Cumartesi günü vapur gezisi yapmak için hazırlandılar. Aile büyüklerine de söylediler ama onlar "Siz gençler gidin, yaşlıları ne yapçanız yanınızda?" diyerek kabul etmediler...
Yağmurlar ailecek kendi arabalarına, diğerleri de Kerem'in dolmuş tipi arabasına binerek yola çıktıklarında Sukeynâ, Gülnur'un hep abisine baktığını görünce
-Gülnur'um bir şey mi oldu? Sürekli Zeyd abiye bakıyorsun... diye sordu...
O da kafasında çözmeye çalıştığı sorularla cevap verdi
-Dün Kerem'e abim kulağına ne söyledi diye sordum? Oda bana
"Seven adamın halinden bende anlarım ama burası yeri değildi" demiş. Birde Zeynel abimin söylediği
"Bunu en iyi senin bilmen gerekiyor" demesi. Sukeynâm abimin bana anneme ve babama söylemediği gizli tuttuğu bir sevdası mı var? Acaba bu yüzden annem kız göstermek istediğinde abim daha görmeden reddediyor.
-Bu konuyu Zeyd veya Zeynel abiye sordunuz mu?
-Sorduk. Evliliği düşünmüyor cevabını verdiler. Yalnız bu cevaba dünden beri inanmamaya başladım. Bence abimin bir sevdası var bunu ne karşı taraf ne de bizler bilmiyoruz.
Gülnur böyle konuşuyorken Demet'e baktı Sukeynâ...
Gözü önce etrafa bakıyor daha sonra Zeyd'de takılı kalıyordu. Zeyd'de ona doğru dönünce de, başka bir şeylerle meşgul olmuş gibi yapıyordu...
Sukeynâ emin olmadan arkadaşına düşüncesini söylemiyerek
-Güzelim abiminde sizlerinde hakkınızda ne hayırlıysa o olur inşallah. Bakalım Mevlam neyler neylerse güzel eyler... dedi...
Limana yaklaştıklarında Kerem ve Yakup arabalarını otoparka bırakıp, daha sonra birlikte vapura doğru yürümeye başladılar...
Mirza da Abdullah Bey'in dün verdiği dosyadaki arazi yerlerine bakıyordu. Ondan bugün için o yerlere gidip kontrol etmesini istemişti. Araziler karşı tarafta olduğu için, ailesiyle birlikte gitmeyi düşündü. Hem iş, hem deniz havası almış oluruz düşüncesiyle karşısında çay içen ailesine bakarak
-Kızlar bugün işiniz var mı?... diye sordu
Gül Gülere baktı "yok" dercesine o da başını sallayınca
-Yok abim. Hâyırdır?
-Annem senin var mı?
-Yok oğlum hâyırdır?
-Bugün nasip olursa karşı tarafa geçip arazi kontrol edeceğim. İşim fazla uzun sürmez. Siz de gelin hem bi deniz havası alırız hemde gezeriz. Ne dersiniz?
-Oğlum sen kardeşlerini götür. Babanda bugün arkadaşına yardıma gidecek. Oh valla çoluk yok çocuk yok koca yok. Koskoca evim bana kalır sessiz sakin başımı dinlerim... demesiyle anneleri keyifli sesiyle, kızlar da annelerine takıldılar...
-İstersen anne biz gidelim hiç gelmeyelim? Sen de evinin keyfini rahat rahat çıkar.
-Yok kızım öyle güzel olmuyor. Böyle arada 1-2 saat gidin yeter. Saat geçtikçe sizi çok özlüyorum. Mehmedim ne yapıyor acaba. Burnumda tütüyor.
Gül annesinin yanaklarını sıkarak
-Hem kafasını dinlemek istermiş hem de bizden uzak kalmakta istemezmiş. Sen bi tanesin Aliye Sultanımız.
-Yalaka sende diyerek eline hafifçe vurdu annesi de.
-Abim ne zaman çıkıyoruz?
-Kahvaltınız bittiyse hemen çıkalım güzellerim.
Gül ve Güler "tamam abi" diyerek hazırlanmaya gittiklerinde Mirza da bahçeye çiçekleri sulayan babasın yanına gitti...
-Kolay gelsin babam.
-Sağol oğlum. Biz kahvaltımızı yaptık sıra bunlarda... deyip, oğlunun elindeki dosyaları görünce sordu
-Hâyırdır oğlum elindekiler ne?
-Dün Abdullah abi arazi kontrolü için bir kaç yer söyledi babam. Onları kontrol edeceğim.
-Anladım oğlum kolay gelsin. Şimdi mi gideceksin?
-Sağol babam. Kızları bekliyorum gelsinler beraber çıkacağız.
Hem iş hem gezme yapacağız.
-İyi düşünmüşsünüz oğlum. Anneni de alsaydın ben de gideceğim evde yalnız kalıpta sıkılmasın.
-Davet ettik babam yalnız Aliye sultan tatlı tatlı kovdu bizi. Gidinde başımı dinleyeyim dedi... deyince baba oğul gülüşmeye başladılar.
Hazırlanan kızlar onları böyle gülerken görünce
-Neşeniz daim olsun beyler.
-Âminnn güzel kızlarım.
-Buyrun güzel hanımlar çıkalım artık. diyerek eliyle arabasını gösterdi Mirza'da...
Güler işi komikliğe vurarak
-Ay Mirza bey yeni manikür yaptırdımda rica etsem arabamın kapısını açar mısınız?
-Ay çok güzel olur Mirza bey. Bi zahmet benimkini de. Siz centilmen bir erkeğe benziyorsunuz.
Anne ve babaları çocuklarının hâllerine bakarak gülerlerken Mirza'da tatlı sert hâliyle
-Tabi tabi. Kapı açarak tırnaklarınız zarar görmesin. dedi ve
Gül'ün kapısını açarak "Buyrun büyük cadı hanım", daha sonrasında
Güler'in kapısını açarak "Buyrun küçük cadı hanım", deyip anne ve babasına el sallayarak şoför koltuğuna geçip yolculuklarına başladılar...
İskeleye yaklaştıklarında Mirza kardeşlerine dönerek
-İskeleye geldik küçük ve büyük cadı hanımlar. Rica etsem iner misiniz? Arabayı otoparka çekeceğim.
-Kapımızı açarsınız diye bekliyoruz...dedi Güler de
-Babadan kalma şınav cezası vardır küçük hanım. O manikürlü ellerinizle çekmek ister misiniz? diye sorunca tek kaşını kaldırarak
-Yok abicim ne gerek var. Biz ineriz demi abla?
-İndik bile diyerek kapılarını açıp çıktılar... Mirza kardeşlerinin hâllerine gülerek
-Babadan kalma ceza nelere kâdir... deyip arabayı otoparka park ettikten sonra kızların yanına gelerek vapura bindiler...
Kızlar vapurda arkadaşlarını görünce onların yanına gitmek istediklerini söylediler, bunun üzerine Mirza'da kardeşlerine tatlı sert ûslübla takılarak
-Kızlar varken, çene varken, abi kim ki gidin bakalım... diyerek o da fırsattan istifade deyip hem dosyalara bakmak hem de etrafı seyretmek için vapurun kenarına doğru gitti.
Deniz, kuş sesleri, insanların koşuşturmaları derken iki afacan olan Yusuf ve Yiğit'in ona çarpmasıyla az kalsın dosyaları denize düşürecekti... Çocuklar mahçup hâlde
-Özür diyeyiz amca?... deyince, Mirza da onların boyuna eğilerek, omuzlarından tutarak
-Önemli değil siz iyi misiniz?.. diye sordu...
-Biz iyiyiz amca
-Niye koşturuyordunuz böyle?.. diye sorunca çocukar heyecanla
-Biz ilk defa bindik. Her tayafa bakmak istedik.
-Şimdide teyzemin yanına en önce hangimiz gidecek diye yayış yapıyoduk.
-Peki. Yalnız dikkatli gidin koşmayın düşebilirsiniz... dedi Mirza'da anlayışlı ses tonuyla...
-Tamam amca... diyerek Sukeynâ'nın olduğu yere doğru yürüyüp
-Sukeynâ teyze vapuy çok güzelmiş... diye ayaklarına sarıldılar. O da eğilerek
-Çok güzeldir... deyince Mirza duyduklarına gördüklerine inanamayarak
-Allah'ım bu isim, bu ses, bu hanım... Sukeynâ Hanım...
Bir daha göremem derken bir daha karşıma çıktı.
Abdullah abinin dediği gibi dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşurmuş... dedi yalnızca kendinin duyabileceği ses tonuyla...

Sukeynâ'nın çocuklar ayağına sarılınca, o da onların boyuna eğilerek göz göze geldiler... Çocuklar'ın heyecanı mutluluğu gözlerinden okunarak
-Sukeynâ teyze vapuy çok güzelmiş.
-Çok güzeldir. En çok ne hoşunuza gitti?
-Denizin üstünde gidiyoy. Biz yüyüyemeyiz. Bide arkasında beyaz beyaz baloncuklar çıkıyo.
-Bir daha İzmir'e geldiğinizde binmek ister misiniz?
-Eveeeet...
Onların konuşmalarına kızlarda tebessüm etseler de, Sukeynâ, Demet'e baktığında yüzünün gülmediğini görünce, iç âleminde arkadaşıyla dertleşti âdeta...
"Demet'in hiç tadı yok bugün. Vapura binmeyi en çok o istedi ama hiç keyif almıyor gibi. Keyifsizliğinin nedeni belli gibi zaten, Zeyd abim.
Zeyd abim ben çocukları gezdirirken yanımızdan ayrılarak tek başına denize bakmaya çekilmiş.
Demet'imin gözü hâlâ Zeyd abimin üstünde. Oda bu tarafa dönünce öyle bir baktılar ki birbirlerine...
Allah'ım sen bu sevdalıları birbirlerine kavuşturmama yardım eyle"... diyerek çocukları annelerine bırakıp Demet'in yanına gitti...
-Canım biraz benle gelebilir misin?
-Tamam canım olur.
-Kızlar biz birazdan geliriz... deyip Demetle birlikte Zeyd'in yanına gittiler...
Mirza Sukeynâ'yı gördükten sonra kendi iç âlemine dalıp, gözü başka hiç bir şeyi görmez oldu... Kendini zorlayıp bu hâlinden çıkmak istese de, bir yanı yine ona döndürüyordu...
-"Sukeynâ hanımın yiğenleri varmış. Onlarla birlikte arkadaşları mı ailesi mi bilmediğim insanların yanına gitti. Ne kadar başımı çevirip başka taraflara bakmak istesemde bir yanım hep onların olduğu yöne baktırıyor.
Sukeynâ hanım yanında bir hanımla kalkarak bir beyin yanına gittiler.
Sukeynâ hanımın sevdiği mi var acaba?
Onun yanına mı gittiler?
Allah'ım ben bunları neden düşünüyorum neden soruyorum kendime?
Sen bana yardım et Allah'ım..."
diyerek ister istemez konuştuklarına kulak misafiri oldu...
Sukeynâ ve Demet, Zeyd'in yanına yaklaştıklarında,
-Sukeynâm biz neden geldik Zeyd a...binin yanına... dedi abi kelimesini zorlanarak, o Zeyd duymamıştır zannetmişti, kısık sesle sorduğu için ama, Zeyd duymuştu, hatta abi kelimesini duyunca elini yumruk yaparak başını denize doğru çevirdi,
Sukeynâ bu durumu görünce "Allah'ım bu nasıl bir sevda böyle" deyip içinden geçirdi ve arkadaşına birşey söylemeden Zeyd ile karşı karşıya durdular...
Zeyd sakinleştirmeye çalıştığı ses tonuyla
-Buyur bacım bir şey mi oldu? diye sorunca,
-Zeyd abi Demet'im sizinle konuşmak istediğim bir konu vardı. O yüzden geldik buraya. Beni hiç bölmeden dinleyin olur mu?
Onlarda başıyla onayladıklarında Sukeynâ devam etti konuşmasına
-Ben abimi çok genç yaşta kaybettim, sevdasına sevdiğine doyamadı.
Babaannem de sevdiğini çok genç yaşta kaybetti. Sevdasına sevdiğine doyamadan.
Hayat o kadar kısa ki, yarınımızın ne olacağını kimse bilmiyor. Yarın çok geç olabilir.
Sevdiğinizi söylemeden, sevdanıza doymadan ben başka sevdiklerimi kaybetmek istemiyorum.
Demet tam bir şey söyliyecekken işaret parmağını kaldırarak konuşmasına engel oldu ve devam etti
-Bir destanın anlatamadığını, kalemin kağıdın yazamadığını bir çift göz o kadar güzel anlatıyor ki.Artık birbirinize acı çektirmeyi bırakın.
Gönlünüzden geçeni, gözlerinizin anlattığını artık dilinize de vurun.
Geç kalmadan artık sevdalı olan kalplerinizi birbirine kavuşturun... "
diyerek yanlarından ayrılarak biraz ileri de bekledi ve
-"Beşeri aşk, İlâhi aşktan bir cüzdür. İnşallah sizlerde bu sevdanızla ilâhi aşka ulaşırsınız..." diyerek gıyaplarında duâ etti...
Demet Sukeynâ yanlarından ayrılınca Zeyd'e dönerek
-Zeyd a...
Zeyd işaret parmağını ona kaldırarak, öfkesini bastırmaya çalıştığı ses tonuyla
-Sakın Demet sakın. Bir daha bana karşı ağzından abi kelimesini duymak istemiyorum. demesiyle, Demet duyduklarına inanamayarak
-Senn... beni... devamını getiremeden Zeyd tamamladı...
-Evet seviyorum anladın mı? Se... vi... yo... rum...
Kendime bile itiraf edemedim yapamazsın sevemezsin dedim.
Ama (kalbini göstererek) şuraya varya şuraya söz geçiremedim.
Sen ne demek biliyor musun sana abi diyen kızı sevmek.
Yüreğin alev gibi yanarken etrafa hiç bir şey yokmuş gibi davranabilmek. Anladın mı Demet söylesene anladın mı?
Zeyd'e cevap verecek ama gözyaşlarını durduramıyor ki konuşabilsin Demet, sonunda o da patlayarak
-Ya sen?..
-Ya ben ne Demet konuşsana
-Ya sen benim neler çektiğimi biliyor musun?
Benim sana ilk gördüğüm günden beri sevdalandığımı.
Senin bana her bacım deyişinde benim yüreğimin nasıl paramparça olduğunu, sırf seni bir gün olsun daha fazla görebilmek için ailemle Ankara'ya gitmek yerine Sivas'ta kuzenlerimin yanında kaldığımı...
Zeyd duyduklarına inanamayarak sözünü keserek
-Ben... Benn özür dilerim... bilmiyordum... demesiyle Demet'e sarılacaktı ki, yapacağının yanlış olacağı aklına gelince ellerini yumruk yaparak yanına koyup, mutlu heyecanlı bir şekilde
-Şu anda sana sarılmamak için kendimi zor tutuyorum...Sevdamın karşılıklı olduğunu öğrendim. Bunun için nasıl teşekkür edilir bilemiyorum... deyince
Zeyd'in söylediklerinden dolayı utanarak, Demet başını öne eğdi...
-Kaldır başını sevdiğim. Utanma. Biz utanılacak bir şey yapmıyacağız Allah'ın izniyle. Sevdamızı yaşayacağız çok şükür. Sil artık o gözyaşlarını da. Bundan sonra sana mutluluktan ağlamayı dahi yasaklıyorum. Hep güleceksin güleceğiz...
-Tamam sevdiğim...
-Bi daha söylesene.
-Tamam
-Devamını?!...
-Sevdiğim... dedi kısık sesle
-Duymadım ne dedin, kulaklarım bir fısıltı duydu.
Sevdiğim öyle bir söyle ki yıllardır bekleyen kalbim muradına ersin.
-Sevdiğim... Seni çok seviyorumm.
-Ben de seni çok seviyorum sevdiğim. Artık bir gün bile sabretmek istemiyorum. Müsade et Sivas'a döndüğümüzde aileme durumu anlatayım ailenle konuşsunlar.
-Kalplerimiz müsaade vermişken dilimizden kâbulden başka söz düşmez.
-Sevdiğim Allah'ın izniyle çok mutlu edeceğim seni. Çok mutlu olacağız. Beraber olmadığımız günlerin acısını birbirimizi hergün bir kat daha fazla severek gidereceğiz.
Bana güven olur mu bize güven olur mu?
-Ben sana kendimden bile çok güveniyorum. Çok şükür artık mutlu olacağız. Sana kız istemeye gittiklerinde ölüp ölüp dirilirdim. Elhamdülillah kavuşacağım Sevdiğime...
-Ya ben sevdiğim. Sana bakan erkek sineği bile öldürmek isterdim. Sukeynâ bacım sağolsun kavuşmamıza vesile oldu.
-Haklısın. Bu arada Sukeynâ nerde ona bir teşekkür borcumuz var.
-Bizi yalnız bırakmak için gitti ama nerde ki... diyerek etrafa baktıklarında biraz ilerilerinde denize bakarken buldular. Yanına giderek.
-Bir aşık kavuşturan aranıyor Sukeynâ isminde acaba gördünüz mü?... diye sorunca Demet, Sukeynâ tebessüm ederek
-Estağfurullah Demetim. Rabbim nasip etti bu aciz vesile oldu sadece... dedi...
-Allah razı olsun senden. Sevdiğime bakmaya cesaretim bile yokken şu anda onun yanında duruyorum. İyi ki varsın canım...
-Allah razı olsun bacım. Ne desek az sana. Bu arada bacım nasıl anladın bizi? Ben bile anlamamıştım. Demete olan sevdamı karşılıksız sanıyordum.
-Birbirinize öyle bir baktınız ki abi, dilin söylemediğini gözleriniz anlattı. Bu acizde dile vurdu o kadar.
Onlar konuşurken yanlarına arkadaşları gelip onları soru yağmuruna tuttular
-(Zeynel) Bacım neyi dile vurdun?
-(Gülnur) Demet sen ağladın mı?
-(Yağmur) Ne oluyor burda bi gittiniz gelmek bilmediniz.
-(Kerem) Demet bacım biriniz konuşacak mısınız?
-(Zeyd) Demet bacım değil yenge diyeceksin aslanım.
Zeynel "Hele şükür" diğer hepsi "ne" dedi...
Sukeynâ vapurun durmak üzere olduğunu görünce
-Farkındayız, hepiniz çok şaşırdınız, yalnız vapur durmak üzere inelim rahat rahat konuşalım. Ayakta konuşabilecek konu değil çünkü.
-Tamam Sukeynâ. Yalnız aşağı inince en ince ayrıntısına kadar öğrenmek istiyorum. Biz bu adamı evlendirebilmek için gitmediğimiz insan kalmadıydı nerdeyse. Ama kız gözümüzün önünde bizim haberimiz yokmuş. Bu arada Zeynel abi sen niye şaşırmadın.
-Gülnur inelim tek tek herşeyi anlatacağım abim.
Zeyd'in cevabıyla herkes aşağı inmek için sıraya girdiler.
Onlar böyle konuşup sıraya girmişken Mirza gördüklerine duyduklarına inanamayarak
-Ben daha nelere şahit olacağım ya Rabbim. Bu seferde sevenlerin kavuşmasına vesile oldu... dedi sessizce ve o sırada yanına kızkardeşleri gelip
-Abicim arkadaşım da bizimle gelse sorun olur mu senin için? diye sordular...
-Tamam güzelim önemli değil. Öyleyse ben arazilere bakmaya giderim. Sizde arkadaşınızla gezersiniz. İşim bittiğinde sizi arar buluşur eve geçeriz.
-Tamam abim çok teşekkür ederim... diyerek vapur durduğunda inerek kızlarla ayrıldı, o arazilere bakmaya kızlarda "kafeye gideriz abi" diyerek gittiler.
Gülnur kafeye girene kadar Zeyd,Zeynel ve Demet'i bakışları ile yedi resmen, bu bakışlardan arada Sukeynâ da nasiplenmedi değildi...
Kafeye girdiklerinde karşılıklı iki masa ayarlayıp hanımlar bir masaya beyler bir masaya oturdular

Arzu ve Sude Demete bakarak
-Evet, Demet hanım açıklama bekliyoruz.
Gülnur da abilerine dönüp
-Bende abilerimden bir açıklama bekliyorum. dedi.
Zeyd'de tebessüm ederek
-İnsan bir sabırlı olur hanımefendi, seni alacak kocaya Allah yardım etsin. demesiyle
Kerem Gülnur'unu hemen koruyup
-Benim nişanlıma laf yok abi. deyince, Gülnur da
-Duyduğun gibi abi, şimdi lafı döndürmeyin de anlatın bakalım. dedi...
Zeyd ve Demet anlatmaya başlamadan Zeynel sordu
-Şimdi öncelikle ne içiyorsunuz?...
Ortak karar her zaman ki gibi çay olmuştu. Zeynel de garsonu çağırıp
-Abi çocuklara meyve suyu, bizlere de çay hanımların ki açık olsun. dedi...
Garson "tamamdır" diyerek siparişleri aldı ve ayrıldı.
Gözler Zeyd ve Demet'e dönünce ilk söze giren Zeyd oldu
-Ben Demet'i ilk tanımaya başladığım günden beri seviyorum.
Demet de başını öne eğerek "bende öyle" deyince, Gülnur önce arkadaşına sonra abisine bakarak
-İyi de abi madem birbirinizi seviyordunuz niye bizim haberimiz yoktu.
Zeyd de histerik bi tebessüm ederek
-Benim de bugüne kadar haberim yoktu ki. Demet'in beni sevdiğinden... dedi...
Sevda ateşinin ne demek olduğunu çok iyi bilen Yakup arkadaşına bakarak
-İyi de kardeşim bugüne kadar neden sakladınız birbirinizden, hâdi birbirinize açılamıyorsunuz bizleri niye aracı yapmadınız?..
-Zeynel'den başka benim durumumu bilen yoktu abi... Dilim dönüpte de söyleyemedim kimseye...
-Sen bu yüzden annemin bulduğu hiç bir kıza evet demedin abi, iyi de annem sana sevdiğin var mı oğlum diye sorduğunda niye yok diyordun. Söyleseydin ya.
-Demet bana abi derken söylemeye cesaretim yoktu... dedi mahsunca
Yağmur da arkadaşına bakarak
-Demet sen de ailenin yanına abimden dolayı dönmedin. Abim sana bacım dediğinden sen ne gitmeye cesaretin vardı, ne de sevdiğini söylemeye.
Demet başını sallayınca, Arzu da kuzeninin elini tutarak
-Sen bu yüzden hiç bir teklifi kabul etmiyor, Zeyd abilerin annesinin kız bakmaya gittikleri gün yaşayan ölü gibi oluyordun.
-Üstadın bir sözü vardır, "Sevdiğini belli et, gizlemek başkalarına fırsat vermektir." Siz iyi ki çok geç kalmadan itiraf etmişsiniz... deyince Sude de, Demet Sukeynâ'ya minnetle bakarak
-Sukeynâm sağolsun... dedi...
Demet'in söylediğiyle Gülnur Sukeynâ'ya kırgın bir şekilde bakarak
-Ben sana çok kırıldım şimdi Sukeynâ. Senin haberin vardı da benden, kardeşin de nasıl saklarsın?
-Ben de dün farkettim desem inanır mısınız?
Zeyd abinin bizlere rahat bir şekilde bacım derken, Demet'e gelince sesi titriyordu.
Aynı şey Demet içinde geçerli.
Kerem, Yakup, Zeynel abiye abiyi rahat söylerken Zeyd abiye gelince abi kelimesi boğazında tıkanıyordu.
Bugün de ben çocukları vapurda gezdirip geldikten sonra Zeyd abi ile Demet'in birbirlerine bir bakışları vardı ki gözleri konuşuyor, dudaklarından sözcükler çıkmıyordu.
Ben sadece çıkartmalarına biraz yardım ettim o kadar. Zaten yürekleri gözlerini konuşturuyordu, dilleri de daha fazla dayanamadı her şeyi anlattılar...
-Allah senden razı olsun bacım. Benim yapamadığımı sen yaptın... deyince Zeynel, Gülnur abisine dönerek
-Abi madem biliyordun bana niye söylemedin? Sen nasıl öğrendin ki?
Zeynel abisine bakarak onay istedi
-Anlatayım mı abi?
-Lütfen abi bilmek istiyoruz. Artık hiç bir şeyin gizli kalmasını istemiyoruz
Zeyd de başını sallayınca Zeynel anlatmaya başladı.
-3 sene önce Muhammed abi ve Mustafa vefat etmeden bir iki ay önce ortak arkadaşımızın düğününe gitmiştik hep beraber hatırlarsınız. Siz hanımların oraya geçerken Demet bacımın eline birisi bir kağıt tutuşturdu.
-İyi de ben o kağıdın içindeki yazanı gördüğüm gibi çöpe attıydım. Hatta kızlar da şahit.
Kızlar hep birlikte "Evet" dediklerinde, Zeynel de te tebessüm ederek
-Sen yapmışsındır bacım da bizim oğlan onu görmemiş ki.
Abim düğünü falan bıraktı, oğlanı bulduğu gibi düğün yerinden uzaklaştırdı.
Sonra yakasından tuttuğu gibi oğlanı yere serdi.
Sen benim sevdiğim kıza nasıl dokunursun, ona nasıl yan gözle bakarsın, ona nasıl numaranı verirsin diyerek hem vuruyor hem sövüyor.
Yakup da "Ah be abicim beni niye çağırmadın iki de ben vururdum." dedi sitem ederek. Zeynel tebessümle başını sallayarak
-Abi dur sen de yangına körükle gitme... Oğlanın bi şeyden haberi olmadan dayak yeyince çocuk neye uğradığını şaşırdı... Bide yanımıza, Muhammed abi ile Mustafa, abimin sinirli halini görünce peşimizden gelmişler. Onlarda benim gibi önce duyduklarına şaşırdılar. Sonra çocuğu abimin elinden kurtarmaya çalıştık. Herifte ne gücü varsa biz üç kişi abimi durduramadık. Arada yumruklardan bizde nasiplendik.
-Ah Muhammed ah Mustafam hakkınızı helâl edin kardeşlerim. Siz gerçek dünyada biz yalan dünyadayız. Sen de hakkını helâl et Zeynel'im. Söz konusu sevdiği olunca insanın gözü dönüyormuş...
-Ogün de helâl etmiştik bugün de helâl ederim abim.
Zeydin sorusuna hüzünlenerek cevap verdi Sukeynâ
-İnanıyorum ki Zeyd abi, abimler yaşasaydı onlar da tekrardan hakkını helâl ederlerdi sana.
Şimdi anlıyorum ben Muhammed abimin sözünü, yakında nasipse benim düğünümden sonra Sivas'a düğüne geleceğiz demişti.
Kimin abi diye sorunca zamanı gelince herşeyi öğreneceksiniz abim demişti...
Zeyd de hüzünlenerek cevap verdi
-Muhammed, Mustafa ve Zeynel'den rica etmiştim bu durum aramızda kalsın diyerek. Hepsi de tuttular sözünü...
-Alacağınız olsun. Gerçekten benden de saklamışsınız. Bi de abi diyonuz bana. İnsan abisine böyle mi yapar?
-Yakup abi kusuruma bakma.Benim suçum onların değil.Sadece Demet'in de beni sevdiğini bilmeden hareket etmek istemedim.
Yakup arkadaşının omzuna vurarak
-Şaka yapıyorum aslanım. Sevdanın nasıl zor bi sınav olduğunu bende iyi bilirim. Sağolsun bizim sınavımızı da kolaylaştıran Sukeynâ bacım olmuştu.
-Estağfurullah abi. derken Sukeynâ, Gülnur ile Sude aralarında fısır fısır birşey konuşuyorlardı. Yağmur arkadaşlarına bakarak
-Hâyırdır kızlar? Ne konuşuyorsunuz? Bize de söylesenenize...
-Yağmur biraz sonra anlarsınız canım.
-Zeynel abi, Sukeynâ bizimle biraz dışarı gelir misiniz?
Onlarında "Tâbi" demesiyle dışarı çıktıklarında, Zeynel sordu
-Hâyırdır bacılar.
-(Gülnur) Sözümüz var abim. Haydi yüzükleri almaya.
-(Sude) Bizim ilk söz âdetimizi unuttunuz bakıyorum da.
-(Zeynel) Tabi yaa. Şey Sukeynâ bacım senin acılı gününde yapsak uygun olur mu?
-Estağfurullah abi ne demek. Arkadaşlar arasında sevdalarına karşı ilk sözlerini verecekler sadece de önce bi annelere de haber vermeyelim mi? Onlarında hâyır duâsını alalım
Gülnur elini başına vurarak
-Haklısın canım. Ben hemen annemi arayıp mutlu haberi veriyorum, o teyzemizi de arayacaktır... Eminim ikisi de havalara uçacaklar... deyip bir yandan kuyumcuya doğru yürürlerken, diğer taraftan ailelere güzel haber uçmuştu bile...
Onlarda sevinçle onaylayıp, hâyırlı olması için duâlar edip gönderdiler...
Büyüklerinden kalmıştı onlara, bu alışkanlık adet ne derseniz. Sevenler sevdiklerini ilân ettiklerinde arkadaşları olarak onlara "Sevda Sözü Yüzükleri" hediye ederlerdi...
Sıra şimdi Zeyd ve Demet'te imiş...
Sukeynâ Sude'ye göstererek Zeynel'de Gülnur'a göstererek parmaklarında deneyip lüks olmayan sade iki gümüş yüzük alarak çıktılar... Evlilik ve nişan yüzüklerini kendileri beğeniyor ve maddi açıdan daha değerli olsalar bile bugüne kadar takanlardan hep
-Sevda Sözü Yüzüklerimizin yerini hiç bir yüzüğümüz tutmuyor... dediklerini işitmişlerdi...

Mirza araziye doğru yürürken yolu karıştırınca, yoldan geçen bir büyüğüne sorup doğru yolu öğrenince, oraya doğru yürümeye başladı... Karşısında, Sukeynâ'yı arkadaşları ile birlikte kuyumcuya girerken görünce kendi kendine sorup kendi kendine cevapladı
-Sukeynâ hanım arkadaşları ve bir beyle kuyumcuya niye geldiler ki? Bi dakika o yüzükleri Sukeynâ hanım ve yanında ki bey mi deniyor? Yanlarında ki hanımlarda onay verince yüzükleri alarak çıktılar kuyumcudan.
Sukeynâ hanımın sevdiği varmış.Bak şimdi de nişan yüzüklerini aldılar.
Allah'ım kalbim niye böyle sıkışıyor, niye ben bu haldeyim.
Sukeynâ hanım benim neyim ki ben onu görünce bu kadar kötü oluyorum.
Bana ne oluyor Allah'ım, ben niye bu haldeyim...
deyip kendine gelebilmek için bakkaldan bir su alarak elini yüzünü yıkadı. Bu sırada telefonu da çalınca arayana baktı ki askeriye... Konuşabilmek için kendini biraz olsun toplayarak açtı telefonu.
-Efendim Mehmet'im.
-Selâmun aleyküm abim nasılsın?
-Ve aleyküm selam aslanım. Çok şükür iyiyiz.
-Abi sesin neden titriyor?
-Hatlardandır belki aslanım.
-Bu hatlardan değil gönül kırıklığından ileri geliyor bence.
-Bir günde anlamasan ne olur. dedi Mirza sıkıntılı bir nefes verip elini saçından geçirerek...
-Kimin kardeşiyim. Dinliyorum seni abim anlatır mısın?
-Ben de bilmiyorum ki hâlim neden böyledir abicim. Ogün sana bahsettiğim Sukeynâ hanım vardı. Onu tekrardan gördüm. Bir bey ve iki hanımla birlikte nişan yüzüklerini alıyorlardı.
-Abi sen emin misin daha babaannesinin acısı çok taze iken bu kız hemen nişan mı yapacak? Bana anlattığın gibi bi insansa bu kız onu hemen yapmaz.
-Kendi gözlerimle gördüm aslanım. Eminim yani.
-Abim sen demez miydin görünen şey göründüğü gibi olmayabilir. Önce bir araştır diyen. Bence sende öyle yap.
-Aslanım... derken Mirza, arkadan ses gelince kardeşi sözünü bölerek
-Ben şu an kapatmak zorundayım abim. Allah'a emanet olun. Evdekilere çok selam söyle.
-Ve aleyküm selam söylerim aslanım. Sende Allah'a emanet ol. Bu arada sağol kardeşim. İyi ki varsın.
-Sen sağol abi. Rabbim iyi ki senin gibi bir abi verdi bana... diyerek telefonu kapattı.
Mehmet telefonu kapatınca arkadaşı
-Hâyırdır tertip yüzün gülüyor mutlu bir haber mi aldın?
-Sevda dedikleri öyle bir şey ki gelene ben geliyorum demiyor devrem.... Abim sevdalanmış yalnız sevdalandığının farkında bile değil...
-Desene tertip yakında düğün var.
-İnşallah tertip inşallah, hâdi ben kaçtım... diyerek görev yerine gitti...
Mirza Mehmet ile konuştuktan sonra düşüncelerinin doğru olup olmadığını anlamak için kuyumcuya doğru gitti.
Yalnız kapının önüne gelince iç âleminde kendine sordu
"İyi de ne diyeceğim ki adama? Tanıdığım bir hanım burdan yüzük aldı neden aldı mı diyeceğim. Adam sen nesi oluyorsun diye sorsa ne cevap vereceğim?
Allah'ım sen yardımcım ol."
Mirza düşüncelere dalarken, kuyumcu babacan tavrıyla konuştu
-Buyur evladım, hoşgeldin?
-Selâmun aleyküm amca. Hâyırlı işler.
-Ve aleyküm selam oğlum. Buyur ne bakmıştın?
Mirza en iyisi dosdoğru konuşmak düşüncesiyle sordu soruyu
-Amca biraz önce gelen kişilerden peçeli hanım benim tanıdığım. Sizden yüzük aldığını gördüm de acaba o yüzüğü kendine mi aldı biliyor musunuz?
-Oğlum niçin öğrenmek istediğini sorsam şu anda tek cevabın "şeyy" olur demi?
-Şeyy yani evet de. Siz nerden anladınız ki?
