Akar
"Bu plan tövbeler olsun tutmaz." oba sınırında bekleyen iki muhafıza baktım uzaktan. Üstünde durduğum atla Ünen'in dediklerini tekrar düşündüm. Dediğine göre kendimden emin bir şekilde 'çıkıyorum' dersem durdurma hakları yokmuş. Bu kadar basit mi arkadaş bu iş? Tamam ilk anlattığında baya mantıklı durmuştu ama şuan...
Yani değil elbet, kolay olmayacak ama... Şimdi Ünen benden daha tecrübeli. Bir bildiği vardır herhal.
"Haydi bismillah. " sıkıntıyla bir iç çekip ayağımı atın iki kenarından hafifçe vurdum, bu hareketimle beraber altımdaki, er'imin hediyesi olan, kır at da ilerlemeye başladı. Oba sınırına yaklaştıkça muhafızlar da beni fark etti ve dikkatlerini benim ne yapmaya çalıştığımı anlar gibi odaklamaya başladılar.
Çıkışla aramda bir kaç metre kala muhafızlar ellerindeki silahla tam önümü keseceklerdi ki bunu yapmalarına müsaade etmeden lafa atladım. "Çıkıyorum, çekilin." onlar benim suratıma bakarken ben korku b*kuna onlardan tarafı bakmıyor direkt önümü izliyordum at üstünden. Kendimden emin duruyordum işte Ünen'in dediği gibi.
Muhafızlar ilk başta tereddütte kalsa da yolumu kesmediler ya da bana anlatıldığı gibi buna cüret edemediler. Her neyse, sonuç olarak öylece çıkıp geçmeme müsaade ettiler. Hah! Şaka gibi. Bu muydu yani? Yüzümdeki sevinçle muhafızları geçip giderken arkamdan konuştuklarını duydum.
"Han'ın müsaadesi var mıdır?" muhafızın diğer arkadaşına yönelttiği soruya o da tereddütle cevap vermişti.
"Bana bir şey izah edilmedi o hususta..." elindeki mızrağı daha bir sıkı kavradı ve lafına devam etti. "Sen bir şey beyan etmezsen ben de etmem..." Diğer muhafız bu anlaşmayı adil bulmuştu. O yüzden sesini dahi çıkarmadan ikisi de önceki pozisyonlarına geri döndüler.
Ben onların bu haline bir yandan gülerken diğer yandan da atımla hızımı artırıp ilerideki kartpostal misali manzarama kavuşmak için hızla yol aldım.
Kır atımla zaten çok geçmeden Ahalteke Ormanı denilen bölgeye ulaşmıştım. Etrafı hayran hayran süzerken, gelecekte böyle bir manzara göremeyeceğim aklıma düştü. Göreceğim tek şey o üst üste bindirilmiş gri betonarme binalar olurdu ancak.
Geldiğim ormanda fazla derinlere dalmadan dolanıyordum. Şurda iki üç manzara göreyim derken boş yere de kaybolmayalım şimdi.
Atımdan, artık alıştığımdan olsa gerek, tökezlemeden hızlıca indim ve kendime güzel bir ağaç dibi seçtim.
Atı yularından çekip seçtiğim çınarın bir dalına bağladım, ben de aynı hızla daha fazla vakit geçmeden hemen bir köşeye oturup bu esintinin ve manzaranın keyfini çıkarmaya başladım. Yazla beraber etrafta yer yer açan çiçeklerin kokusu da esen rüzgarla taşınıyor, insana ayrı bir huzur katıyordu.
Şaka felan gelecekte olsam sırf bu gezi için para ödemek zorunda kalırdım. Şu geçmişteki insanlar hayatın keyfini çıkarmasını bilmiyorlar. Bulmuşlar mis gibi hayatı hala entrika hala dert tasa. Vay be... Onun yerine oturun siz de bir köşeye keyfini çıkarın şuranın, daha ne dertleri anlamam.
____________________________________
Sarzan, aklından geçirdiği ve kendi kendine cevapladığı onca soruyu düşündü. Bu sorular şüphe bırakmamaktan çok güven duygusuna yönelikti. Şayet gizliden gizliye okunu doğrulttuğu kişi en büyük imparatorluğun yöneticilerinden olan Han'ın hatunuydu. Hayaline bile sığmayacak mevkide bir insandı...
İşte onu tedirgin eden durum da buydu.
Sarzan, gerdiği okunu gevşetip tekrardan gizlendiği sık çalılıklar arasına sindi. Kuşağından bir bez çıkardı ve içine sarılı haşhaştan bir tutam alıp bekletmeden ağzına attı. Ardından bekledi. Rahatlamayı, kafasının boşalmasını, biraz bile olsa gevşemeyi...
Aradan geçen bir kaç dakikalık süre sonunda tüm cesaretini toplayıp okunu yeniden yayına yerleştirip sıkıca gerdi. Sindiği alandan biraz doğrulup çınar altında oturan oğlana nişan aldı. Ardından derin bir nefes alıp geri vermeden nefesini tuttu. Elleri titrememeliydi. Şayet bir başka şansı olmayabilirdi.
Bir kaç saniyelik odak sonrasında gerdiği yayını olduğu yerden fırlattı.
Bitmişti artık. Ok yaydan çıkmıştı.
Yani bitmesi gerekiyordu. Sarzan oku tam hedefine doğru salmıştı ama Ünen ondan önce davranıp ağaç dibinde oturan oğlanı hiç beklemediği bir anda kenara çekmişti. Akar, şaşkın bakışlar içinde Ünen'e bakarken olayları kavraması uzun sürmemiş, ıslık gibi bir ses kulağının dibinden sıyrılıp daha iki saniye önce sırtını dayadığı ağaca sert bir şekilde ok saplanmıştı.
Ünen sanki Sarzan'ı görüyor gibi okun atıldığı tarafa yönünü çevirdi.
"Bu oğlanın davamızla bir işi yoktur." öyleydi de... İçten içe bunu biliyordu.
Akar'ın ölmesine izin veremezdi. Öyle ki bu saniyelik aldığı kararın sonuçları umurunda bile değildi. Tek bildiği bu çirkin oyunla hiçbir alakası olmayan masum bir cana kıyılmasına seyirci kalamayacağı idi...