bc

Ağanın Kurbanı “Pamuk” +21

book_age18+
4.7K
TAKİP ET
58.0K
OKU
love-triangle
family
HE
age gap
fated
forced
opposites attract
second chance
friends to lovers
curse
stepfather
heir/heiress
bxg
bold
mythology
small town
cheating
enimies to lovers
secrets
superpower
musclebear
affair
surrender
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Yetişkin İçerikli Anlatımlar Olacaktır!!!+21 Anlatımlar Mevcut Pamuk’un hikayesi kalbinize işleyecek, asla unutamayacağınız bir hikaye. “Haşim Ağa beni mi istiyor kendine? Ama o evli, 4 çocuğu var hem aramızda kaç yaş var? Amca engel ol!”diye yalvardı Pamuk ama ne çare?O, Çukurova’nın en kudretli, en zalim Ağası Haşim…O istediğini alır, kimse engel olamazdı..

Peki ya Şahin Ceyhanlı? Onun gibi asil bir adam, ırgat bir kızı ne kadar sevebilir? Şahin Ağanın tutkusu nasıl aşka dönüşür?🔥🔥🔥🔥🔥🔥🔥

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Hasat Zamanı
Yazarın Anlatımıyla; "2000’lerin başında, Çukurova’nın uçsuz bucaksız pamuk tarlalarında geçen bir hikaye bu... Pamuk; tıpkı adı gibi saf, adı gibi bembeyaz ve güzel. Peki ya kaderi de adı gibi temiz kalabilecek mi? Bir tarafta Çukurova’nın en çok toprağına hükmeden, güçten başka hiç bir şey tanımayan, sadece kendini önemseyen zalim Haşim Ağa... Diğer tarafta ise Hacı Ömer Bey’in tek oğlu; eğitimli, görgülü ve adaletli Şahin Bey. Bu hikayede, siyahla beyazın arasında sıkışan üç hayatın yollarının nasıl kesiştiğini okuyacaksınız. Şimdiden hepinize keyifli okumalar diler, teşekkür ederim." Çukurova’nın bereketli toprakları, yılın en hareketli zamanına, hasat mevsimine bürünmüştü. Pamuk, annesi ve ablasıyla birlikte, amcalarının peşine takılıp ırgatlığa gelmişti. Her yaz sonu, Urfa’dan yola çıkan mevsimlik işçilerle birlikte Adana’nın yolunu tutarlardı. Pamuk henüz on sekizindeydi. Nehir gibi duru gözleri ve saman sarısı saçlarıyla, o uçsuz bucaksız beyaz tarlanın ortasında, sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi masum dururdu. Babası iki yıl önce, tam da bu tarlada can vermişti. Adana’nın insanı eriten o meşhur sıcağına kalbi dayanmamıştı adamcağızın; ambulans tarlaya varana kadar çoktan son nefesini vermişti. Babaları sağken bu kadar yorulmazlardı aslında. Kıyamazdı kızlarına; Kiraz’ı da Pamuk’u da gözünden sakınırdı. O gittikten sonra evin bütün yükü üç kadının omuzlarına kalmıştı. Tarlada iş bitip memlekete döndüklerinde, annesi evlere temizliğe gider, ablası Kiraz da bir okul kantininde çalışırdı. Kışları bir şekilde atlatırlardı da, yazın bu tarla işi tam bir çileye dönüşürdü. Sıcağın altında kurulan derme çatma çadırlar; sinekler, fareler ve yılanlarla dolup taşardı. Yanlarında getirdikleri üç beş mutfak eşyası, birkaç döşek ve giysileriyle hayata tutunmaya çalışırlardı. İşte yine o zorlu telaşın başladığı günlerden biriydi. Pamuk, başına geleceklerden habersiz, o kavurucu şehre ayak basmıştı. “Tamam, bizim Urfa da sıcak ama bu Adana’nın sıcağı resmen zehir valla!” diye söylendi Kiraz. Çadırları kurarken ikisinin de canı çıkmış, kan ter içinde kalmışlardı. Amcaları İsmail uzaktan homurdandı: “Söylenmeyi bırakın da eliniz çalışsın, diliniz değil!” Amcası bu yıl turnayı gözünden vurmuş, onları Çukurova’nın en büyük toprak sahibi Haşim Ağa’nın tarlasına aldırmıştı. Kendisi de ağanın baş ırgatı olmuştu artık. Haşim Ağa, "Adana’nın yarısı benim" edasıyla kasıla kasıla gezen, heybetli ama bir o kadar da gaddar bir adamdı. Amca İsmail, ağanın kahyası Süleyman’a yaranmak, üç kuruş fazla koparmak için kırk takla atar, tarlada olan biteni anında raporlardı. Karısı Kadriye’yi de çiftliğin mutfağına işçi diye sokmuştu. Kadıncağız sabahtan akşama kadar hizmet etmekten ayaklarının altı su toplar, yine de kocasına yaranamazdı. İsmail’in dilinde hep aynı felsefe vardı: “Çalışmayana ekmek yok. Bak, çalıştığın için karnın tok, sırtın pek!” İsmail ve karısı Kadriye, çoktan Haşim Ağa’nın avucuna düşmüştü. O zalim ağa ise ırgatın parasını asla zamanında ödemez, arkalarından, “Irgat kısmını çok paraya alıştırmayacaksın, şımarırlar,” diye gülerdi. Gücü ne kadar büyükse, merhametsizliği de o kadar dillerdeydi. Gün henüz ağarırken, derme çatma çadırlardan çay kaşığı sesleri yükselmeye başlardı. İşçiler, öğlenin o cehennem sıcağı bastırmadan işi yarılamak için alelacele kahvaltı eder, tarlaya koşarlardı. Yine öyle telaşlı bir sabahtı. Pamuk sofrayı kuruyor, annesi öğlen tarlada yenecek azığı hazırlıyor, Kiraz ise yatakları topluyordu. Bu küçük çadırda herkesin görevi belliydi. Kahvaltının ardından, kendilerini tarlaya götürecek olan traktörün römorkuna çoktan kurulmuşlardı. Yan çadırda kalan komşuları Halime’nin kızı Seher de her zamanki gibi mutsuz çehresiyle yanlarında oturuyordu. Tek hayali evlenip bu hayattan kurtulmaktı ama şansı bir türlü yaver gitmiyor, kapısını çalan olmuyordu. “Kızlar, bu sene de evde kaldık iyi mi? Ne yapacağız biz böyle? Elin tarlasına git gel, ömür mü biter?” diye iç geçirdi Seher. Kiraz acı acı gülümsedi: “Aman eksik kalsın Seher. Bir de elin adamının kahrını mı çekeceğiz? Hem bizi bu tarladan kim gelip bulsun, şehirlinin işi ne bizimle?” Pamuk araya girip kıkıradı: “Kız baksanıza, amcam baş ırgat oldu da yengem tarladan kurtuldu sonunda. Kadın gün yüzü gördü!” Seher dudak büktü: “Aman, o baş ırgatların da hepsi yaşlı be!” Sonunda tarlaya vardıklarında traktörün gürültülü motoru sustu. Herkes beyaz bir denizi andıran uçsuz bucaksız pamuk tarlasına dağıldı. Yılın ilk büyük hasadı başlamıştı. Aynı saatlerde, Haşim Ağa’nın görkemli konağında da kahvaltı sofrası kurulmuştu. Ağa’nın iki oğlu, masanın başında babalarının gelmesini bekliyordu. Konağın kızları ise asla o sofraya oturamazdı. Bu evde kız çocuğu demek, görünmez bir hizmetçiden farksız demekti. Onlar, anneleri Sultan Hanım’la birlikte aşağıda, mutfaktaki çalışanlarla kahvaltı ederlerdi. Konağın asıl hakimi ise Haşim Ağa’nın annesi Serpil Hanım’dı. Yaşlı kadının aklı fikri güçte ve soydadır. Haşim’in iki oğlu olmasına rağmen, "Daha çok erkek torun gerek" diye oğlunun başının etini yerdi. Sofraya oturduklarında Serpil Hanım, oğluna doğru eğildi: “Pamuk bizim her şeyimiz Haşim. Irgat kısmına boş bırakmaya gelmez, işin başında dur, gözünü üstlerinden ayırma.” Haşim Ağa başıyla onayladı ama zihni bambaşka bir dertle meşguldü. Bir süredir erkekliği işlev görmüyordu. Karısından başka kadınları denemiş ama nafile... Kırk beş yaşında bu ağır darbeyle sarsılmıştı. En kısa zamanda gizlice bir doktora görünmeliydi ama laf söz çıkar korkusuyla bu doktorun Adana’da olmaması gerekiyordu. Güneş gökyüzünde yükseldikçe, tarladaki genç kızların dudaklarından yanık türküler dökülmeye başladı. Pamuk ise ses çıkarmadan, önündeki beyaz kozaları topluyordu. Sıcak yavaş yavaş tenini kavururken, zaten süt gibi beyaz olan teni kızarmaya, boncuk boncuk ter dökmeye başladı. Tam o sırada, tarlanın tozlu yolunda siyah, heybetli bir jeep belirdi. Araba durdu ve içinden Haşim Ağa indi. Keskin gözleriyle ırgatları süzdü; kaytaran, kaytarıp da hakkını gasp eden var mı diye bakıyordu. Tam o esnada, sıcağa daha fazla dayanamayan Pamuk’un gözleri karardı. Narin bedeni, beyaz pamukların üzerine yığılıverdi. Tarlada güneş çarpması sıradan bir şeydi, her işçinin başına gelirdi. Fakat bu kez durum farklıydı. Çünkü Pamuk yere düşerken, o masum ve narin bedeni Haşim Ağa’nın karanlık radarına çoktan takılmıştı...

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

AŞKLA BERDEL

read
95.6K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.7K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
578.2K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
97.9K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
75.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
62.3K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook