bc

Aşka Dair

book_age18+
67
TAKİP ET
1K
OKU
love-triangle
fated
forced
badboy
brave
mafia
gangster
bxg
city
mythology
childhood crush
selfish
villain
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bu şehirde herkes birini seviyor, herkes birini tutuyor. İkisi nadiren aynı kişidir..

___

Kapı zili çaldığında Melike, elindeki şarap kadehine bakıyordu.

Erkan asla zil çalmazdı. Onun anahtarı vardı.

Ama ekrandaki silüet, zihninin en derin çekmecesine kilitlediği şeyin ta kendisiydi. Yedi yıl önce kaybolup giden. Tek kelime etmeden.

Şimdi kapıda.

Erkan Bozkurt bu şehri tırnaklarıyla kazımış bir adam. Otoparklar, limanlardaki loş ofisler, bu şehrin kimsenin bilmediği o karanlık düzeni. Ve o düzenin tam ortasında, camdan şehre bakan bir kadın — Melike.

Korunan. Hapsolmuş. İkisi de aynı şey.

Yedi yıllık bir geçmiş kapıyı çaldığında, Erkan'ın imparatorluğu sallanmaya başlar. Ama asıl sarsılan şey çok daha derinde.

Bu şehirde kimse masum değil.

Ve kimse gerçekten özgür değil.

Aşka Dair — güç, tehlike ve içinde bir yerlerde hâlâ yanan o kor.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Geri Dönüşü Olmayan Gece
Dairenin içi, pahalı mumların yaydığı hafif yasemin kokusuyla sarmalanmıştı. Melike, İtalyan mermeriyle döşenmiş mutfak tezgâhına yaslanmış, elindeki şarap kadehini hafifçe sallıyordu. Dışarıda İstanbul'un bitmek bilmeyen uğultusu vardı — arabalar, kornalar, bu şehrin o asla susmayan nefesi. Ama rezidansın otuzuncu katında her şey susturulmuştu. Erkan onun için burayı böyle tasarlamıştı; dış dünyadan izole, steril, mükemmel. Her eşya, her tablo, her halı özenle seçilmişti — hepsi Melike'nin konforu içindi, ama aynı zamanda hepsi Erkan'ın gücünün birer mühürüydü. Melike mutfağın camındaki yansımasına baktı. Üzerindeki ipek sabahlık vücudundan aşağı bir su gibi akıyordu. Güzeldi — her zamankinden daha olgun bir güzelliğe sahipti. Ama gözlerindeki o sönük bakış, sahip olduğu bu lüksün bedeliydi. Erkan onu seviyordu, buna şüphe yoktu. Ama bu sevgi, bir kuşun kanatlarını sevmekten ziyade o kuşu altın bir kafeste tutma arzusuydu. Erkan geldiğinde burası bir yuvaya dönüşüyordu, Erkan gittiğinde ise sadece pahalı bir sessizlik kalıyordu. Saatine baktı. Belki bu gece hiç gelmezdi. Ceyda ile katılması gereken bir davet, ya da o karanlık otoparklarında çözmesi gereken bir mesele çıkabilirdi. Melike sormazdı. Sormamanın, bilmemenin — bu ilişkinin hayatta kalma kuralı olduğunu çoktan öğrenmişti. Tam o sırada kapının zili çaldı. Melike irkildi. Erkan asla zil çalmazdı. Onun anahtarı vardı ve bu daireye her zaman bir fırtına gibi girerdi — kapıyı açar, mekânı sahiplenir, havayı değiştirirdi. Güvenlikten de bir uyarı gelmemişti. Kalbi, nedenini bilmediği o tuhaf huzursuzlukla küt küt atmaya başladı. Kadehini bıraktı. Sabahlığının kuşağını sıkıca çekti. Görüntülü diafona baktı. Ve dondu. Ekrandaki silüet, zihninin en derin çekmecesine kilitlediği, üzerine tozlu örtüler serdiği şeyin ta kendisiydi. Bir adım geri çekildi. Yutkundu. Bu olamaz. Ama kapıyı açtı. Karşısındaki adam, yedi yıl önceki o parlak gözlü, umut dolu genç değildi. Üzerinde eski, rengi solmuş bir deri ceket vardı. Saçları birbirine karışmış, sakalları düzensizce uzamıştı. Yüzündeki çizgiler, geçen yılların sadece yaşlandırmadığını — ruhunu da hırpaladığını — haykırıyordu. Ama o gözler... O hüzünlü, her zaman biraz suçluluk taşıyan bakışlar değişmemişti. "Melike..." dedi adam. Sesi çatlaktı, sanki kelimeler boğazına dizilen cam kırıklarının arasından zorla süzülüp geliyordu. Melike'nin nefesi kesildi. Kapının pervazına tutunmasaydı dizlerinin bağı çözülecekti. "Baran?" Bu isim dudaklarından döküldüğünde yedi yıllık öfke, özlem ve hayal kırıklığı aynı anda göğsüne çarptı. Tek dalgada. Birbirinden ayırt edilemez hâlde. "Senin... Senin burada ne işin var?" Baran bakışlarını yere indirdi. Omuzları çökmüştü. "Gidecek başka yerim yoktu," dedi. Sadece bu. Fazlası yok, eksiği yok. Melike koridoru kontrol etti. Erkan'ın adamları ya da rezidans güvenliği bu manzarayı görürse ikisi de biter. Erkan'ın kıskançlığı bu şehirde bir efsaneydi. Mülküne izinsiz giren her şey bedelini ağır öderdi. "İçeri gir," dedi hızla. Baran'ı kolundan tutup çekti içeri. Kapıyı kapattı, kilitledi. Sırtını kapıya yaslayıp derin bir nefes aldı. Baran, salonun ortasında eğreti bir yabancı gibi duruyordu. Modern avizeler, devasa camlar, şehrin tüm ışıklarının ayaklar altına serildiği manzara... Melike'nin ondan ne kadar uzağa gittiğinin, gözle görülür kanıtı. "Çok değişmişsin," dedi Baran. "Bu hayat... Sana iyi bakılıyor." Melike acı bir gülümseme bıraktı ortaya. "İyi bakılıyor mu?" Sesi tehlikeli biçimde alçalmıştı. "Yedi yıl sonra gece yarısı kapımda bitiyorsun ve ilk söylediğin bu mu? Neredeydin Baran? Hiçbir iz bırakmadan, tek kelime etmeden çekip gittiğinde ben ne haldeydim, biliyor musun?" Baran bir adım atmaya yeltendi. Melike elini kaldırdı. "Sakın. Yaklaşma. Buraya gelmeye nasıl cüret edersin? Benim bir hayatım var artık. Bir düzenim var." "Düzenin mi?" Baran'ın gözlerinde anlık bir parıltı belirdi. "Bu mu düzenin Melike? Bir adamın gizli dünyasında, perdelerin arkasında saklanmak mı? Erkan'ın kim olduğunu biliyorum. Bu evlerin, bu elbiselerin nereden geldiğini biliyorum." Melike sarsıldı. Baran'ın bu kadarını bilmesi tehlikenin boyutunu artırıyordu. "Eğer biliyorsan, şu an burada olmanın ikimiz için de ne kadar tehlikeli olduğunu da biliyorsun demektir. Hemen gitmelisin." Baran koltuğun kenarına çöktü. Başını ellerinin arasına aldı. "Gidemem. Paraya ihtiyacım var. Gidecek bir evim yok, yiyecek yemeğim yok. Kimseye gidemedim. Sadece sana..." Melike olduğu yerde dondu. Kalbindeki o eski sızı saniyeler içinde buz tuttu. Geriye sadece bir gerçek kaldı, kristal netliğinde: Baran aşkı için gelmemişti. Özür dilemek için de değil. Köşeye sıkışmıştı ve Melike, onun gözünde hâlâ açık duran tek kapıydı. "Yani..." dedi Melike. Sesi titriyordu ama gözleri kuruydu. "Bunca yıldan sonra... sadece para için mi kapıma geldin?" Baran cevap vermedi. O sessizlikte Melike, yıllarca içinde taşıdığı o gizli umudu gördü. Baran'ın bir gün döneceğine, onu bu hayattan çekip çıkaracağına dair o inatçı, çocukça umudu. Ve o sessizliğin içinde bir bir izledi onun yanışını. Parçalanmak böyle bir şeydi demek. Sessiz, hızlı ve geri dönüşü olmayan. Tam o anda dışarıdan bir ses geldi. Rezidansın önünde duran ağır bir aracın kapısı kapandı. Melike pencereye koşmaya gerek duymadı. Gelenin kim olduğunu biliyordu. "Aman Allahım," dedi, sesi bir fısıltıya düşerek. "Erkan geldi." Baran'ın yüzündeki renk uçtu. "Eğer seni burada görürse — Baran, yemin ederim seni öldürür. İkimizi de mahveder." Melike, Baran'ı kolundan kavradı ve yatak odasına doğru sürükledi. "Şuraya gir. Sakın ses çıkarma. O gidene kadar nefes bile alma." Kapıyı kapattığı anda ana kapıdaki anahtarın döndüğünü duydu. Melike yüzündeki dehşeti silmeye çalıştı. Titreyen ellerini sabahlığının kumaşına sürttü. Düzeltti. Nefes aldı. Erkan içeri girdi. Az önce birini öldürmüş olmanın verdiği o garip, ağır enerjiyle eşikte durdu. Ceketini çıkardı. Gözleri — her zamanki gibi, her şeyi gören, her şeyi değerlendiren o gözler — Melike'ye döndü. "Bir sorun mu var?" dedi. Sesi alçaktı. "Yüzün kireç gibi olmuş." Melike zoraki bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına. "Yok... Yok bir şey. Gelmeni beklemiyordum. Şaşırdım." Erkan ona yaklaştı. Elini Melike'nin yanağına koydu — o soğuk, ağır eli. Melike o elin bu gece neler yaptığını bilmiyordu. Ama o elin soğukluğu ruhunu üşütmeye yetmişti. "Güzel," dedi Erkan, sesi alçaldı. "Çünkü bu gece biraz huzura ihtiyacım var." Erkan salona doğru yürürken Melike'nin gözleri yatak odasının kapısına takılı kaldı. O kapının arkasında geçmişi duruyordu. Önünde ise karanlık geleceği. Ve Melike, tam ortada — bir saatin sarkacı gibi — ikisi arasında gidip geliyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

CEHENNEM ÇUKURU

read
8.8K
bc

A D A M

read
4.9K
bc

TUTKUYA TUTSAK (+18)

read
43.9K
bc

Patika

read
14.7K
bc

Sözleşmeli Erler

read
16.8K
bc

Genç Polisler

read
2.3K
bc

Kara Kutu

read
7.6K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook