bc

KARMEN

book_age16+
917
TAKİP ET
14.6K
OKU
dark
love-triangle
fated
curse
drama
scary
campus
small town
childhood crush
lies
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

KARMEN: Lanetli Aşk

“Bir öpücükle başlayan sırlar…”

Ece, en yakın arkadaşına aşık… ama kalbi çoktan başka birine kaptırılmıştır.

Bir gece mezarlıkta karşılaştığı gizemli Karmen, ona hayatını değiştirecek bir sır ve anlaşma teklif eder.

Ece’yi bekleyen bu gizemli yolculuk, peri masalına mı yoksa beklenmedik sürprizlerle dolu bir maceraya mı dönüşecek?

Üç bölüm boyunca aşkın, sırların ve geçmişin gölgelerinin iç içe geçtiği Karmen: Lanetli Aşk, merak ve gizem dolu bir roman.

(Bazı bölümler yetişkin temalar içerir, uygun uyarılar yapıldı.)

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Giriş&1.Bölüm
Giriş Güneş batarken tepelerin ardından, Onca mekan dururken mezarlıktaysanız eğer Karşınızdaki güzelliğe aldanmayın. Hiçbir prens sevdiğini mezarlıkta beklemez. Söğüt ağacının altında oturup etrafın karanlıkla örtünmesini izlerken nereden bildiğimi hatırlamadığım bu dizeler dökülüyor dudaklarımdan. Tüylerimi diken diken eden bir ses adımı fısıldıyor karanlıkta. “Ece... Ece... Ece...” Ayağa kalkıp etrafıma bakınıyorum. Tam kimse yokmuş diye rahatlayacakken o yanımda beliriyor. Nereden geldi yine, anlamıyorum. Bir adım daha atıp kulağıma şöyle fısıldıyor. “Ece... Sana yardım etmemi ister misin?” Çaresizce evet diyorum. Eli yanağımı okşuyor. Gözlerimi kapıyorum. “Her zaman yanında olacağım.” Yanaklarımı ıslatan gözyaşlarımı siliyor. Hissettiğim soğukluktan nefesim kesiliyor. Hep yanımda ol diye fısıldıyorum, kendi sesimi bile zor duyuyorum. “Şimdi bu sözleri mühürlememiz gerek.” Gözlerimi açıp beni içine çekecekmiş gibi duran karanlık gözlerine bakıyorum. Nasıl diyorum, yine zor duyulan sesimle. Boşta kalan diğer elini de yüzüme yerleştirip dudaklarını dudaklarıma değdiriyor. Bir süre bekliyor, sanki tepkimi ölçüyor. Kendi acılarıma o kadar gömülmüşüm ki ben de bekliyorum, şimdi ne olacak? Ve sonra.... İlk öpücüğümü mezarlığı aydınlatan ay ışığının altında, onun dudaklarında tadıyorum. 1.Bölüm Hava kapalı görünüyor. Galiba yağmur yağacak. Durakta araç beklerken sadece bunu düşünüyorum. Şemsiye almamışım. Gerçi ne fark eder? Sonuçta evime yürüyerek gitmiyorum ya! Hayır, hava zerre umurumda değil. O günden bugüne yaşananları düşünüyorum. Başak bunu nasıl öğrenmiş olabilir? Soruma bir cevap ararken beklediğim araç geliyor. Hemen tek kişilik koltukların olduğu tarafa bakıyorum. Şanslıymışım, bir tane boş koltuk var. Oturur oturmaz neden o koltuğun boş olduğunu anlıyorum. Klimanın suyundan damlalar koltuğa düşüyormuş meğer. Neyse ki bunu sorun edecek durumum yok. Yolum, yolculuğu ayakta gitmek istemeyeceğim kadar uzun sürecek. Hâlâ olanları düşünürken birinin beni dürtmesiyle irkiliyorum. Deminden beri telefonum çalıyormuş, tepemde yer isteyecekmiş gibi görünen ama muhtemelen su damlalarını fark edip buna tenezzül etmeyip dikilen kadın, bu yüzden beni dürtüyormuş. Mahcup gülümsemeyle teşekkür edip arayanın kim olduğuna bakıyorum. Sonuçta her arayanı cevaplayacak modda değilim. Arayanı görünce iki seçenek arasında olmadığımı anlıyorum. Telefonunuzda kayıtlı bazı isimler vardır ve o isimlerden biri aradığında, ne yapacağınıza karar vermeniz o kadar kolay olmaz. İşte arayan kişi benim için öyle olan biri: Berk. En yakın arkadaşım ve tabii ilk aşkım. İkinci sıfatı kendileri de bilmiyor tabii. Açmak isteyip açamama sebebime gelince tahmin etmesi zor olmayacak bir neden. Berk’in sevgilisi, Başak. Evet, Başak. Başak yüzünden telefonla yalnızca bakışıyoruz. Başak yüzünden artık Berk’le yakın olamıyorum. Her şey Başak yüzünden zaten. Tek düze akıp giden hayatım, okulumuza nakil gelen ve elbette bizim sınıfımıza düşen Başak yüzünden sallantıda. Geldiği günü şimdi bile hatırlıyorum. Bana bakışını unutamam. O zaman sebebini anlamamıştım. Ne zaman Berk’le çıkmaya başladılar, işte o zaman bana neden öyle baktığını anladım. Sanki o bir anlık bakışmamız hiç olmamış gibi kendini sınıfa tanıtır tanıtmaz arka sırama geçmişti. Sınıfa karşı beni bir kılıf olarak kullandığını anlamam da uzun sürmedi. Bu yüzden biricik arkadaşım Berk niye kendisi gibi benim de Başak’la yakın olamadığımı anlayamadı. Onlar da zaten arkadaşlık faslını öyle çok uzatmadı. Benim iki yıldır kelimelere dökemediğim sözleri, Başak ikinci haftanın sonunda Berk’e söyledi, yani söylemiş. Başak itirafını yapar yapmaz Berk akşamında beni aramış, kendi filtresinden süzdüklerini saatlerce bana anlatmıştı. Şaka gibi. En son, telefondaki en uzun konuşmamız işte o akşama ait olarak kaldı. ‘Üzgünüm Berk..’ diye iç geçirerek telefonu sessize almaya karar veriyorum. Onunla konuşmak istemiyorum. Henüz değil. Önce kendimi toparlamam lazım. Her şeyi eski hâline getirmem gerek. Daha doğrusu Berk’in zannettiği gibi yalnızca arkadaş olabileceğimiz evreye çevirmem gerek. * “Anne ben geldim.” “Hoş geldin kızım. Hadi yemeğe otur.” “Tamam, üzerimi değiştirip geliyorum.” Odama hızlıca girip üzerimi rahat bir şeylerle değiştirdim. Ufak bir çanta hazırlamayı da unutmadım. Yemeğimi yer yemez anneannemi ziyarete gitmeye karar verdim. Ailem de buna o kadar alıştı ki sorgulamaktan vazgeçtiler. Başlarda sürekli mezarlığa gitmemden endişe duyuyorlardı. Lakin bir süre sonra normal karşılamaya, üzüntümün üzerinden böyle geldiğimi farz etmeye başladılar. Kimse bunun asıl nedenini Berk’e duyduğum uzaklıktan kaynaklandığını anlamadı. Berk’in kendisi bile. “Anne yemeğimi bitirdim. Çıkıyorum. Geç kalmam.” “Kızım bugün hava kötü görünüyor. Acaba gitmesen mi?” “Anne, burası Karadeniz. Elbette hava kötü görünecek. İyi olduğu zamanlarda çıksam sadece uzunca bir süre evden çıkmamam gerekir.” Yani yazın bile yağışlı olabilen bir yerde, ki üstelik burası bir köy, havanın günlük güneşlik olması beklenemez. “Tamam kızım da, gideceğin yer yine mezarlık değil mi?” Annemin endişeli bakışları yüzümde geziniyor yine. Demek ki mesele hava değil. Ama omzumu silkip ona el sallamakla cevap veriyorum. Yoksa kapı muhabbetine kalacağım. Annemin ben uzaklaşırken, “anneannesi yaşarken onu bu kadar ziyaret etmiyordu,” dediğini duyuyorum. Ama duymamış gibi yapmayı tercih edip yürümeye devam ediyorum. Söyleyecek hiçbir lafım yok. Yani ne diyebilirim ki? Anne ben aslında Berk’le olmak istiyorum ama o artık Başak’a ait. Yakın olmamıza da izin vermiyor. Çünkü maalesef benim duygularımı anladı ve bunu bana karşı kullanıyor mu demeliydim? Mümkün değil! “Ece!” Arkamdan birinin seslendiğini duyuyorum. Kim olduğunu anlamak için arkamı dönmeme gerek yok. Tabii ki de sesinden Berk’i tanıyabiliyorum. “Konuşmamız gerek.” “Konuşacak bir şey yok,” derken hâlâ ona yüzümü dönmüyorum. Yüzümden duygularımı anlar diye korkuyorum artık. Sonuçta Başak bir şekilde anladı. “Lütfen, hadi beraber bize gidelim. Annem çok sevdiğin tatlıdan yapmış. Hem yer hem konuşuruz. Olmaz mı?” Serpil teyzenin magnolyasının üstüne yok. En sevdiğim tatlı olmasa da Berk’in bunu bildiğini zannetmiyorum. Onun en sevdiği tatlı magnolya. Annesi sürekli onun için yapar. Ben de en sevdiğim tatlıymış gibi davranırdım sadece. Sebebini söylememe gerek yok. “Serpil teyzeye selam söyle. Başka sefere...” Yani Başak’ın olmadığı bir zaman olursa işte. Tabii böyle söyleyemiyorum. Cevabını beklemeden yürümeye başlıyorum. “O zaman ben de seninle geliyorum.” Ha hah! Benimle mi gelecek? Mezarlığa mı? Asla gelemez. “Gelemezsin.” “Geliyorum işte,” deyip yanıma geldi. “Berk gelemezsin.” “Geliyorum, dediysem geliyorum.” “Nereye gittiğimi biliyor musun?” “Hhayırr...” Hayır, derken bile tahmin ettiğini biliyorum. Zamanlamanın farkına varmasa da evlerimizin yakın, annemlerin de arkadaş olduğunu söylemeliyim. İlla ki annem Serpil teyzeye, Serpil teyze de Berk’e söylemiştir neredeyse her gün bu saatlerde mezarlığa gittiğimi. Bilmemesinin imkânı yok. Ama tabii ki ben de onun bildiğini bildiğimi belli etmeyeceğim. “Mezarlığa...” diyorum sertçe. “Gerçekten gelecek misin?” Gelemeyeceğini ikimiz de biliyoruz. Ama yine ben bilmiyormuş gibi yapmaya devam edeceğim. “Neden mezarlık? Tamam, anneannen yeni vefat etti ama her gün gitmeni gerektiriyor mu?” Ah, zavallı arkadaşım, senin yüzünden gidiyorum mezarlığa. Benimle gelemeyeceğin tek yer orası. Nasıl başka bir yere gidebilirim ki? O zaman safça yanımda olmaya devam eder, Başak’ı üzerime salarsın. Kaldı ki benim de artık duygularımın üstesinden gelmem gerek. İçimden böyle geçirirken Berk’e “Seni ilgilendirmez,” demekle yetiniyorum. Bu sefer de kolumu tutarak bana engel olmaya çalışıyor. Hemen kolumu tutan elini itiyorum. Şu manzaranın okulda olduğunu hayal etmek ayakta kabus yaşamakla eş değer benim için. “Affedersin Ece, canını mı yaktım?” “Hayır, ama bana dokunman hoş değil.” “Eskiden buna takılmazdın. Şimdi ne değişti?” “Bilmem, sen söyle. Ne değişti?” Yüzüme öyle anlamayarak bakıyor ki... Tepem atıyor istemsizce. “Başak seni kıskanmaz.” Bunu söylemesi sinirlerimi daha da zıplatıyor. Başak kıskanmazmış, bak sen. “Başak ne alaka?” “Hayatımızdaki tek değişiklik Başak’mış gibi geldi.” Haklı olsa da onun ağzından bunları duymak gururumu kırdı sanki. O yüzden söylememem gereken şeyler söylemeye başlıyorum. “Neden her şey seninle ilgili olmalıymış gibi konuşuyorsun? Dünya senin etrafında dönmüyor Berk.” “Tamam, o zaman sen söyle.” “Erkek arkadaşım, Başak’ın aksine, seni kıskanıyor Berk. Oldu mu?” Tamam, çok klişe bir yalan. Farkındayım. Ama elimde değil. Bir an ağzımdan çıkıverdi bu cümle. “Senin sevgilin mi var?” “Olamaz mı?” Yakıştıramadı mı ne? Sebebinin bu olmadığını biliyor olsam da ne yazar, gururluyuz işte. “Hayır, tabii ki olabilir. Sadece haberimin olmaması şaşırttı.” “Çünkü kimse bilmiyor.” “Nasıl yani?” “Of, sana ne Berk? Neden uzatıyorsun?” Artık beni rahat bırak. Duygularımın üstesinden gelmem gerek önce. Söyleyemediklerim yüzünden Berk’in kalbini kırıyorum. Ama başka seçeneğim yok. “Sevgilin yok Ece? Neden yalan söylüyorsun?” Berk’in inanmayan yüzü yalan söylememi daha da kolaylaştırıyor. Sanki gerçekler ortaya çıkmayacakmış gibi. “Ne oldu? Senin sevgilin olabilir de benim olamaz mı?” “Öyle demek istemedim. Ne demek istediğimi anlıyorsun ama sebebini anlayamadığım bir nedenden ısrarla yalan söylüyorsun.” “Yalan söylemiyorum Berk.” “O zaman bizi tanıştır.” Böyle söyleyeceğini biliyor olsam da yalan söylemeye devam ediyorum. Bilirsiniz, bir kere yalan söylemeye başladıysanız arkasının gelmesi çok daha kolay olur. “Zamanı geldiğinde tanışacaksınız zaten. Şimdi müsaadenle...” Cevap vermesini beklemeden yoluma devam ettim. Mezarlığa gelemeyeceğini biliyorum. Nedenini bir gün anlatırım.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

KIRIK ANILAR MAHZENİ

read
4.2K
bc

Yasak Sevda

read
90.5K
bc

KAKTÜS| Texting

read
3.5K
bc

Çobanaldatan

read
2.2K
bc

TYLER (Cherry 2)

read
6.0K
bc

Zor Ajanlar

read
1.5K
bc

PRENSİN KORUMASI

read
13.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook