Hazırlık

781 Kelimeler
Karakurum Hülagü Han abisi Mengü Han'ın gönderdiği mektubu elinde tutarken karşısında biçare kaderini bekleyen baş nökere baktı. İstese çok rahat canını alabilirdi lakin yapmadı. Sonuçta emir Aka'sı Mengü Han'dan ve annesinden gelmişse bir nökerin bu konuda yapabileceği birşey yoktu. Han, yerden yaklaşık yedi karış yükseklikteki altın işlemeli oturduğu tahtta iyice gerildi ve elindeki mektubu okumak için bakışlarını nökerden çekip kağıda yöneltti. "Duydum ki Aka'm bizzat Tengri tarafından gönderilen bir eş almıştır kendine. Bu eşinde, gözlerini hatta fikrini kör ettiği bellidir. Şayet törülerimizi (gelenek, töre) unutup onu Karakurum'a direkt götürüp, otağına kabul buyurmak istermişsin. Aka'n ben ve anamız Hafza Katun, bunu düzeltmek için müdahale etmek zorunda kalmıştır. İmdi; yüzü nurlu, gözü gal (ateş) gibi parlayan eşi istiyorsan hediyelerini de alıp bizden büga edesin. Fakat dikkat etmende fayda var. Büga ettiğim kişi Aka'mdır diyip rahata ermeyesin. Eğer beni, hafife alıp tatmin edecek bir ögöle(başlık parası) getirmezsen şayet beri(gelin) bende kalır bilesin. Margaaş(yarın) büga edebilirsin, biz müsaitiz Aka'm. " Elindeki mektubu hızla kapatıp yanında duran Ünen'e uzattı. Kağıdı usulca elinden alan Ünen, Han'ın sinirlenip sinirlenmediğini anlamak için test etmeye karar vermişti. "Hülagü Han'ım, Akar Kanım'ı alalım mı?" Han, bir eliyle Ünen'e susması için işaret yaptı ardından bakışlarını yeniden dizleri üstünde beklemekte olan baş nökere çevirdi. "Mevkin ve cenk meydanında gösterdiğin başarılar üstüne benim için kıdemli bir bökevülsün (rütbeli asker) o yüzden yaptığın bu hatayı bir seferlik affediyorum. Lakin..." Han sözünü tamamlamadan kınından çıkardığı kılıcını dizleri üstünde korkuyla bekleyen baş nökerin alnının ortasına doğru tuttu." Bir daha sana verdiğim emaneti bir başkasına, bu kişi Aka'm bile olsa, teslim edersen o gön'ünü(deri) süyün'ünden(yüz) ayırırım bilesin." Sesi oldukça tehditkar çıkmıştı Han'ın öyle ki baş nöker korkudan cevap vermeyi dahi unutmuş, bunu ona yanda bekleyen devlet görevlileri öksürür gibi yaparak, kendisine gelmesini sağlamış, hatırlatmıştı. "Bir daha olmayacak Han'ım." demişti nöker lakin sesi korkudan olsa gerek oldukça kısık çıkmıştı. Han, çıkardığı kılıcı geri kınına sokarken Ünen'e döndü. "En iyi beygir ve kısrakları hazır edesin. Develeri de çokca al, üstlerine de en iyilerinden ihdaları (hediye) yükleyesin. Masraftan kaçınma. Tez vakitte Balasagun obasına gidiyoruz. " dedi buyurgan bir dille. Ünen, "Emrin olur Han'ım." diyerek otağıdan ayrıldı. Baş nöker de Ünen'le beraber ayrılırken hatasını affettirmek adına hazırlıklarla bizzat alakadar olmuştu. Yaklaşık olarak dokuz donanımlı kağnı(at arabası) hazırladılar. Her bir kağnıyada ikişer çift at koşulmuştu. Yüzer kişiden oluşan beş bölük süvari, değerli kumaş ve hediyeler, kırk koşum beygirle, gün ortasını biraz geçe Han ile Karakurum'dan ayrıldılar. Fazladan olarak yanına da en beğendiği cariyeleri yedi süslenmiş devenin üstüne yerleştirilen hevdeçin içine koymuş götürüyordu. *Hevdeç= Devenin sırtına konan, kadınlara mahsus, üstü kubbeli bir çeşit sepet. İhdalar arkadan, Han ve Ünen önden at üstünde yol tepiyorlardı. Ünen; esmer, uzun boylu, çekik gözlü tipik bir Moğol yiğidiydi. Zayıf görünmesine rağmen çelik gibi kasları vardı. Bu vücut tipi sayesinde de cenk meydanında baya hareketliydi. Karakteri ise oldukça umursamaz gibi gözükse de oldukça duygulu bir çocuktu. Yol boyunca, zaman zaman bilgece laflar ederek zaman zaman da eğlenceli şeyler anlatarak Han'ı etkilemeyi her daim başarırdı. Onun bu üstün potansiyelinden ötürü de Han, Ünen'i koruyup kollar yanından ayırmazdı. Hatta öyle ki çok az kişiye tanınan üç büyük yanlış yapma hakkına sahipti. Bu tanınan hak herşeyin cezasının ölüm olduğu topraklarda oldukça kıymetli bir ayrıcalıktı. Kafile ağır ağır ilerlerken Ünen meraklı bakışlarla Han'a döndü. "Mengü Han, neden böyle kısa bir mühlet verdi ki gelmemiz için?" "Güneş, Koyun burcunda iken kaçırmamak ister Aka'm. Bolluk obamıza, hayır işimiz hayırlara karışsın ister belli ki. " "Sizi pek düşünür Mengü Han'ımız bellidir, Tengri onu alkışlasın." dedi Ünen, bakışları gökyüzüne kayarken. Hülagü Han yarım ağız gülerken o da bakışlarını göğe kaldırdı. Bilir ki kısa zaman sonra artık bu mavi göğü geceleri de, saganaklarda karardığı vakit de görebilecekti. Şayet eşi koca bir göğü bakışlarına sığdırmıştı. Sonunda ise gün batımına yakın kendileri de Tarkun Tepesine ulaşmışlardı. Tepeye çıkıp karşıda beliren obaya bakındı bir süre. Güneş tepelerinden batmış olmasına rağmen obada heyecanlı bir hareketlilik dönüyordu. Tepeden inip düzlüğe ulaştığında da davullu zurnalı bir grubun kendilerini karşılamaya geldiğini gördü. Hülagü Han, karşılamadan memnun olmuş bir şekilde oba halkına baktı. Halkın içinden ağır ağır geçerek Aka'sı Mengü Han'ın üç kat beyaz keçeli otağına varmıştı. Mengü Han da onu otağı dışında karşılayıp bir hoşgeldin deyip uzun zamandır görmediği kardeşinin halini hatırını sormuştu. Balasagun halkında büyük bir sevinç vardı. Şayet düğünün olduğu yerde şülen(şenlik, şölen) de vardı. Bir de obalarına evlenmek için gelen kişi koca bir Han ise şülen daha bir görkemli olurdu. Öyle de olmuştu. Hülagü Han ve adamları Balasagun'da iki gün boyunca kalmış, o süre zarfında da getirdikleri koyunlar ve atlar bu hayırlı iş için Tengri'ye kurban edilmişti. Oba halkı da bu şüleni kaçırmayıp iki gün boyunca doyasıya yiyip içip eğlenmişti. Öyle ki obadan olmayan, dışarıdan şüleni görüp yemeği kaçırmayan kimseler bile olmuştu. Oba halkı da bu gezginleri memnuniyetle kabul edip, sofralarına buyuretmişlerdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE