileri giderken sevdiğini aradığında ilk çalışta telefonu açıldı -Nur yüzlüm -Efendim canım -Sen bana resmi konuştuğuna göre yanında birileri var. Uzatmayayım o zaman. Annem ve babam akşama yemeye çağırıyorlar gidelim mi? -Tamam canım gelip al beni. -Tamam güzelim birazdan nasipse orda olurum. Seviyorum sizleri. -Bizde seni... demesiyle telefonu kapattılar. Onlar telefonda konuşurken babası da Ali Bey'e dönerek -Ali bey sizde buyrun gelin hep beraber yiyelim. -Sağolun Abdullah bey başka zaman inşallah. Namazdan önce görüştüğüm arkadaşa söz verdim. -Peki öyleyse muhakkak beklerim. -Nasip...İnşallah geliriz... diyerek muhabbet ederken Ahmet yanlarına geldi -Tamam babam nasipse gelininle akşam yemeği sizde oluruz. -Tamam oğlum. Yavaş sür arabayı. -İnşallah gelinimle oğlumun bizlere yemeğe geldiğini görmek bizede nasip olur. deyince Mirza'ya bakarak Ali Bey Abdullah Bey de elini Mirza'nın omzuna koyarak -Nasip Ali beyim. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşurmuş. Vardır onunda nasibi, bekleyeni. Bak benim oğlan İstanbul'a iş görüşmesi için gitti, gelinime sevdalandı geldi... Hadi buyrun şirkete geçelim hem çayımızı içelim hem de muhabbet edelim...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE