bc

Kızıl Şifacı (Tarnish'in Külleri 2)

book_age16+
146
TAKİP ET
1K
OKU
adventure
body exchange
goodgirl
mystery
ambitious
magical world
witchcraft
rebirth/reborn
weak to strong
sacrifice
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Kızıl Şifacı, Tarnish'in Külleri kitabının ikinci serisidir. Önce Tarnish'in Küllerini okumalı daha sonra Kızıl Şifacı'ya başlamalısınız. :)

Maximillian ortadan kaybolmuş, Gemma ölmüş ve çocuklarından biri şifacı büyücü olmuştur. Tarnish kendi bedenine kavuşup özgürleştiğinde ve Lavender yaptıkları yüzünden cezalandırılıp zindanlara atıldığında dışarıdaki dünya tamamen tehlikeye açık hale gelmiştir. Zindanda kaldığı sürelerde yeni büyük büyücülerle tanışan Lavender artık hayatının farklı bir noktasındadır ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. Beden Değişimi
Küçük büyücü ayağa kalktı. Midesinden yukarı tırmanan sıvıyla yüzü şekilden şekle giriyor, ellerini hissedemiyordu. Gözleri öyle çok yanıyordu ki eriyip gittiklerini zannediyordu. Altemur’un kuytu köşelerinden birinde, Lavender’ın öldürüldüğü yerde vücuduna girmiş bir iblisle öylece dikiliyordu. “Neler oluyor Maximillian?” Amber korkarak geriye doğru adımladı. Maxi’nin gömleğinin altından parlayan balık simgesini görebiliyordu. Havada uçuşan çıtırtılar her yerdeydi. Rowen’ın ölümünü hisseden birkaç iblis mide bulandırıcı çığlıklar atmıştı. “400 yıl sonra dahi insanın öğrenecek şeyleri oluyormuş.” dedi Tarnish. Konuşan Maximillian’dı fakat sözler tamamen Tarnish’e aitti. “Beni korkutuyorsun Maxi…” dedi Amber titremesini bastırmaya çalışarak. “Öldürmüş.” dedi Maximillian gözyaşlarını yanaklarına akıtarak. Elleriyle bir şeyleri tutmaya çalışırcasına kaldırıp indiriyordu. Ceketinin uçlarını tutmaya çalışıyor ellerinin arasından kayıp giden kumaşla beraber kusacak gibi ağzını kapatıyordu. “Benim ona verdiğim bıçakla. Kendisini koruması için verdiğim bıçakla…” “Kim kimi öldürmüş Maximillian? Kendine gel şu an bir savaşın ortasındayız!” “Hayır asıl savaşan benim…” Lavender’ın karnına saplanan bıçağı gören Maximillian yutkundu. Boğazına tırmanan sıvıyı geri yuttu. Bıçaklanmadan hemen önce Lav’ın dehşet saçan yeşil gözlerini gördü. Bıçağı yediği anda beliren o tuhaf yüz ifadesini, kaygısını hissetti. Ölen Suzy’yi ve Luke’u gördü. Tarnish’in kavanozdayken hissettiği boğuculuğu hissetti. Tek taraflı hissedip gören kişi sadece o değildi. Tarnish yıllar önce Maximillian tarafından öldürülürken katilinin aslında ne kadar da masum ve korkak bir çocuk olduğunu fark etti. Ateşin içinde kaybolan bedeninden sonra gelen nöbetleri, kabuslu geceleri ve karanlık bir odaya sızan ay ışığını… Lavender’a olan tutkusunu, çocuğunu kaybettiğinde yaşadığı hissi… “İblisler yönetim binasını ateşe verdi bir şeyler yap Maximillian!” Tanıdık bir yüz Maxi’yi gördüğünde ondan yardım dilenmişti. Maxi neler olduğunu daha yeni kavrıyormuş gibi gözyaşlarını sildi. Amber yerde ona bakıyordu. Yanında Rowen’ın çürümeye başlayan yaşlı bedeni vardı. İçinde Tarnish vardı. Önce elini Amber’a uzattı. Tarnish’in efendilik düştü deyişi kulaklarında yankılanıp duruyordu. “Lanet olsun şu bıçak sahnesini hatırlamayı bırak artık! Bundan keyif almıyorum!” “Ne?” Amber şaşkınca elini ona doğru uzattı. Maxi kendi kendine konuşan bir deli gibi görünüyordu. Bir büyük büyücünün bedenine girdiği için ona hükmedemiyordu ve ikisi de sıkışıp kalmıştı. İki büyük güç çatışıyor ve Maxi’nin balık simgelerini çıldırtıyordu. Yanıp sönüyor Maxi’nin sırtında dayanılmaz bir acıya neden oluyordu. Her an kusacak gibi hissetmesi de cabasıydı. Amber yerden kalktı ve etrafına baktı. “Tarnish’e ne oldu? Tamamen öldü mü?” Cılız beden boğazından akan kan gölünün içinde yatıyordu. “Beni öldürmek o kadar kolaydı çünkü değil mi aptal.” Amber’ın