Her ne kadar şuan karşımda öfkeden kuduran adamı görsemde, abime bir şey yapmasına izin veremezdim. Silahın önünde durmama rağmen onun bakışlarının hedefi abimdi.
Saf nefretle bakıyordu ona...
Daha sonra gözleri yanında, elini sımsıkıca tutan kız kardeşini gördü. Tiksinti ile yüzünü buruşturdu. “Abi bak açıklayabili-” diye lafa giren Sevdayı, Şerwan ağa susturdu.
“SENİN BİR ABİN YOK!!!” Tekrar hıçkırıklara boğulan Sevdaya şok dolu bir bakış attım.
Ne bekliyordu ki? Herkesin aferin kızım demesini mi? Ne yaptığının henüz farkında değildi bence.
Abimde belinden silahını çıkarıp Şerwan ağaya doğrulttu. “Sakinleş erkek erkeğe konuşalım.” Diye konuşan abimi de sertçe kesti.
“SEN ERKEKLİKTEN NE ANLARSIN İT!!!”
Bu adamı kimsenin sakinleştirebileceğine, inancım kalmamıştı. Silahının önündeydim ama kara gözlerinin hedefinde değildim.
Ufaktan bir adım attım ona doğru, farketmeyince bir adım daha, ve bir adım daha, hızlı bir reflekse silahı elinden alacağım sırada, silaha doğru uzattığım elimi bileğimle birlikte tutup kendine doğru çekti.
Onun benden daha hızlı olan refleksi ile afallayarak gereğinden fazla burun buruna durduk. Boyu çok uzundu ve yüzüme eğilmesine rağmen parmak uçlarımda durmuş vaziyetteydim.
Boğa gibiydi bu adam. Şu an keskin keskin soluklanıyor, gözleri kapalı bir biçimde bekliyordu. Bir şey dememesi beni strese sokarken aniden açtı gözlerini, kara gözlerinin hedefi nihayet ben olmuşken
“keşke olmasaydım” diye içimden geçirdim.
Ve o kolumu dahada sıkıp “SEN ÇOK MU ZEKİSİN?” diye bağırdı.
Yalan yok küfür yerim sanmıştım.
Gözü cidden kömür gibi siyah mıydı be? Neyse! Kendime gelmem gerekiyordu.
Sakinlikle cevap verdim. “Onlar bir hata yaptı, ama çaresi ölüm değil! Sakinleş kardeşini al git!” dediğimde aynı anda kendimi ondan uzaklaştırdım.
Abim hala Sevdayı sakinleştirmeye çalışırken Şerwan ağa “o tren kaçtı bana ihanet edenin, yanımda da yöremde de işi yoktur!” Dedi. Ve o soğuk sesiyle devam etti.
“İkinizinde hakkı ölümdür!” dedikten sonra hiç itiraz kabul etmeksizin beni kolumdan tutup arkasına koyduktan sonra, abime doğru ateş etti!!!
Silahın soğuk ve sert sesiyle Sevdanın çığlığı, aynı anda doldu kulağıma. Şu an abime bakmaya cesaret edemiyordum, başım önümde eğik bir vaziyette kulağıma gelen soluklarımla birlikte delirmişçesine atan kalbimi sakinleştirmeye çalıştım. Sevda
“ABİİ!!!”
Diye bağırdığında anlamsızca önümdeki adama doğru yükselttim bakışlarımı. Gözlerim sırt kısmında oyalandı bir müddet, orda yayılan bir şey vardı.
Bu...bu KAN’dı hızlıca abime dönünce anladım herşeyi... ABİM,
ŞERWAN AĞAYI VURMUŞTU!!!
Arkaya doğru devrilen adamı tutmak için kollarımı açmış, onu tutarken bende onla beraber yere çökmüştüm.
Şu an Şerwan ağanın başı göğsümdeydi ve o, yarı baygındı. Bir anda koşan abim ile Sevda da yanımıza çökmüş durumuna bakıyorlardı.
“abi hastaneye gidelim!” dedim ama abim hala şok içinde bakıyordu.
“ABİ HASTANEYE GÖTÜRMEMİZ LAZIM ÖLECEK!” Diye bağırdığımdan ikiside irkilmiş ve abim nihayet ayaklanmıştı.
“Tamam Hastaneye gideceğiz. Sevda bin arabaya” demişti ama Sevda hala şok içinde gittikçe kana bulanan abisini izliyordu.
“SEVDA KENDİNE GEL!” diye abim ona bağırsa da bir tepki vermemiş abisini izlemeye devam etmişti. Şerwan ağaya doğru eğdim bakışlarımı akan kanı durdurmak lazımdı. Ama yanımda hiçbir şey yoktu. Abim ve Sevdanın da üzerlerinde tampon yapacak bir şey yoktu.
Ansızın aklıma gelenle Sevdaya döndüm “Sevda bak abini kurtaracağız önce sakin ol ama bana yardım etmen lazım şu an.” diyip onaylamasını bekledim. Gözünü kandan alıp bana bakınca bunu evet olarak algıladım.
“Arabamda, bir tane yazma var, arka koltuğun cebinde. Onu getirirsen yaraya tampon yaparız.” Dedim. O da onayladı ve ayaklandığı gibi benim arabamın yönüne doğru koşturdu.
Arka koltuktan yazmayı alıp geldiğinde o yazmayı zamanında orada unuttuğum için sevinmiştim. Hemen yaraya tampon yaptım ve abimin arabayı dibimize getirişini izledim.
Abim bana doğru yaklaştığında “tamam hadi geç arabaya ben taşıyacağım onu” dediğinde onu onayladım. Abim tam Şerwana doğru eğildiği sırada etrafımızı arabalar sardı.
Karanlıkta yanan farlarından dolayı kaç araba olduğunu anlamasam da hayrı alamete toplanmamıştı bunca araç. Gelen arabadan inen adamlarla iyice gerildim. Adamlardan biri Sevdayı biri abimi tutmuşlardı.
“NAPIYORSUNUZ BIRAKIN BİZİ!!!” Diye bağıran Sevda ile onu tutan adamları döven abime baktım.
BURADA NE DÖNÜYORDU!!?
Ortalık iyice kıyamet alanına dönerken birkaç adam da önümde durdu ve kucağımdaki adama baktı.
“NE OLDU ŞERWAN AĞAMA!” diye bağıran adama “vuruldu” diyebilmiştim zorlukla.
Bayılmanın eşiğindeydim. Dönen başım ve bulanan midemle zor bela odaklanabiliyordum her şeye. Adamlar kucağımdaki adamı alıp arabaya bindirdiğinde hala yerde oturuyor vaziyetteydim. Abim ve Sevdayı da zorla arabaya sokmaya çalıştıklarında ayaklandım
“Bırakın Abimi!!!” dedim kalabalığa doğru.
“Abin bir süre misafirimiz olacak küçük hanım.” dediklerinde abimi arabaya koymuşlardı. Sevdayı zaten zorlanmadan kaldırıp farklı bir araca koymuşlardı.
“BIRAKIN ONLARI!!!” diye bağırdığımda, abimin içinde olduğu arabaya doğru koştum.
“ABİİ!!!” önümdekileri ittirerek abime ulaşmaya çalıştım gözyaşlarıyla.
“ABİİ! BIRAKIN ABİMİ BIRAKIN!” Önüme geçen badigart gibi adam kolumdan tutup sertçe sıkmıştı bileğimi.
“Dua et Ağam ölmesin! Yoksa abinin parçasını dahi bulamayacaksınız!” dediğinde soluğum kesildi.
Herkes arabalara binip hareketlendiği zaman yer ayaklarımın altından kayar gibi oldu. Dönen başımla birlikte bulunduğum yere çöktüm. Aradan 1 dakika geçmeden tekrar bir araba durdu dibimde.
Yoksa... yoksa abimi getirmişlermiydi!
Başımı kaldırıp etrafa bakmak istesem de arabanın yanan farından dolayı geleni kestiremiyordum. Dibime kadar gelen adam yanıma çöküp yüzüme baktığında onun,
“HANIMIM NOLDU SİZE!!!”
“Aras” olduğunu anlamıştım. “Aras, abimi götürdüler” demeye çalışsam da kaybolan bilincimle bunu yapamamıştım...
...
Aradan çok Bir vakit geçmeden tekrar araladım gözlerimi. Hala arabadaydık. Arasın sesi ilişti kulağıma. “Hanımım az kaldı geldik sayılır hastaneye!” dediğinde iyice doğruldum.
“Hastaneye gerek yok hemen konağa!” dedim itiraz istemeyen ses tonumla.
“Tamam hanımım” diyen Arasla konağın yolunu tuttuk. Bir süre sonra önümüzdeki benzinlikte durmamız için Arası uyardım.
Elim hep o adamın kanı idi ve konağa böyle giremezdim. Önünde durduğumuz benzinlikte arabadan inmeye hazırlanırken, Aras,
“Hanımım, böyle elleri kanlı lavaboya giderseniz sizi görenler yanlış anlayabilir.” Üstünden çıkardığı takım elbisesinin ceketini bana uzatıp “Bununla ellerinizi kamufle edin.” dediği zaman “tamam, saol Aras” diyip elinden ceketi alarak arabadan indim.
Hızlıca lavaboya girip kimsenin olmadığına emin olup, ellerimi yıkamaya başladım. Akıp giden kanla yüzümü buruşturdum. Benim ellerimde bu kadar kan varsa onun bedeni ne haldeydi?
Acaba hastaneye götürmüşlermiydi?
İyileşecemiydi?
Ya bir şey olursa, ya ölürse...
Öyle bir durumdaydık ki, İyileşmesi mesele iyileşmemesi apayrı meseleydi...
Başımı lavaboya eğerek ağlamaya başladım. Bu kadar içli ağlamam bile yabancıydı bana. Ben ağlamazdım, Ben hep çözüm üreterek bakardım olaylara, ben bu değildim.
Bu gece kendime bile yabancılaşmıştım. Çaresizlik elimi kolumu bağlamıştı. Ne yapacaktım şimdi? Abimin ölümle burun buruna olduğunu bilmenin ağırlığı kalkmıyordu yüreğimden.
Birkaç saat önce kahve içip gülüştüğümüz anlar düştü aklıma. “Değdi mi abi, imkansız olduğunu bile bile kendini de o kızı da yakmana değdi mi”
Sevdalanmışlar birbirlerine sözde. Can yakacak, kendini de herkesi de yakacak kadar mı acizdi bu sevda. Aşk dedikleri meret bu denli karartıyor muydu gözü sahiden? Kimseyi düşünmeden ateşe atmışlardı kendilerini! Akrep misali, ateşten çemberde kalıp intihar etmekle aynı şeydi bu...
...
Nihayet konağın önüne geldiğimizde, tereddütle elim kapının koluna gitti. Şimdi nasıl açıklayacaktım her şeyi? Diye kararsızlıkla bekledim bir müddet.
“Hanımım dik durun, direk anlatın, her zamanki mendebur ifadenizle konuşursanız daha kolay anlatırsanız. Ağlarsanız, onlarda korkar” dediğinde sertçe ona döndüm
“Mendebur ne Aras insan gibi konuşsana!” dediğimde oda fark etmeden ağzından kaçırdığı şeyle
“Kusura bakmayın hanımım ağzımdan kaçt-” derken “Kaçmasın!” diye uyardım onu.
Daha sonra indim arabadan tam kapıya yönelmişken tekrar döndüm Arasa “yoksa aranızda da arkamdan böyle mi konuşuyorsunuz siz” dediğimde şoka bürünen o ifadeyi takındı
“tövbe hanımım, hiç olur mu öyle şey” dediğinde gayette anlamıştım. “Bunlar o Muratın başının altından çıkıyor değil mi?, o öğretiyor” dediğimde hala itiraz edecekken arkamı dönüp yürümeye devam ettim kapıdan içeri girmeden önce
“O Murata söyle izlediği mafya dizilerinde oynamıyoruz! Boşuna rol çalmasın. BU HİKAYEDE BAŞROL BENİM!”
Yinede Arasın dediğini yaparak “MENDEBUR” surat ifademi takındım. Bahçenin ortasında durarak cümlelerimi toparlamaya çalıştım. Mutfaktan çıkıp yanıma doğru uykulu uykulu gelen ablam “noluyor kız, ne ayaktasın bu, saatte bu suratla” dediğinde ona döndüm “nasıl suratla” dediğimde, oda gülerek “mendebur gibisin” demişti ve sözüne devam etmişti.
“Seni anlatan kelimeyi Murattan duyduğumda o kadar gülmüştüm ki” dediğinde
“O MURATIN İNTERNETİNİ KESECEĞİM!!!” dedim sinirle. “SONRADA BAŞINI!” diye de devam ettim.
Sonra derin derin soluklanarak lafa girdim. “Abla başımızda baya büyük bir bela var hazır ol ve ayılıp bayılma lütfen.” dediğimde ablam ne oluyor diyemeden sesimin en yüksek tonuyla konağa karşı bağırdığım
“ADAR AĞA, BABA, KALKINN” diye bağırdığımda ablam da irkilmişti...
Tabi saat gece yarısını geçtiğinden herkes şaşkınca bir bir çıkmıştı odalarından. “Kızım ne oluyor tövbe bismillah” diye söylene söylene gelen anama başımla, durmasını işaret ettim.
Dedem Adar bir hışımla aşağı inip karşımda durduğunda herkes onunla birlikte inmişti aşağı. “NE OLUYOR ASMİN! GECE GECE NEDİR BU HALİN” dediğinde bende söze girdim
“Söyleyecem dede ama ben lafımı bitirmeden sözümü kesmeyin! Zira çok zor ayakta duruyorum şu an” dediğimde Dedem de anlat dercesine başını eğdi. Şimdi sert ve hızlıca anlatıp olayı onlara devredecektim Gözlerimi kapatıp hızlıca konuşmaya başladım.
“Rojhat ağa bir kız kaçırdı. Kaçırdığı kız nişanlı. Ve ben onların olduğu yere gittim ama gittiğimde abim, kızın abisini vurmuştu.(biraz sallamaktan kimse ölmezdi) Daha ne olduğunu anlamadan arabalar durdu ve Rojhat ile kızı götürdüler. Götüren adamlar “dua edin ağamız yaşasın yoksa abin ölür dediler” bu kadar”
Gözlerimi açtığımda anamın bir kenarda baygın, ablamı bir yerde ağlar vaziyette ve öteki ev halkını da farksız görmüştüm. Dedem tek sağlam duruyordu.
İşte eski toprakları kolay kolay bir şey yıkamazdı!
O neler görmüş geçirmişti?
Bu mesele çerezdi onun için...
O ne kız kaçırma davalarını çözmüş, ne kan davalarını bitirmişti. Bu olay çekirdeğin yanındaki kolaydı onun için.
Çalışan kader ablaya “Kader dil altı hapımı getir! Birde tansiyon aletini.” dediğinde maşallah dediğimin üç gün yaşamadığını anlamıştım.
Yaşlı başlı adam yani artık ağır geliyor olabilir neticede. Babam gelip omuzlarımdan tutup sarsmaya başlamıştı beni. “Sen ne anlatıyorsun Asmin! Abin nerede!” dediğinde
“işte anlattım ya adamlar götürdü” dediğimde Dedem ilacını içmiş bana doğru yaklaşmıştı.
“Kim? Kimin kızını kaçırdılar? Kimin ağabeyini vurdular” dediğinde dudaklarımı ısırdım. İşte asıl mesele buydu.
“KARADAĞ AŞİRETİNİN KIZI SEVDA KARADAĞI KAÇIRDI” dediğimde annem tekrar bayılmıştı.
Peşinden de nenem.
“KARDAĞLILARIN AĞASI ŞERWAN KARADAĞI VURDU.” dediğimde herkeste ip kopmuştu.
Herkes sağa sola yalpalanırken bundan sonraki hayatımızdaki en güzel günümüzün, bugün olduğunu anladım...