Akar
Benim için ayrılmış özel çadırda otururken sürekli birileri girip çıkıyor ve düğün için beni ihtiyatlı bir şekilde hazır ediyorlardı. Üstüme de kırmızı ipekten yapılmış üzeri mücevherlerle süslü oldukça rahat şık bir kaftan giydirmişlerdi. O kadar güzel gözüküyordum ki... Tamam bu kıyafet güzel ama giyen kişi de güzel olunca mütevazi davranmaya gerek yok. Utanmasam kendime aşık olacağım resmen! Ben bu garip düşüncelerime aptal aptal sırıtırken, kıyafetin kol kısmına takılmıştı gözüm. Bileğime kadar uzanan kol hattı dirsekten itibaren açılıyor ve genişliyordu. Kısaca kaftan deyip geçmemek lazım insana bir prenses havası katıyor hani.
Yanımdaki hizmetliler de aynı şekilde beni hazırlarken hayran hayran bakıyorlar ve arada güzel sözler söyleyerek gönlümü hoş tutuyorlardı.
Ben ve içerideki hizmetliler bu yoğun hazırlıkla uğraşırken çadıra bir anda başka bir kadın girdi. Diğerlerinden farklı olarak otuzlarında gösteren oldukça güzel ve alımlı bir kadındı. İri kara gözleri hafif çekikti. Oldukça da uzun boyluydu. Onun hizmetçi olamayacağını hemen anlamıştım şayet duruşu ve bana yaklaşırken ki yürüyüşünden asalet akıyordu resmen! Yanımdaki hizmetliler benimle ilgilenmeyi bırakıp başlarını saygıyla eğdiklerinde ben de onlara katılmış ve başımı eğmiştim.
Yanımdaki hizmetçi, "Hoşgeldiniz Hafza Katun. Biz de Akar Kanım'ı hazır etmeye uğraşıyorduk." dedi oldukça saygılı bir dille.
Hafza Katun mu? Hii.. Mengü Han'ın annesi! Daha da önemlisi benim eşim olacak kişinin de annesi!
Ben karşısında hala başım eğik duruyor gergince parmaklarımla oynuyordum. Ardından Hafza Ana, bir el işareti yapıp hizmetçi kızları çadırdan dışarıya yollamış bakışlarıyla beni kesmeye başlamıştı.
Şuan birşeyler demeliydim sanırım.. "Hoşgeldiniz Hafza Katun..."
Karşımda cevap vermeden bir elini çenemin altına koyup eğik olan başımı yukarıya doğru kaldırdı.
"Hafza Katun mu?" dedi anlamadığım bir şekilde gülümserken.
"Sen oğlum Hülagü ile evlenmez misin, Akar oğlum?"
"Oğlum mu?.." oğlu muydum gerçekten. "Ah, şey yani evet elbet evleniyorum. Biz de tam hazırlıklarla meşguldük Hafza Katun."
"Ana." diye değiştirdi lafı. "Hafza Ana diyesin, Katun lafı sana yakışmaz. Hem de benim beri'm(gelinim) olacakken sabaha."
Başımla Hafza Ana'yı onaylarken gözlerinin içine baktım. İnanılmaz bir şekilde benden daha heyecanlı duruyordu.
Ardından beni kolumdan tutup bulduğu bir sekiye oturttu.
" Tengri sana ışık tutmuş bellidir Akar'ım. Bu ne güzellik böyle.. "
Ben bu lafla utançtan yüzümü eğmiş kaldıramıyordum bile. "Yok Hafza Katun b-.." Ben lafımı tamamlayamadan sahte bir şekilde öksürdü. O an yaptığım hatayı düzelterek tekrar lafa girdim. Yüzüme de en sevecen olduğunu düşündüğüm gülümsemeyi takındım. "Yani Hafza Ana... O sizin güzel bakan gözlerinizdendir. Yaşınız otuzlarda olsa gerek yine de böyle genç bir yaşta iki yiğit evlada da sahipsiniz. Hem güzel hem de güçlüsünüz." içimden kırk bir kere maşallah çekerken Hafza Ana'm anlamadığım bir şekilde şuh bir kahkaha attı çadırın içinde.
" Otuzlarda mı? " gülmeye devam ederken biryandan da cümlesini toparlamaya çalışıyordu." Tengri sana uzun ömür versin Akar'ım. Yaşım geçmiş altmışı sen dersin otuzlarda. Kendi oğullarımdan bile duymam bu lafları ama şu yeni oğlana bak hele. Benim beri'm güzel olduğu gibi tatlı dillidir de belli."
Ben şaşkın şaşkın Hafza Anam'ın yüzüne bakarken ciddi olup olmadığını sorgulamaya başladım.
"E yok artık! "dedim ağzımdan kaçan bu laflara engel olamamıştım. "Genç göstermenin de bir sınırı vardır Hafza Ana'm. Obadakileri koyup geçersiniz güzelliğinizle."
Karşımda , güzelliğiyle gurur duyuyormuş gibi bir kaç salınıp olduğu yerde tekrar durdu. "Akar'ım, o konuda haklısın bak. Bu obada kimin anası böyle güzel?" ağzından tekrardan şuh bir kahkaha kaçarken ben de ona eşlik etmiş gülmeye başlamıştım.
Biz bu gülüşmeler içindeyken çadırdan içeriye Mengü Han'ın kendisi girdi bu sefer.
"Oo Hatun Ana, siz çoktan anlamışsınız belli." dedi bizim keyfimize o da ortak olurken.
"Öyledir, benim beri'm güzel olduğu kadar gönlü de hoş tutmasını bilir. Sizden işitmediğim lafları işitirim bu oğuldan." yüzüne sahte bir kızgınlık eklemişti Hafza Ana.
Han ise bu tavırlara sadece gülmüş ve ikimizin böyle anlaşmasından memnun olmuş gibi tavır takınmıştı yüzüne.
"Haydi ama artık son hazırlıkları da bitiredurun. Aka'm sabırsızca beni sıkıştırıp durur 'beri'm nerde?' diye."
Ben tekrardan utanırken bakışlarımı yine yerdeki kürk halıya çevirmiştim.
Bu halime Mengü Han gülse bile laf etmemiş çadırdan ayrılmıştı.
Hafza Ana'msa hızlıca ilk üstüme başıma bakmış, ardından saçlarıma bakmıştı ki saçlardan memnun olmadığı belliydi. E normal daha oraya gelememişti hizmetçiler.
"Sen dur hele burda ben tez vakitte geliyorum."
Onaylar anlamında başımı sallarken arkasından öylece çadırdan çıkışını izlemiştim. Lakin bu çıkış uzun sürmemiş bir iki dakikaya hızla geri dönmüştü.
Elinde de şuana kadar görmüş olduğum en güzel takıyla hem de...
"Bu da benim hediyemdir sana Akar'ım." saç tokası olduğunu anladığım süs eşyasını bir eliyle tutarken arkama geçti ve saçlarımla oynamaya başladı.
"İlk olarak saçını örmek gerek. Göktekileri bilmem ama burda törü'müzdür Akar'ım."
"Sen en iyisini bilirsin Hafza Ana. İçinden nasıl geliyorsa öyle yapasın. Benim inancım tamdır sana."
Yüzüne tekrardan mutlu bir ifade takınıp saçlarımı örmeye başladı.
Gelenekti bu işte, damat olacak kişi de aynı şekilde saçlarını örerdi. Tek fark damat, saçlarının bir tutamını kulak arkasına koyarak örerken, gelin olacak kişi sırtına gelecek şekilde örerdi. Tabii benim saçım sadece omzuma kadar geldiği için şuan için bu durum benim için imkansızdı. Hafza anam da bunu bilmiş olacak ki iki yandan ördüğü saçı arkada birleştirmiş, birleşen yere de elinde beklettiği oldukça zarif ve hoş duran altın işlemeli tokayı takmıştı. Başıma da alnıma kadar uzanan boncuklarla bezenmiş bir başlık yerleştirmişti.
Ben ise aval aval bu takıların güzelliğine hayran kalmışken Hafza Anam takılardan ziyade bana bakıyor, arada yüzünü anlamadığım bir hüzün kaplıyordu.
"Al yüzü Akar'ım, Han olan onların, Moğol kağnısına bindirerek, kara deve yedeğe alarak, yürüterek, Katun tahtına beraber oturttuk.
Ulus, kişilere mani gelmeyerek, kanım'ı iyi yetiştirerek, semiz deveyi yedeğe alarak, üst tahta layık yere oturttuk."
"Sonsuza kadar gidiyormuşum gibi hissettim." dedim, sesimdeki hüzünle. Hafza anaya şu kısa sürede öyle alışmıştım ki... Annemden sonra belki de bana böylesine sıcak davranan ilk kişi olmuştu.
"Bizde böyledir Akar'ım." saçlarımı bir süre daha okşadı. "Yuvadan gidecek olan böyle uğurlanır." dedi hüzünle.
Ben bu üzüntülü ortama daha fazla dayanamayıp ayağı fırladım ve hiçbir şeyi umursamadan Hafza Anaya sıkı sıkıya sarıldım. "Sen iyi bir anasın. Minnettarım.."
O da benim sarılmama karşılık verirken akan gözyaşlarını silip cevap vermişti. "A benim güzel oğlum. Tengri sizi kutlu eylesin."
İçimden bir amin daha çekerken sıcak bir gülümseme ile ayrıldım Hafza Ana'mdan. Sonuçta vakit gelmişti. Ayrılık vakti... İşte kuş yuvadan uçuyordu...
"Merak etme Hafza Ana, ben her daim ziyaretine gelmeye çalışacağım. Gelemezsem bile mutlaka mektup yollarım."
Aynı sıcak gülümseme ve anacıl tavrıyla yüzümü okşadı bir süre ve kapıdan vaktin geldiğini söyleyen hizmetçinin yanına doğru artık daha fazla vakit kaybetmeden ilerletti.