şaşkın kahve gözleri Maxi’inin mavi gözlerinde takılı kalmıştı. Öyle hırçın öyle tuhaf bakıyordu ki tüylerinin tekrar ürperdiğini hissetti. Gerçekten zamanında evlilik yaptığı adam bu adam mıydı? Sarı saçlarında yangının isi vardı. Burnunun ucu terden ışıl ışıl parlıyor şakaklarından ter damlaları akıyordu. “Savaşı durduracağım.” dedi daha sonra Amber’ın şaşkın bakışlarını es geçerek. Amber, Tarnish’in Maxi’nin bedenine girebileceği ihtimaline olanak vermiyordu. Üzerindeki paltoyu çıkarıp yere atan Maximillian gömleğinin düğmelerini yırtarcasına açtı ve gömleği de çıkarıp yanan bir ağaca fırlattı. Sırtındaki balıkların parlaklığı Amber’ın gözlerini kısmasına neden olmuştu. “Çok sıcak!” diye isyan eden Maximillian önce derin bir nefes aldı ve etrafına baktı. Bir bedende iki güçlü ruh varken Maxi kendinden geçmişti. Lavender’ın bıçaklanma sahnesini gözlerinin önünden silip de Tarnish’e karşı koyamıyordu bir türlü. Dudaklarından dökülen kelimelerin yabancılığına aldırış etmiyordu. Tarnish bedenin kontrolünü sadece o an için eline almıştı. Ellerini yumruk haline getirip büyücülerle savaşan iblislere tek tek göz gezdirdi. “Bir şey deneyeceğim Maximillian hazır mısın?” Maxi’in gözlerinden yaşlar döküldüğünde Tarnish istemsizce göz devirmişti. “Aptallaşma. Seninle işim bittiğinde istediğin kadar ağlarsın ama şimdi kendine gel!” Burnunu çeken Maxi kambur duran sırtını düzeltti ve Tarnish’in varlığıyla bozguna uğrayan bedenine söz geçirmek istedi ama ruhsal çöküşü bunu engelliyordu. “Hazırsan başlıyorum.” Önce derince bir nefes alan Tarnish yangının o boğaz yakan kokusunu ciğerlerine çekti. Anında öksürmüştü. Nabzını yavaşlaştı ve büyücü güçlerini kullanmaya gayret etti. Maxi’nin kabus kovalayan gücünü avuçlarında hissedebiliyordu sanki. Gözlerini kapatıp güce hükmettiğini düşündü. Maxi bedenine yerleşen ruhun kendisiyle bir bütün oluşuna şahit oluyordu adeta. Vücut Tarnish’in yaptıklarıyla mide bulantısını kesmiş ve adapte olmaya başlamıştı. Yumruk halinde duran ellerinde eskisinden daha fazla güç hissediyordu. Burnuna gelen yanık kokusunun haricinde kan kokusunu da alabiliyordu. Kanın tuhaf kokusunun Tarnish’in eski bedeninden geldiğini dahi ayırt edebiliyordu. Tren istasyonundan yayılan benzin kokusunu hissetti. Amber’dan gelen ıslak toprak kokusunu ve kendi bedeninden yayılan Lavender’ın kokusunu… Gözlerini açtığında yönetim binasının önündeki insanların en ince ayrıntısına kadar görebildiğini fark etti. Birinin sol gözünün üstünde duran kan lekesini, birinin güneş yanıklarını, birinin giysisindeki sökük iplikleri… Acısını bir anlığına unutan Maximillian karşılaştığı manzara karşısında dumura uğramıştı. Güneş ışınlarıyla beraber dalgalanan sarı saçlarının her telini görebiliyordu. Sarışın kadın iblise büyü yaparken oradan oraya savruluyor ve savruldukça karnında açılan yaradan fışkıran kanlar öbek halinde gökyüzünde süzülüyordu. Zamanı yavaşlatmış gibi hissetti. Her şey kontrol altında gibiydi. Kendi nefesini işitti. Derince bir nefes daha almıştı. “Gözlerimizi kırpacağız ve bak ne olacak.” diyen Tarnish canice güldü. Maxi yönetim binasının küf tutmuş duvarlarındaki yangın izlerine bakıyordu. Tarnish göz kırptı. Maxi’den yayılan bir hava kalkanı dalga dalga dağılarak iblislerin üzerine düştü. Hareket halindeki iblisler put gibi hareketsiz kalırken büyücüler gelen dalgayla yere yığılmıştı. Tarnish tekrar göz kırptığında toprak yerden fışkırmış kocaman bir yarık oluşmuştu. Altemur’un her köşesinde koca bir delik vardı. Tarnish tekrar göz kırptığında havada asılı kalan iblisler açılan topraktan içeri düştü ve toprak üzerlerine kapandı. Maxi şaşkındı. Tarnish vücudundayken tek bir göz hareketiyle bunları yapabiliyorsa sonları gelmiş demekti. Herkes baygındı. Ayakta kalan tek kişi Maximillian olmuştu. Gördüklerini sindirdikten sonra sirkelenip kendine geldi ve vücudunun kontrolünü anında geri aldı. “Ah hadi ama oysa ben kontrolü elime almak için ne çok uğraşmıştım. Senin bir saniyeni almadı.” Tarnish’in serzenişi beyninin içinden gelmişti. “Bu kadar yeter derhal vücudumdan çık seni katil!” “Çıkmayacağım.” Maxi üzerinin çıplak olduğunu fark ederek yerdeki paltoyu aldı ve hızlıca giyindi. Midesi tekrar bulanmaya başlamıştı. Yerde yatan Amber’ı kucakladığı gibi hastaneye götürdüğünde herkesin burada da baygın halde yattığını görerek şoka uğramıştı. “Yaptığımız büyünün sadece o caddede sınırlı olacağını mı zannetmiştin ufaklık?” “Sen kafayı mı yedin Tarnish! Onları nasıl uyandıracağımız hakkında bir bilgin var mı!” “Bırak da onu şifacı olanlar düşünsün.” Amber’ı boş yataklardan birine yerleştirip midesini tuttu. Her an kustu kusacak durumdayken ağzına sürekli sıvı çıkıyordu. Odaları gezip baygın olmayan birilerini ararken gördüğü manzarayla öylece durdu. “Lavender?” Lavender’ın yanında baygın halde yatan Oswald, Jaxon ve Gemma vardı. Hemen yanlarına gittiğinde Tarnish sus pus olmuştu. Lavender’ın solgun suratını elleri arasına aldı ve kızı uyandırmaya çalıştı. “Lavender buradayım! Lavender! Gemma! Jaxon! Lanet olsun biriniz ses verin!” Gemma’yı ve Jaxon’ı sarstı fakat işe yaramamıştı. Tarnish Lavender’ın şakağında atan damarı görebiliyordu. Beyaz cildinin üzerinden görünen damarların arasından akan kanın akış hızını hissedebiliyordu. “Yaşıyor.” dedi istemsizce. “Bana efendilik düştü demiştin!” “Düşmüştü…” dedi şaşkınca. Ne düşüneceğini bilmiyordu. “Lavender buradayım canım. Uyan. Her şey bitti. Rowen artık öldü. Lavender.” Maxi eğilip Lav’ın alnına bir öpücük bıraktı. Ellerini tuttu. Öyle bir rahatlamıştı ki Tarnish falan da umurunda değildi. “Maximillian.” Gelen sesin üzerine Gemma’ya baktı. Kadın uyanmıştı. Sersem gözlerle ona bakıyordu. “Burada neler oldu Lavender iyi mi Gemma?” “Jaxon, Lavender’ı getirdiğinde kanlar içindeydi. Çok kan kaybetmiş. Be-“ Durdu Gemma. Maximillian’ın bundan haberi olmayabilirdi. “Be- ben onu öyle görünce… Her neyse kalbi bir anlığına durdu fakat kalp masajıyla hayata döndürmeyi başardılar. Daha sonra bir şey hepimizi düşürdü.” Maxi yutkundu. Lavender’a baktı. Çarşafı indirdiğinde karnında bir sargı bezi gördü. İçinden Tarnish’e küfürler ediyordu. Tarnish ise ağlamak ve ağlamamak arasında kararsız kalmıştı. Maxi’nin bedenine hükmedemediği için ağlayamıyordu ama kalbi çok acıyordu. “İstediği tek şey annesini iyileştirmekti.” Dedi yaptıklarını düşünerek. Hemen ardından Maxi bunu sesli söylediğini fark edince elini ağzına götürdü. Gemma Tarnish’i bilmemeliydi. “Tüm bunlara sebep olduğumuz için her gün kahroluyorum zaten Maximillian.” Dedi kadın yorgun gözlerle. Elini Jaxon’ın saçlarında gezdirdi ve birkaç sözcük mırıldandı. Jaxon uyanmıştı. Eli başında sersemce uyandığında Maxi yavaşça yatağa oturdu. “Senin neyin var?” dedi Jaxon Maxi’ye bakarak. Maxi ne oldu dercesine ona baktı sadece. “Farklı görünüyorsun. Üstelik sırtından parlayan balıkların gözümü alıyor.” Küçük büyücü yavaşça sırtına baktı. Balıklar hala parlıyor ve ışık saçıyordu. “Savaşı durdurmak için büyük büyücü güçlerinden fazla kullanmış olmalıyım.” “Ne savaş bitti mi?” Tebessüm ederek cevapladı bu soruyu fakat savaşın bitip bitmediğinden emin değildi. Zira içinde tüm bunların sebebini taşıyordu…

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Kan Kırmızı (Türkçe)

read
4.1K
bc

ALFABETA (+18)

read
29.3K
bc

evli kadın evli adama aşık oldu

read
10.3K
bc

Tutku'nun Esiri

read
24.4K
bc

Ölüm Yıllıkları

read
1.2K
bc

ÇAPKIN +18 (365 Gün Serisi)

read
24.7K
bc

SENİ HİSSEDİYORUM ( 2 )

read
7.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook