Deneme 50

1767 Kelimeler
Nasıl bir durum bekliyordu beni. Rüyamda gördüğüm patlamanın sebebi neydi. Bu tesiste yüzlerce insan vardı. Belki iyi şeyler yapmıyorlardı ama ben yargıç değildim. Onların akıbeti hakkında karar veremezdim. Onları uyarmalı mıydım? Birazdan olabilecekler hakkında. Derin bir nefes alıp camın diğer tarafında duran profesöre baktım. O da durmuş gözlerimin içine bakıyordu. Bu adamın hiç gülümsediğini görmemiştim. Hep düz bakardı. Sinirlendiğini de hiç görmemiştim. Sakin ve sürekli düşünen biriydi. Bir sorun çıktığında sağ eliyle önce yanağını kaşır sonra çenesinde ki sakalını okşardı. Profesör Ahmet, hayatı hakkında çok bir bilgiye sahip olmasam da dış görünüşünü biliyordum. 50’li yaşlarda duruyordu. Belki de daha gençti. Yeşil gözlüydü. Mavi ya da yeşil tonlarında kazak giydiğinde göz rengi daha çok ön plana çıkıyordu. Kirli sakallıydı. Sakalları her zaman aynı boydaydı. Ne tamamen kısaltıyor ne de uzun bırakıyordu. Onu hep beyaz önlükle görürdüm. Beyaz önlüğünün sol cebinde bir ses kayıt cihazı taşırdı. Etrafında her söylediği kelimeyi yazan yardımcıları olsa da kendi notlarını kaydederek tutuyordu. Daha sonra bu kayıtları ne yapıyordu bilmiyorum. Öngörülerim hakkında onları uyarmalı mıydım? Gördüklerimin gerçekleşme olasılığı yüzde yüz değildi. Onlara ne söylemem gerektiğini de bilmiyordum. Belki de deneyi sonlandırmalarını sağlayabilirdim. Eğer deneye devam etmezsek patlama olmazdı. Profesör gözlerimin içine baktığı sırada devam etti. “Odaklanmalısın denek 99.” Gözlerimi ondan çeki önümde ki boş alana odaklandım. Gözlerimi yumdum. Vücudumda ki enerjinin ellerime geldiğini hissetmeye çalıştım. Her ne kadar deneye odaklanmaya çalışsam da birazdan olabilecekler aklımın bir köşesinde duruyordu. Profesör durmam gerektiğini söylediğinde gözlerimi açtım. Yanında ki yardımcılarıyla konuşurken gözlerimle etrafı inceledim. Her şey rüyamda gördüğümle aynı mıydı? Rüyalarım hiçbir zaman çok net olmamıştı. Ya da uyanınca ben tam olarak hatırlamıyordum. Uyandığımda aklımda kalanlar sadece birkaç görüntüden ibaretti. Gördüğüm rüyada uyanıyor. Deney için odaya getiriliyordum. Deneye başlamadan önce aynı tarih geçmişti rüyamda da. 6 Haziran 2007, Denek 99, seviye 5 ve deneme 46. Buraya kadar her şey aynıydı. Peki devamında ne oluyordu? Hafızamı zorlayıp hatırlamaya çalıştığımda gözümde bir sahne daha canlandı. Profesörün mikrofondan gelen sesi. “Deneme 50. Bir, iki…” ve hemen arkasından gelen büyük bir patlama sesi. Daha sonrasında bir sis ve sisin içinde bana yaklaşan bir siluet sonrası ise karanlık. Kalbimin durduğunu hissetmiştim sanki. Bütün vücudumun enerjisinin çekildiğini. Korkmaya başlamıştım. Gördüklerim gerçekleşebilirdi? Daha öncesinde gördüğüm bazı rüyalarım gerçekleşmişti. Ama hepsi değil. Bazen de gerçekten hiçbir şey olmuyordu. Profesörün sesiyle düşüncelerimden ayrıldım. “Denek 99, bu denemede daha iyi odaklanabilmen için küçük bir elektrik akımı vereceğiz. Vermeden önce seni uyaracağım.” İşte bu en sevmediğim noktalardan biriydi. Verilen elektrik akımları hiçbir zaman küçük olmuyordu. Bunu herkes biliyordu. Beyin aktivitelerimin bir anlık adrenalinle daha iyi iş çıkarttığını keşfetmişti profesör. Elektrik akımını verdiğinde beynim akımla birlikte bir anlıkta olsa istediğim şeyi gerçekleştirebilmem için enerji veriyordu. Bu her ne kadar saniyelik bir şey olsa da ardında bıraktığı acı dakikalar sürüyordu. “Deneme 49. Bir, iki, üç…” Herkesin nefesinin tuttuğunu hissetmiştim. Bu sefer olacağında herkes emin gibiydi. Ben ise birazdan beni etkileyecek elektrik akımının yanında 50. denemeyi nasıl engelleyebileceğimi düşünüyordum. Bunun yanında diğer bir soruda engellemem gerekiyor muydu? Eğer deneme 50’yi yapmazsam rüyamda gördüklerim gerçekleşmez miydi? Önümde ki alana odaklandım. Sağ elimi kaldırıp avuç içimi boşluğa doğru uzattım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Önce zihnimde bir ateş topu hayal ettim. Daha sonrasında bu ateş topunun zihnimden avuç içime hareket ettiğini düşündüm. Avuç içlerimde sıcaklığı hissettiğim esnada, ensemden bütün vücuduma yayılan acıyı hissetim. Profesör elektrik akımını vermişti. Acıyla birlikte yumduğum gözlerimi açtığımda camın diğer tarafında ki herkesin şaşkınlıkla elime baktığını görmüştüm. Az önce benim hissetmediğim bir şey mi olmuştu? Acı dakikalar içinde vücudumda dağıldıktan sonra alnımdan akan ter damlarını sildim. Geçen dakikalarda profesör ve yanında ki herkes kamera kayıtlarını inceliyorlardı. Bakışlarımı bana bakan Selma’ya diktiğimde onun bana gülümsediğini görmüştüm. Elini yumruk yaptı ve baş parmağını kaldırdı. Bu deneyin başarılı olduğunu gösteriyordu. Ama bir sorun vardı. O anki acıyla ben ne yaptığımı fark etmemiştim bile. Profesör gözlerini odanın diğer köşesinde ki diğer tarafı görünmeyen cama dikti ve başını aşağı yukarı salladı. Artık orada birilerinin olduğu kesinleşmişti. Deneme başarılıysa bu deneme 50’nin olmayacağı anlamına mı geliyordu. O zaman rüyam gerçekleşmeyecekti. Selma yanında ki adama dönüp “Kalkanı kaldır.” Dediğinde deneme 50’nin gerçekleşmeyeceğini anlamıştım. Adam kafasıyla onaylayıp önünde ki düğmelerden birine basmak üzereyken profesör onu engelledi. “Bir deneme daha yapmak istiyorum.” Şaşkınlığımı gizlemeden bakışlarım profesör dönmüştü. Selma, profesöre bakarak “Efendim, onu daha fazla zorlamamalıyız. Bu deneye yarın devam edebiliriz.” Profesör, Selma’nın konuşması bittikten sonra bana doğru döndü. Gözleriyle beni baştan aşağı kontrol etti ve bu defa bakışlarını önünde ki monitöre dikti. Sağ eli sakalındayken gözleri monitördeydi. Baktığı monitörde değerlerimin gözüktüğünü biliyordum. Geçen saniyeler ardından bakışlarını yeniden bana dikti. “Pekâlâ, bugünlük bu kadar yeterli. Onun odasına götürün.” Dedi. Söyledikleriyle beraber derin bir nefes versem de içimde büyüyen bir sıkıntı vardı. Avuç içlerim terlemeye başlamıştı. Selma yanında ki adama başıyla düğmeyi işaret ettiğinde adam aldığı onayla elini düğmeye doğru götürdü. Düğmeye bastı ancak hiçbir şey olmadı. Etrafımı sarmalayan kubbe biçiminde ki şeffaf kalkan hareket etmedi. Bunu fark eden odadaki herkes düğmeye basan adama doğru döndü. Adam önünde ki düğmeye birkaç kez bassa da kalkan hareket etmedi. Durumu fark eden profesörle göz göze geldiğimiz sırada büyük bir ses duyuldu. Ses ile birlikte binanın sallandığını hissettim ve aynı anda sarsıntıdan dolayı yere düşmüştüm. Hemen ardından büyük bir toz bulutu bulunduğumuz odayı sardı. Şeffaf camdan dışarıya baktığımda bir çok cihazın yandığını görmüştüm. Etraftaki insanlar dumandan dolayı öksürerek yere düştüler. Patlayan cihazlardan çıkan ateş odayı sarmıştı. Gözlerimi yere düşen bilim insanlarında gezdirirken profesörü fark ettim. Sağ alnı kanıyordu. Yerde yatar bir pozisyondaydı. Nefes alıp almadığından emin değildim. Selma’yı görebilmek için patlamadan önce bulunduğu kısma döndüm. Onu da aynı şekilde yerde yatar bir şekilde görmüştüm. Yüzüne baktığımda yüzünün yarısının yanmış olduğunu gördüm. Bir anda ne olmuştu böyle. Bulunduğum kısım hiçbir zarar görmezken odanın her tarafı ateşler içindeydi. Cihazların patladığını anlamıştım. Ama neden? Bu durumun sadece bu oda da gerçekleştiğini sanmıyordum. Çünkü binanın büyük bir gürültüyle sallandığını anlamıştım. Odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldığında oraya odaklandım. İçeriye elleri silahlı, baştan aşağı siyah giyinmiş birkaç kişi girmişti. Başlarında gaz maskesi takılıydı. Adamlardan biri benim bulundum cam alana doğru yaklaştı. Elinde ki cihazdan bir düğmeye bastığında cam alan aşağıya doğru hareket etti. Cam alanın açılmasıyla birlikte oda da ki gaz kokusunu almaya başlamıştım. Gaz kokusunu solumamla birlikte gözlerimi açık tutamadım. Dizlerimin üstünde geriye doğru düşerken gaz maskeli adamların bana yaklaştığını gördüm. Ve daha sonrası karanlıktı. Ben bir tesiste insanın sınırlarını zorlayacak denemeler için yaratılmıştım. Annem ve babamın kim olduğunu bilmiyordum. Daha bir embriyo iken incelenmeye başladıkalrını biliyordum sadece. Daha bir embriyo iken birçok deneysel ürüne maruz kaldığımı biliyordum. Doğduğum andan itibaren yapılan birçok deney vardı. Benim kaderim buydu. Ben bunun için doğmuştum. Diğer insanların yapamayacağı şeyleri yapabilmem için yaratılmıştım. Peki, bu deneyler sonucunda neler olacaktı? Yapılan deneylerin hepsi başarıya ulaştığında bana ne olacaktı? Bu soruların cevabını hiçbir zaman öğrenebileceğimden emin değildim. Öğrendiğim derslerden bana izleten dizi ve filmlerden insanların normal yaşantısına dair bilgilerim mevcuttu. Ben de okula giden çocuklar gibi olmak istiyordum. Bazen bunlarla ilgili hayaller kuruyordum. Bir annem ve babam olduğunu, hatta bir kardeşim olduğunu hayal ederdim hep. Beraber bir apartman dairesinde yaşadığımızı ve annemle bebeklerimle oynadığımızı düşlerdim. Hayallerim ne kadar basitti değil mi? Tek hayatı etrafı dört duvarla çevrili biri için öyle değildi ama. Kaldığım odanın her köşesinde kamera bulunuyordu. Yatarken bile izleniyordum. Bana ait tek alan banyoydu. Bu yüzden her banyoya girdiğimde kendimi özgür ve durdurulamaz hissederdim. Tabi bu durumda en fazla yarım saat sürüyordu. Her banyoya girdiğimde aklıma bu günlerin bir gün bitip bitmeyeceği gelirdi. Sekiz yılını tesiste geçirmiş biri olarak gerçek gökyüzünü görebilecek miydim merak ederdim? Kitaplarda mavi olarak tasvir edilen gökyüzünü hep görmek istemiştim. Aynı şekilde mavi denizi de öyle. Ama bu hayallerime ulaşamadan her şey bitmişti. Ölmüş müydüm? İçine çekildiğim karanlık son muydu? Her şey buraya kadar mıydı? Gözlerimi rahatsız eden ışık yüzünden ellerimi gözlerime siper ettim. Yavaşça gözlerimi açmaya çalışırken hareket eden bir şeyin içinde olduğumu fark etmiştim. Sonunda gözlerim ışığa alıştığında, etrafa bakabilmiştim. Bir arabanın içindeydim. Araba hareket halindeydi. Arabanın arka koltuğunda yatar bir durumdaydım. Yattığım