Hak

516 Kelimeler
Karakurum, Han Otağı Çadır içinde başları öne eğik bir vaziyette bekleyen Ünen ve Akar'a baktı Han. Ardından bakışları eşine sabitlendi. Öfkeliydi ama burada belli etmek istemiyordu. "Sen beni otağıda bekleyesin." Bir adım yaklaştı Akar'a. "Seninle daha sonra konuşacağız." başıyla çadırdan çıkması için işaret verdiğinde Akar masumane bakışlarla er'ine baktı. "Er'im bilesin bu vaziyet benim suçumdur." bakışları kaçamak bir şekilde Ünen'e kaydı. "Ben istedim çıkmayı..." Han anladığını belli edercesine başını salladı lakin gitmesi için de tekrardan işaret verdi. Akar, suçlu hissediyordu. Ya Ünen'e bir hal gelirse diye düşünmeden edemiyordu. Ama Han'a oldukça yakın bir kişinin kolayca zarar görmesi de imkansız gibi bir şeydi. Fazla düşünmek istemedi bu durumu şayet gitmekten başka çaresi yoktu. Malum Han'ın lafını bir kaç kez daha tekrar ettirmeye kalksa işler daha kötü bir vaziyet alabilirdi. Bu yüzden Akar, Han'ın önünde son bir kez saygıyla eğilip aklında lise edebiyat derslerinden kalan bir kaç cümleyi söylemeyi ihmal etmedi. "Kim senin Yasanı çiğnemedi ki, d'eyesin? Günahsız bir ömrün tadı ne ki, d'eyesin? Yaptığım hatayı, başkasıyla ödetirsen Sen, Sen ile ben arasında ne fark kalır ki d'eyesin?"  dedikten sonra Han'ın gözleri içine bakmaktan korkmadan hafifçe gülümsedi ve çadırdan ayrıldı. Şimdi ise çadıra ölümden beter bir sessizlik hakimdi. Han, düşünceli bakışlarını çadır kapısından ayırıp kendisi için bekleyen Ünen'e döndü bu sefer. "Sana beyan edeceklerim fazla değildir Ünen. Lakin merak ettiklerim vardır." ellerini arkasında birleştirip dik bir pozisyon aldı Hülagü Han. "Akar'ı, benim canfezamı(cana can katan kişi), Aldaçı'dan (ölüm tanrısı Türk mitolojisi) kurtardığın için elbet minnettarım. Lakin, onun obadan çıkmasında senin payın olduğunu da bilirim. Şayet böyle bir aklı senden başkası vermeye cüret edemez." Elleri hala arkasında birleşmiş vaziyetteyken bir tur etrafında dolandı Han. "Sen ki bilirsin fedailerin her yerde kol gezdiğini." bakışları Ünen'i dikkatlice inceledi. "Hatta obama kadar girmiş bile olabilir..." Ünen, Han'ın dedikleri laftan ziyade şuan ciddiyetini bozmamaya özen göstermekle meşguldü. Han, "Lakin merak ederim. Sen bunu bildiğin halde ne diye benim canfezamı oba dışına salarsın? D'eyelim ki bunu bildiğin halde saldın. O vakit ne diye kurtarırsın? Her şeyi geçtim. Asıl merakım bunu ne diye ettiğindir." bakışlarını Ünen'in gözleri içine sabitledi Hülagü. "Bu verdiğin akıldan pişman olduğun eçin mi? Yoksa sen çoktan bir hal geleceğini bildiğin eçin mi yanına geri gittin?" Ünen'e bir adım daha yaklaştı. "D'eyeceğin ne olursa olsun. Tüm sonuç senin suçlu olduğunu gösterir bana Ünen." Ünen, hiçbir cevap verememişti bu soruya. Han, akıllı bir insandı. Öyle ki bir şeyleri anlamaya başladığı kesindi. Ardından Hülagü Han, bir elini Ünen'in omzuna attı ve sıkıca kavradı. "Sana üç hak tanımıştım. Şimdi biri kaldı." Şaşırmıştı Ünen. Üç büyük yanlış yapma hakkından ikisi birden nasıl olur da giderdi? "İlki, Akar'a ettiğin eçin, ikincisi de Akar'ımın vaziyetini haber aldığımda benim canımdan can gittiği eçindir. Bir hakkın kaldı Ünen. " sanki Ünen'in düşüncelerini duymuş gibi lafına devam etmişti Han. Ardından omzuna koyduğu eli çekti lakin tüm ciddiyeti hala üzerindeydi. "Sadık bir nökerim(asker anlamı olduğu kadar dost anlamı da var.) olarak canın benim elimden gitsin istemem. Şimdilik otağına dön." başıyla Ünen'e gitmesi için işaret verdi. Ünen ise onun bu emrini ikiletmeden korkudan dakikalarca tuttuğu nefesini titrek bir şekilde verdi ve kendisini büyük bir dikkatle izleyen Han'ın huzurundan usulca ayrıldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE