Ceyda sabahları tek başına kahvaltı ederdi.
Bu tercih değildi. Zamanla tercihe dönüşmüş bir zorunluluktu. Erkan ya erkenden çıkmış olurdu ya da geç kalkardı. Başlarda rahatsız etmişti bu düzensizlik. Sonra düzelmeyeceğini anladı. Sonra düzelmesini istemediğini fark etti. En sonunda, bu sabahların içinde bir özgürlük olduğunu keşfetti.
---
Fincanı bıraktı.
Masanın üzerindeki ince kahverengi zarfa baktı. Üç gündür duruyordu orada. Her sabah önünde duruyor, Ceyda bakıp bırakıyordu. Açmıyordu. Açmasına gerek yoktu. İçinde ne olduğunu biliyordu. Elmas'ın gönderdiği son güncelleme. Sayfa sayfa, tarih tarih, isim isim.
Zarf durduğu sürece Ceyda güvendeydi. Zarf açıldığında süreç başlayacaktı. Geri dönüş olmayacaktı.
---
Ceyda on iki yıldır yaşıyordu bu evde.
On iki yıl. Bu evlilik, bu hayat. Babasının bu evliliği nasıl kurduğunu, nasıl büyüttüğünü, nasıl ihtiyacına göre şekillendirdiğini adım adım görmüştü.
Başından beri biliyordu Ceyda bunu.
Erkan bilmiyordu. Ya da bilmek istemiyordu.
Bu evlilikte Ceyda bir araçtı. Kudret, Erkan'ı sisteme bağlamak için kızını kullanmıştı. Ceyda bunu kabullenince içinde bir şey değişti.
Özgürleşti.
Herkes onu bir şey sandığında, kurban, araç, sessiz eş... Gerçek Ceyda başka bir yerdeydi. Görünmez ve özgür.
Bu görünmezliği kullanmak on iki yılını aldı.
Ama artık hazırdı.
---
Elmas'ın numarasını çevirdi.
"Günaydın," dedi Elmas. Sesi her zamanki gibiydi. Kuru, net.
"Günaydın. Haber var."
"Biliyorum. Akrep."
"Siz de duydunuz."
"Bu şehirde her şeyi duyarım Ceyda." Kısa bir sessizlik. "Erkan yaptı."
"Evet."
"Yani Melike yönlendirdi."
Soru değildi bu. Ceyda biliyordu.
"Büyük ihtimalle," dedi Ceyda. "Melike içeriden görüyor sistemi. Erkan'ı kullanmayı öğrendi."
"Öğrenmedi," dedi Elmas. "Zaten biliyordu. İlk kez bu kadar açık kullandı sadece."
"Bu iyi mi?"
"Henüz bilmiyorum. Ama ilginç."
---
Elmas'ı ilk kez beş yıl önce görmüştü Ceyda.
Bir arşiv. Bir isim. Bir yıl. Ve üçünün kesiştiği yerde Elmas Çavuşoğlu vardı.
O gece arşivi kapatıp oturduğunda içinde iki şey vardı: Korku ve merak.
Elmas'a ulaşmak altı ay sürdü. Ulaştığında konuşma kısaydı.
Elmas her şeyi biliyordu. Ceyda'nın kim olduğunu, neden geldiğini.
Ceyda anlattıklarını bitirince sadece şunu söyledi:
"Belgeler hazır olduğunda ben buradayım."
O kadar.
Beş yıldır o kadar.
---
Zarfı aldı.
Parmakları kapağı araladı. Yavaşça. İçindeki sayfaları çıkardı, masaya koydu.
Her sayfa bir şey anlatıyordu. Tarihler, isimler, transfer kayıtları, tanık ifadeleri. Elmas'ın yıllar içinde topladığı, Ceyda'nın kanallarından geçirdiği, ikisinin birlikte ördüğü bir kumaştı.
Halit Çavuşoğlu'nun ölümü. 1994. Kudret'in parmak izi.
---
Erkan o sabah saat dokuzda indi.
Ceyda masada oturuyordu. Fincan boştu, önünde zarf yoktu. Zarf çoktan çantasının iç cebine gitmiş, görünmez olmuştu.
"Günaydın," dedi Erkan, bakmadan.
"Günaydın," dedi Ceyda.
Erkan kahve makinesini çalıştırdı. Telefonuna baktı. Ceyda'ya bir kez daha bakmadı.
Yıllardır böyleydi bu tablo.
Değişmeyecekti. En azından Ceyda'nın hazır olduğu güne kadar.
O gün yakındı artık.
---
Avukatını aradı.
"Süreci başlatıyoruz."
Avukat bir an sustu. "Emin misiniz?"
"Evet."
"Tamam. Belgeler ne zaman gelir?"
"Kırk sekiz saat içinde. Basın seçeneğini de masada tut. Kullanmak zorunda kalmayız ama olsun."
Telefonu kapattı.
---
Gece Ceyda zarfı son bir kez açtı. Sayfaları gözden geçirdi.
Kapattı.
Ellerini üzerine koydu, bir süre öyle oturdu.
Otuz yıl boyunca bu şehirde görünmez kalmayı seçmiş bir kadın vardı. Beş yıl önce bulmuştu onu Ceyda. Şimdi, o kadının bıraktığı belgelerle, kendi görünmezliğini sonlandırmak üzereydi.
Korkutucuydu.
Aynı zamanda, bunu kabul etmesi uzun sürmüştü, en derin anlamıyla özgürleştiriciydi.
---
Gece yarısını geçti. Zarfı çantasının en derin cebine koydu.
Yarın avukata gidecekti.
Sonrasını tam bilmiyordu. Elmas'ın yıllardır söylediği şeydi: "Doğru hamleyi yap. Sonrası kendiliğinden gelir."
Ceyda inanıyordu.
İnanmak için on iki yıl beklemişti.