Sukeynâ bahçelerinde oturmuş kendi iç aleminde dertleşiyor, bir yandan da deftere döküyordu...
Bugün kardeşlerimi yolcu edeli 10 gün oldu. Evimiz artık o kadar sessizleşti ki. Önce Muhsin'imizin sessizliği ile tanıştı evimiz, sonra Muhammed ve Mustafa abilerimin sessizliğiyle ve son olarak da babaannemin sessizliğiyle tanıştı evimiz. Evimizden misafirlerimizde gidince çok garip olduk. Kimse konuşmak istemiyor.
Annem,babam ben kendimizi sorguya çekiyoruz. Yaşanmışlıkları düşünüyoruz. Gelen misafirlerimiz moral vermek için özellikle annem ve babama çok yardım ediyorlar. Arkadaşlarımız, tanıdıklarımız, dostlarımız ne kadar ayrılsalarda yanımızdan, telefonla arayıp annemden, babamdan ve benden desteklerini hiç eksik etmediler. Rabbim iki dünyada da onlardan razı olsun...
Babam ve annemin eskisi gibi olmasa da yüzlerinin gülmesini o kadar çok istiyorum ki.
Nasıl geçti bu ay böyle...
Önce manevi kardeşimin nişanı ile sevincimiz katlandı,
Sırf bana yardım ettiğinden ve suçlandığım anda yanımda olduğundan dolayı tanımadığım ismini bile sonradan öğrendiğim Mirza beyle iftiraya uğradık, gözaltına alındık,
Babaannemin son anlarına yetişemeden, babaannemi son yolculuğuna uğurladık,
Sıkıntıdan sonra ferahlatan Allah'ımıza binlerce şükürler olsun ki bir kez daha teyze olacağımın haberini aldım,
Demet ve Zeyd abimin mutluluğuna şahit oldum...
Ömrüm boyunca yaşadıklarımı unutamayacağım...
Telefonu çalınca arayanın arkadaşı Demet olduğunu görünce hemen açtı
-Efendim Demet'im
-Selâmun aleyküm canım nasılsın?
-Ve aleyküm selam canım çok şükür toparlanıyoruz. Siz nasılsınız ne yapıyorsunuz?
-Çok şükür canım iyiyiz bizde. Sana mutlu bir haberim var. Ben şuan Ankara'dayım. Bugünde Zeyd'im ve ailesi, ailemle bizim durumumuzu konuşmaya gelecekler. Elimin ayağımın yerini unuttum desem inanır mısın?
-İnanırım canım. Seni şu anda gözümün önünde canlandırıyorumda yanakların kızarmış, elini nereye koyacağını bilemeyen, başörtüm bozuldu mu diye aynanın karşısından gelmiyorsundur. Tabi bu arada heyecanından dolayı sakarlıklarınla teyzemi çok kızdırmışındır.
-Hep deriz ya canım, kardeş olmak için aynı anneden aynı babadan olmaya gerek yoktur diye. Benim can kardeşlerim benim halimi kendi kardeşimden daha iyi bilip, daha iyi anlıyor. İyi ki varsınız. Benim boşboğazlıklarıma bile katlandınız. Bana güzeli, doğruyu, hakikati anlatabilmek için elinizden gelen bütün gayretleri gösterdiniz. Allah sizlerden razı olsun. Ben hakkınızı nasıl ödeyeceğim.
-O nasıl söz öyle. Kardeşler arasında böyle konularda hak-hukuk mu olur. Senin bize bi Allah razı olsun demen, bir ayeti-sünneti yerine getirmeye çalışman bizim için en büyük mutluluk, bizim için en büyük teşekkürdür.
Zilin çaldığını telefondan duyunca Sukeynâ tebessüm ederek devam etti
-Galiba geldiler. Sakin ol. Yanınızda olamasak da duâlarımız sizlerle.
-Allah razı olsun canım sizden. En azından yanımda Gülnur olacak. Bayılırsam o bana yardım eder herhalde. Allah'a emanet olun. Duâlarınızı unutmayın... dedi heyecanla ve kapattı...
Sukeynâ da tebessüm ederek arkadaşının gıyabında telefona bakarak cevap verdi
-Unutur muyuz canım Allah yardımcınız olsun. Heyecanından inşallah bayılmazsın...
Annesi seslenince ona dönerek
-Efendim annem.
-Kızım öğle yemeği için babanı çağırır mısın? Telefonunu evde şarjda unutmuş. Babaannesigilin evine gidecekti.
-Tamam annem. Hazırlanıyım çıkarım.
Yarım saatlik yürüyüş mesafesindeydi ev. Yağız Bey, annesinin çocukluk gençlik zamanını yaşadığı evin bakımını hiç ihmal etmedi ama dedesinin, kızına damadına ve ona yapmış olduğu zulümden dolayı annesini bulduğunda bir gün olsun o evde kalmamıştı...
-Ben bu zalimin ne ekmeğini yerim, ne de onun evinde kalırım... demişti...
Ananesi torununu ne kadar ikna etmeye çalışsada başarılı olamamıştı. Ananesi de kızından ve yıllar sonra kavuştuğu torunundan ayrı kalmamak için kendisine babasından miras kalan arsayı torunu Yağız Beye vermişti.
-Oğlum ben seneler sonra torunuma kavuştum, beni kızımdan ve senden ayrı koyma, en azından bunu kabul et, bu arsa bana babamdan kaldı. Dedenin hiç bir emeği yok bu arsanın üzerinde... deyip ananesi dil dökünce kabul etmişti...
Yağız Bey çok iyi marangoz ustasıydı. Asker dönüşü o arsaya şu anda hala oturdukları evin ilk katını eşten dostan aldığı borçla ve kendi küçük birikimiyle küçük bir ev yapmıştı.
Mihriban Hanımın birgün kızı Sukeynâya anlattığı gibi
-Biz evlendiğimizde kızım bu ev kutu gibiydi. Fazla eşyamız yoktu. Huzurumuz vardıya yetiyordu bize. Baban evin ilk katının yapımını bitirmiş borçlarını ödedikten sonra kimseden benim ailemde dahil yardım kabul etmedi. Şurasıydı burasıydı derken sizlerin inatçı desteğinizle bak şimdi üç katlı bir evimiz oldu çok şükür.
İnatçı destekçilerdi çünkü; babaları Yağız Bey gerekirse gecesini gündüzüne katarak çalışır, evlatlarının yardımını da kabul etmezdi. Onlar da inat ederek babalarına zorla kabul ettirmişlerdi...
Ananesinin isteği üzerine de Yağız Bey, evin virane olmasına hiçbir zaman müsaade etmemiş. "Bu ev ne kadar o adamın evi olsada annemin çocukluğu ve gençliği geçti" diyerek eve sahip çıkmıştı.
Sukeynâ büyüknenesigilin evine geldiğinde babasının bahçeyi suladığını farketti. Öyle güzel toprak kokusu geliyordu ki insanın burnuna, mest ediyor âdeta...
Bahçeden geçip evin içine girdiğinde babasını fotoğraflara bakarken bulmuştu. Büyüknenesi, kızının ona yolladığı fotoğrafları kocası görmeden saklarmış ve torunu ile de kavuştuğunda da hepsini ona vermişti...
-Selamun aleykum babacım. Kapıyı çaldım ama duymadın?
-Ve aleykümselam kızım. Dalmışım. Kusuruma bakma. Gel yavrum gel yanıma otur şöyle. Annem ve babamla olan tek aile fotoğrafımıza bakıyorum.
Yağız beyin anne karnındayken babası ve annesi ile çekilmiş tek fotoğrafı...
-Babam sözün bittiği yerdeyiz. Diyecek söz bulamıyorum.
-Yavrum dizime yatar mısın biraz?
Sukeynâ babasının isteğiyle dizine yattı. Babası bi yandan başını okşuyor, bi yandan içini döküyordu kızına
-Ben hep duâ ederdim kızım, babamın şehit olduğunu bildiğimden annemin dizine yatayım. Beni oğlum diyerek başımı okşasın isterdim. Annemi çok geç buldum. Ne yazıkki akli dengesi yerinde değildi.
Bana tek bir defa oğlum dedi. O da ölüm anında söyledi. Beni yanına çağırdı, başımı okşadı,oğlum baban beni almaya geldi dedi ve son nefesini verdi.
Sen kızım babaannen gibi mühür gözlüsün. Ebe nenem anlatmıştı. Annemi aramış babam birgün. "Mühür Gözlüm" türküsünü söylemiş anneme. Ebenenem babamdan içeri çok yanık sesi vardı derdi. Babam anneme daha sonra "Sana o kadar sevdalıyım ki seni doğacak olan yavrumuzdan bile kıskanırım mühür gözlüm" demiş.
Annem ile babam birbirlerine sevdalandıktan sonra ne annem babamın ismini, ne babam annemin ismini birbirlerine hitap etmişler. İsimlerini birbirlerine kullanmaktan bile hâyâ ederlermiş. Hep güzel kelimelerle hitap etmişler birbirlerine.
-Tıpkı annem ve sen gibi. Ben daha ikinizin ağzından birbirinizin ismini duymuş değilim. Duyacağımı da pek zannetmiyorum.

-Allah'ın izniylede duymayacaksın kızım. Bu arada sen niçin gelmiştin?
Babasının dizinden kalkıp ona yüzüne dönerek
-Babam annem seni öğle yemeği için çağırmamı istemişti.
-Kızım arasaydın. Buraya kadar niye zahmet ettin.
-Öncelikle zahmet falan olmadı. Ben sizler için ne yapsam hakkınızı ödeyemem. Bir de telefonunu şarjda takılı olarak evde unutmuşsun.
-Hadi kalkalım o zaman. Anneni daha fazla bekletmeyelim.
-Tamam babam. Bir dakika telefonum çalıyor, annemdir herhalde. Nerde kaldınız diye arıyordur.
Telefonuna baktığında arkadaşı Ahsennurun aradığını gördü. "Hayırdır inşallah" diye telefonu açtı.
-Efendim güzelim.
-Kardeşim ben Ahmet abin. Şu anda ambulanstayız. Ahsennurun doğum vakti gelmiş. Anam babam kardeşlerim yanımda yok. Bacım yanımda olsun diyerek seni yanında görmek istiyor. Hastaneye gelebilir misin? dedi Ahmet telaşlı bir şekilde...
-Tamam abi. Allah'ın izniyle orda olurum. Hastanenin ismini söyler misin. Tamam abi. Babamlara haber vereyim geleceğim inşallah.
Telefonu kapattığında babasıda telaşlanarak sordu
-Kızım hayırdır ne hastanesi? Kim hasta?
-Babam Ahsennur doğum yapmak üzereymiş. Anladığım kadarıyla babası ne annesinin ne kardeşlerinin yanında olmasına müsade etmemiş. Beni yanında görmek istiyormuş. Müsadeniz olursa gidebilir miyim?
-Git yavrum git. Ne hayırsız adamya. Kim bilir neler yapmıştır gitmeyeceksiniz diye karısıyla evlatlarına.
Rabbim Ahsennur kızımı o babadan kurtardı. Allah hidayet versin o adama.
-Amin babam. Sen anneme söylersin. Babam arabayı kapının önünde gördüm işin yoksa anahtarı alabilir miyim.
-Al kızım. Acele etmeden git.
-Tamam babacım seni bırakayım eve, ordan da hastaneye geçeyim nasip olursa.
-Tamam kızım.
Babasını vedalaşarak eve bıraktı. Ordan da hastaneye doğru yola çıktı.
Mirza Abdullah Beyin ona verdiği görevleri bitirip şirkete dönmek için arabaya bindiğinde, telefonu çaldı. Arayana bakıp
-Efendim Abdullah abim... diyerek telefonunu açtı.
-Mirza oğlum işin bitmediyse de bırak hemen şirkete dön.
-İşim bitti abi. Arabaya bindim geliyordum zaten. Ters bir durum mu oldu? Niye acele ediyorsun?
-Dede oluyorum oğlum dede. Ahmet aradı gelinimin doğum vakti gelmiş. Hastaneye gitmem gerek. Toplantım olacak biraz sonra, beni idare eder misin? Son anda iptal edemem.
-Tamam abi. Aklın toplantıda kalmasın. Allah'ın izniyle hallederiz. Sen git abi. Hayırlı uğurlu olsun. Yengeyi ve Ahmet'i yerime tebrik et. Ben daha sonra ararım Ahmet'i.
-Söylerim oğlum. Dikkatli sür arabayı acele etme. Allah'a emanetsin.
-Allah razı olsun abi sizde... diyerek kapattılar telefonu.
Yolda gidiyorken birisi ona arkadan çarpınca, arabayı uygun bir yere çekip çıktığında hanım bir sürücünün çarpan arabadan çıktığını gördü.

Sukeynâ çarptığı kişinin Mirza olduğunu görünce şaşırdı. Havalimanından sonra onu hiç görmemişti, mahçup ve şaşırmış olarak
-Mirza bey ben çok özür dilerim. Önümdeki araba s yaparak ilerleyince bir kaza olmasın diye hızlandım onu geçeyim derken sizin arabanıza çarptım. Gerçekten çok özür dilerim. Benim hatamdı. Siz iyi misiniz?
Mirza da çarpan sürücünün Sukeynâ olduğunu görünce çok şaşırdı. "Yine karşılaştık" dedi içinden ve kendini toplayarak
-Çok şükür iyiyim Sukeynâ hanım. Sadece araba biraz hasar gördü. Siz iyi misiniz peki?
-Çok şükür bende iyiyim. Mirza bey hakkınızı helal edin. Özür dilerim acelem var. Hastaneye kardeşime yetişmek zorundayım. Benim yanımda şu anda fazla para yok.Siz hasarı tespit ettirin ben gereken neyse karşılayacağım.
-Önemli değil Sukeynâ hanım. Hasar o kadar büyük değil. Siz hastaneye kardeşinize gidin.
-Olmaz kabul edemem. dedi Sukeynâ ve çantasından bir kağıt kalem çıkartarak babasının ve kendisinin numarasını yazdı.
-Buyrun bu kağıtta babam Yağız TOPRAK'a ve bana ait telefon numarası var. Babama ulaşamasanız bile beni arayabilirsiniz. Babamla beraber gelip borcumuzu karşılarım. Tekrardan hakkınızı helal edin. Gitmek zorundayım.
Mirza ne kadar "gerek yoktu, önemli değil" dese de Sukeynâ kabul etmedi, Mirza da "kardeşinize geçmiş olsun" dedi ve Sukeynâ'nın ısrarıyla kağıdı aldı.
O da teşekkür ederek arabasına binip tekrar hastaneye doğru yola çıktığında Mirza da arabasına binerek biraz önce yaşadıklarını düşündü.
Sukeynâyla bir kez daha karşılaştığına şaşırmıştı. En son kuyumcuda görmüştü onu ama o Mirza'yı farketmemişti. Elinde ki kağıda bakarak onu iç cebine koydu ve o da toplantısını yapmak için yola çıktı...
Sukeynâ hastaneye geldiğinde sekreter hanıma telaşlı bir şekilde sordu
-İyi günler. Ahsennur ASLAN burada mı acaba? Ambulansla bu hastaneye getirileceği söylenmişti.
-Bir dakika kontrol ediyorum. Evet bu hastaneye getirilmiş. Şu anda doğumhanede.
diyerek nasıl gidileceğini tarif etti.
-Teşekkür ederim.
-Rica ederim. Geçmiş olsun
Doğumhaneye geldiğinde Ahmet'in kapının önünde bebeğin kıyafetlerini ağlayarak kokladığını gördü.
-Selâmun aleyküm abi. Geçmiş olsun. Bi haber var mı?
-Ve aleyküm selam kardeşim. Sağol. Bekliyorum hiç bir haber yok.
-Allah'ın izniyle ikisi de sağ salim yanında olacaktır abi.
-Eğer onlara bir şey olursa abim, kayınpederimi elimden kimse alamaz. Bugün sabah annesi gili aramıştı. Anne doğumuma sayılı günler kaldı. Ne kadar eşim ve ailesi yanımda olsalarda senin gibi kardeşlerim gibi olmuyor anne. Yanıma gelin. Uçak biletlerinizi hemen ayırtayım dedi. Babası olacak adam hiç birine müsade etmemiş. Annesi ağlayarak Ahsennur'u arayınca, Ahsennur fenalaştı. Ambulansı aradım geldik ama hâlâ bir haber olmaz mı abim. Kaç dakika geçti... dedi sinirli çaresiz bir şekilde...
-Sen duânı eksik etme abi. Hayırlısıyla ikisinden de mutlu haber alacağız.
Ahmet'in annesi, babası ve kız kardeşi geldi. Sukeynâ'yı başları ile selam vererek Ahmet ile konuştular
-Oğlum bir haber var mı?
-Yok anne bekliyoruz hâlâ
-Sıkma canını oğlum gelinimde torunumda iyi olacak.
-İnşallah baba inşallah.
Ameliyattan hemşire hanım çıkıp açıklama da bulundu...
-Bebeğiniz sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi.
-Çok şükür. Peki karım nasıl?
-Durumu iyi şu anda. Doktor bey biraz sonra size açıklama yapacaktır. Bebeğin çantasını alabilir miyim?
-Tabi buyrun. Teşekkür ederim diyerek Ahmet çantayı verdi.
Hepsi derinden bir şükür çekerlerken, Ahmet'in sevincini kelimeler anlatmaya yetmezdi. Ailesine sımsıkı sarıldı.
-Çok şükür iyiler diyerek...
Sukeynâ Aynur'a sarılıp sordu
-Hala olmak nasıl bir duygu güzelim
-Bilmiyorum Sukeynâ abla. Galiba biraz heyecanlı.
Sukeynâ Ahmet'e ve ailesine dönerek
-Allah mübarek eylesin abi. Artık baba oldun.
-Sağol kardeşim. Ben de bi inanabilsem.
-Babaanne ve dede oldunuz. Mutluluğunuz sevinciniz daim olsun efendim.
-Sağolasın kızım... dedi babası.
-Âminnn yavrum. Rabbim sizlere de evlat sevgisi tattırsın inşallah... dedi annesi.
-Âminnn cümlemize teyzem.
Nuray Hanım eşine dönerek
-Bey bu hanım kızımız gelinimizin çocukluktan arkadaşı. Kardeşten yakınlar birbirlerine. İsmide Sukeynâ.
-Çok memnun oldum kızım. Gelinimin kardeşi benim de kızım sayılır. Ayrıca o efendim kelimesi yerine amca dersen daha memnun olurum.
-Başım gözüm üstüne e.. amca
-Hah şöyle... dedi gülerek.
Ameliyattan doktorlar çıktı.
-Öncelikle tebrik ederim. Ahsennur hanımın durumu şuan da iyi. Yalnız bebeğin normal doğumu riskli olacağından acil sezeryana aldık. Bebeğiniz çok sağlıklı dünyaya geldi. Birkaç tektikten sonra arkadaşlar size getirecektir. Ahsennur hanımı kanama riskinden dolayı yoğun bakımda tutacağız. Bu süre zarfında ters bir durumla karşılaşmazsak akşamleyin normal odaya alabiliriz.
-Teşekkür ederim doktor bey.
-Geçmiş olsun. diyerek ayrıldılar.
Ahmet ailesi ile derin bir şükür çekip sandalyeye geçerek oturdular.
Daha sonra hemşire kucağında minik paşa ile geldi.
-Küçük beyimiz geldi. Buyrun.
-Ben onu nasıl tutarım. Ya zarar verirsem.
-Babamız korktu galiba. Buyrun siz tutun... diyerek Sukeynâ'ya uzattı.
Sukeynâ, Ahmet'e ve ailesine baktı, onlarda başları ile onaylayınca hemşire hanıma teşekkür edip, besmele çekerek kucağına aldı.
-O kadar küçük, o kadar masum bir şeysin ki sen,
Rabbim hâyırlısı ile herkese nasip eylesin...
Deyip Ahmet'e ve ailesine döndü
-Hoşgeldin Cennet Kokulum. Bak burada senin gelmeni sabırsızlıkla bekleyen sevenlerin var. Baban ilk şaşkınlığını, korkusunu atsın seni annene bile vermeyecek. Halan var heyecanı, şaşkınlığı, mutluluğu birbirine karışmış bir şekilde sana bakıyor. Burda babaannen ve deden var. Mutluluktan gözlerinden yaş, dudaklarından duâ dökülüyor. Hadi onların kucaklarına geç bakalım. Özlemlerini dindirme vakti geldi. Buyrun teyzem.
Nuray Hanım besmele çekip duâlar ederek kucağına aldı.
-Oğlum, paşam hoşgeldin. Torunummm.
Nuray Hanımı küçük paşayı severken Ahsennur'u sedyeyle dışarı çıkardılar. Ahmet elini tutup öperek
-Nasılsın gülüm? dedi.
Vücudu yorgun olduğundan iyiyim dercesine gözlerini kapatıp açtı ve eşinin elini hafif sıktı. Görevliler "hanımı yoğun bakıma almak zorundayız" diyerek götürdüler.
Hepsinin gözü yoğun bakıma giden Ahsennur'un üzerindeydi...
Onlara da bir oda gösterdiler ve oraya geçtiler.
Nuray Hanım çantasından zemzem ve hurmalı şu çıkarttı.
Çay kaşığı yardımı ile bebeğin dudaklarına önce zemzem suyundan bir kaşık daha sonra hurmalı sudan bir kaşık verdi ve duâ etti.
-Anne neden böyle yaptın? diye merakla sorunca kızı
-Kızım babaanneniz size böyle yapmıştı. Bende senin gibi sordum.
Kızım dedi ilk suyu mübarek zemzem ve ilk lokması mübarek hurma olsun derdi.
Bu mübarek nimetler gibi, saf,temiz,bereketli,hayırlı ömrü olsun diye de duâ ederdi.
Yani Allah'ın emridir kesin yapacaksın diye bir şey yok.
Sadece büyüklerimizden gelen güzel bir alışkanlık... diye cevap verdi.
-Ne güzel bir duâ böyle annemm. Âminn. Desene bizimde ilk lokmamız zemzem olmuş.
-Evet oğlum.
Ahmet'in telefonu çalınca yanlarından ayrılıp, koridora çıktı. Arayan yakın dostu Mirza idi...
Mirza toplantıyı yapmış olsa da bedenen toplantıda olsa da ruhen orada değildi...
Aklında Sukeynâ ile bir daha karşılaşmaları vardı. Toplantıyı bitirip kendini biraz toplamak için terasa çıkarak arkadaşı Ahmet'i aradı...
-Efendim Mirzam
-Selâmun aleyküm kardeşim. Abdullah abide haber vermeyince merak ettim. Yenge ile bebek nasıl?
-Ve aleyküm selam kardeşim. Çok şükür, ikiside iyiler. Hanımı tedbir amaçlı yoğun bakımda tutuyorlar. İnşallah kötü bir şey olmazsa bir-iki saate çıkartırız dedi doktor. O kadar mucizevi bir şey ki amcası Rabbim herkese yaşatsın bu mutluluğu.
-Âmin kardeşim. Allah analı babalı büyütsün. Ziyaret edebilmemize müsaade veriyorlar mı?
-Sağol kardeşim. Müsaade veriyorlar herhalde. Burada gelip gidiyorlar çünkü.
-Tamam kardeşim. Abdullah abi hangi hastanede olduğunuzu not bırakmış sekretere. İşleri toparlayıp çıkarım. Dışardan istediğiniz bir şey var mı?
-Sağol kardeşim canının sağlığı.
Ahmet ile vedalaşıp telefonu kapattıktan sonra son kalan işlerini toplayıp önce pastaneye girip bir paket lokum aldı. Sonra kuyumcuya uğrayıp manevî yeğeni için hediyesini alınca hastaneye doğru sürdü.
Hastaneye geldiğinde Ahmet'i aradı oda numarasını ve hangi katta olduklarını öğrendi.
Odanın önüne geldiğinde kapıyı çalıp içeri girdiğinde...
***(Kiminle karşılaşacak acaba :))***
(Sukeynâ'yı görmesini bekliyordunuz di mi :) Daha zamanı var, biraz daha sabır :))
Mirza odaya girdiğinde Ahmet'i tek başına otururken gördüğünde gülümseyerek arkadaşına takıldı.
-Selamun aleykum taze baba.
-Ve aleykum selam kardeşim hoşgeldin... diyerek sarıldılar...
Mirza ailenin diğer üyelerini görmeyince sordu
-Hayırdır kardeşim niye yalnız oturuyorsun, diğerleri nerede?
-Hemşire geldi biraz önce kardeşim bebeğe süt emdirilmesi gerekiyormuş. O yüzden Aynur'lar bebeği Ahsennur'a götürdüler.Annem ve babamda oğlum biz ikindimizi kılıp gelelim. Sen dur, biz gelelim sen gider kılarsın. Allah korusun önemli birşey olur falan birimiz burda duralım dediler ve gittiler.
-Anladım kardeşim. Bu arada bunlar yeğenim için.
diyerek aldıklarını kardeşine uzattı...
-Ne zahmet ettin. Allah razı olsun. Bu lokumu benim almam gerekmiyor muydu?
-Yeğenim için lokumun sözü mü olur. Sen babası ben amcası. Sen almışsın ben almışım farkeder mi?
-Haklısın kardeşim...
*******
Hemşire bebeği annesine götürebilirsiniz deyince Aynur'la birlikte odadan ayrılan Sukeynâ, Ahsennur'un kaldığı bölüme geldiklerinde
Ahsennur'un onları görmesiyle "hoşgeldiniz" dedi yorgun sesiyle
Onlarda "hoşbulduk" deyip yanına geçtiler.
Sukeynâ arkadaşının elini tutarak
-Küçük paşamız ve biz seni çok merak ettik canım nasılsın?
-Çok şükür Sukeynâm toparlanıyorum.
-Yengem abim sana özel selam ve teşekkür gönderdi. Buraya beyleri almadıklarından dolayı gelemedi.
-Ve aleyküm selam Aynurum. O nasıl iyi mi?
-Heyecanından nereye basacağanı bilmez halde. Tek düşündüğü bir terslik olmadan senin de yanlarında olmanı istiyor. İstiyoruz...
-İyi ki varsınız. İyi ki benim ailem oldunuz. Sukeynâ annemlere haber verir misin? Ben o adamla...
-Şşşt. Tabi haber veririm. Sende iyi ki varsın canım. Evet taze anne bu kadar duygusallık yeter şimdilik. Bebeğin karnı acıktı. Annemi istiyorum diye bağırmadan annesine kavuşturalım. Güzelim rica etsem sağ kolunu yana doğru uzat.
Besmele çekerek bebeği yavaşça yatırdı...
-Güzelim şimdi emzirebilirsin. İlkte biraz garip gelebilir ve sütün hemen gelmeyebilir de. Telaş etme, sen emzirmeye devam et yavaş yavaş Allah'ın izniyle gelecektir.
Aynur, Sukeynâ ablasının söyledikleriyle yengesine dönerek
-İnsanın Sukeynâ ablam gibi çocuk bakımını bilen arkadaşı olsun, acemilik nedir çekmez vallahi... Çok nasiplisin yengem...
Aynur'un söylediğine iki arkadaş da gülerek Ahsennur besmele çekerek bebeğini emzirmeye başladı. Bebeğinin kokusunu içine çektikçe gözleri dolmaya başladı...

-Yengem biraz önce gülüyordun neden ağlıyorsun şimdi... deyince
Ahsennur akan gözyaşlarını silerek
-Aynurum bu bambaşka bir duygu canım. Artık bana ihtiyacı olan küçücük bir canlı var. Anne olduğumu şimdi hissettim desem inanır mısınız?
Sukeynâ ve Aynur başlarını sallayarak ona hak verdiler...
-Bebeğim cennet kokulu yavrum benim bir parçam, herşeyim.
Rabbim hayırlısıyla herkese nasip etsin... demesiyle Ahsennur'un, en içten şekilde "Aminnn" sesleri işitildi...
Yanlarına hemşire hanım gelerek
-Bebeğin karnı doyduktan sonra anneyi giydirebilirsiniz. Doktor herşeyin yolunda gittiğini görünce odasına çıkarabilirsiniz dedi. Ben tekrardan geleceğim. Geçmiş olsun.
Onlar da "Teşekkür ederiz" dedikten sonra yanlarından ayrıldı.
Aynur sevinçle el çırparak
-Abim havalara uçacak söylediğimde
-Canım abine söylemesende beni görünce bilse. Beni anne olarak gördüğündeki yüz ifadesini merak ediyorum da. Doğumdan çıktıktan sonra yüzünü bile pek seçememiştim.
-Tamam yengecim. Sürpriz yapacaksın desene. Abim çok sevincek.
-Sağolasın güzelim.
Onlara gülümseyerek bakarak Sukeynâ,
-İnsanın sizi görünce evlenesi geliyor... deyince, Ahsennur da
-Sen dur ben bi hastaneden çıkayım aklımda zaten. Benim çocuğuma beraber büyümesi için kardeş lazım. O yüzden seni en kısa zamanda evlendireceğim.Aklımda da biri var zaten..
-Eee Aynur güzelim benim namazım duruyor. Ben namazımı kılıp gelsem olur mu?
-Canım sen bu soruyu şöyle anla. Ben yengene şaka yaptım. Yengen beni baya ciddiye aldı. İş ciddiye bindiğinden dolayı ve ikindi vakti geçmeden ben kaçabilir miyim ablam.
-Hımm anladım yengem. Durum ciddi. İkindi namazına kaçabilirsin Sukeynâ abla.
Aynur ve Ahsennur gülerlerken Sukeynâ da tebessüm ederek namazına kaçtı...
Sukeynâ namazı için mescide inerken Nuray Hanımlarla karşılaştı.
-Allah kabul etsin.
-Sağolasın kızım. Nasıl gelinimiz?
-Çok şükür iyi teyzem.Hemşire bebeğin karnını doyurduktan sonra odaya alacaklarını söyledi. Yalnız Ahmet abiye sürpriz yapmak istiyor. Söylemezseniz sevinirim.
-Çok şükür. Tamam yavrum. Çıkarken önce ona uğrar sonra odaya geçeriz. Ahmet'ede hiç bir şey söylemeyiz. Sen namaz kılmaya mı gidiyorsun kızım?
-Evet teyzem.
-Allah kabul etsin kızım. Duâlarından bizleri de unutma.
-Unutmam teyzem... diyerek yanlarından ayrılarak mescide geçti...
*******
Kapının açılma sesini duyup döndüklerinde Aynur'un kucağında bebekle geldiğini gördüler. Aynur neşeli sesiyle
-Biz geldiiik
-Ahmet gözleri ışıl ışıl "Hoşgeldiniiiz" derken Mirza da "Hoşgeldiniz kardeşim. Nerdeymiş bu aslan parçası" diyerek bebeğe baktı.
Aynur bebeği yatağa yatırarak konuştu
-Hoşbulduk abilerim. Bu aslan parçasının karnı acıkmış onu doyurduk geldik amcası.
-İyi yapmışsınız. Abicim sen bunu kucağına almaya korkmuyor musun? Bu çok küçük birşey ya...
Ahmet de arkadaşına hak vererek
-Amcası da babası gibi korktu. Daha ben kucağıma alamadım kardeşim.
-Teyzesi bana öğretti o yüzden korkmuyorum. Ayrıca siz komando olarak askerliğinizi yapmadınız mı? Teröristle çatışırken korkmadınız da şu sabiden mi korkuyorsunuz?
derken, içeri giren anne babası da söylenenleri duyarak
-Sözle kızım söyle bu korkaklara, bebeği bile tutamıyorlar... diyerek Abdullah Bey, Ahmet ile Mirza'ya tatlı sert ifadesiyle takıldı.
Hanımı da ona bakarak
-Sen onlara önderlik yapsan da alsanya kucağına torununu.
-Baba annem haklı hadi al... demeleriyle, Abdullah Bey ilk çekinse de kimseye belli etmemek için
-Alırım ne olacak. İki evlat büyüttük. Elbette alırım.
deyip torunun yanına geçerek devam etti konuşmasına
-Dedem, ne diyor bunlar, senden hiç korkulur mu, gel bakalım dedem... dedi besmele çekerek kucağına aldı.
Hanımı gördüklerine şaşırarak, tatlı kızgınlıkla
-Senin garezin bana mıydı bey? Çocuklarımızın kırkı çıkıncaya kadar kucağına almadıydın. Torununu maşallah ilk günden aldın.
-Ne garezi hatunum. İnsan dede olunca daha cesaretli oluyor herhalde.
-Boşuna dememişler torun evlattan tatlıdır diye. Abdullah abiye de torunun tatlılığından cesaret geldi.
dediğinde Mirza, Ahmet de gülümseyerek, sözde kafasını kaşıyıp
-Pabucumuz gelini gelince damdaydı şimdi aya atıldı desene kardeşim...
dediğinde hepsi gülerek "öyle olacak tabi, haklısın" gibi sözcükler kullandılar.
Abdullah Bey torunuyla birlikte oğlunun yanına ilerleyerek
-Torunum gel babana gidelim seni kıskandı. Aç kollarını kıskanç babası. Korkma oğlum.
Ahmet besmele çekerek yavaşça kucağına aldı.
-İşte şöyle.
-Nasıl bir duygu abi babalık?..
-Çok çok farklı Aynurum. Kelimelere dökemiyorum. Rabbim sana şükürler olsun sağsalim oğlumu kucağıma almayı nasip ettin. Hayırlısı ile karımda yanımızda olur inşallah.
dedi gözlerinin yaşarmasına engel olamayarak.
-Birisi beni mi andı?
Ahsennur'un sesiyle herkes kapıya baktığında onu sedyeyle getirdiklerini gördüler, Ahmet eşinin yanına geçip
-Sultanımmm hoş geldin. deyip bebeğine dikkat ederek, sevdiğinin elini tuttu...
Hasta bakıcı sedyeyi yatağa yanaştırdı. Ahmet'ten eşini kaldırmak için yardım isteyince bebeği Mirza'ya uzattı. Bi anlık cesaretle kucağına alınca Mirza, o mis kokuyu hissedince, bebeği daha sağlam tutup, o mis kokuyu daha içten çekerek başına minik bir buse kondurdu...
Ve Rabbimden bu duyguyu kendisinin de tatmasını içten bir şekilde dileyerek...
Ahsennuru yatağa yerleştirip hasta bakıcı "geçmiş olsun, Allah analı babalı büyütsün" diyerek ailenin tüm üyelerinin "aminnn" deyip teşekkür etmeleriyle ayrıldı.
Ahmet karısının elini tutup yanına oturarak
-Nasılsın gülüm?
-Çok şükür yarim toparlanmaya çalışıyorum.
Mirza da bebeği Ahmet'e verip, Ahsennur'a dönerek
-Geçmiş olsun yenge. Allah size bağışlasın
-Aminnn...Sağolasın abi.
Sevdalıları bebekleri ile baş başa bırakıp dışarı çıktıklarında Nuray Hanım
-Kızım Mirza abin sağolsun lokum almış bunları ikram et insanlara. Ablan namaz kılmaya gitmişti ona da biraz ayır kızım.
-Tamam annem. Ben kaçtım.
-Haydi gelin bende size dede olduğum için bir çay ısmarlayayım... diyerek Abdullah Bey tebessüm ederek takıldı.
-Valla Abdullah abi pardon dede bir çayla kurtulamazsın... demesiyle göz kırparak Mirza'nın
-Dede olmuşum çok şükür ne isterseniz söyleyin. Allah'ın izniyle yaparız.
-Yaparsın bey biliriz.
-Şaka bir yana yapacağını biliyoruz abi... diyerek kantine doğru ilerlediler...

*******
Sukeynâ namazını eda eyleyip duâlarını etti ve mescidden ayrılıp, Ahsennur'un kızkardeşine mesaj çekti.
-Selâmun aleyküm müsait misin güzelim?
Aradan 1-2 dakika geçmeden Sukeynâ'yı aradı.
-Sukeynâ ablam
-Selamun aleyküm güzelim
-Ve aleykümselam ablam
-Güzelim teyze oldun. Artık anne yarısısın, Allah'ın izniyle...
-Gerçekten mi? Çok çok teşekkür ederim çok güzel bir haber verdin. Ablam nasıl, bebek nasıl?
-Ablan da bebekte iyiler canım. Ben baban izin vermez diye anneni arayamadım güzelim yanında ise onunlada konuşabilir miyim?
-Bir dakika abla
--"Alo Sukeynâ kızım"
-"Selâmun aleyküm teyzem nasılsın"
--"Ve aleyküm selam kızım. Çok şükür"
-"Teyzem anneanneliğin mübarek olsun."
--"Ne diyosun yavrum sen. Kızım doğum yapmış. Nasıllar iyiler mi?"
-"Çok şükür ikiside iyiler. Aklın burda kalmasın."
--"Nasıl kalmasın kızım. Benim aklım yüreğim gözüm kulağım hep kızımda.
İyi mi sağlığı sıhhati yerinde mi üzdüler mi mutlu mu benim parçam var orada yavrum, benim yarım var orada nasıl aklım kalmasın.
Babası olacak hâyırsız sırf kızımı kendi istediği ile evlendirdik onun istediği kişi olmadı diye kızımı bana hasret bıraktırdı."
-"Teyzem müsaitsen şimdi Ahsennur'un yanına gidip onunla konuşturacağım seni."
--"Babası kahveye gitti müsaitim yavrum, konuşayım bir kuzumla, yarımla..."

Ahmet ailesinin çıkmasıyla sevdiğini öperek
-Rabbime şükürler olsun. Sanada teşekkür ederim nurum. Bana bu mutluluğu yaşattığın için... diyerek bebeğinin de eline buse kondurdu...
Ahsennur gözleri dolarak
-Bir ara çok korkmuştum seni bir daha göremeyeceğim, yavrumun kokusunu duymak nasip olmayacak diye.Şükürler olsun ki Rabbim beni sizlere kavuşturdu.
-Şşşt. Nurum. Sil o gözyaşlarını kıyamam ben sana bitanem. Sen yanımızdasın. Biz senin yanındayız. Bak ben korkumu ilk günden yendim bile.
Nasıl tutarım diyordum, bak kucağıma bile aldım bebeğimizi.
diyerek sevdiğinin gözyaşlarını sildi, kaybetme korkusunu o da iliklerini kadar hissetmişti ve şimdi o korkusunun üzerini örterek sevdiğine tebessüm ederek bakıyordu...
-Bebeğimizi senin kucağında görünce çok şaşırmış ve çok sevinmiştim. Çok yakıştı benim erkeğime baba olmak.
-Benim kadınıma da anne olmak çok yakıştı. Ayrıca seni görmek beni de çok şaşırttı. Akşam bekliyorduk seni. Erkenden gelmene yanımızda olmana o kadar çok sevindim ki bitanemm. Seni çok seviyorum. Seni çok seviyoruz.
-Bende seni sizi çok seviyorum aşkım... dedi ve hem sevdiğine hem oğluna sarıldı, yürekten dualar ederek...
Kapı çalındı onlar da "girin" deyince içeriye hemşire hanım Sukeynâ ve Aynur geldi. Hemşire hanım
-"Geçmiş olsun. Nasılsınız Ahsennur hanım."
-Teşekkür ederim. Elhamdülillah biraz daha iyiyim. Hafif ağrım var sadece.
-"Normal, narkoz etkisini yitiriyordur. Buraya ağrı kesici ve ilaçlarınızı koyuyorum. Bizler size hatırlatacağız lakin aklınızda bulunsun sabah ve akşam olmak üzere iki defa alacaksınız. Yarından başlayarak refakatçınızın yardımı ile olsa bile ağır ağır yürümeye çalışın. Sıvı şeyler tüketmeye gayret edin. Bir sorun olursa şu düğmeye basarak bizi çağırabilirsiniz."
-Teşekkür ederim.
-"Rica ederim" dedi ve odadan ayrıldı.
-Yengecim aç bakayım ağzını bu lokum senin için. Bebeğinizin ilk lokumu. Kıymetimi bilin bu kata dağıttım yalnız size ayırmayı unutmadım.
-Allah razı olsun oğluşumun halası... diyerek sevdiklerinin tebessümü eşliğinde bebeğinin lokumunu yedi.
Ahmet'in telefonu çaldı. Konuştuktan sonra
-Nurum ben namazımı kılmaya gidiyorum. Ordanda arkadaşımı geçirip geleceğim.
-Tamam canım. Bizi de duâlarından unutma.
-Unutur muyum hiç... Hanımlar oğlum ve karım size emanet. Birşey olursa muhakkak arayın.
-Abi artık yengemi ve yiğenimi bıraksanda gitsen diyorum. Resmen bir dakika daha fazla durabilmek için biraz sonra bizi sınava alacaksın.
-Sınava alırım tabi ne var. Onlar benim kıymetlilerim. Yalnız ikindiyi kılayım öyle yaparım
diyerek kardeşinin yanağından bir makas alıp onlara da el sallayarak gitti.
-Hele şükür gitti. Yenge ver yiğenimi de abim gelmeden biraz seveyim. Yoksa gelince çalar bize bırakmaz.
-Uğraşma benim kocamla. İlk defa baba oluyor herhalde bırakmayacak. Doyamıyor ne yapsın.
-Bak görüyor musun Sukeynâ abla kocasını savunuyor. İnsan biraz hemcinsini savunur.
-Ben aranıza girmesem. Çünkü taraflardan birisi abim, birisi can kardeşim diğeri de küçük kardeşim. Üç tarafında ortak paylaşımı daha doğrusu paylaşamadığı Abdullah'ı tutuyorum.
-En mantıklı seçim kardeşim tebrik ederim.
-Bence de akıllı seçim. Bu arada Sukeynâ abla şuraya lokum katmıştım. Onlarda senin için. Abimin yanında yemeyeceğinden dolayı oraya kattım.
-Allah razı olsun canım.
demesiyle Ahsennur'a dönerek
-Güzelim annenlerle konuştum, baban kahvehanedeymiş müsaitiz konuşayım kızımla dediler. Arayayım mı konuşabilecek misin?
-Ara canım ara. Konuşayım annemle. Sukeynâ arkadaşına telefonu vererek
-Biz kapının önündeyiz canım.
-Allah razı olsun...
Telefon ilk çalışta açıldı... Annesiydi... Ağlıyordu...
--"Kuzummm"
-"Annemmm"
--"Yavrum mübarek olsun. Anne oldun. Kuzumun kuzusu oldu. Nasılsın, torunum nasıl iyi mi?"
Ahsennur da gözlerinden yaş düşürerek, bebeğine biraz daha sarılıp
-"Çok şükür anacığım ikimizde iyiyiz."
--"Yavrum gelemedim göremedim seni. Baban denilen o..."
-"Şişşt. annem. Sen yanımda olmasanda yanımdasın kalbimdesin. Üzülme ne olur. Canını sıkma..."
--"Ablammm"
-"Güzelim anneme ne oldu iyi mi?"
--"İyiyiz ablam iyiyiz merak etme.Annem seni göremediği torununu göremediği için ağladı. Sesini duyuncada kelimeleri boğazına takıldı daha fazla devam edemedi telefonu bana verdi."
-"Tamam güzelim. Annem size emanet. Ona iyi bakın olur mu?"
--"Olur ablam. Sen bizi düşünme. Ablammm"
-"Söyle güzelim."
--"Enişteme söylesende ailecek fotoğrafınızı çekip bize gönderse. Özellikle yeğenimi"
-"Tamam güzelim. Namaza gitti. Gelsin söylerim."
--"Ablam sen dinlen, yeğenimizi yerimize öp, enişteme ve ailesine selam söyle. Sukeynâ ablama da..."
-"Ve aleyküm selam canım söylerim. Daha sonra uzun uzun konuşuruz inşallah. Allah'a emanet olun. Evdekilere bol selam söyle."
--"Ve aleyküm selam ablacım. Sizde Allah'a emanet olun" dedi ve telefonu kapattılar.
*******
Mirza çayını içtikten sonra müsade istemek için Ahmeti aradı.
-Efendim kardeşim.
-Kardeşim benim yapabileceğim bir şey yoksa namazımı kılıp ben eve geçeceğim.
-Tamam kardeşim. Beni bekle beraber kılalım. Sonra seni yolcu ederim.
-Mescide geçiyorum kardeşim. Orada buluşalım o zaman
-Olur kardeşim mescidde buluşuruz.
Telefonu kapatıp Abdullah Beye dönerek
-Abi ben müsadenizi istiyorum. Önce namazımı kılıp daha sonra eve geçeceğim.
-Müsade senindir oğlum. Allah razı olsun, ayaklarına sağlık. Evdekilere selam söyle.
-Ve aleykümselam söylerim.
diyerek yanlarından ayrılıp mescide doğru yürüdü. Ahmet ile karşılaştıklarında, Ahmet'in
-Neye bakıyorsun öyle Mirzam? demesiyle, tabelayı gösterip
-Fark ettin mi hiç kardeşim?
Morg ile Mescit genellikle hastanelerde aynı taraflarda olduğunu gösteriyor tabelalar...
Sanki Morga girdiğinde KAÇAN NAMAZINA AH çekmemek için yaşıyorken mescide git demek istiyorlar.
-Haklısın kardeşim ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜM İÇİN HAZIRLAN diyorlar yani. Haydi gel kardeşim daha fazla geciktirmeyelim namazımızı...
Ahmet ile beraber namazlarını kılıp vedalaşarak hastaneden ayrıldı. Arabasını bulmaya çalışıyorken Sukeynâ'nın arabasını görünce içten duâ etti
-Oda bu hastanedeymiş. İnşallah kardeşide iyidir. Bu sefer görüşmemiz nasip olmadı. Rabbim hakkında her şeyin hayırlısını nasip eylesin.
Sanki karşımdaymışçasına
-En iyisini bilene emanetsiniz... diyerek kendi arabasının olduğu tarafa geçti.

Aile üyelerinin de gelmesiyle kapıyı çalarak içeri girdiklerinde Ahsennur'un ağladığını gördüler.
Ahmet telaşla sevdiğine ne olduğunu sorduğunda
-Annem ve kız kardeşimle konuştum. Onlar ağlayınca bende kendimi tutamadım. Sizede bol bol selamları var.
Ahmet sevdiğinin ellerini tutup
-Ve aleyküm selam gülüm. Biliyorum gülüm yanında olmalarını çok istiyordun ama olmadı. Ne olur ağlama. Onlar gelemiyor biliyorum. İnşallah en yakın zamanda onların yanına götüreceğim sizi. Üzülme artık...
-Bizim fotoğrafımızı istediler, özellikle küçük beyin. Fotoğraf çekelim mi?
-Olur gülüm.
Ahsennur, Sukeynâ'nın telefonuyla annesiyle konuştuğundan dolayı telefonu ona vererek
-Sen çeker misin canım? dedi. Sukeynâ da başını sallayarak onay vermesiyle, fotoğraflarını çekip gönderdi.

-Eğer kabul ederseniz benim bir fikrim var.
-Söyle Sukeynam
-Abdullah amca ezanı bebeğin kulağına siz okur musunuz? Videoya çekip gönderelim. Burada olamasalarda en azından onlarda görmüş olurlar.
-Olur kızım. Şeref duyarım. Oğlum torunuma hangi ismi düşündünüz?
-Babam müsaden olursa senin ismini vermek istiyoruz.
-Benim mi?
-Babam sizler bana öyle annelik öyle babalık öyle kardeşlik yaptınız ki. Annemi, kardeşlerimi aratmadınız. Babamın yapmadığı babalığı siz yaptınız. Haklarınızı ödeyemem. En azından teşekkür edebilmeme fırsat verin. Lütfen kabul edin.
Aynur ve Nuray Hanım Ahsennur'a sarıldılar. Abdullah Beyde gözyaşlarını silebilmek için arkasını döndü.
Küçük beyi Ahmet, babasına uzattı. Sukeynâ da videoyu açarak çekmesi için Aynur'a uzattı. O da babası ve yeğeninin önlerine gelerek tebessüm edip çekmeye başladı...
Bebeğin ismi ezanla konuldu.
Ve duâlar edildi "İsmi gibi inşallah, Allahu Tealaya layık kul olur" diyerek...
(Bize de "Âminnn... Tüm evlatlarımızda inşallah..." demek düşüyor galiba :))
Ve Sukeynâ da müsaade isteyerek evine doğru yol aldı...