-Ben senin yaşın yıldır bu mesleği yapıyorum oğlum. Anlarım işte ben. Senin kendine bile söyleyemediğin...
Neyse zamanı gelince kalbinin sesini duyarsın, ben söylemeyeyim. Kalbini ferah tut. İki gençte kendileri için değil yakınları için kendi aralarında söz kesmek için aldılar. Sürpriz yapacaklarmış. Parmak ölçüleri aşağı yukarı birbirlerine uyuyor diye o gençler denediler. Burda kendi aralarında konuşurken bende duydum.
Mirza elini kalbime götürüp "çok şükür" diyerek öyle bir nefes verdi ki, sanki saatlerdir içinde tutuyordu. Karşısında ki kuyumcu da gördüğü manzarayla düşüncesinde yanılmayarak, tebessüm ederek konuşmasına devam etti...
-Evladım sana bir tavsiye vereyim mi, kalbinin sesini duymakta geç kalma. Karşındaki senin kalp sesini kulağına söyler. Sen onu, yok öyle bir şey diye kestirip atabilirsin. Yalnız kendi kalbinin sesini duyarsan, onu inkâr etme şansın olmayacak. Yüzünden bu amca ne diyor bakışları var. Zamanı gelince çok iyi anlayacaksın oğlum. İnşallah o vakit tez zamanda gelir...
Mirza kuyumcuya karşı ne diyeceğini bilemeyerek teşekkür ederek çıktı...

Zeynel kafetaryanın garsonu ile konuşup söz tepsisini ayarlamaya gitti. Sude, Gülnur ve Sukeynâ yerlerine geçerken, Yağmur onlara bakarak
-Düşündüğüm şey mi? dedi gülerek. Kızlar başlarıyla onay verirken
Arzu da tebessüm ederek "Tabi yaa nasıl unuttum ben"... deyince Demet de
-Kızlar ne oluyor bana da açıklar mısınız? diye sordu...
Gülnur tebessüm ederek cevap verdi
-Aşık olunca akıl başa sonra gelir tabi Demet'im. Biraz sonra anlarsın.
Bir şeyi farkettiniz mi? Biz bu yılın bu ayında hem hüznü, hem mutluluğu bir arada yaşadık.
-(Yakup) Bu ay evimin neşesi ile benim için çifte bayram yaşadığımız bir ay oldu. Rabbimizin bize anneliği ve babalığı tekrardan tattıracağının müjdesini aldık.
-(Zeyd) Asıl çifte bayramı bir ay içinde yaşayan biziz. dedi gülerek ve devam etti.
Yıllardır içimde yaşadığım sevdanın karşılıklı olduğunu öğrendim...
Masadakiler tebessümle mutluluklarını paylaşırken Sude, Sukeynâ'nın elini tutarak
-Gel canım gel biz kalkalım. Bunlar çifte bayram yaşayanlar. Ne yapalım. Sevdiğimizde yok, nişanlımız da yok, bebeğimiz de olmayacak.
Sukeynâ da tebessüm ederek cevap verdi
-Haklısın canım gel biz en iyisi çocukları da alıp buradan gidelim. Çocuklara baksana sevda muhabbetinden canları sıkıldı telefondaki çizgi filmleri hatmettiler.
-Ah kıyamam ben yiğenlerime.
Masadakiler kızların konuşmalarına gülerken söz tepsisi geldi. Masanın üzerine bıraktıklarında çocuklar da dahil herkes "çok güzel" dedi.
Arzu tepsiyi alarak masaların ortasına geçti ve
-Demet ve Zeyd abi sizi şöyle alsak? deyince Zeynel de "Yüzükleri kim takacak?" diye sordu...
Demet "Benimkini Sukeynâm sen takar mısın?" dedi...
-Müsade edersen canım aramızdaki Cennet Çiçekleri taksa yüzüklerinizi. Onlar gibi sevdanızı yaşarken hep yüzünüz gülsün, iyilik saflık hep sizinle olsun inşallah.
-Âminnn inşallah canım. Çok güzel olur. Sevdiğim sende müsade eder misin?
-Böyle duâdan sonra kim hayır diyebilir ki?
Yusuf ve Yiğitin elinden tutarak Zeyd ve Demet'in ortasına geçtiler.
Önce Yusuf Demet teyzesinin yüzüğünü taktı.
-Teyje annem ve babam gibi çok mutlu olun.
Demet Yusufun yanağını öpüp "Âminnn" deyince, sonra Yiğit Zeyd amcasının yüzüğünü taktı.
-Amca şimdi Demet teyjem evinin neşesi mi oldu?
Zeyd de Yiğitin yanağını öpüp
-O şuanda gönlümün neşesi, inşallah aslanım en yakın zamanda da evimin neşesi de olacak... dedi.
Kurdeleyide kesmesi için makas Sukeynâ'ya uzatılınca
-Allah'ın izniyle sevdanızı son nefesinize kadar çok güzel,mutlu,hayırlı huzurlu yaşarsınız inşallah... deyip Besmele çekerek kurdeleyi kesti.
Hâyırlı uğurlu olsun... :-)