Akşam kapatmayı unuttuğum perdeden sızan güneş ışınlarıyla birlikte uyandım.Sanırım bu en gıcık uyanma şekli olabilirdi.Bir şey sizi uyandırıyordu ve ona kızamıyordunuz bile.Yani,isterseniz kızabilirdiniz fakat insanlar sizi şizofren sanabilirdi.
Komodin yerine yerde duran telefonumu alıp saate baktım.Saat 6.30 idi ve okul ise 8'de başlıyordu.Kış uykumdan erken kaldırılmıştım.Oflayarak sıcacık yatağımdan her ne kadar istemesem de kalktım.
Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım.Aynada şişkin yüzüme baktım.Umarım sadece benim yüzüm kalkınca balon gibi şişmiyordu.
Banyodan çıkıp üzerimi değiştirmeye karar verdim.Eee,ne demişler?Erken kalkan yol alırmış.
Dolabımdan beyaz bir tişörtle kot pantolon çıkardım.
Beyaz tişörtü üzerime geçirirken kolumda bir acı hissettim.
Bu acı neydi?
Beynimin yavaşça yerine gelmesiyle vücudumu sinir kapladı.Beynimin bir yerlerinde korku da duruyordu fakat sinir her yerimi kaplamıştı.Bir şekilde ondan intikamımı alacaktım.Sessiz,sakin,huzurlu biri olabilirdim fakat yeri geldiğinde cevaplarını da vermeliydim.Bana daha büyük bir zarar verebilirdi fakat yakın veya uzun gelecekte ona ödetecektim bunu.
Düşüncelerimi bir kenara saklayıp pantolonumu da giydim.Askılıktan kot ceketimi alıp odamdan çıktım.
Merdivenlere günlük oflamamı gerçekleştirip aşağı indim.Bir gün buradan yuvarlanacaktım da acaba ne zaman olacaktı bu?
Mutfağa yaklaştıkça güzel kahvaltı kokuları almak isterdim.Ne yazık ki annem işten geç geldiği için bu mümkün değildi.Dolapların birinden kase alıp masaya koydum.Meyveli mısır gevreğini ve sütü içine döktüm.Bu kahvaltı da çok güzeldi diyerek kendimi avutmaya çalıştım.Hünerlerimden sadece biri ve tek olanıydı.
İştahla mısır gevreğimi bitirip kaseyi bulaşık makinesine koydum.Böyle de düzenli biriydim işte.Pantolonumun cebinde duran telefonumu aldım.Saat 7.30 olmuştu.Okulum yakındı ama dünki gibi bir geç kalma gerilimi yaşamak istemiyordum.
Bu yüzden yola koyulmaya karar verdim.
Kapıya gelince dün fırlattığım çantamı sırtıma geçirdim.Boy aynasından kendime bakıp biraz tipime sövdüm.Arada neden bu kadar sıradanım diye düşünmüyor değildim.
Gözlerimi aynadan alıp evden çıktım.Bugün yürümeyi tercih ettim.Yürümek demek,düşünmek için bir sürü vakit demekti.Rüzgarın hafiften esmesiyle derin bir nefes aldım.İşte,yaşadığımı hissettiğim anlardan biriydi.Dünya'ya farklı bir gözle bakınca aslında sorunlarımın ne kadar küçük olduğunu hatırlıyordum.Tabi,bu demek değil ki onları çözmeyecektim.Savaşmak,her insanın kanlarında vardır.
Okul görüş açıma girince sabah sporumu tamamlamış oldum.Sağlık açısından iyiydi.Okulun muhteşemliğini yeniden düşünürken patikayı yarıladım.Her sabah bu uzun patikayı yürüyecek olmak beni yoracaktı.Üşengeç bir ayı olduğum için beni taşımak için vinç gerekecekti.
Etrafıma baktığımda çardak ve bankların dolu olduğunu gördüm.Okulun ikinci günü olmasına rağmen insanlar özlemlerini giderememişti demek.
Benim de özlemimi gidermem gereken arkadaşım vardı fakat çok uzaklardaydı.Modumu düşürerek sağıma baktığımda Emir ve Kerem'i gördüm.
Yanlarında ise iki tane kız vardı.O ruh hastasının olmadığına şükrettim.Psikopat hayvan daha ortalarda yoktu.Kendi iyiliği için olmasın zaten dedim içimden.Sanki bir şey yapacakmışım gibi.Arada benim de içime bir öküz kaçıyordu.
O iki kıza dikkatle bakınca iyi niyetli olmadıklarını gördüm.Emir ve Kerem'e yılışıyorlardı.Bir tanesinin yanlışıkla iç çamaşarını göreceğime yemin edebilirdim.Giydiklerine karışamazdım fakat bence okulun bir resmiyeti olması gerekiyordu.
Daha fazla midemi bulandırmamak adına bakışlarımı okulun kapısına yönlendirdim..Bu yol da ne uzunmuş mübarek!Hızla kapıdan içeri girip 3.kata çıktım.Sınıfa girer girmez dünden farklı olduklarını gördüm.Sanırım kimsenin dünki enerjisi olmadığı için çılgınlık modundan çıkmışlardı.Sınıftakiler ya sırasına başını koymuş uyuyor ya da yanındakiyle konuşuyordu.Buna içten içe sevindim.
Dün oturduğum sıraya oturdum.Özge daha gelmemişti.Saate baktım,7.50 idi.Muhtemelen birazdan gelir diye düşündüm ve çantamı sıranın üstüne koyup kafamı da onun üstüne koyarak 10 dakika olsa bile dinlenmeye çalıştım.Malum,bugün erken kaldırılmıştım güneş tarafından!
2 veya 3 dakika geçmişken biri sırtıma dokundu.Başımı kaldırdım ve Özge'nin güleryüzüyle geldiğini gördüm.
"Günaydın."dedim hayattan bıkmış bir ifadeyle.Üç beş dakika gözlerimi dinlendirme planım başarısız olmuştu.
Özge yüzündeki sıcak gülümsemesiyle
"Günaydın."dedi.
"Ee,nasılsın?İyi misin?Ben bugün bomba gibiyim."
dedi cıvıldayarak.Bu kızın enerjisinden istiyordum.
"Yani,iyiyim."dedim sıramda diklenerek.Özge 32 diş bana bakarken bir anda yüzü soldu.Ne olduğunu anlamaya çalışırken baktığı yere baktım.Koluma bakıyordu.
"Ayy,kız ne oldu buraya?"dedi kolumu tutup evirip çevirerek.Aşırı tepkisinden dolayı birkaç kişi bize dönmüştü.
"Sınıftaki ruh hastası güya intikamını aldı dün."dedim gözlerimi devirerek.Yine sinirlenmiştim.
"Aaa!Ben demiştim ama.Bugün benim yanımdan ayrılmıyorsun.Hatta istersen evine bırakabilirim.Veya dur,tabi ki bırakacağım.Yok yok veya.."derken sözünü kestim.Beyin fırtınasının içine girmişti adeta.
"Bence ilk önce sakinleş.Evime kendim gidebilirim, yine de teşekkürler.Ayrıca korkması gereken ben değilim.Bu ufacık yanıkla beni korkutamaz."dedim sonlara doğru öfkemi kusarak.İçimde öyle bir kin vardı ki onu canlı canlı yakabilirdim.
"Ama yine de dikkatli ol,lütfen.Sana yaptığı daha bir başlangıçtı emin ol.Yıllardır onu okulca tanıyoruz." dedi mırıldanarak.Sanırım Özge hassas biriydi.
Kızı korkutmuşlardı resmen.
"Aman boşver.Sen takma onu,valla.İlk ders neydi?"diye sordum konuyu değiştirerek.
"Fizik."diye cevapladı hemen.
Ben çantamdan kitaplarımı çıkarırken Emir,Kerem ve Eren üçlüsü girdi.Eren'in onlarla çok takıldığını düşünmüyordum.Neden bilmem ama ruh hastası Mete de takılmıyor gibiydi.
"Gözlerin doydu mu bari?"dedim Özge'ye doğru fısıldayarak.Valla,utanmasa ağzından salya akacaktı.
"Efendim?"dedi bir anda kendi aleminden çıkıp. Onun bu haline güldüm. Hülyalı hülyalı uzaklara bakıyordu, garibim.
"Yok bir şey." diyip güldüm.
Kısa bir süre sonra hoca sınıfa geldi. Yoklama merasimin ardından sınıfta tek kişi olmadığını tespit etti. Okulun ikinci günü eksik olan kişiyi tahmin etmek zor değildi. Tabi ki o ruh hastası Mete'ydi.
Fizik dersini dikkatlice dinleyip notlarımı aldım.Her ne kadar sıkıcı bir ders olsa da önemliydi. Ders zili çalınca elimdeki kalemi sıraya fırlattım. Ellerim yorulmuştu valla. Hoca eşyalarını toplayıp sınıftan çıktı.
"Kantine gidelim mi ben kahvaltı edememiştim." dedi Özge bana dönerek.
"Oysaki ben doydun sanmıştım." dedim hınzırca gülerek. Emir'e yiyecek gibi bakmasını kastetmiştim.
Ne kadar çöpçatan birine dönüşmüştüm ben böyle!
Özge utanarak gözlerini devirdi ve kolumdan çekiştirerek beni kapıya götürdü. Merdivenlerden inerken gözüme bir afiş takıldı. Özge'yi durdurup okumaya başladım. Okul dans kulübü ile birlikte tüm liseler arası bir dans yarışması düzenliyormuş. Uzun zamandır dans etmemiştim ve içimdeki dans tutkusu yok olmuştu.Katılmak isterdim fakat şu anlık o cesaret yoktu bende.
"Sen dansla mı ilgileniyorsun?"diye sordu meraklı bir ses tonuyla Özge.
"Aslında ilgileniyordum.Uzun bir süre ilgilendim. Ama katılmam yarışmaya." dedim kestirip atarak.
"Keşke katılsan." diye beni gazlamaya çalıştı. Keşke...
"Yok ya, boşver.Hadi,sen aç değil misin?Gidelim." dedim ve bu sefer ben onu çekiştirdim.
Kantine inip Özge'nin tostunu aldık ve yukarı geri çıktık. Bu merdiven serüveni beni oldukça yormuştu. Sıramıza oturup havadan sudan bahsetmeye başladık.Sohbetin kokusunu almış gibi hoca geldi hemen.
Dersimiz yine fizikti,şaşmazdı. Hoca tahtaya yazı yazarken kapı çalındı ve içeri öğrenci olduğunu düşündüğüm 2 kız, 1 erkek ve müdür girdi. Sanırım duyuru yapacaklardı.
"Kusura bakmayın hocam. 2 tane duyurumuz olacak kısaca."dedi müdür gülümseyerek. Yanındaki turuncu saçlı kıza dönüp "Başlayabilirsin." dedi.
Kız sınıfa dönüp "Öncelikle merhaba arkadaşlar. Ben 12-E'den Selin.Dans kulübü başkan yardımcısıyım. Belki bazılarınız görmüştür afişleri ama görmeyenler için tekrar edeyim. Liseler arası büyük bir dans yarışması organizasyonu düzenliyoruz. Organizasyon 3 hafta sonra. Muhteşem ödüllerimiz var.İdare hiç bir masraftan kaçınmadı. Katılmak isteyen var mı?" diye sordu.
Hemen Ceyda denilen kız elini havaya kaldırdı. Bunu gören kuyrukları olduğunu düşündüğüm kızlar havaya kaldırdı ellerini. Selin, isimlerini deftere not edip tekrar sınıfa döndü.
"Belki fikrinizi değiştirirsiniz.İsminizi yazdırmak istiyorsanız 3 gününüz daha var. Değiştirirseniz fikrinizi, bana gelin." dedi büyük bir enerjiyle.
Müdür "Arkadaşlar katılmanızı tavsiye ederim. Şimdi sırada bir duyurum daha var. Biliyorsunuz her sene okulun açılışı adına sonbahar balosu yaparız. Bu sene de yapıyoruz.Bu sefer daha büyük bir yerde düzenleyeceğiz. Balo bu Pazar olacak. Detaylar herkese mesaj olarak iletilecek."dedi. Herkes kendi içinde fısıldaşmaya başlayınca müdür hocaya selam verip arkasındaki öğrencilerle çıktı.
Özge hemen bana dönüp "Bu baloya gidiyorsun değil mi?" diye sordu merakla.
"Pek sevmem ben öyle ya.Hem gidip ne yapacağım?" dedim. Özge'nin cevabıma karşı yüzünün asıldığını görünce gülümseyerek devam ettim.
"Ama tek kalmanı istemem."
Özge hafifçe ellerini birbirine vurarak "Olley"dedi.
Tam olarak küçük bir kız gibiydi. Eğlenceli, enerjik, duygularını doruklarda yaşayan.
"Yeter artık fısıldaşmayalım gençler! Derse devam." diye bağırdı. İçinden canavar çıkmıştı hocanın.
Ders biter bitmez esnedim ve Özge'ye
"Bahçeye gidelim mi?" diye soru yönelttim. Temiz hava her zaman zihin açardı. O da onaylayınca aşağı indik.
İlk kendime kantinden çilekli süt aldım. Evet çilekli, çikolatalı değil. Çilekli sütler her zaman favorim olmuştur. Çileğin yakışmadığı hiçbir şey yoktu.
Kantinin kapısından konuşarak bahçeye giderken soğuk bir şeyin üstüme döküldüğünü hissettim. Son iki gündür dökülen döküleneydi. Üzerime biri soğuk kahve dökmüştü. Dünki soğuk kahveden sonra şimdi yine bir soğuk kahve.Tek fark,bunu yapan kişiler farklıydı.Döken kişi bu sefer Ceyda'ydı. Tipinden hiç ama hiç hoşlanmadığım kız, gelip bana kahve dökmüştü. Olacak iş değildi!
Özge bana şaşkınca bakarken Ceyda gülerek yanımdan geçti. Şeytan kız, sinirlerimi bozmayı başarmıştı. Gülmek nedir ya! Tam yanımdan geçerken kolunu tuttum. Pis çiyan.
"Özür dilemeni bekliyorum." dedim sinirle. Toplum içinde olmasak çoktan üzerine atlamıştım.
Elimi tiksindirici bir şeymiş gibi kolundan iterek
"Çok beklersin o zaman." dedi meydan okuyan gözlerle. Ben o gözleri oymasını bilirdim de neyse.
Yavaş yavaş insanlar etrafımıza toplanmaya, benim de sinirim artmaya başlamıştı. Bu insanlar da ne meraklıydı! Aynı ben gibiydiler.
Özge sinirlendiğimi anlayarak "Ceyda özür dilemen gerekiyor."dedi.
Ceyda alaycı bir şekilde gülerek "Aa sen burda mıydın ya. Adın neydi senin canım? Hah hatırladım. Özge. Şimdi kendi işine bak." dedi ağzını yaya yaya.
Aklımda hiç ama hiç iyi sahneler canlanmıyordu.
Özge'ye bunu demesi sabrımı taşıran son nokta olmuştu.
Sakin görünmeye çalışarak elimdeki çilekli sütün kapağını açtım. Neyse ki cam şişedekini almıştım. Daha fazla vardı içinde. Sakin adımlarla yanına yaklaştım ve bütün şişeyi döktüm kafasından aşağı. Şimdi kısasa kısas olmuştu.
"Asıl şu an sen kendi işine bakıp makyajını düzelt. İnsanların makyaj katmanının altındaki yüzünü görmesini istemezsin." dedim hafif sinir ve alay karışık bir şekilde. Sahte kahkaha atmak isterdim fakat böyle bir yeteneğe sahip değildim.
"Bittin sen." diyip yüzündeki çilekli sütü silmeye çalıştı Ceyda şeytanı. Açıkcası böyle yaptıkca yüzündeki makyajı karışıyordu ve kendisi palyaçoya dönüşüyordu.
"Hadi ya,bekliyorum." diyerek güldüm. Etrafdakilerden "Ooo" ise gelirken Ceyda ise sadece yüzüme sinirle bakıyordu. Bu "Ooo" sesi sanırım insanları gazlamak içindi. "Dağılın" diye bağırmak istiyordum fakat kimsenin gitmeyeceğini biliyordum.
Özge'ye baktığımda gülerek ağzını oynatıp "Afferin" dedi. Özge'ye atarlanmasa bu kadar ileri gitmezdim. Bana bir seviyeye kadar bulaşabilirdi fakat arkadaşlarıma karşı oldukça korumacıydım.
Özge'nin kolundan tutup etrafımızdaki kalabalığın içinden girdim. Öyle kalablıktı ki geçmek imkansızdı.Tam o sırada Mete'yi gördüm. Yanından geçerken yanımdaki birinin itmesiyle sertçe ona çarptım. Beni iten kişiye içten içe söverken Mete'ye baktım. Ona omuz atmış gibi olmuştu. İnsan olsaydı özür dilerdim fakat direkt kalabalığı yarıp geçtim.
"Dolabında yedek kıyafet var mı?" diye sordum üstüme başıma bırakarak. Her gün soğuk kahve banyosu yapmazsam güne başlayamıyordum.
"Var,gel." dedi ve dolabından birkaç kıyafet çıkardı. Sınıfımızın olduğu kattaki soyunma odasına girdim. Saray gibi okulun her katında soyunma odası olmasına şaşırmamıştım. Tam tersi, artık olmasa şaşırırdım.
Kot pantolon ve pembe bir tişört vermişti. Her ne kadar pembe sevmesem de giydim. Soyunma odasından çıkıp sınıfa girdim. Her gün bir olayla ben bu seneyi biteremezdim. Sınıfa girince Ceyda ve kuyruklarını göremedim. Özge'nin yanına yorgunca oturdum. Evet başlıyoruz...
"Kız, sendeki ne cesaret be! Resmen Ceyda'yı rezil ettin. Senelerdir yapmak istediğimi yaptın.İyi oldu egoiste. Ama bu tehlikeli biraz, sonuçta kız tam bir deli.Kesin bunun intikamını alır. Yani kesin alır!" dedi taramalı tüfek gibi sıralayarak cümlelerini.
"Cesaret değil bu. Bu insanlar ezilmeye çok alışmış sanırım. Ayrıca alırsa alsın intikamını.Ne yaparsa 10 katı geri döner ona. Hem kahveyi üstüme bilerek döktüğü belli. Neden yaptığını anlayamadım sadece." dedim düşünceli biçimde.
"Sonuçta ondan daha güzel ve daha çok erkeklerin dikkatini çeken biri geldi. Tabi o kişiyi rezil etmeye çalışacak. Çok kıskanç ve popülerlik peşinde koşan biri." dedi iğrenerek.
"Ama bu çok saçma. Tüm olar erkekler yüzünden mi yani? Üzerime kahve dökmesi çok ironik ve aşağılıkca. Tüm ilgiler onun olabilir."dedim bıkkınca. Ne biçim bir yere düşmüştüm ben böyle?
"Evet öyle. Hem biliyor musun bence dans yarışmasına katılıp onu yenmelisin. Şu ana kadar her zaman, her konuda, bir şekilde o kazandı. Ama artık yenilmesinin vakti geldi bence."dedi göz kırptı.
Aslında yarışmaya katılacak cesaret yoktu. Ama şuan o cesaretsizliğin önüne geçen büyük bir hırs vardı. Sonuçta bir yerden başlamak lazım ve bu dansa geri dönmek için güzel bir başlangıç.
"Haklısın.Yenilmeli."dedim. Özge tek elini havaya kaldırdı ve "Çak" dedi. Elimi havaya kaldırıp çaktım.
Okulun ikinci günüydü ve bana bu iki gün bir ömür gibi gelmişti.
Ders biyolojiydi. Hoca içeri geldi. Ceyda ve kuyrukları hâlâ yoktu. Haklılar tabi,bozulmuş makyajlarını yapmak epey uzun sürecekti.
Hoca tahtayı açarken bir anda kapı açıldı. Tıklanmadan açıldığını düşününce o kişinin Mete olduğunu anlamak zor olmadı. Kafamı kapıya doğru çevirince haklı olduğumu gördüm. Mete'nin sinirli bakışları benimki ile kesişince ben de ona meydan okurcasına baktım. Bakışlarıyla bile beni korkutmaya çalışıyordu. Arka taraflara gidip sırasına oturdu. Hocalar da alışmıştı sanırım artık. Bu ruhu bozuk şahısa bir şey diyemiyorlardı.
Güzel bir biyoloji dersiydi. Ders güzel olur mu dedi içimden bir ses. Ders biyolojiyse olurdu.İnsanların muhteşem mekanizması ve doğanın işleyişi hep merak konum olmuştur.
"Şey, hani parti pazar günüymüş ya yarın elbise almaya gidelim mi?" diye sordu Özge çekinerek.
"Olur,zaten düzgün bir elbisem yok." diye cevapladım. Elbise giymek hep benim için işkence olmuştur. Özellikle mini elbiseler...
"Tamamdır o zaman." dedi gülümseyerek. Bir insan her zaman nasıl gülebilir ya? Bunun canlı örneği Özge'ydi.
Aklıma hemen bir fikir geldi ve Özge'ye dönerek
"Hani dans yarışmasına katılacağım ya sen de benimle dans et. Yani grup olarak katılabiliriz." dedim.
"Çok isterdim ama ben dans edemem. Yani normal insanlar azıcık bile olsa dans edebilirler ama bende o da yok." dedi kafasını kaşıyarak mahçupca.
"Ya ama!" dedim üzgün surat yaparak.
"Hiç şansın yok." dedi.
"Azıcık bile mi?" dedim işaret parmağım ve baş parmağımı birleştirerek.
O da hayır anlamında başını sallayarak "Sıfır." dedi kesin bir dille.
"Of tamam."dedim. Bunu dediğine göre oldukça kötü olmalıydı yoksa yardımsever biriydi. Eminim bana bu konuda yardım ederdi.
Özge'yle konuşarak ders dinleyerek bir okul gününü daha bitirdim. Mete'nin ise bakışlarıyla konuşmuştum. Zaten okulun yarısında kafasına göre gitmişti. Bu çocuk ya tam bir şımarık ya da ciddi problemleri olan biriydi.
Hayaller aleminde yüzerken çantamın içine temel matematik kitabımı ve kalemlerimi tıktım. Kot ceketimi sıramın altından alıp üstüme giydim. Havalar soğumaya başlamıştı. Hasta olmak en son isteyeceğim şeydi.
"Gerçekten istersen seni bırakabilirim."dedi mütevazi bir teklifte bulunarak.
Kapıya doğru yönelerek "Teşekkürler ve görüşürüz! " dedim.
"Görüşürüz!" diye bağırdı arkamdan.
Hemen sınıftan çıkıp merdivenleri indim. 12.sınıf olmanın en zor tarafı, en üst katta olup bütün o merdivenleri inmektir. Okulda asansör vardı fakat ben asansörleri pek sevmiyordum. Her an asansörü tutan mekanizma kopacak ve düşecekmişim gibi bir paranoya içindeydim.
Okulun çıkış kapısından bahçeye doğru yürüdüm. Yürüdüm ve yürüdüm... Okul binası ile okul girişini bağlayan patikaya sövmeyi unutmamıştım. Sonunda bahçenin yolunu bitirdim. Arkama baktım ve ben her gün nasıl bu kadar yolu yürüyeceğim diye düşündüm.
Bahçe çıkış kapısının hemen yanında büyük bir otopark alanı vardı. Gözlerimi otoparkta gezdirirken Mete ve arkadaşlarının siyah bir Range Rover'a bindiğini gördüm. O sırada Mete'yle gözlerimiz birbirini buldu. Bugün bakışlarıyla yeterince konuştuğumu varsayarak bakışlarımı ondan çektim ve çıkış kapısının ordaki nöbetçiye çevirip iyi günler diledim. Ne kadar nazik biriydim böyle.
Bugün canım yürümek istiyordu. O yüzden yönümü kestirme olan sokağa çevirdim. Sokağa girebilmem için karşı yola geçmem gerekiyordu. Kırmızı ışık yanıyordu arabalar için. Sağa sola baktım, sonra karşı tarafa yürüdüm. Tam karşı yola geçecekken soldan bir arabanın hızla geldiğini gördüm. Son anda kendimi geriye atıp kurtardım. Arabaya baktığımda arabanın Range Rover olduğunu gördüm.
O sırada aklımdaki tilkiler dolaşmaya başladı. Bu Mete'nin arabasıydı. Araba modeli ve rengi aynıydı. Aklımdan bu kadar ruh hastası olabileceği geçmemişti fakat bu fazlaydı. Amacı beni mi öldürmekti? Resmen ölüp gidecektim. Amacı kendince beni tehdit etmekti ve ben bu mesajı daha demin canlı biçimde almıştım.Korkmuş muydum?
Belki biraz.
Etrafımda olanları gören insanlar yanıma gelip iyi olup olmadığımı sordular.
"İyi misin yavrum?" dedi yaşlı bir amca.
"İyiyim.Teşekkürler." dedim stabil bir ses tonuyla.
Kafamı toplamaya çalışarak evime giden yola girdim. Daha deminki anlık kalp krizimden sonra yürümek bedenimi rahatlatacaktı.
Kısa bir yürüyüşün ardından kendimi mutlu etmek adına antep fıstıklı çikolatalar aldım. Parayı ödeyip marketten çıktım. Az önceki ölüm tehlikesinin ardından kendini çikolata yiyerek mutlu etmeye çalışan bir diğer ruh hastasıydım. Kafamı sallayarak düşüncelerime "kış kış" dedim.
Çikolatamı açıp yerken evim görüş alanıma girdi.Ani çikolata krizi nedeniyle boğazım yandı ve öksürmeye başladım. Çikolata bile keyfimi bozmaya yeminliydi.
Öksürüğüm geçmişken yanımda bir gölge belirdi. Kafamı kaldırıp bu gölgenin sahibine baktığımda Mete olduğunu gördüm. Her zamanki yakışıklılığının aksine içindeki çirkinliği ve problemleriyle karşımda durup bana bakıyordu.
İçimden o kafasını alıp parçalamak geçiyordu.
Sakin ol Bilge! Korkutmasına izin verme!
"Bana vurmanın hesabını sormayacağımı mı sandın aptal kız? Eline koluna sahip olacaksın. Yoksa bir dahaki sefere ölü olursun."dedi gözlerindeki soğukluğu ve sesindeki ciddiyetiyle. İkinci günümde 1000. tehditimi de almıştım.
Normalde asla dediğini ciddi almazdım fakat beni ezmeye çalışmasından sonra bunu yapabileceğini biliyordum. Sessiz kalmayı tercih ettim.Bu sessizliğim korkudan değil, akıllı olduğumdandı. Şimdi ona cevap versem eminim bana bir şey yapacaktı. Daha fazla burada durmamam gerektiği için yanından geçip yürümeye başladım. Ama sanırım onu umursamadığımı düşündüğü için daha iki adım bile atmamışken kolumdan tuttu ve kendine doğru çekti. Şu an çok yakındık ve bu beni huzursuz ediyordu.
Gözlerimin içine bakarak "Anladın mı aptal kız?"dedi her bir kelimenin üzerine basa basa.
"Aptal senin babandır,köpek."demek istiyordum fakat dersem muhtemelen ruhum çıkardı buradan. Şu hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri bana hakaret edilmesiydi. Şeytan diyordu ki ağzının payını ver ama onu umursamayacaktım. Belki çok klişeydi fakat en büyük çığlık sessizlikti.
Cevap vermek yerine belli belirsiz kafamı salladım.
Bu kafa sallama hareketime "çok da şeyimdeydi sallaması" adını vermeye karar verdim. Tabi o, bunu bir yeniliş olarak algılamıştı.
Buz gibi bir sesle "Afferin." dedi ve beni bir pislikmişim gibi itti. O ellerini kırmasını da bilirdim ama neyseydi. Arkasına dönüp yürümeye başladığında sessizce arkasından lanetler okudum.
Ruh hastası!
Bütün heybetiyle uzaklaşırken arkamı döndüm ve hızlı adımlarla evime geldim. Çantamdan anahtarımı çıkardım ve deliğe soktum. Biraz sinir ve yorgunluk nedeniyle titreyen elimle bu işi başarmak zor oluyordu. Bu sinirin neydi derseniz az önce bir şey demememden kaynaklanıyordu. Susmam akıllılık olmuştu fakat içime atmak pek de akıllılık değildi.
Uzun uğraşlar sonucu kapıyı açıp eve girdim. Kapıyı kapatıp ceketimi ve çantamı rastgele bir yere fırlattım. Ayakkabılarımı da çıkarıp rafa koydum.
Bu manyak benim evimi nasıl bulmuştu acaba?
Aklımdaki soruya cevap aradım. Beynim çalışmaya başlayınca kendi kendime "Salak mısın Bilge?" diye sordum.Tabi ki okul kaydımdan bulmuştu. Okulun sahibi babası olduğuna göre pek uğraşmış olmasa gerekti.
Yönümü odama çevirip merdivenleri bıkkınca çıktım. Annemin bu hafta önemli toplantıları olduğu için geç geliyordu. Onu çok az görüyordum ve çok özlemiştim. Aslında evde olmaması iyi olmuştu bir bakıma. Neler döndüğünü bilme olasılığı düşüktü.
Daha demin olanları Özge'ye anlatsam mı diye düşünmeye başladım. Şimdi anlatırsam endişelenirdi.Ama sonra anlatsam kızabilirdi. Hiç anlatmasam ise bir şey olmazdı. Evet, hiç anlatmamaya karar verdim. Biraz güvensiz bir arkadaş imajı çizmiş olabilirdim fakat sadece olayların büyümesini istemiyordum.
Üstümdekiler rahatsız edici olduğu için pijamalarımı giydim. Kendimi yatağa atıp boş tavanıma baktım boş biçimde.Yarın ne yapacağımı bilmiyordum. Sadece, onun yüzünü bile görmek istemiyordum.
Aslında yakışıklı biriydi. Görünüşü her ne kadar iyiyse içi de o kadar çirkindi. Dışı ne kadar parlak bir beyazsa, içi de o kadar koyu siyahtı. Bunu anlamam sadece 2 gün sürmüştü.
Düşüncelerimden kurtulmak amacıyla telefonumdan saate baktım. Saat 4'tü. Bugün baya yorulduğuma karar verdim. Şu an uyusam hiç bir kaybım olmayacağını düşünerek gözlerimi kapadım. İşte yorucu bir günün ardındaki gerçek huzur buydu.