Melike o sabah kahvesini içerken aklının bir köşesinde o his hâlâ duruyordu.
Bardağı tezgâha koydu. Pencereye baktı. İstanbul sisliydi, ağırdı, sabahın o renksiz saatinde kendini toparlayamamış bir şehir.
Para nereye gitti?
Bu soru ilk kez bu kadar net çıktı ortaya.
---
O gün öğleden sonra küçük bir muhasebe ofisine girdi. Masada oturan adama parayı transfer ettiği hesapları anlattı.
"Bir transfer," dedi. "Üç gün önce yapıldı. Paravan şirketten, tahsilat kanalıyla. Nereye gittiğini bulmam lazım."
"Zaman alır bu tür şeyler."
"Zaman var."
---
Cevap akşamüstü geldi. Tek cümleydi: "Para geri döndü. Aynı sisteme, farklı bir kapıdan."
Melike telefonu tezgâhın üzerine bıraktı.
Olduğu yerde durdu, öylece kaldı.
Para döndü.
Cümleyi içinde tekrarladı. Bir kez, sonra bir kez daha. Erkan'ın kasasından çıkmıştı. Baran'a gitmişti. Baran Akrep'e vermişti. Akrep... O tesbihli, gülünce daha tehlikeli olan Akrep... Parayı Erkan'ın sistemine geri yollamıştı.
Kuyruğunu yiyen yılan.
Para kendi kuyruğunu yemişti. Çıktı, gitti gibi göründü, sonra aynı yere geri döndü.
Ve bu döngüyü gören biri varsa...
Melike cümleyi tamamlamadı. İstemiyordu.
---
Erkan eve sekizde geldi.
Yemekte Melike sordu: "Muhasebede bir sorun var mıydı?"
Erkan kadehi bıraktı. "Küçük bir tutarsızlık. Ankara projesi kalemi."
"Hallolur o," dedi Melike.
Gülümsedi.
İçindeki o büyük soru sustu. Geçici olarak. Sadece bu gece için.
---
O gece şehrin öte yakasında Kudret, malikânesinde şömineye bir odun daha attı. Alevler canlandı, büyüdü.
İyi şeyler hep böyleydi. Önce tereddüt, sonra tutunma, sonra büyüme.
Koltuğuna gömüldü, beklemeye başladı. O derin, sabırlı, yıllar içinde taşa dönüşmüş bekleyişiyle.