Medya: Özleyenlere ithafen Umut
*
Barın girişinde gördüğüm yüzle oturduğum locada ayağa kalktım. Mekan boştu gündüz vakti olduğu için. O, ben ve çalışanlar vardık sadece. Gözleri mekanın içini sinirle tarıyordu fakat acele ettiğinden bulamıyordu beni. Ona kolaylık sağlamak için ayağa kalkmıştım. İleriye doğru birkaç sarsak adım atarak görüş açısına girdim ve sesimi ona duyurdum açıkça. "Oo Yalın Bey hoş geldiniz." Gözleri beni bulduğunda elimdeki içki şişesini ona doğru kaldırdım alayla. "Gel, gel parti yapıyorum. Kardeşini kutlayabilirsin, intikamını aldı. Bu kez avcı ben oldum. Bu kez kaybeden değil, kazanan oldum." Hiçbir şey söylemeden bana doğru birkaç adım attı. "Hadi ama kutlamayacak mısın kardeşini?"
Ona doğru alayla kaldırdığım içki şişesini elimden alıp duvara fırlattı sinirle. Aynı sinirle sertleştirdiği yumruğu yüzümde patladı vakit kaybetmeden. "Kutlayacağım. Bu ikimizin de son kutlaması olacak çünkü buradan sağ çıkamayacaksın kardeşim."
Tek yumruğuyla yere sermişti beni. Zaten bedenimi ayakta tutacak kadar sağlam değildim. Akşam eve döndüğümde uyuyamadığımdan soluğu burada almıştım gecenin geç bir saatinde. Geceden beri sağda solda uyukluyordum. Sabahın erken saatlerinde ise içmeye başlamıştım. Keyifliydim çünkü. Oyunumu oynamış, intikamımı almıştım. Keyifli olmamam için hiçbir sebep yoktu.
Yine de kendimi bok gibi hissediyordum.
Beni huzursuz eden bir şeyler vardı. Ve içimden bir ses bu huzursuzluğumun Yalın'ın şu anki tavrıyla alakalı olduğunu söylüyordu. Bir yumruk daha yedim sol gözümün üstüne. Güldüm. Karşı koymadım ona. Bunu hak ettiğimin farkındaydım. Dilediği gibi beni şuracıkta öldürebilirdi, bundan zevk alırdım.
"Biraz," dedim zar zor çıkardığım sesimle. "Biraz da sağ gözüme çalış. Hep aynı yer olmaz."
Söylediğime uyup sağ gözümü yumruklaya başladı bu sefer. "Yapma dedim. Onu üzme dedim. Ona bir şey olursa ne olur ben bile kestiremiyorum dedim." Yukarıdan baktı bana. "Dinlemedin. Siktiğimin beynine girmedi hiçbir söylediğim." Yakalarımdan tutup kaldırdı ama bir şey yapmadan bıraktı. Hangi türlüsünün iyi olduğunu çözememiştim. Bana kafa atmaması mı daha iyiydi yoksa beni bırakıp kafamın zemine çarpmasını sağlaması mı?
Farkındaydım. Bana vururken içi gidiyordu ama vurmadan da duramıyordu. Sinirinden çok çaresiz gibi gözüküyordu. Neydi onu bu hale getiren?
"Yalın..."
Dememe kalmadan ağzıma bir yumruk attı. "Konuşmayacaksın! Zehirli sözlerin daha fazla ulaşamayacak ona anladın mı beni?!" Bir yumruk daha. "Anladın mı lan?!"
"O-oyundu," dedim yumruklarından kurtulabildiğimde. Tek aklıma gelen buydu. Belki de Asude'ye gerçekten evlenme teklifi ettiğimi sandığındandı bu siniri. "Hepsi bir oyundu. Bitti."
"Bitti öyle mi?" Yakalarımdan tutup bu kez sertçe kaldırdı beni. Kendiyle birlikte beni de ayağa kaldırmıştı. Ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Yakalarımı öyle sıkı tutuyordu ki nefes alamıyordum. "Asıl o bitti lan! Benim küçüğüm senin yüzünden bitti, eridi! Kollarımın arasında canının yanışına şahit oldum gecelerce. Hepsi senin yüzünden! Ona bir gün rahat nefes aldırmadın, şimdi aynısını sen yaşacaksın."
Dediğini yapamazdı. Beni öldüremezdi. Öldüremezdi öyle değil mi?
Nefesimin tamamen kesildiğini hissettiğimde ona karşı koymaya çalıştım. Ellerimi boynuma baskı uygulayan ellerinin üstüne koydum. İtmeyi denedim, başaramadım. Bir kez daha denedim, bir kez daha başarısız oldum.
Barın duvarlarında birinin sesi yankılandı gürce. "Yalın!"
Sesin sahibini tanıyordum. Ses öyle gürdü ki bizden uzakta olmasına rağmen yanımızdaymış gibi hissettirmişti. Yalın sersemler gibi oldu ama yine de beni bırakmadı. Sesin sahibi hızlı adımlarla yanımıza gelip sevgilisinin koluna sarıldı. "Yalın ne yapıyorsun sen? Hemen bırak Esat'ı." Daha sert bir uslupla ekledi. "Hemen!"
Yalın beni sertçe iterek bıraktığında Ezgi'nin desteğiyle düşmekten kurtuldum. Yere oturup öksürüklerimi dizginlemeye çalışırken Ezgi elindeki suyu bana uzattı. "İç şunu. İyi misin?"
Suyu alırken başımı salladım. İyiydim sayesinde. Bu beni Yalın'ın elinden ilk kurtarışı değildi ama hiçbiri bu kadar önemli olmamıştı. Çünkü Yalın hiçbir zaman bu derece ileri gitmemişti. Yalın ve Ezgi uzun zamandır sevgiliydiler. Hatta kendi aralarında nişanlı gibi bir şeydiler. İşi resmiyete dökecek büyükleri yoktu sadece. Ezgi bizim ortamımıza çok dahil olmayan, kendi hanesinde takılan bir kızdı. Yalın'la aynı kafede çalışıyorlardı. Yalın elinden geldiğince ne bizi ona katardı ne de onun bize katılmasını sağlardı. Onunla en sık görüşen bendim çünkü Yalın'la en yakın olan da yine bendim. Son zamanlarda Yalın'dan uzaklaştığım için Ezgi'yle de görüşemez olmuştum. Şu an burada olduğu için bir ara ona teşekkür etmeliydim.
"Kendine gel artık Yalın. Baksana ona. Esat o. Hani şu kardeşin yerine koyduğun Esat. Hani şu gözün kapalı canını emanet ettiğin Esat. Ona karşı nasıl bu kadar ileri gidebildin aklım almıyor."
Ezgi sitemini dile getirirken Yalın bana baktı uzun uzun. Ezgi'nin söylediklerini tartar gibi bir hali vardı. Söyledikleri doğruydu. Fakat hayat şu an üçümüzün de bildiği doğrular üzerine ilerlemiyordu.
"O bunu çoktan hak etmişti," dedi soğukça. Sonrasında çekti bakışlarını üzerimden.
Üçümüz de yerde oturuyorduk. Yalın yeri, ben ise onu izliyordum sessizce. Dediklerini, geldiğinden beri bana yaptıklarını düşünüyordum. Bir cevap istiyordum. Neden? Neydi onu bu kadar benden soğutan?
Ezgi sevgilisinin yanındaki yerini almıştı. Elini koluna koyup konuştu sakince. "Ona söylemelisin."
"Onun hakkında hiçbir şey bilmeyi istemiyor."
"Bunu bilemezsin," diye diklendi Ezgi ve sonrasında yine aynı cümleyi tekrarladı. "Söyle ona."
Aralarında geçen muhabbet beynime ulaşıyor ama anlamlı bir sonuca varmıyordu. Neyden bahsediyordu bunlar?
Sıkılmıştım bu bilinmezlikten.
"Yalın noluyor?" Sorumu duymazdan geldi. Israrcı oldum. "Noldu lan? Söylesene. Umut'la mı ilgili? O..." Duraksadım. "İyi mi?"
"He iyi, kızın ağzına sıçtın ama merak etme çok iyi. O kadar iyi ki hayatında hiç bu kadar iyi olmamıştı. Öyle böyle iyi değil yani. Ultra iyi."
Yaptığı imayı anlamıştım. İyi değildi.
İçkiyle dağılan aklımı toparladım. Ciddiyetle baktım yüzüne. "Kötü değil mi? Çok üzdüm onu değil mi?" Oturduğum yerde kendimi çeke çeke yanına vardım. Dizinin dibine oturdum küçük bir çocuk gibi. "Abi.." Bu kelimeyi kendimden duymayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki şaşırmadan edemedim. Bunu gerçekten söyleyebilmiş miydim?
Söylediğim kelimeyi duymamış gibiydi. Çünkü oldukça kısık sesle konuşmuştum. Yanına gittiğim için ters bir bakış atıp sırtını çevirdi bana. O an gözlerimin dolduğunu hissettim. Yalın sandığımdan daha fazla yer kaplıyordu hayatımda. Emir gibi onu da kaybetmeye dayanamazdım.
"Abi," diye konuştum yüksek sesle. "Bana kız, beni döv, söv hepsi kardeşin olarak kabulüm ama yeter ki bana sırtını dönme."
Ortamda derin bir sessizlik baş gösterdi. Herkes sustu, her şey hareket etmeyi kesti. Yer ayaklarımızın altından kaydı. Bardan soyutlandık. Ve sonunda beklediğim olay gerçekleşti. Yalın büyük bir şokla bana döndü. Şaşırmıştı bu sözleri sarf ettiğim için. Emindim ki biliyordu bunları. Sadece sesli bir şekilde dile getirmeme şaşırmıştı.
Kaşları çatıldı acıyla. Uzun süren sessizliğinden sonra, "Hasta," kelimesi döküldü ağzından. "Hasta be, hasta. Onu koruyamadım. Senden koruyamadığım gibi hastalığından da koruyamadım küçüğümü." Başını iki yana salladı. "Kötü bir abiyim ben. Ne sana abilik yapabiliyorum ne ona. Bir daha abi deme bana çünkü ben abi olmayı beceremiyorum."
Söylediklerini anlaması için birkaç saniye müsade verdim kendime.
O sırada Ezgi'i devraldı sözü. "Sen gördüğüm en iyi, en güzel yürekli abisin. Umut'un hasta olması senin suçun değil. Esat'ın yanlış şeyler yapması senin suçun değil. Hayatın tüm yükünü kendi omuzlarına yüklemekten vazgeç artık."
Bazı şeyleri duyuyor ama anlamak istemiyordum.
Umut'un hasta olması senin suçun değil.
Neden bu cümleyi duyan kulaklarımı yerlerinden söküp atmak istiyordum?
"Ha-hasta mı?" Güç bela sorduğum sorunun ardından yutkundum. "Umut hasta mı? Nesi var?"
Beklediğim kişiden gelmedi cevap. Ezgi açıkladı. "Umut kalp hastası. Detayları konuşacak vakit yok. Fenalaştığı için dün akşam hastaneye kaldırıldı. Şu an orada bize ihtiyacı var. Eminim en son isteyeceği şey bile değildir sizin kavga etmeniz. Şu saçma tartışmanıza bir son verdiğinize göre gidebilir miyiz?"
Onları beklemeden ayaklandım. "Hangi hastanede?"
"Şu sizin evin yakınlarındaki hastanede. Özel Mika Hastanesi."
Adresi alır almaz terk ettim barı. Arabama binip bildiğim yere doğru sürmeye başladım. Şu an ne hissedeceğimi, ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum. Tek bildiğim yanında olmak istediğimdi. Aylardır uzaktan uzağa yanımda olan kadının şimdi bizzat ben kanlı canlı yanında olmak istiyordum. Geç kalmak istemiyordum. Hayatımda bir kez olsun doğru yere, doğru zamanda varmak istiyordum.
Arabayı ani bir frenle hastanenin önünde bıraktıktan sonra içeri girdim. Buraya kadar her şey tamamdı ama şimdi bu koca hastanede onu nasıl bulacaktım?
Büyük olan hastanede küçük bir umut dolaşıyordu, onu aramaya nereden başlayacaktım?
Danışmadaki kıza ilerledim. Aklım allak bullaktı ama bunun içtiğim zıkkımla alakası yoktu. Bu tamamen adını koyamadığım korkumla alakalıydı. Ellerimi önündeki karşılama bankosuna yasladım. "Umut'u görmek istiyorum. O hangi odada kalıyor?"
Kız bana sorunluymuşum gibi baktı. "Buraya günde yüzlerce hasta geliyor, hepsinin ismini aklımızda tutmuyoruz ne yazık ki. Aradığınız bu Umut'un bir soyadı yok mu?"
"Bilmiyorum!" diye bağırdım. "Bilmiyorum lan! Yok işte o sadece Umut! Benim Umut'um! Nerede o?!"
"Beyefendi öncelikle sakin olun. Böyle yaparak hiçbir sonuc..."
Sözünü böldüm hırsla. "Sakin olmak istemiyorum! Senden sadece siktiğimin oda numarasını söylemeni istiyorum!"
Bankoyu aşıp karşımdaki kişiye saldırmama ramak kala biri beni kolumdan tutup geri çekti. Karşımda Ezgi ve Yalın vardı. Peşimden gelmiş olmalılardı. "Sakin ol, o iyi. Üst katta, 609 numaralı oda."
Ezgi'den aldığım koordinatla birlikte asansörleri es geçerek merdivenlere yöneldim. Saniyede 3 basamak çıkmak bir rekor olsaydı eğer ben o rekoru kırmıştım şu an. Koridor boyunca şu saçma rakam kombinasyonunu aradım. Nihayet bulduğumda kendime hakim olamamıştım. Kapıyı öyle sert açmıştım ki hızımı alamayıp yerde yuvarlanmıştım bir tur.
Yaptığım gürültüyle birlikte yatağında yatan kızın, "Hi!" diyerek gözlerini açışına şahit oldum. Onu görmeye o kadar odaklanmıştım ki uyuyor olabileceği aklımın ucundan dahi geçmemişti.
Hemen toparlanıp ayağa kalktım. Çok geçmeden üstünde olan bakışlarıma çarptı bakışları. Gözleri uykudan yeni uyanmanın verdiği mahmurlukla bakıyordu. Bir süre sonra şaşkınlıkla açıldı mavi irisleri. Olduğu yerde donakalmış gibiydi. Benim de ondan aşağı kalır yanım yoktu. Öyle beklenmedik, öyle aniden gelen bir durumdaydık ki ne yapacağımızı bilemiyorduk. Hasta olduğunu duyduktan sonra dağılan aklımı toparlayamıyordum. Toparlasam çözülecekti her şey. Kilitlenmiştim. Gözlerim, gözlerinden başka bir şey göremez oldu dakikalarca. Gözlerinin rengi miydi güzel baktıran yoksa içindeki sevgisi miydi?
Cevabını bilmediğim bir soruydu bu.
Bir şey söylemem gerekiyordu. Tam şu an konuşmam gereken kısımdaydık ama ben bırak konuşmayı, yutkunmayı bile akıl edemiyordum. Tarifi olmayan bir durum içindeydim. Ne tarafa gideceğimi bilmiyordum. Yol gösteren bir ışığa ihtiyacım vardı. Bir umut ışığına...
Sonunda dudaklarımı ıslatıp, "Ben..." demeyi başardım. Ben ne? Devamı neredeydi sözlerimin?
O an aklıma gelen şeyle gülümsedim.
Sözlerimin devamını aylar öncesinden Umut getirmişti.
"Ben geldim."
*
Ayy yeminle devamını yazarsam kalp krizi geçirebilirim. Bu karşılaşma nedense beni çok etkiledi. :(
Sizce Umut ne tepki verecek?
Yalın, Esat'ı dövdü eline sağlık diyenler?
Ezgi'nin durdurduğu iyi oldu diyenler?
Bu arada Ezgi karakteri karşınıza yeni çıktı ama benim başından beri aklımdaydı. Yalıncığımızın başı bağlı kızlar üzgünüm... Dikkatli okununca baya spoiler veriyorum aslında. Hatta Esat bir yerde şu cümleyi kurmuştu, 'sevgilisi olduğunu bilmesem bana yürüdüğünü düşünürdüm'.?
Seviliyorsunuz ♥