koltuktan kalkmadan bakışlarım gözlerimi rahatsız eden ve uyanmama sebep olan ışık kaynağına kaydı. Arabanın camında dışarı baktığımda gökyüzünde parlayan sarı ışığı, güneş görünüyordu. Hemen yanında mavi gökyüzünü ve beyaz bulutları gördüğümde artık gerçekten öldüğüme emin olmuştum. Bu gördüklerim gerçek miydi? Ben az önce güneşi ve gökyüzünü görmüştüm değil mi? Kendime gelmek için ayırdığım birkaç dakikanın ardından uzanmış olduğum koltukta yatar pozisyona geldim. Koltukta oturduğum anda arabanın dikiz aynasında kahverengi gözlü bir adamlar göz göze gelmiştim. Beni gördüğü anda gülümsemeye başlayan adam yanında oturan diğer adama döndü. “Misafirimiz sonunda uyandı.” Dedi. Bakışlarım bu sefer şoför koltuğunun yanında oturan adama döndü. Kahverengi gözlü adamın söylediklerinden sonra arkaya doğru dönmüş ve bana bakıyordu. “Günaydın ufaklık.” Diyerek gülümsedi. Hiçbir şey söylemeden ona doğru baktım sadece. Gözlerimi gülümsemesinden çekip arabanın ön camından yola bakmaya başladım. Araba iki tarafı ağaçlarla çevrili bir yolda ilerliyordu. Kahverengi gözlü adamın bana baktığını hissettiğimde dikiz aynasından ona baktım. Göz göze geldiğimiz konuşmak için derin bir nefes aldı. “Korkmana gerek yok ufaklık. Sana zarar vermek istemiyoruz. Senin o tesiste ne kadar acı çektiğini biliyoruz. Amacımız seni oradan çıkartmaktı. Şimdi sana birçok şey anlatabilirim ama hepsini anlayabileceğinden emin değilim. Her ne kadar yaşına göre ileri bir zekân olsa da bunların hepsi senin için çok fazla. Ama şunu bilmelisin ki artık normal bir hayatın olacak.” Normal bir hayatım mı? Normalden kastı neydi? Bir insanın normal hayatı tam olarak ne oluyordu? Düşüncelerim arasında istemsizce iki kelime döküldü ağzımdan. “Nereye gidiyoruz?” Aslında sormam gereken daha farklı şeyler vardı. Nereye gidiyoruz? Neden gidiyoruz? Normal ne demek? O tesisten çıkmış olmam güçlerimi de o tesiste bıraktığım anlamına mı geliyordu? Kahverengi gözlü adam konuşmaya devam etti. “Seni bulamayacakları bir yere götürüyoruz. Sana daha fazla deney yapmasınlar diye elimizden geldiğince seni koruyacağız.” Adamın gözlerinin içine baktım. “Neden?” Neden beni koruyorlardı ki? Bundan çıkarları neydi? Bunu neden yapmaları gerekiyordu? Böyle bir tehlikeyi neden göze alıyorlardı. Kahverengi gözlü adam kısa bir süreliğine sustu. Yanında ki adama bakıp geri yola odaklandı. Söyleyeceklerini düşünüyordu sanırım. Her ne kadar bu iki adam yabancı olsa da bildiğim bir şey vardı. Hislerime güvenmek. Hislerim bana bu iki adama güvenmemi söylüyordu. Nedenini bilmiyorum ama içimden geçen buydu. Onlara güvenebilirdim. Ama yine de bir cevaba ihtiyacım vardı. Şu anda bu arabayı durdurmamak için iyi bir cevaba ihtiyacım vardı. Kahverengi gözlü adam sessizliğini bozdu ve beni düşüncelerimle yalnız bırakacak o cümleyi söyledi. “Çünkü annen böyle olmasını istedi.” Annem? Hayatımda hiç tanımadığım, görmediğim ve varlığını bile hissetmediğim annem. Belki de kendim hakkımda bildiğim her şeyi yeniden gözden geçirmem gerekiyordu. Diğer adam arkasına döndü ve “Sorularının cevaplarını alacaksın ama öncelikle dinlenmen gerekiyor. Gittiğimiz yerde konuşuruz.” Dedi ve önüne döndü. Üstümde ki hırkaya sarılırken arkama doğru yaslandım ve yolu izledim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE