Haşim'e Hediye 🔥🔥🔥🔥🔥🔥

1756 Kelimeler
Ceyhanlı Çiftliği Yazarın Anlatımıyla; Şahin Bey sabah erkenden kalkmış, çiftliğin avlusunda portakal bahçelerine doğru ilerliyordu. Maria ağaçların arkasından ilerlerken Şahin’i gördü. “Günaydın” “Günaydın Maria, iyi uyudun mu?” “İyi. Hem de çok iyi, hava çok güzel. Portakalın kokusu sabaha kadar odamdaydı.” “Sevindim iyi uyumana Maria.” Hattuç Hanım Şahin’le Maria’yı konuşurken görünce “Abooo Şahin bey’im kıza gönlünü mü kaptırdın?” diye endişelendi. Burçak Hanım, kahvaltı sofrasını hazırlarken Hattuç yanına geldi. “Hanımımm Şahin Bey’im, bu Maria’ya gönlünü mü kaptırdı dersin? Sabah sabah kızı çekmiş bahçeye.” “Yok artık Hattuç, konuşuyorlarmış işte, ne gönül kaptırması?” diyerek güldü. “Burçak Hanım vallahi gör bak, gavur gelin hayırlı olsun..” “Oğlum sevdikten sonra gavur da olsa alırım, benim çektiklerimi evladım yaşamasın.” dedi Burçak hanım. Bir an gözünün önüne Hacı Ömer Beyle evlenirken yaşadığı zorluklar geldi. Bir ırgat kızıydı Burçak Hanım, rahmetli kayın validesi her şeyi yaptı onu gelin almamak için ama Hacı Ömer Bey, tarlada gördüğü ilk gün vuruldu ona. O günden sonra da hep sevdi. Kapının açılmasıyla bölündü düşünceleri. Maria ve Şahin gelmişti. “Burçak Hanım kahvaltıya ordu mu gelecek?” diye şaşkınlıkla sordu Maria. Sofra da bir kuş sütü eksikti. “Ne ordusu Maria? Senin için hazırlanmış bunlar. Hepsini yiyip bitireceksin.” diye dalga geçti Şahin ama anlamadı Maria. “Bu çok fazla, ben nasıl bitireceğim bunları?” diye güldü Maria. Hattuç dikkatle izliyordu onları, Maria’ya bakışlarını kilitlemişti. “Hattuç çay verecek misin bize?” diye soran Hacı Ömer beyin sesiyle irkildi. “Tabi beyim hemen.” dedi. Kahvaltı bitmeden dışarıdan telaşlı sesler gelir. Bir işçi, avluya koşarak geldi: “Beyim! Portakal bahçesinin alt tarafında sulama hattı patlamış!” Şahin hemen yerinden kalktı, “Ben bakarım, siz oturun.” dedi ama Maria da kalktı hemen. Ben de gelirim, mühendislik okudum sonuçta.” Şahin önce duraksadı, sonra tebessüm ederek: “Senin ellerin alışkın değildir Maria, çamur olacak her yerin.” Maria gülerek cevap verir: “Olsun, çocukken portakal kasalarını taşırdım ben.” dedi gülerek. Burçak Hanım gülümsedi ama gözlerinde hem endişe hem gurur vardı. “Demek, şehirli değil, toprak kokulu kız bu.” dedi kendi kendine. ———————————- Pamuk’un Anlatımıyla; Bütün bedenim titreyerek o görmeden çadıra girdim. O adam iğrençti. Neden böyle bir şey yaptı ki? Benim iç çamaşırlarımın yanında işi neydi? Korkarak yatağa geçtim. Annemlere söyleyip onları da korkutmak istemedim. Hem biz Haşim Ağa'ya ne yapabiliriz ki? O çok güçlü bizi kovabilir. Yatağın içinde bile bedenim titriyordu. Sabah zar zor oldu bana, yatağın içinde uykusuz dönüp durdum. Sabah ezanı bile okunmadan tarlaya gitmek için çıktık yola. Ablam neyin var diye sordu ama anlatamıyordum. Amcam geldi ırgatların yanına, ''Hepiniz beni dinleyin şimdi; Haşim Ağa İstanbul'a gitti. 3-5 gün yoktur. O gelmiyor diye kimse kaytarmaya kalkmasın. Hem oğulları gelecekler. Sakın benim yüzümü kara çıkartmayasınız. Yoksa kovarım hepinizi, sizden başka ırgat mı yok? '' diye bağırmaya başladı. Ama benim aklım Ağa'nın bir kaç günlüğüne de olsa gelmeyeceğini duymama takılmıştı. Demek yoktu ha, bir kaç gün de olsa görmeyecektim o iğrenç adamı. ''Ne bağırıyorsun insanlara İsmail?'' diyen Şahin Beyin sesi beni kendime getirdi. Ben bir daha ne zaman görürüm diye düşünürken şimdi karşımda duruyordu işte. ''Bey'im ırgatlar işi boşlamasın diye şey ettiydim ben..'' ''Şey etme İsmail, bırak çalışsınlar. Sen alıkoyma kimseyi.'' Amcam bize tarlalara dönmemiz için eliyle işaret etti. Tam giderken ''Pamuk'' diye seslenen o kadının sesi geldi kulağıma. Gavurmuş konuşmasından belli, dün ikide bir benim fotoğraflarımı çekti. Çok güzelmişim, çok beğenmiş beni. Ama bizim buralarda yüzün istediğin gibi güzel olsun. Kaderin güzel olmadıktan sonra neye yarar ki? ''Buyurun..'' diyebildim. Yanında duran Şahin idi.. Yüzü o kadar temizdi ki, gözleri bal rengini anımsatıyordu. Dudakları biraz kalınca kıpkırmızı renkte. Geniş omuzları, uzun boyuyla bana mı bakacaktı ki? Ahh Pamuk! Çık şu hayal dünyasından artık. ''Pamuk bugün bana yardımcı olabilir misin?'' dedi o sarışın kadın.. ''Ben tarlada çalışıyorum ama..'' diyebildim. Şahin Bey'e bakıp, ''onunla çalışmak istiyorum Şahin'' dedi. Şahin Bey' de sanki bu bir emirmiş gibi başını salladı. Bu kadınla arasında bir şey mi vardı yoksa? ''İsmail! Bak buraya''. diye amcama seslendi. Amcam koşarak geldi yanımıza. ''Bu kız bugün bizimle olacak, Maria hanıma yardım edecek, haberin ola!'' dedi. ''Emredersin beyim. Duydun mu Pamuk? Yüzümü kara çıkarma, işini doğru düzgün yap.'' diye azarladı bir de beni amcam. ''Sen karışma oralara İsmail, hadi işine dön'' dedi Şahin Bey. Birlikte onların tarlasına doğru yürüdük, kendi tarlalarında da bir sürü ırgat var neden beni yanına aldılar ki? Hiiiiiii, acaba anladı mı beni? Yoksa adam bana bak yavuklum var benim mi diyor ? Eyvahlar olsun, rezil oldun kız Pamuk. Sen ne anlarsın böyle işlerden? ''Pamuk, benim adım Maria'' dedi gülerek sarışın kadın. Demek adı Maria ha... Kadın çok güzel, sarı saçları, yeşil gözleri, pantolondan bile belli olan iri kalçaları, dudakları sanki kalemle çizilmiş. Yakışır Şahin Beyin yanına da maşallah. ''Memnun oldum hanımım.'' dedim. Bizim okulda ki ingilizce kitaplarında da vardı Maria, ondan bildim ismini. Maria'nın fotoğraf makinasını taşıyordum. Tarlada ki, her mahsulün önünde duruyor, kısa notlar alıyor, sonra fotoğraflarını çekiyordu. Şahin arabanın kenarında duruyor, şoförü ve ırgatlarla bir şeyler konuşuyordu. ''Bitti.'' dedi Maria bana dönerek. Teşekkür etti, sonra birlikte Şahin'in yanına geçtik. Gün akşam olmuştu neredeyse. Bizimkilerde çadırlara gitmek için toparlanıyordu, fotoğraf makinasını Maria'ya vererek, koşar adım uzaklaştım yanından. Traktör giderse epey yürümek zorunda kalacaktım onlara yetişmem lazımdı. ''Heyy!! Sen nereye gidiyorsun? '' diye seslendi Maria arkamdan. ''Eve dönmem lazım, acelem var'' dedim. ''Bekle bir dakika:'' deyince durmak zorunda kaldım. Cebinden çıkardığı kağıt parayı bana uzattı. Ecnebi parasıydı belli. ''Bugün bana yardım ettiğin için'' dedi. Şahin belirdi yanımıza geldi çok utandım. Ben para istememiştim ki. ''Teşekkür ederim hanımım, ama ben parayı kabul edemem, ben para istemedim ki sizden!'' dedim. Keşke şu an yer yarılsa da ben içine girsem. Rezil oldum. Başımı öne eğerek Şahin'e bakmadan traktöre doğru ilerledim. ''Pamuk kız'' diye bir ses geldi. Allah'ımm bu unun sesi mi? Hayal mi görüyorum yoksa? Pamuk sakin ol, ne oluyor sana??? Arkamı döndüğümde bir zarf vardı. ''Bu, bugün ki emeğin için. Neden almadın, sen bugün çalışmadın mı yoksa?'' ''Bey'im ben sadece yardım ettim. Ne yaptım ki sanki? Bir makina taşımakla çalışmış mı oldum. Teşekkür ederim ama alamam. ''Pamuk kızz'' diye seslendi yeniden. Kalbim titriyordu. Sonra bütün vücudum titredi. Ama bu sefer korkudan değil. “Buyurun Şahin Bey’im” dedim yeniden. Gözlerime baktı. Yüzümü inceledi. “Yarın yine yardımcı olur musun peki? Şahin bey bana Pamuk kız diyor, bir de yarın yine yardım etmemi istiyor. Ama benim kalbim yerinden çıkacak. “Amcam izin verirse ederim tabi ki Bey’im?” “Amcanı dert etme o zaman, yarın görüşürüz Pamuk kız.” “Görüşürüz Şahin Bey’im.” Ben şimdi yarını nasıl bekleyeceğim??? ——————————— İstanbul/ Haşim Ağa Yazarın Anlatımı; Haşim Ağa yaptığı pislikten sonra, o gece iyice düşünüp sabah yola çıktı. Evden kimseye haber vermedi. Zaten yapardı arada, üç gün gider eve uğramazdı. Geri döndüğünde kimse hesap soramazdı. Uçaktan indiğinde bir kaç hatırlı eski dostu karşıladı onu. Birlikte boğazda yemeğe geçtiler. Her gelmesinde boğazda balığını yemeden ayrılmazdı İstanbul’dan. Öğleden sonra ilk işi lüks bir özel hastanede ki doktorun yanına gitmek oldu. Kapıda biraz bekledikten sonra, içeri aldılar onu. “Merhaba Haşim Bey” dedi doktor. Bey denilmesi hoşuna gitti. Memleketinde Bey olabilmesi imkansızdı. “Merhaba doktor bey, ben sizinle özel konuşmak istiyorum. Bu hanım kızları dışarı alabilir misiniz?” Derdini anlatırken utanacaktı, sekreterleri görmek istemedi o anlarda. “Tabi Haşim Bey” dedi doktor, hemen kızları çıkardı odadan. Kızlar kapıyı kapattıktan sonra rahatladı Haşim Ağa. “Buyurun Haşim Bey, sizi dinliyorum.” dedi doktor bey. “Vallahi doktor nasıl desem, yaş yetmiş iş bitmiş derler bizim oralarda ama benim daha yaş yetmiş bile değil. Benim kamışa su gitmez oldu.” Doktor adamın konuşmasından pek bir şey anlamadı. “Yani daha açık söylerseniz Haşim Bey” “Yani demem o ki, doktor bey benimki artık kalkmıyor.” “Anladım Haşim Bey, peki çocuğunuz var mı? Evli misiniz?” “Evet, dört çocuğum var.Evliyim.” “Anladım Haşim Bey, peki kronik bir rahatsızlığınız var mı? Yani, şeker, kalp, tansiyon gibi?” “Yok doktor bey, taşı sıksam suyunu çıkartırım ben, ama bir sorunum bu.” “Anladım Haşim Bey” “Doktor! Hep anladım diyon, ama bir çare bulabilecen mi sen bana? Bak paraysa para hiç sorun değil!” “Haşim Bey, şimdi sizden bir kaç kan tahlili alacağım, idrar testi ve ultrason isteyeceğim. Bütün sonuçlarınız yarın çıkacak. Onlara bakmadan şu an bir şey söylemem imkansız.” “Peki doktor nasıl dersen o!” dedi be Haşim Bey test işlemlerini halletmek için yola koyuldu. “Ulan şu yaştan sonra düştüğümüz durumlara bak!” diye homurdandı. İşlemlerini halletti. Ve kalacağı otele geçti. Günün yorgunluğunu atmak için duşa girdi. Duşta sürekli Pamuk’u hayal etti. Bornozuyla yatağa attı kendini, biraz uzandı ama bir anda kapı çaldı. “Kimsin” “Haşim Ağa’ya sürpriz” dedi dışarıda ki kadın. Haşim kapıyı açtı. Dışarıda mini elbiseli, iri göğüslü kadını görünce ağzı sulandı. “Sende kimsin kadın?” “Arkadaşın Murat gönderdi beni buraya, sana hediyeymişim.” dedi kadın. Haşim arada kaldı. İçeri alsa rezil olacaktı.Almasa kapıdan çevirse arkadaşına ayıp olacaktı. Kadın sormadan girdi içeri. Haşim’e baktı. “Seninim ağam! Hadi açsana hediye kutunu” deyip dudaklarına yapıştı. Haşim kadını arzuyla öptü. Göğüslerini iri ellerinin arasına aldı. Ama Haşim’in aklında tek bir soru vardı? Bu sefer erkekliği onu utandıracak mıydı? Kadın öpücükleri boynunda dolandırırken, Haşim iki eliyle kadının kalçalarını avuçluyordu. Kadın, Haşim’in boynundan öperek önce göğüslerine indi, sonra bornozunun ipini çözmeye çalıştı. O kadar sıkıydı ki, Haşim açması için yardımcı oldu. Bornoz açılınca, kadın dizlerinin üzerinde eğildi, dudaklarıyla Haşim’in penisini ve taşaklarını öpmeye başladı. Haşim inanılmaz bir zevk yaşıyordu şuan. Kadın bir seks işçisi olduğu için bir gariplik olduğunu anladı ve penisini ağzına alarak sakso çekmeye başladı. Haşim kendinden geçmeye başlamıştı, bir umut kadını yatağa attı. Kadının bacaklarını ayırarak, vajinasına sürtünmeye başladı. Ama penisi istediği gibi sertleşmiyordu. “Ağam ne oldu, yeteri kadar zevk mi veremedim yoksa erkekliğin mi yarım?” diyerek kahkaha atmaya başladı. “Daha beni ıslatamadın bile, sen nasıl Ağasın, eşek sikmekten, gerçek vajina görünce kalkmadı mı yoksa?” diyerek kahkahasına devam etti. Bu sözler karşısında sinirlenen Haşim Ağa kadına öyle bir vurdu ki, kadının kahkahası bir anda ağlamaya döndü. “Sen kim oluyorsun da Haşim Ağa ile böyle konuşuyorsun, orospu karı?” Kadın ağlamaklı ama aşağılayıcı bir şekilde; “Sen önce git kalkmayan erkekliğine bak pezevenk” yataktan fırladı. Üstünü daha tam anlamıyla soyamadığı için , toparlanması çok sürmedi. Kapıyı Haşim’in suratına çarpıp çıktı. Haşim yatağa oturup, derin düşüncelere dalmaya başladı. “Sen bu halinle bir de Pamuk’u mu hayal ediyorsun Haşim Ağa?” diye içinden geçirdi…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE