1-ŞANS

3040 Kelimeler
Hani düşünce sizi kaldıran,karanlıkta boğulurken size aydınlığı gösteren, ağlarken güldüren biri vardır ya işte ben o kişiyi, babamı,7 ay önce trafik kazasında kaybetmiştim.O gün hayatım da o kazada ölmüştü.Gökyüzündeki bulutları, gecemdeki yıldızları, denizdeki maviliği kaybetmiştim. Beni ben yapan her şey uçup gitmişti.Aydınlık günler yok olmuştu. Babamı kaybettikten sonra İzmir'deki şirketimizi amcam yönetmeye başlamıştı.Annemle farklı bir şehire,İstanbul'a taşınmıştık. Annemi toparlayabilmem hiç kolay olmamıştı. Hayatındaki ilk aşkını kaybeden bir insanı ancak ikinci aşkı olan çocuğu toplayabilirdi.Önce ben onu, sonra o beni toparlamıştı.Birbirimizi düştüğümüz dipsiz karanlık kuyudan çıkarmayı başarmıştık. O zamanlar hayatın gerçekleri yüzüme vurmuştu. Aniden gelen bir haberle, aniden hayat değiştirmiştim. İstanbul'a taşınınca küçük bir villa almıştık. İki kişi için hâla büyüktü fakat annem istemişti. Sanırım küçük evler onun yok olan ruhunu daraltıyordu. Kararmış hayatımızı daha da karartmamak açısından bu aydınlık evi sevmiştim.Bu nedenle her şeyi anneme bırakmıştım. Kaptan oydu. Annemin kapımı çalmasıyla gözlerimi açmaya çalıştım. Benimle inatlaşan göz kapaklarımı açmak bir hayli zorlu olmuştu. Annem yavaşça diyemeyeceğim bir hızla yatağımın kenarına çöktü. Yatağın bir tarafına verilen ağırlıkla başım geriye düşmüştü. "Bilge, kuzum, kalk hadi! Okuluna geç kalmak istemezsin değil mi ilk günden?"diye dürttü beni. Bu hayatta asla alışamayacağım bir şey birinin beni zorla kaldırmasıydı. Vücudum eminim ki beni ne zaman kaldırması gerektiğini biliyordu. "Tamam,geliyorum." diye ofladım ve yorganımı yüzüme kadar çektim. Perdemden sızan arsız ışınlar beni rahatsız etmişti. Annem odadan çıktıktan sonra kalkıp odamdaki lavaboya gittim. Ani kalkmanın etkisiyle önce bir sendeledim.Günlük işlerimi hallettikten sonra dolabımdan pantolon ve mavi tişört çıkardım. Kıyafetleri nedensiz bir hızla üzerime geçirip saçımı at kuyruğu yaptım. Püskül bir saçınız varsa at kuyruğu her zaman kurtarıcınız olmuştur. Okulun ilk günü olması şerefine masamdaki maskarayı sürdüm. Sürerken bulaştırdığım için bir de silmekle zaman kaybettim.Uzun beceriksizliğim sonucunda hazırlanmayı başarabilmiştim. Çok uğraşmış gibi kendimi tebrik ettim. Çantamı hazırladıktan sonra odamdan çıktım. Önümdeki uzun merdivene bakıp ofladım. Her zaman bu merdivenlerle bir münasebetim olmuştur. Yani, yanına bir kaydırak yapılsa da kaysam olmuyor muydu? Eğer kendi evim olursa ilk yapacağım şey,merdivenin yanında dönemeçli bir kaydırak olacaktı. Mutfakta hazırlanmış kahvaltımı hızla yapmaya çalıştım.Bu sabahki hızımı ben bile sorgulamak istemiyordum.Sanki arkamdan atlı kovalıyordu! Okul için heyecanlı mıydım,aklımın içinde bunun münazarasını yaparken kahvaltımı bitirdim.Ayağa kalkıp kahvaltısını yapan annemi öptüm.Yağlı yağlı dudaklarımla annemin bebeksi tenini mahvetmiştim, bu bana zevk vermişti. "Anne ben çok geç kaldım.Yanağını silmeyi unutma.Öptüm! "dedim hınzırca gülerek. Annem tatlı biçimde kaşlarını çatarak " Cadı kızım benim,sakın gerilme ve dikkatli olmayı unutma!"dedi. Sabah sabah cadı olmuştum yine. Kafamı onaylar biçimde salladıktan sonra spor ayakkabılarımı giydim ve evimi terkettim.Geç kalmamım şerefine üçüncü oflamamı gerçekleştirdim. Aslında annem beni arabasıyla bırakabilirdi ama kahvaltısını bitirmesini istemiştim. Bir de benim için keyfinden olmasındı.Böyle de ince ruha sahip bir kızdım. Hızlıca taksi durağına yürümeye başladım.O kadar sıkılmıştım ki yerde gördüğüm sigara izmarit sayısını hesaplıyordum.Bunu yaparken de içimden çöplerini çöpe atmaya üşenen 21.yüzyıl insanlarına saydırıyordum içimden. İçimden 45. sigara izmaritine söverken ben ve kafam sert bir şeye çarptık. ”Umarım ağaca çarpacak kadar salak değilimdir.” diye düşünürken kafamı kaldırdım. Bir erkek sırtına çarptığımı gördüm. Üzerinde çalışılmış kaslı bir sırt olduğundan kafamı hissedemiyordum.Belki ağaca çarpsam daha iyi olurdu. Sırtın sahibi yüzünü dönünce kısa süreli kalbim çarpıntı yaptı.Kahverengi-kızıl,hatta kehribar denebilecek gözlerinin çekikliği,dolgun dudaklarının yanı sıra küçük biçimli burnu ve keskin yüz hatlarıyla adeta bir model gibiydi.Vücudu ve yüzünün mükemmeliği yerine gözleri beni etkilemişti.Bu gözlere bir şiir yazılırdı,neyse ki şair değildim. "Salak mısın kızım sen?Önünü göremiyor musun!"diye bağırdı.Bu ani çıkışı beni sinirlendirmişti.Ben onu içimden överken böyle bir tepki şaşırtmıştı.Böyle güzel gözlü birinden bunu beklemezdim. "Görebilsem sana çarpmazdım zaten.Hayvanca bağırmana gerek yok."dedim kaşlarımı çatarak.Yapılan bir hatadan dolayı bana bağırması, benim güzel ahlakımı bozmama yetmişti. Ben ona çatık kaşlarımla bakarken sertçe kolumdan tuttu ve arkamdaki duvara doğru itti.Yapılan bu ani hareket,şaşırma üzerine şaşırma eklemişti.Daha deminki kafa sarsıntıma bir de sırt sarsıntısı gelince acı dalgaları tüm vücudumda yayılmıştı.Elleriyle omzumu duvara doğru bastırmaya başladı. "Hadi,bir daha hayvan desene bana!O küçük dilini keseyim."diye tehditkâr dolu bir sesle bağırdı.Ufak bir hatanın buna dönüşmesini sırtımdaki acıyla izlerken damarlarımdaki adrenalin seviyesi artıyordu. Bu haddini bilmez kendini ne sanıyordu? Dengesiz hayvanın bu tavırları beni korkutsa da sinirim galip geliyordu. İnsanların tehditlerle karşısındakini korkutabileceğini sanması beyinsizlikten öte değildi. 10 saniyelik bakışmanın ardından aklıma gelen ilk planı uyguladım.Dikkatle yüzüme bakarken ağzımı açıp bir şey söyleyecek gibi yaptım.Bana odaklanmışken beni bastıran ellerinden destek alarak özel bölgesine bir tekme geçirdim.En zayıf noktasından vurmuştum.Yaptığım şeyden dolayı deli gibi atan kalbimle "HAYVAN!" diye bağırdım ve hızla caddeye koştum.Kendini beğenmiş yürüyen ego, gününü görmüştü. Evrenin bir lütfu olmalı ki geçen taksiyi durdurdum ve hemen atladım içine.Kaldırımdan bana bakan bir çift kompleksi göze baktım.Gözleri öfke ve kin saçıyordu.Oysa ilk gördüğümde doğanın bir yansımasıydı,şimdi ise orman yangını.Karşıma bir daha çıkmayacağını umarak kendimi sakinleştirdim. Okul yakın olduğu için kısa sürede ulaşmıştım.Ücreti ödeyip taksiden indim.İner inmez okulun büyüsüne kapıldım.Yeşilliklerle dolu,özellikle sarmaşıkların okulu sardığı bir saray gibiydi.Ortaçağ havası vardı fakat bir modernlik de sezmiştim. Okulun bahçesinden girişe doğru yürümeye başladım.Bahçede uzun aradan sonra birbirleriyle özlem giderenlerden,gülüşenlere kadar her çeşit insan vardı.Kendimi yalnız hissetmiştim.Sanki buraya çok yabancıydım.O kadar insanın içinde tek başıma okula giden uzun patikayı yürüdüm.Moral düşürmek yoktu, yalnızlık da iyiydi. Okulun içine girer girmez ikinci bir büyünün içine girdim.Her iki tarafta yapay şelaler vardı.Klasik tarzda döşenmişti.Bekleme koltuklarından bile elitlik akıyordu.Genel olarak modernlikten uzaktı. "Buyrun,nasıl yardımcı olabilirim?"diye bir ses duydum.Sese doğru dönünce danışman olduğunu gördüm.En azından oturduğu masada öyle yazıyordu.Gözlerimi etrafa bakmaktan alıkoyup danışmana yöneldim. "Günaydın,müdürün odası nerede acaba?"diye sordum. Cevabımı aldıktan sonra müdürün odasına yürüdüm.Ne harikadır ki 2.kattaydı!Uzun uzun merdivenleri çıkıp kapının önüne geldim.İki kere tıklatıp "gel" sesini duyunca içeri girdim.Müdür orta yaşlarda,saçları beyazlamaya başlamış,göbekli klasik bir müdürdü.Önünde "Ferhat Gökçe " yazıyordu. "Merhaba,günaydın hocam. Ben Bilge Yenilmez.Sınıfımı öğrenmek için gelmiştim."dedim gülümseyerek.Yine samimiyetsiz gülümsemenin dibine vurmuştum. Müdür önündeki belgelerden gözünü ayırıp bana baktı."Günaydın kızım.2 ay önce transfer olan kızımızsın,sanırım.Annenle görüşmüştüm."dedi benim gibi güleryüzle.Tek fark onunki gerçekti. "Evet,hocam."diyerek onayladım.Hoca önündeki bilgisayardan 3 tıkla bir şeylere baktı. "Başarılı olduğunu duydum.Umarım başarı..."cümlesini tamamlayamadan kapı açıldı. Saygıdan yoksun bu hareketi içten içe kınadım. Konuşmasını bitirseydi de bir an önce ayakta durmaktan kurtulsaydım keşke. Müdür bunalmış bir tavırla girene bakarken ben müdüre "Teşekkürler hocam.Elimden geleni yapacağım."dedim.Ben bunları derken saygısız müdürün karşısındaki koltuğa oturdu.Bazen, nasıl bu kadar düşüncesiz olabiliyordu insanlar hayret ediyorum. Refleks olarak gelene bakınca günün ikinci şokunu geçirdim. Birincisi sabahki öküzle olan kavgamdı,ikincisi ise o öküzün şu anki saygısız olmasıydı.Sanırım üçüncüsü ise onunla aynı okulda olmamdı. "Beni cağırmışsın Ferhat."dedi elindeki çakmağı yakıp söndürürken.Ferhat ne demekti ya?Saygısız olduğunu anlamıştım ama bu kadar da beklemezdim.İnsan bir hocam veya müdürüm derdi.Hadi öğretmenden önce büyük biriydi yani.Bu kendini ne sanıyordu?Ben söyleyeyim,”Hadsiz.” Müdür bana gülümseyerek "12/B.Sen sınıfına geçebilirsin kızım."dedi.Yazık,adama da üzülmüştüm.Böyle hadsizlerle uğraşmak zorunda kalıyordu.Ben olsam direkt okuldan atardım.Ah,para nelere kadirsin? Teşekkür edip hızlı adımlarla odadan çıktım.Çıkar çıkmaz aklımda bir soru belirdi.Ben ne yapacaktım şimdi?Kesin bana bulaşacaktı.Bu nasıl bir tesadüftü? Yoksa şans mı demeliydim?Yoksa kaderimin talihsizliği miydi? Müdürden sınıfımı da öğrenmişti.Ah,ne güzel!Okula gelir gelmez bir düşman kazanmıştım,hayatımda sadece bir bu eksik gibi. Hemen sınıfımın olduğu kata gittim ve "12/B" yazısını gördüğüm sınıfa girdim.Girer girmez içimden “Tımarhaneye geldim sanırım.” dedim.Arka tarafta sınıfın içinde sigara içmeye tenezzül eden grup,cam kenarında selfie çekinen makyaj güzelleri,akıllı tahtanın önünde dans eden kızlar....Sınıfa girdiğimde tüm gözler bir anda bana döndü.Beni daha da rahatsız edebilecek olan tek şey de ilgi odağı olmak olurdu.Bu da gerçekleşmişti şu an.Arka taraftan gelen ıslık sesiyle "Yok artık!" diyecek hale gelmiştim.Bu okuldan böyle tipler beklemezdim. Herkes öküzün trene baktığı gibi bakıp fısıldaşırken önümde bir kız durdu.Kahverengi dalgalı saçları ve büyük gözleriyle oldukça samimi görünüyordu. "Merhaba,ben Özge Demircioğlu."dedi gülümseyerek.Bugün de herkes gülümsüyordu.Bunu okulun ilk günü olmasına veriyordum.Günler geçtikçe o gülüşler solacaktı.  "Ben de Bilge Yenilmez."dedim. "Biliyorum.Aslında herkes biliyor.Sınıfa yeni birinin katılacak olması merak uyandırdı."dedi sevecen bir tavırla.Neden bilmiyorum fakat bu kızı gözüm tutmuştu.Bir insanın gözleri çok şey anlatırdı ve bu kızın gözlerinden masumluk akıyordu. "Evet,onu fark ettim."dedim gülerek. Parmağıyla bir sırayı gösterip"Burası benim sıram.Tek oturuyorum.İstersen benim yanıma oturabilirsin."diyerek bir teklif sundu.Ben de bu cazip teklifi severek kabul ettim.Sonuçta birileriyle tanışmam gerekiyordu. Gözlerimle selfie çekinen kızların mal mal hareketlerini süzdüm.İnsan sarrafı değildim,en azından şimdilik,fakat bu kızlar tam bir ilgi odağı olmak isteyen egoist ve gıcık tiplerdi.Önyargılı olmamaya çalışmalıydım. Özge "Onlar Ceyda ve çetesi.Oldukça popülerler.Aynı zamanda biraz şeyler...”diyip kulağıma yaklaştı. “Sürtük.Ağızlarını bazen yırtmak istiyorum”dedi sessizce. "Evet,tiplerinden biraz anlaşılıyor.Sanırım ağızlarını yırtmak isteyen tek sen değilsin"dedim iğrenerek onların olduğu tarafa bakan gözlerimle.Yeni önyargılar yüklenmişti çoktan bedenime. "Arkana bak."diye fısıldamaya devam etti Özge. Ben de baktım ve daha demin sigara içen kişileri gördüm. "Onlar Emir,Kerem ve Eren.Okulda baya tanınırlar.Neden tanınırlar hiç sorma.Belalı tipler.Çetelerinin başı Mete.Mete Arıkan.Kolejin sahibinin oğlu.Asla bulaşılmaması gereken baş numaralı kişi.Eğer kafayı birine taktıysa o kişi onun kafasından biraz zor kurtulur.Ben bu zamana kadar öyle duydum." dedi ciddi bir tavırla.Bunları dinlerken bir an "Nereye düştüm ben böyle?"diye düşünmedim değil. "Peki şu dans edenler kim?"diye sordum.Özge daha deminki halinin aksine tatlı bir ses tonuyla"Onlar okulumuzun dans takımından.Çok tatlılardır.Takım lideri,Elif."dedi. Bir an aklım eskilere gitti.İstanbul'a taşınmadan önce ben de dans ederdim.Babam bana öğretmişti dans aşkını çocukluktan beri.Tam olarak nasıl öğrendim bilmiyordum fakat evde müzikler açıp benimle dans eden babamın bu aşkı başlattığını biliyordum. Hayatımda örnek aldığım en önemli kişilerden biriydi,o yüzden ne yaparsa ben de aynısını yapmaya kodlanmış gibiydim. O öldükten sonra dans etmeyi bıraktım.Belki bir gün o cesaret geri gelirdi fakat şu an dans etmek bana babamın özlemini hatırlatabilir diye korkuyordum. Özge hafifce beni dürterek"Bir sorun mu var?"diye sordu merakla. "Yok ya,dalmışım öylesine."dedim burukça gülümseyerek. Özgeyle biraz daha sohbet ettikten sonra hoca sınıfa girdi.Kısa boylu,hafif kilolu,tatlı bir yüz ifadesine sahip kadın bir hocaydı. "Evet gençler.Uzun bir tatilden sonra yeniden dönüş yaptık.Unutmayın,son seneniz ve bu dönüşünüz çok hızlı olacak.Tatil modlarınız kapansın."dedi gülerek.Tam bir moral kaynağı olmuştu!Bir bismillah! "Ayrıca aramıza yeni biri katılmış sanırım.Ayağa kalk ve kendini tanıt lütfen kızım."dedi beni göstererek. İçimden dedim "bir sen eksiktin,hocam." Yavaşça ayağa kalkıp "Merhaba,ben Bilge Yenilmez.İki ay önce İzmir'den buraya taşındım."dedim.Daha fazla kendimi nasıl tanıtabilirdim hiçbir fikrim yoktu.O yüzden susmayı tercih ettim.Garip bir sessizlik olmuştu. "Teşekkürler.Müdür beyden duyduğuma göre oldukça başarılıymışsın.Umarım bunu benim dersimde de gösterirsin."dedi ve sandalyesine oturdu. Mütevazi biçimde gülümseyerek yerime otururken aniden kapı açıldı. ”Acaba bu züppelerde saygısızlık normal mi?” diye düşünürken bir kabusta olmayı diledim.Yani,bu kadar şanssızlık bünyeme fazlaydı. Biliyorum, şansızdım ama bu kadar da olmazdı. Sabahki öküz, odadaki saygısız, şimdi ise sınıftaki hadsiz olmuştu. Ben şansıma lanetler saydırırken daha ne kadar saçma bir gün olabilir diye düşündüm. "Bu kaçıncı kapıyı çalmadan girişin?" dedi hoca sitemkâr bir ses tonuyla. İlk ders olmasına rağmen bunu diyorsa uzun zamandır bu kişilikte birisiydi. Ee, haklıydı kadın. Ben de hoca olsam bu davranışa sinirlenirdim. Bu ne rahatlıktır? Adını bilmediğim şahıs, hocayı aldırmadan rahat bir şekilde arkamdaki herhangi bir sıraya oturdu. Şu an baya güvensiz ve ip üstünde hissediyordum. Sanki nefes alsam ipten düşecekmişim gibiydi şu an. Ondan korktuğumdan dolayı değildi fakat aşırı derecede rahatsız olmuştum. Hoca elindeki belgeleri doldururken Özge bana döndü. "Bak,daha demin gelen Mete'ydi. Hareketlerinden anlamışsındır ne demek istediğimi." dedi. O an adını da öğrenmiş oldum.  "Özge, sana bir şey diyeceğim." diyip sabah olanları anlattım. Tanımadığım insanlara bu kadar hızlı bir şeyler anlatmazdım fakat bu tatlı kızın içinde kötülük olmadığını görebiliyordum. Ayrıca bana onun davranışları hakkında bilgi vermeliydi ki hazırlıklı olmalıydım. Özge tedirgince beni dinlerken kendini gülmekten de alıkoyamadı. "Pardon,sinirden gülüyorum. Yani, senin ondan kurtulma olasılığın sıfır. Ona tekme atmak nedir? Sen bence fiyuvvv diye uç buradan." dedi fısıldayarak. Betimlemelerine gülmemek için kendimi zor tuttum. Öyle bir anlatmıştı ki hapisane kaçkını psikopat olarak canlandırdım kafamda Mete'yi. Belki de öyleydi. Hoca belgeleri tamamladıktan sonra tahtaya bir şeyler yazmaya başladı. Dersin edebiyat olduğunu anlamıştım. Dikkatlice dersi dinlemeye başladım. Hedefleri bekletmeye gelmezdi. «««««------------»»»»»» Zil sesini duyunca kitabımı kapattım. Öğle teneffüsüydü.Özge'yle kantine inip hamburger aldık. Bir masaya oturup yemeye başladık. İlk ısırdığımda bambaşka diyarlara daldım. Bir okulun kantininden bu kadar lezzet beklemezdim. Açıkcası kantin de restaurant gibiydi. O yüzden çok da şaşırmamak gerekirdi. Özge ağzındaki lokmasını yutup "Yarın okuldan sonra alışveriş merkezine gidelim mi?" dedi. Her ne kadar yeni tanışmış olsak da birbirimizi tanımak adına kabul etmeye karar verdim. Kaybedecek ne zaman ne de insan vardı hayatımda sonuçta. Bundan sonra anca kazanırdım.  "Çok güzel olur. Zaten odama birkaç şey almam gerekiyordu." dedim ağzımdaki lokmayla. Özge kadar görgülü olabilme şerefine erişememiştim. Açken ben, ben değildim. Ellerini birbirine çırpıp "Tamam o zaman." dedi bir çocuk edasıyla. Onun bu hareketine gülüp yemeğime devam ettim. Yemeklerimizi bitirdikten sonra sınıfa çıktık. Sıramıza oturup dedikodu yapmaya başladık." Ceyda var ya,bak şuradaki." diyip gözüyle çaprazımızı gösterdi. Baktığımda gıcık dediğim kızlardan biri olduğunu gördüm. "Mete'yi seviyor kendisi. Kız, Mete'yle şey yapmak için elinden geleni yaptı. Başardı da.Ben öyle duydum." dedi ayaklı gazete gibi. Sanırım kendisi herkesle sosyal biri olduğu için tüm dedikoduları biliyordu. "Yani, kendi tercihi fakat bana göre biraz erken hareketler." dedim yüzümü buruşturarak. Ucuzluktu benim için. O sırada gözüm sınıfa giren Kerem ve Emir, arkalarından da Mete'ye takıldı. Birinci dersin sonunda okuldan ayrılmışlardı. Özge'nin dediğine göre okula kafalarına göre gelirlermiş. Ben onlara tiksindirici şekilde bakarken gözüme bir detay takıldı. Özge Emir'in gözünün içine bakıyordu. Ama öyle bir içten bakmaydı ki derin anlamlar taşıyor gibi geldi bana. "Pişt, çocuğu resmen gözlerinle yedin." diye dürttüm Özge'yi. Daha sonra çöpçatan gülüşü yerleştirdim yüzüme. Çöpçatanlık yapmayı çok severdim, insanların mutluluğuna yardımcı olmak hayattaki en büyük sevinçlerden biriydi benim için. "Mmm.. Yok şey ya.. Dalmışım öyle. Haha!" dedi gerilmiş bir ses tonuyla.Ah ah, ben yer miydim bu numaraları? "He he,eminim öyledir." dedim göz kırparak. "Tamam. Evet. Yani belki biraz seviyorumdur ama o asla bana bakmaz." dedi ellerini çenesine yaslayarak. Umutsuz biçimde ona bakıyordu. "Niye öyle dedin ki? Sen çok güzelsin. Ayrıca bakmazsa kendi hatası olur." dedim gazlayarak. Özge kafasında tarttıktan sonra başını aşağı yukarı sallayarak onayladı beni. O sırada hoca girdi sınıfa ve bir ders seansı daha başladı. ««««««-----------»»»»»» Son dersin bitişini haber veren zil çaldığında defter ve kitaplarımı çantama attım. Eşyalarıma bir hayvan gibi davrandığım doğrudur. Eşyalarım konuşabilse beni ağlatırlardı çektikleri zülumları anlatarak. Özge'yle numaralarımızı birbirimize verdikten sonra çıkış kapısına geldik. "Yarın okul çıkışında gideceğiz unutma!"diyip sarıldı bana. Ne şirin bir kızdı valla! Yalnız geldiğim okuldan güzel bir arkadaşla ayrılıyordum. İçimden bir his,nokta atışı yaptığımı söylüyordu. "Tamam,görüşürüz!" diyip sarılışına karşılık verdim. Benden ayrılıp siyah arabaya bindi ve gitti. Bu güzel havanın ve sahip olduğum enerjinin adına yürümeye karar verdim. Çok uzun süreceğini sanmıyordum,eğer yorulursam taksiye binerdim zaten. Kendime içecek bir şeyler almaya karar verip sabah taksiyle gelirken gördüğüm kahveciye uğradım. Okulun arkasındaki sokakta olduğu için şanslıydım. Soğuk bir latte alıp dükkandan çıktım. Hafif esen hava, elimde latte, kuşların cıvıltısı...Günün ardından bir huzur kaynağı olmuştu. Tam bir yudum almaya karar vermişken kolumdan sıkıca tutulup dükkanın yanındaki tenha sokağa çekildim. Ağzıma bulaşan kahveye söverken elin sahibine baktım. Açıkcası şaşırdım diyemezdim. Kim olduğunu tahmin etmiştim fakat okul çıkışında sıkıştıracağını hiç düşünmemiştim.Yarına saklar diye düşünmüştüm. "Ne oldu, şaşırdın mı küçük kız?" dedi buz gibi soğuk bir sesle. Aynı sınıfta olduğuma göre aynı yaştaydık.Yani, ne demek istiyordu?Kısa da değildim. Sanırsınız kendisi benden 10 yaş,10 metre büyük de bana "küçük" diyebiliyordu. Ben saçma sapan şeyler düşünürken yeniden konuştu. "Sabahki tekmenin hesabını sormayacağımı mı sandın?" dedi ölüm sessizliğiyle. Ben bu çocuğun egosuna aşırı derecede tilt olmuştum. "Kolumu hemen bırak, bu bir. İkincisi, sen kimsin de benden hesap soracaksın?" dedim kaşlarımı çatarak. Bağırmamaya özen gösteriyordum çünkü bağırırsam hiç iyi şeyler olmayacaktı. Mantıklı düşünemeyecek hale düşmek istemiyordum. "Hmm,bak sen!Küçük kız cesur çıktı." dedi ve beni duvara ittirdi. Sırtım ikinci bir acı dalgasıyla sörf yaparken ben "Küçük" kelimesine takılmıştım. Bu itme de adet olmuştu. "Sen kimsin, çocuk! Hayvan gibi iteceğine insan ol azıcık." diye bağırdım.Tenha bir sokakta,önümdeki psikopata denebilecek en iyi cümle buymuş gibi gökten cesaret yağmıştı bana. Bunların yanında elimdeki kahveyi büyük bir dikkatle dökmemeye çalışıyordum. Yiyeceklerim benim hassas noktamdı, tüm bu dertlerimin arasında bile. Ben ona sinirle bakarken cebinden sigara çıkarıp çakmakla yaktı. Bana doğru sert adımlarla yaklaştı ve yüzüme doğru içine çektiği dumanı üfledi. Her çekişinde yanaklarının içe çöküşü onu daha da ulaşılamaz yapıyordu. Bu ulaşılamazlık soğuk görüntüsü yüzündendi. Sigara dumanından nefret ederdim ve boğazıma kaçırmayı başarmıştı. Boğulmamak için öksürük krizine dalmıştım. Şeytan diyor ki, al şu yerdeki taşı kafasını yar! "Rahatsız mı oldun? Hemen söndüreyim." dedi ve sigarasını koluma yaklaştırdı. Ben neler olacağını anlamışken öksürük krizim hareket etmemi engelledi. Elim kolum bağlı kalmıştı resmen. "Yaklaşma,pis hayvan."dedim kesik kesik. Neydi de günahım bunları yaşıyordum daha ilk günden! Elindeki sigarasını aniden koluma bastırdı. Sigaranın koluma verdiği acı üzerine çığlık attım. Ateşin derimi yakmasını tüm sinirlerimde hissederken gözlerim doldu. Bu nasıl bir psikopatlıktı?İçimdeki öfke kütlesi birazdan açığa çıkmak üzere hazır bekliyordu. Ben hayatımda böyle bir muamele ne görmüştüm ne şahit olmuştum! "Gerizekalı, psikopat mısın sen?" diye acıyla kolumu tuttum. O görecekti gününü. Korkmuştum ve daha fazla ileriye gitmek istemiyordum çünkü bu ruh hastasının ne yapacağı belli değildi şu an ama gün gelir ben bunun hesabını on katıyla ona ödetirdim. "Acıdı mı?Bekle soğutalım." dedi şeytani bir ses tonuyla. Şeytanın ta kendisiydi bu. Elimdeki kahveyi kaptığı gibi ilk önce sigarayı bastırdığı koluma döktü sonra kafamdan aşağıya. Gözüm sinirden dönmeye başlamıştı. Bu ne cürretti! Bu ne yüzsüzlüktü! "Sen bittin, gerizekalı.! Sıçayım senin insanlığına!"diye bağırmaya başladım. Asla küfür etmezdim ve sanırım hayatımdaki ikinci küfürü etmiş bulunmaktaydım. O kadar ezik hissetmiştim ki kendimi beynim çalışmayı durdurmuştu. Kolumdaki sızlama ve üzerimdeki sırılsıklam kıyafetlerle beklemediği bir anda karnına yumruğumu geçirdim. Adrenalin ve sinirimin birleşmesiyle vücudumdan beklemediğim bir güç fışkırdı. O, yumruğun etkisiyle sendelerken koşarak oradan kaçtım. Onun afallaması bana zaman kazandırırken bir marketin içerisine daldım ve saklandım. Rafların kenarından karnını tutarak yola baktığını gördüm. Anlayamadığım birkaç şey dedi ve kenardaki siyah bir jipe binip gitti. Saniyelik olan bu gelişmeleri beynime kabul ettirmeye çalıştım. Resmen şiddete maruz kalmıştım. Hem fiziksel, hem ruhsal. Bunu kendime yediremiyordum asla. Kurtulduğuma şükredip kolumdaki yanığa ve sırılsıklam oluşuma sövdüm. En azından latteyle banyo yapmıştım diyip kendi kendime güldüm. Ben nasıl bir maldım, bunu düşünerek marketten çıktım. İnsanların bana garipseyerek bakmasını es geçip eve kadar yürüdüm. Bir taksinin beni bu halde alacağını sanmıyordum. 10 dakikalık sokakta böyle utanç içinde yürüme etkinliğinden sonra eve ulaştım. Çantamdan anahtarı çıkarıp eve girdim.Annemin akşam gelecek olmasına şükrettim. Beni böyle görse olaylar bir hayli büyüyecekti ve ben o ruh hastasına gününü gösteremeyecektim. Aslında istesem adalete başvururdum ama detaylıca düşününce okulun sahibinin oğlunun adalet kavramını çok kolay yok edebileceğini anladım. Hemen soğuk bir duşa girip temizlendim. Üzerimdeki yapışkanlık hissi zaten tüm yol boyunca sinirimi bozmuştu. Olanları düşünmemeye çalışıyordum çünkü yeterince akıl ve duygu karmaşası içindeydim. Ben kimdim ve ne yaşamıştım? Oflayarak üzerimi giyindim ve aklımı meşgul etmek adına iki saat ders çalıştım. Akıl yoksunu birinin rutinimi bozmasına izin vermeyecektim. Günün verdiği inanılmaz yorgunlukla mutfağa inip kendime aperitif bir şeyler hazırladım. Onları iştahsızlıkla yedikten sonra odama çıkıp kendimi yatağa fırlattım. Annemi beklemek istiyordum fakat bir bekleyiş içine girersem düşüncelerim bir füze gibi bana girerdi, bunu biliyordum. Bu yüzden uyku isteğim daha ağır bastı. Uyurken aklımda sadece o insanlıktan nasibini almamış varlıkla hayali hesaplaşma sahnelerim vardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE