İftar sofrası mahalle arasındaki sokakta boylu boyunca uzanmıştı. Renkli masa örtülerinin üzerine yerleştirilmiş tabaklar, evlerden getirilen yemekler, tencereler, kaseler, bardaklar… hepsi özenle dizilmişti. Hava kararmaya başlamış, lambaların yumuşak sarı ışıkları sokakta titrek gölgeler yaratmıştı. Çocuklar bir köşede oynamayı sürdürürken, büyükler ellerini açmış, dua ediyordu. Sofra, kalabalık bir şükrün içindeydi. Herkesin yüzünde bir tebessüm, gözlerinde bir huzur vardı. Dışarıdan bakan biri bu sofrada eksik bir şey göremezdi. Ama sofranın başında oturan iki kişi hariç. Yusuf ve Mihran, yan yana ama aralarında görünmeyen bir mesafe varmış gibi oturuyordu. Önlerinde iftarlıklar vardı; hurma, su, sıcak çorba, ama elleri tabaklara uzanmıyordu. Ezan okunmaya başladığında herkes “Bismilla

