Düğün

714 Kelimeler
Akar Hizmetlerin çıkışıyla ortama yeniden sessizlik çökerken bunu bozan bu sefer Han'ın kendisi olmuştu. "Neden sumat (susmak) edersin?" Ben bu içine girdiğim garip havadan yöneltilen soruyla sıyrıldım. "Şu dışarıda bekleyen muhafız, öyle yapmamı söyledi." gerginlikten ne diyeceğimi bile kestirememiştim öyle ki ağzımdan gerçekler bir anda çıkıvermişti işte. Mengü Han ise belli etmese dahi ufaktan gülmüş fakat ciddi ifadesini hemen geri takınmıştı. Ardından testiden bir bana bir de kendine kımız(geleneksel içki) doldurdu. "Seni neden buraya getirdim bilir misin Bühlul (güzel yüzlü)? "Hayır, bilmiyorum Han'ım. " Bardağındaki kımızdan bir yudum aldı. Ardından yer sofrasının yanında duran küçük bir sandığı açıp içinden altınlarla işlenmiş özel yapım bir kolye çıkardı. Tanrım, bu şey gerçekten olağanüstü pahalı duruyordu... Ardından oturduğu yerden kalkıp yanıma yaklaştığında huzursuzca olduğum yerde kıpırdandım bir süre. Ardından Mengü Han bir eliyle omzuma düşen saçları geriye atıp kolyeyi bir ustalıkla boynuma taktı. Daha sonra da hiçbir şey olmamış gibi sofrada tekrardan eski yerini aldı. Bu neydi şimdi?.. Huzursuzca yerimde tekrardan kıpırdanırken bakışlarımı kolyeden çekip Mengü Han'a doğru yönelttim. "Bu ihda (hediye) nedendir Han'ım?" Yarım yamalak bildiğim eski kelimeleri kullanmaya çalıştım. Mengü Han, kımızından bir yudum daha alırken cevap verdi. "Tasalanmayasın, bir anlamı yoktur." şefkatli gözlerle bana baktı bir süre. "Aka'm(kardeşim) Hülagü, evliliğe hep karşı olmuştu. Normalde en geç on yaşında eş seçmeye gidilir, beş altı sene sonra da seçilen eşle evlenilirdi." Bıkkınlıkla bir nefes verip bakışları kımızı buldu bu sefer. "Bu yaşa gelip hala azeb (eşi olmayan erkek) olmasından endişe eder dururdum. Tek ben değil, Hafza anamız da öyle. Fakat bu endişelerimizi Tengri duydu öyle ki gökten güzel bir parça gönderdi Aka'm için. Ona minnet duyarız. Bu minnetimizi de ona dualar ederek belirtiriz elbet ama Aka'mı kendisini daha görmeden biçare hale düşüren kişiye de minnetimi göstermek istedim. " Bir eliyle boynumdaki kolyeyi işaret etti. Beni buraya getirmesinin sebebi ve bu hediye bunları söylemek için miydi? Ah, tanrım... Endişeyle tuttuğum nefesimi salmış, biraz da olsa rahatlamıştım. Az kalsın kardeşe gidiyorum derken abiye gidecem diye korkmadım değil hani. Ama yine de sadece bunları demek için beni buraya getirmesi anlamsızdı. Bunu teyit etmek için de sorma gereği duymuştum. "Umarım Hülagü Han ve benim için en iyisi olur. Lakin merak ettiğim bir husus vardır. Beni sadece bunları beyan etmek için mi getirdiniz Han'ım?" Olumsuz anlamında başını salladı. "Akıllısın Akar . E biz onun mutlu bir yuva kurmasını bunca yıl bekledik. Bizi bu kadar bekletmenin karşılığında bizim de onu bekletmemiz icap eder." Ben Mengü Han'a anlamaz bakışlar sunarken o eğlenir gibi tavır takınmıştı yüzüne. "Bunca bekleyişin sonunda her şey adetlerimize göre olsun isterim Bühlul." Sofradaki yemeklerden almam için eliyle işaret etti. "Senin yeryüzünde bir tabi'n (ailen) yoktur bilirim. Fakat endişe etmeyesin. Ben ve Hafza anamız senin tabi'niz. Anlayacağın aka'm seni çok istiyorsa gelip bizden büga (istemek) etmek zorunda." O bu fikirle eğlenirken benim de yüzüme muzip bir gülüş yerleşmişti. E bildiğin aileden istemeye gelmek değil miydi bu? Ağzımdan ufak bir kahkaha kaçmıştı. Artık koskoca Han da beni istemeye gelmedi demezdim. Bu baya garip bir olaydı şayet evlilik hayalim olsa da birinin gelip beni istemesi hayallerimin üstü bir olaydı. Belirtmiş miydim? Nirvana düzeyi hayaller... Üstüne üstlük Mengü Han da benim erkek olmam konusunu hiç açmamıştı. İşin en ilginç kısmı da buydu. Yine de bir açıklığa kavuşturmak gerekiyordu aslında. "Bir katun değilim Han'ım, herkes öyle seslense de, bu sizi hiç izac etmez mi (rahatsız etmek)? İçindeki kımızı bitirmiş olduğu bardağı masaya koyup bana baktı. "Hülagü Han fikri de, mezhebi de geniş bir aşıktır . Benim fikrim de o yöndedir yani bir endişen olmasın. Ben Hafza anama da durumu anlattım. Seni görmeye gelecek kısa zamanda, yoldadır hala." Ben başımla onaylarken gözlerimin yaşarmasına engel olamamıştım. Geçmiş o kadar güzeldi ki... Burada kabul ediliyordum resmen lakin gelecekte öyle değil. Dışlanıyordum sadece... Bıkkınlığımın yarısı buna dayanıyor aslen. Öteki yarısı da bu dışlanmayı saçma bir biçimde kabul etmeme.. Evet, gerçekten de dışlanmayı kabul etmiştim. Çünkü başka bir çarem yoktu. Ben herkese, "Ben bir hiç değilim, ben buyum! " dedikçe.. Onlar, "Sen hiçsin, bir hiç olarak yaşamayı kabul et!" diyorlardı... Ve şimdi de geldiğim bu geçmiştekiler durmuş beni kabul ettiklerini söylüyorlardı. Gözyaşlarım benden habersiz akmaya başlarken hıçkırıklarım da yaşlarla beraber kendini belli etmeye başlamıştı. Mengü Han ise endişeli gözlerle bana bakıp otacıyı çağırmaya kalktı. Muhtemelen bir yerimin ağrıdığını düşünmüş olmalıydı ama ben bunu yapmasına müsaade etmeden durdurdum. "Bir şeyim yok Han'ım. Ben sadece..." elimin tersiyle gözlerimdeki yaşı sildim. "Mutluyum..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE