Aşık FATİH Olursa Eğer, MAŞUKUN Bahtına
İSTANBUL Olmak Düşer!..
{Nazan BEKİROĞLU}
Babasının evden çıkmasıyla aceleyle hazırlanan Ahsennur, kapının önüne gelip ayakkabılarını giyerken annesine seslendi...
-Annemm!.. Ben çıkıyorum...
-Tamam yavrum, baban gelmeden tez vakitte git gel kuzum, biliyorsun kızıyor...
Annesinin söylediğiyle üzülen Ahsennur
-Tamam annem, kitaplarımı alıp geleceğim... deyip annesini öperek vedalaşarak kitapçıya doğru yol aldı...
Onu bekleyen nasibinden habersiz olarak...
Son dosyayı da kontrol ettikten sonra dosyayı kapatıp gözlerini ovuşturan Ahmet, karşısında onun gibi yorgunluğu ve uykusuzluğu yüzüne vuran arkadaşına bakarak
-Kardeşim başka bir şey var mı?
-Yok Ahmet'im herşey tamamdır...
-Hadi öyleyse kalkta bu kardeşin sana bir kahve ısmarlasın...
-Vallahi bu kadar dosyanın altından kalkmışken bir kahveyle kurtulamazsın söyleyeyim...
-Önce bir uyanalım da kardeşim, sonra ne istersen başım gözüm üstüne...
-Haklısın kardeşim, hadi öyleyse takıl bu kardeşinin peşine seni çok güzel bir yere götüreceğim...
-Mekân benden, masraflar senden diyorsun yâni... dedi tebessüm ederek
Arkadaşı da onun gibi gülümseyerek cevap verdi
-Eee... Patron oğlu olmak kolay değil yâni... deyip arkadaşına göz kırptı...
İki arkadaş tebessüm ederek omuz omuza verip şirketten çıktılar...
Onları bekleyen sürprizlerden habersiz olarak...
Ahsennur İstanbul'un kalabalığına bir türlü alışamamış, İzmir'i çok özlüyordu...
Her kalabalık ortama girmek zorunda kaldıkça
-Ahh... Babamm!.. diyerek içinden geçirmeden edemiyordu...
İnsan kalabalığından geçerek sahafa geçerek her zaman ilk yaptığı gibi, o çok sevdiği kitap kokusunu içine çekerek içeri girdi...
Dükkan sahibi Ahsennur'u görünce
-Ooo Ahsennur kızım gelmiş, hoşgeldin kızım...
Ahsennur da tebessüm ederek cevap verdi
-Hoşbulduk amcam, kitaplarım geldi mi? dedi gözleri ışıldayarak...
Gözlüğünü çıkartarak yüzünü düşürünce dükkan sahibi, Ahsennur'un da yüzü buruklaştı...
Halbuki ona takılacaktı kitapçı...
-Ahsennur kızım!.. dedi yüzünü ciddileştirerek
-Efendim amcam, gelmedi mi yoksa?..
Ahsennur'un yüzünü gören kitapçı, onun o haline dayanamayarak, şakasını uzatmadan yüzüne tebessüm yerleştirip cevap verdi...
-Arkandaki sandalyenin üzerinde, senin gözlerinde kitaplara baktıkça gördüğüm bu ışık olduğu sürece, sen iste ben bulurum Allah'ın izniyle kızım...
Ahsennur da sevinçle "Allah razı olsun amcam" diyerek, sandalyeye doğru adeta uçarcasına gidip, poşete konulmuş kitaplarını aldı...
Teşekkür ederek kitapçıya ücretini verip sevinçle dışarı çıkıp, evine doğru yol aldı...
Ahsennur babasının herşeyi onlara kısıtlamasından dolayı, sıfır kitap yerine daha uygun olduğundan ikinci el kitap alıyor, babası görmeden bilmeden gidip geliyordu...
Çünkü babasına göre kitaplara verilen para "gereksiz masraf"dı...
Kitapçıdan çıkıp ilerlerken telefonu çalmasıyla ekrana bakan Ahsennur,
"CAN KARDEŞİM" yazısını görünce sevinçle cevap verdi...
-Selamun aleyküm Sukeynâm
-Ve aleykümselâm, ses tonuna bakılırsa kitaplar bulunmuş ve almışsın...
-Evett canımm... Şu anda elimde...
-Hadi gözün aydın birtanem... Onlar için aramıştım, eğer bulamazsan buradan yardımcı olmak için...
-Çok sağol birtanem, kaç tane kitap gönderdin bana hemde ücretlerini bile almadın...
Sukeynâ şakaya vurarak
-Alooo... Alooo... Herhalde telefon kapanacak ben kapanmadan kapatıyım... Selametle, seviliyorsun... deyip, arkadaşının cevap vermesine fırsat vermeden kapattı...
Ahsennur da telefonuna bakıp tebessüm ederek
-Ahh... Deli kız... Sanki anlamadım ben... Yine para konusu geçince, ben üzülmeyeyim diye konuyu değiştirip, telefonu kapattı... Seviyorum seni deli kız...
deyip başını kaldırıp köşeyi dönmesi ile önüne koşarak çıkan çocuğun ona çarpmasıyla telefonu yere düştü...
Acelesi olan çocuk özür dilerim abla deyip koşmaya devam ederken, Ahsennur çocuktan çektiğini bakışlarını telefonunu bulmak için yere indirdiğinde bir beyin ayağını çarpmasıyla telefon (kaldırım kenarlarında bulunan yağmur sularının gitmesi için açılan kanalizasyon delikleri) deliğin içine düştü...
Ahsennur şaşkınlıkla "telefonumm!!!" demesiyle gözleri dolarak elini ağzına kapattı...
Anayolun kenarında bir otoparkı gösteren arkadaşı, Ahmet'e
-Kardeşim arabanı şuraya park et, oraya yürüyerek gitmek daha mantıklı...
Ahmet başını sallayarak cevap verdi
-Ahh güzel İzmir'im ahh... Senin kıymetini yokluğunda daha iyi anlıyorum... deyip arkadaşının dediği yere arabayı park etti...
Arkadaşı sitem ederek cevap verdi
-Şuna bakın hele sanki uçsuz bucaksız yerden bahsediyor, görürüz beş on seneye İzmir'in hâlini de...
-Ağzından yel alsın kardeşim... İzmir'im böyle güzel, az insan çok huzur... diyerek tebessüm ederek yürümeye devam ettiler...
Tâ ki Ahmet ayağına bir şeyin çarptığını farkedip önce deliğe düşen telefona, daha sonra gözleri dolarak telefona baka kalan Ahsennur'a gözleri takılı kaldı...
Ahsennur şaşkınlıkla "telefonumm!!!" derken Ahmet suçluluk hissiyle önce kendine kızıp daha sonra Ahsennur'a dönerek
-Özür dilerim hanımefendi, nasıl olduğunu anlayamadım bile...
Ahsennur babasının çok kızacağı gözünün önüne gelince
-Babamm... diyerek gözyaşları dökmeye başladı... Ahmet'i duymuyordu bile...
Ahmet pişmanlıkla
-Hanımefendi... Çok özür dilerim... Lütfen ağlamayın, telafi edebilirim... dese de Ahsennur onu duymuyor, gözünün önüne babasının öfkeli hâli geliyordu...
Ahsennur gözleri yaşlı şekilde yere çökünce "babamm" diyerek
Ahmette telaşlanıp ne yapacağını bilemeyerek arkadaşına baktı. O da şaşkınlıkla Ahsennur'a bakıyor, bir telefon için neden bu kadar üzüldüğünü anlamaya çalışıyordu...
Halbuki ne Ahsennur'un maddi durumunu, ne de bunu duyan babasının ona neler diyeceklerini bilmiyorlardı...
Ahmet'te Ahsennur'un önünde eğilerek onunla gözgöze gelip suçlulukla
-Hanımefendi... demesiyle
Ahsennur gözyaşları içinde
-Babam çok kızacak... dedi, düşünceleri dilinden istemsiz dökülerek....
-Özür dilerim, bilmeden oldu, telafi etmek istiyorum... dediğinde Ahmet, Ahsennur başını iki yana sallayarak kendine gelmeye çalışıp ayağa kalktı...
Ahmet'e bakıp
-Sizin hatanız değildi... deyip gözyaşları içinde yoluna devam etmek için ilerleyecekken, Ahmet:
-Lütfen, öyle veya böyle, benim yüzümden yaşandı, müsaade edin telafi edeyim...
Ahsennur başını iki yana sallayarak cevap verdi
-Teşekkür ederim ama dediğim gibi sizin hatanız değildi... deyip onların bir daha seslenmesine kulak vermeyerek gözyaşları içinde ve babasına ne cevap vereceğim düşüncesi içinde evinin yolunu tuttu...
Ahmet de arkadaşına dönüp
-O telefondan bul!!! deyip Ahsennur'un peşinden ilerledi...
Arkadaşı Ahmet'in arkasından bakıp ellerini yanlarına koyarak "hangi markaydı ben görmedim ki" demesiyle Ahmet bir anlık başını arkadaşına döndürüp telefonun markasını söyledi ve tekrardan yönünü Ahsennur'a çevirdi...
Ahmet, Ahsennur'un gözü yaşlı hâli gözünün önünden silinmeyerek, suçluluk duygusunu bir türlü üzerinden atamayarak onu takip etti...
Arkadaşı yolda arayıp
-Hattı ne yapacağız Ahmet'im?.. diye sorunca
Ahmet başını sıkıntıyla ovalayıp cevap verdi
-Numara değişirse, babası kızar... Sen sadece telefonu al, numara işini ben halledeceğim... deyip kapattı...
Ahsennur evinin önüne gelip gözyaşları içinde annesine olayları anlatınca, annesi de üzülerek telaşlı bir halde ellerini sıkıp
-Babana nasıl açıklayacağız Ahsennurum, inşallah eve sakin gelir kuzum... dedi.
Ana kız eve girerken dualar ederek, onların bahçede konuşmalarına tanık olan Ahmet, sinirle ellerini yumruk yapıp
-Sen nasıl bir babasın ki!.. Bu insanlar senden böyle korkuyor... dedi.
Ona adresi göndermesiyle taksiyle yanında duran arkadaşına bakan Ahmet, kapıyı açıp elinde ki kutuyu aldı.
-Eski tip olduğu için biraz bulmam zor oldu kardeşim...
-Eyvallah kardeşim, sağolasın...
-Nasıl kabul ettireceksin peki?
-Biraz önceki yaşananları gördükten sonra, gerekirse zorla... diyerek sıkıntılı bir nefes alıp verdi...
-Tamam kardeşim... Bekliyoruz seni... demesiyle
Ahmet arkadaşının omzuna elini koyup
-Beni beklemeyin kardeşim, git ve dinlen... Ben daha sonra geleceğim... diyerek arkadaşının itirazına müsaade etmeyip onu gönderdi...
Arkadaşının gitmesiyle ceketinin iç cebinden bir not kağıdıyla kalem çıkartan Ahmet,
"Telefon numaranızı bilmediğim için aynı hattan alamadım, yeni hat alıp da babanızın karşısında sizi daha çok zor duruma düşürmek istemedim." yazıp, kutunun içine fazlasıyla hat parası ve notu koyarak kapattı...
Kapıya varıncaya kadar içinden Ahsennur'un açması için dualar ederek zile bastı...
Ağlaması durmasına rağmen, kançanağı olmuş gözleri kendine gelemeyen Ahsennur, kapıda gördüğü kişiye şaşkınlıkla baka kaldı...
Babası geldi zannerderken karşısında Ahmet vardı...
-Siz... Sizin ne işiniz var burada?.. diyerek tek eli kapıda asılı tek eli Ahmetin karşısında uzanmış olarak kaldı...
Ahmet ondan hesap sormak için açılan eline telefon kutusunu koyup
-Lütfen kabul edin ve özür dilerim.
-Ama...
-Aması yok, kutunun içine kartımı koydum, bir sorun oluşursa bana o numaradan ulaşabilirsiniz. Tekrardan özür dilerim. İyi günler... deyip Ahsennur'un şaşkın bakışları altında gözden kayboldu...
Annesi kapıda kalan Ahsennur'u görmesiyle
-Kimmiş kızım kapıda niye kaldın?.. deyip yanına gelmesiyle elinde kutuyla, gözden kaybolan Ahmet'e bakan kızına baktı...
-Annem bu ne?..
Ahsennur annesinin sorusuyla ona dönüp,
-O bey geldi anne, telefonu elime tutuşturdu, özür diledi ve gitti...
-İyi insanmış vesselam... Allah razı olsun...
-Ama anne!!!
-Babana nasıl söyleyecektik kuzum birde o yönden düşünsene... Şimdi kutuyu baban gelmeden kaldır haydi... deyip kapıyı kapatarak kızını da odasına gönderdi...
Ahmet yürüye yürüye Ahsennur'un ağlayan gözlerinin silüetini gözünün önünden artık kaybomasını beklerken!.. yolları arşınladı...
Ahsennur ise üst kattaki bazasına çıkıp oturarak telefon kutusunu açtı.
Telefonun, düşen telefonun aynısı olduğunu görünce içten bir şekilde
"Çok şükür babam anlamayacak" dedi, sonra not ve parayı gördü.
Parayı görmesiyle kaşları çatılıp notu okudu, okudukça kaşları düzeldi ve minnet dolu sesle fısıldadı
"Düşünceli insanmış, sağolsun" dedi ve eline telefonu alıp göğsüne bastırarak
"Ohh... Çok şükür... Babam kızmayacak..." deyip başını yastığına koydu...
~ERTESİ GÜN~
Gördüğü rüyaların etkileri ile iki gündür bedenen şirkette olsa da ruhen bambaşka yerlerdeydi Ahmet...
Ahmet'i yine elinde kahvesiyle pencereden dışarıya boş boş bakarken gören arkadaşı onun bu durumuna üzülerek
-Yine mi?..
-Evet kardeşim... Yine... Kucağında ki bebekle bana bakarak öyle güzel gülüyordu ki... dedi yorgun sesiyle...
Arkadaşı omzunu sıvazlayarak
-Kardeşim insan toplasan bir saat bile görmediği bir kızı iki gündür rüyasında görür mü? Hem de onunla evlenmiş olarak...
-Ahh bi bilsem... Bi bilsem...
Ahmet ile arkadaşı biraz dertleşip işlerine döndükten sonra öğleye doğru sekreterleri arayarak
-Ahmet Bey, bir hanım geldi sizinle görüşmek istiyor.
-Hâyırdır inşallah. Kim olduğunu biliyor musun?
-Aranızda bir telefon mevzusu geçmiş, onun için gelmiş...
Ahmet duyduğu ile şaşırarak karşısında duran arkadaşının gözlerine baktı
-Gelmiş... Burda... dedi sessizce...
Arkadaşı tebessüm ederek
-Ne duruyorsun kabul etsene deyince, Ahmet de kendine gelerek, sekreter hanıma
-Buyursun, gelsin... diyerek telefonu kapattı...
Heyecanı yüzünden okunarak arkadaşına dönüp
-Ben ne diyeceğim şimdi ona... dedi...
-Önce o bi gelse, ne diyeceğini duysan, sonra cevap vermeyi düşünsen daha mantıklı değil mi?..
-Haa.. doğru...
-Haa... ya... doğru... diyerek kahkaha atınca, Ahmet elindeki kalemi arkadaşının yüzüne atıp
-Git başımdan yaa... Bi de dalga geçiyor... demesiyle, kalemin isabetinden kurtulan arkadaşı, tam cevap verecekken kapı çalınarak, sekreter hanım ile Ahsennur içeri girdi...
Ahmet ilk şaşkınlığını atarak Ahsennura bakarak
-Buyrun hoşgeldiniz... diyerek oturması için koltuğu işaret etti.
-Hoşbulduk, teşekkür ederim oturmayacağım, şu emaneti bırakıp, sizi daha fazla rahatsız etmeden çıkacağım, dedi çekingenlikle...
-Estağfurullah ne rahatsızlığı, emanet demişken, ne emaneti?
Çantasından içinde para olan zarfı çıkartarak masanın üzerine koydu.
-Telefonu ailevi sebeplerden dolayı şu anlık kabul etmek zorunda kalsam da, en yakın zamanda borcumu ödeyeceğim.
-Ama
-Lütfen Ahmet Bey, hattımı tekrar aldım, o yüzden paranızın kuruşuna dokunmadan geri getirdim.
Çok teşekkür ederim...
-İyi de hatamı telafi etmeme neden müsaade etmiyorsunuz?
-Siz hatanız olmamasına rağmen bana telefonu alarak zaten çok büyük bir iyilik yaptınız.
Başka bir şey istemiyorum.
-Peki nasıl ödeyeceksiniz? deyince Ahmet'in arkadaşı
Odada bulunan sekreterin şaşkın, Ahsennurun mahçup ve Ahmet'in ise sen ne diyorsun!!! diyen sert bakışları bir anda ona döndü...
Ahsennur mahçupça cevap verdi
-Telefoncudan sıfır telefonun ne kadar olduğunu öğrendim.
Bi bir iki aya kadar ancak ödeyebilirim... dedi utangaçlıkla...
-Afedersiniz de ne mezunusunuz nerde çalışıyorsunuz?..
diye sorunca da artık Ahmet arkadaşının sorularına dayanamayıp
-Kardeşim neden soruyorsun bu soruları, benim hatam olan bir durumu karşılamaya çalışıyorken hem de!!... demesiyle kızmış olarak
-İş teklifim olacak da ondan... demesiyle odada bulunan herkesin ağzından şaşkınlıkla "Ne" çıkmasıyla
-Ne demek ne?.. Yıllık evrak vs kontrollerde canımız çıkıyor seninle, İstanbul gibi bir yerde verilmiş bir parayı kuruşuna bile dokunmadan getiren, hediye edilen telefonu borç olarak görüp ödemeye çalışan bir insana güvenmeyeceksin yardımcı olarak da, kime güveneceksin?..
Ahmet'in bakışları Ahsennur'u bulurken, o ise ne diyeceğini bilemiyordu.
-Bence hemen reddetmeyin, bir düşünün hanımefendi. Sizin için de burası geleceğiniz için güzel bir iş deneyimi olmuş olur.
Ahsennur mahçupça cevap verdi
-Güveniniz için çok teşekkür ederim ama ben daha önce böyle büyük bir şirkette çalışmadım, dükkan tarzı yerlerde çalıştım. O yüzden güveninizi boşa çıkartmaktan korkarım.
Kabul ede... mem diyecekken
-Lütfen... diyen Ahmet'e doğru yüzünü döndürdü
-Lütfen düşünün ve inşallah kararınız olumlu yönde olur...
Ahsennurun ağzından bir anda "Peki" çıkmasıyla yüzünde tebessüm oluştu Ahmet'in. Ahsennur da tebessüm ederek müsaade isteyerek ayrıldı...
Sekreterin ve Ahsennurun çıkmasıyla arkadaşı Ahmete takılarak
-Ben o kadar konuştum ikna edebilmek için, adam bir tek lütfen demeyle ikna etti.
Ahmet arkadaşına bakmadan masasının başına geçerek
-Hadi gel çok işimiz var ben bu gece döneceğim... dedi.
-Ne dedin sen ne dönmesi yaa?..
-Onun mahçup bakışlarını görmeye dayanamam...
-Kardeşim sen... dedi arkadaşı şaşkınlıkla ve devam etti
Yoksaa?..
Ahmet devam etmesine müsaade etmeyerek
-Hadi devam edelim... deyip bilgisayarında ki işlerine geri döndü...
...
Sevmek Demek Sabretmek Demek İmiş...
...