Mihran gözlerini açtığında odanın içi hâlâ karanlıktı, ama dışarıdan gelen kuş cıvıltıları, sabahın yaklaşmakta olduğunu haber veriyordu. Başını yastıktan kaldırdığında içini kaplayan ilk his, huzur değil, ani bir panikti. Gözleri saate ilişti: sahura yalnızca on beş dakika kalmıştı. Zamanın nasıl geçtiğini, ne kadar derin bir uykuya daldığını anlayamamıştı. Ama şimdi, başında ağır bir sorumluluk gibi asılı duran yeni kimliği, ona "bir eş olarak ilk sabahında sahur hazırlamalıydın" diye fısıldıyordu. Yatağın kenarına hızlıca oturdu. Üzerine geçirdiği sade elbise hâlâ buruşuktu, saçları dağınıktı ama bunlarla ilgilenecek zamanı yoktu. O an tek düşündüğü, Yusuf’a karşı mahcubiyetiydi. Daha ilk günden yapması gerekeni yapamamış, evin sabahına uyanamamıştı. Hemen ayağa kalktı. Sessiz adımlarl

