ROJGÜL DEĞİL ASMİNİ İSTERİZ❗

3870 Kelimeler
Saat sabahın 4’ü olmasına rağmen hepimiz uyanık vaziyetteydik. Dedem ve babam, benim anlattıklarımdan sonra bir hışımla çıkmış halada iyi veya kötü hiçbir haberle dönmemişlerdi. Nenem bir yerden annem bir yerden feryat ediyorlardı. “Oyy benim yavrum!” diye bağıran anneme, kader abla tekrar kolonya uzatmıştı. Nihayet kapıda duran araçlarla Babamların geldiğini anlamıştık. Avluya ilk dedem peşinede babam girdiğinde, gözlerimiz ağabeyimi aradı. “AWİR! NEREDE OĞLUM!!!” diye babama koşan annemle babam başını önüne eğdi. Getirememişlerdi işte! Dedem Adar, girdi söze “Karadağlılar, ağaları Şerwan uyanmadan Rojhatı vermeyecekler!” dediğinde durup soluklandı ve devam etti. “Şerwan ağa uyanırsa, ikisininde hükmünü verecek. Uyanmazsa Rojhat ölecek. Elimizde iki dava birden olacak. Birde kızın sözlüsünün aşireti namusumuza göz diktiniz diyor.” dedikten sonra eliyle anlını ovdu, çok yorgun görünüyordu. “Her şekilde Rojhat ölecek! Şerwan ağa uyansa bile onlara ölümden az bir ceza vermez!” İşte bunun da herkes farkındaydı. Nitekim abim hem kızı kaçırmış hem abisini vurmuştu. Yani her şekilde öleceğinin resmiydi... 4 GÜN SONRA... Bu 4 gündür ne uyku uyumuş ne de yemek yemiştim. Hala bir haber bekliyor ne olup biteceğini kestiremiyorduk. Avlunun açılan kapısıyla içeri korumalardan Soner girdi. Dedeme doğru geldi ve “Ağam haber geldi Şerwan ağa uyanmış!” dediğinde hepimiz şoka girdik. Bir yandan sevindim ben. Çünkü belki de kız kardeşine kıyamazdı ve onu affederdi. “De hayde evlerine gidelim o vakit” dedikten sonra babama döndü ve “Awir hazırlan Diyarbakıra gidiyoruz.” Dedi. Herkes kahvaltı masasından kalktı ve babamları yolcu etmek için, kapının olduğu avluya indi. Çalan kapıyla dikkatimiz o yöne gitmişken, açılan kapıdan girenlerle şoka girdik. Çünkü gelen Rezan amcamdı. Onun arkasında yengem ile kızları Arjinde vardı. Ama Rezan amcam dedemle kavgalıydı? Neden gelmişlerdi? Derken amcam konuştu. “Böyle bir durumda ayrı gayrı olmaz! Onlara karşı diri ve bir olmalıyız. İzniniz olursa bir müddet burada olacağız.” dediğinde hepimiz şoka girdik. Amcam asla bu kapıya bir daha dönmez diyorduk ama gelmişti. Adar dedem elini öpmesi için uzatırken “Ne izni oğlum? insan evine gelirken izin alır mı hiç.” dediğinde ikici bir şoka girdim hani, “bir daha bu eve ayak basma defol git” diyen dedem. İşte kuyruk sıkışınc- Neyse! Amcamın ardından tokalaştığı yengem ve sarılan Arjinden sonra sıra bize geçmişti bende amcamla yengemin elini öpmüş Arjinle sıkı sıkı sarılmıştım. Yalan yok gelmeleri iyi olmuştu en azından Arjin buradayken bana moral olurdu. “De hayde gidelim o vakit” diye konuşan dedemle bu defa Rezan amcam “Zınar ve Welat bizim arkadaki arabadalar onlar yetişir bize” onlarda amcamın oğullarıydı. Yani Arjinin ağabeyleri. Dedem, Amcam, Babam, Kuzenler ve bir ton koruma ile Diyarbakıra doğru yol aldılar... ... “Ne düşünüyorsun?” diye soran Arjinle dikkatim dağılmıştı. Babamlar gideli 4 saati geçmişti ama hala bir haber gelmemişti. Bizde Arjin ve Rojgül ablamla çardakta oturmuş her ihtimali değerlendiriyorduk. “Çok zor... Şerwan ağa bu meseleyi kolayca kapatmaz.” dedim sıkkınca oflayarak. Bu sırada Rojgül ablamsa “Allahtan ümit kesilmez ablacım. Her şerde vardır bir hayır, ağabeyim, gözünü o kız için bu denli karartmışsa Allah onlara yardım eder, onları birbirine bağışlar.” dedikten sonra derin bir iç çekerek “İnşallah bu olay kolayca kapanırda, kutlamasını Ferhadımın beni istemesiyle yaparız.” dediğinde gözlerimizi bayarak Arjinle göz göze kaldık. “Sende her şeyi Ferhat abiye bağlıyorsun bir an önce evlenseniz de tüm dünya rahat nefes alsa” diyen Arjinle, bende başımı sallayarak onayladım. Bunun üzerine ablamda “Ayy hadi inşallah kız” demişti. Bize doğru yaklaşan annem ve Arjinin annesi olan Zilan yengeyle oturuşumuzu düzelttik. “Napıyorsunuz kızlar” diye söze giren yengemle ona döndüm. “İyiyiz yengem, gelin oturun” dedikten sonra onlarda oturmuştu. Annem hala ağlıyordu. Onun yanına Arjin gitti bu defa. “Yengem, yeter mahvettin kendini. Allahtan ümit kesilmez oğlun sapa sağlam gelecek inşallah” dedikten sonra annem de “İnşallah kızım inşallah.” demişti. Geçip giden saatler sonrası hala bir haber alamamanın korkusunu yaşıyorduk. Tesellimizi (kötü haber tez gelir) diyerek buluyorduk. Saat gece 12 ‘yi bulduğunda tüm kadınlarla avluda oturmuş bir haber bekliyor haldeydik. “Bence Şerwan ağa dedemin, dedesinden kalma tarlalarını filan istedi o yüzden pazarlık uzun sürdü” diye fikrini sunan Arjinle bende ayaklandım ve “Evet bencede bu meseleyi para ile hallettikleri için böyle uzun sürdü yoksa şimdiye kadar bir şey olsaydı kesin duyardık.” Dedim. Ninemde oturduğu yerden “Eğer ki o Şerwan sıpası Dedesi olacak mendebur Ferzan Ağaya çekmişse işte o vakit işimiz zordur bilesiniz.” Dediğinde herkes ona döndü. “Neden ki ana kim onlar?” dediğinde Zilan yengem, nenemde cevapladı “Ferzan ağa için namusundan, şerefinden, haysiyetinden daha önemli bir şey yoktur. Zamanında benim gençliğimde o ağaydı, gaddar bir ağaydı.. Ondan sonra ağalığı oğlu alacaktı. Fakat oğlu genç yaşında vefat edince Ferzan ağada torunu Şerwanı yetiştirdi anasından çok baktı yani o adamın torunundan çok bir merhamet beklemeyin. Dedikten sonra hepimizin suratı düştü. Beraberinde avlunun kapısı açılınca hepimiz o yöne koştuk. Annem babamın kollarına koşarken, yengemde başı önünde eğik olan amcamın yanına gitti. “Adar ağa de hele getirdin mi torunumu!” diye sert sesiyle nenem konuşunca dedeme döndük. “Torununu birkaç gün sonra verecekler” dediğinde herkes sevinç nidaları attı. Ama eksik bir şey vardı tabi dedem aldığı derin solukla konuşmaya devam edecekken babam kenardaki basamağa başı önük çöktüğünde ciddi bir şeyler olduğunu anladık hepimiz. “karşılığında kan bedeli istedi Şerwan ağa” dediğinde annem “Baba söylesene hadi benim evladımın karşılığında ne istediler? Ne istiyorlarsa onların olsun yeter ki evladım ölmesin.” Dediğinde dedemde “Evladın karşılığı bir diğer evladını istediler. Berdel olsun dediler. ROJGÜL KARADAĞLILARA GELİN OLACAK” dediğinde hepimiz buz kestik. Aynı anda bayılan annemle babam ona gitmişken ablamın çığlığı bastı konağa “BEN İSTEMİYORUM. BEN YAPAMAM. EVLENEMEM!!!” Dedikten sonra oda bayılınca ben gittim ona “Abla! Ablaa!” Arjine kolonya için seslenecekken onunda fenalaşan neneme koştuğunu görmüştüm. Ortalık kıyamet alanına dönmüştü bir anda. Görüş açımı kapatan gözyaşlarımla bulunduğum yerde dona kalmıştım. Bu fırtına konağı başımıza yıkmıştı. Ve asla düzelemeyecek o yola girmiştik bunlar daha iyi günlerimizdi. (İlk bölümde “1,5 hafta önce” diyerek başlamıştık. Şu andan itibaren bugünü okuyoruz) İSTEME GÜNÜ: Aradan geçen, daha doğrusu geçemeyen günlerden sonra iki gün önce Karadağlılar haber göndermişti. Bugün Rojgül ablamı istemeye geleceklerdi. Düğün değilde cenaze evi misali dedemin zoruyla hazırlıklar yapılıyordu. Ablam o günden beri odasından çıkmıyor, yemek yemiyor, konuşmuyordu. O geceden beri kaç defa hastanelik bile olmuştu. O Ferhat abiyi seviyordu ve bugün bir başkasının yüzüğünü takacaktı... Ferhat abi bir delilik yapmasın diye ona söylememişti bile. Adam düğün günü öğrenmese bari... Hem ağlıyor hem de evi temizliyorduk Arjinle birlikte. Onunla ikimiz çok çıkar yolu aramış ama bulamamıştık. Misafirlerin oturacaği odayı temizleyip düzelttikten sonra işler bitmişti. Şimdi Rojgül ablamı hazırlamamız gerekiyordu ama o yürüyen cenazeye ikimizde yaklaşmaya korkuyorduk. Bir cesaretle odasına girdik. Yatağında başına kadar çektiği yorganla öylece duruyordu. “Ablam yapma böyle bak bir çıkar yolu buluruz elbet bu geceyi atlatınca” dediğimde ilk defa bu denli acıyla karışık soğuk sesini duydum “Bitti her şey Asmin boşuna teselli verme.” dedikten sonra devam etti “ben Ferhata ihanet ediyorum bu gece ve bunun affı yok!” dedi ve “O bunu hak etmemişti. Belki de ben onun gibi bir adama layık olmadığım için doğunun en zalim adamıyla evleniyorum.” Dediğinde onu tersledim “Saçmalama abla! Ona ihanet etmiyorsun ayrıca senden iyisini de bulamazdı” dediğimde yatakta doğrularak başlığa sırtını dayadı. “boşuna yorma kendini Asmin dönüşü olmayacak bu gecenin” dediğinde Arjin konuştu, “Saçmalama daha bunun nişanlılık süreci var bir şekilde atarsın yüzüğü” dediğinde ablam gülmüştü. “Zorla takacağım bir yüzüğü rızamla atabilir miyim? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz. Ben Berdel oluyorum bunun dönüşü yok! Bunun dönüşü o salak abimin ölümü, o aptal kızın ölümü!” dediğinde sessiz kaldık ağlayarak onun yanına geçtik oda, “bana tesellinizi yanımda sessizce durarak verin, acıma ortak olarak desteğinizi gösterin. Ama bana ümit vermeyin bana bu saatten sonra her şey güzel olacak demeyin...” Misafirler gelmeye başladığında biz kızlar mutfağa geçmiştik. Gidip salonda oturmayacaktık tabikide!.. Herkes yukarı geçtiğinde içerideki ajanımız olan Zilan yengemden haber bekliyorduk telefon başında. Onunla anlaşmıştık telefonu açık tutup çaktırmadan dinleyecektik ortamı. Yengem de yukarı çıkıp bizi arayınca sessizce telefondan yukarda konuşulanları dinlemeye başladık. Yukarı çıkıp oturmayacak, onları karşılamayacak, yüzlerine gülmeyecek kadar gururluyduk ve tabikide konuşulanları dinlemeyecek kadar da salak değildik. “Tekrardan hoşgelmişsiniz Ferzan ağa” diye söze girince dedem yerimizde dikleştik. Ablamda mutfaktaydı ama hiçbirşey dinlemeden oturup Ferhat abinin fotoğrafına bakıyordu. Bu durumuna içten içe üzülsem bile henüz son kozumuzu oynamamıştık. Yukarıda nenem konuşacaktı birde Ferzan Ağayla... “Hoşbulduk Adar ağa” demiş Ferzan ağa ve devam etmişti. “Hal durum ortadadır. Çokta uzatmanın manası da yoktur. Bundandır ki Allahın emr-” “FERZAN AĞA” diye lafını kesince nenem, iyice telefona yaklaştık. “Nerede görülmüş kahve içilmeden kızın istendiği hiç örf adet bilmezmisiniz” dediğinde gülmeye başladık. “Neneme bak mors etti ağamızı” diyince Arjin ona dönerek “öyle bir FERZAN AĞA dediki kalkıp anlının çatından vuracak sandım” dediğimde nenemin sesiyle susup dinlemeye devam etmiştik. “Kader! Söyle kızımıza kahveleri yapsın” dediğinde kader ablada, “Tamam hanımağam” diyip mutfağa doğru gelmeye başladı. Kapıdan girer girmez Kader ablaya yapışarak “Abla kaç kişiler? Abla kim kim gelmişler? Abla ne konuşuyorlar?” diye üst üste sorunca kadını da mutfağa geldiğine pişman etmiştik. “Dur be kızım kahveleri yapmamız lazım” dediğinde ocağa doğru ilerleyip devam etti. “Salon baya kalabalık Karadağlılar harici tüm doğudan önde gelen aşiret reisleri de gelmiş. Herkes çok gergin di bunu anladım. Damadın ailesinden Dedesi, annesi, birde kardeşi gelmişti. Adam canlı bomba gibi duruyor, bu gece birine sıkmadan biterse adak adayıp ekmek dağıtalım” dediğinde biz bile tırsmıştık. Bir tencerede kahveleri yapmaya başladığında sahne bizdeydi. “Abla çekil şimdi” diyerek Arjinle geçip nenemin bize verdiği bir otu önce makinede çekmiş sonra suyunu kahvelere koymuştuk. Bu ot zararsız ve tatsızdı sadece yedikten bir süre sonra ağıza acı bir tad bırakıyordu. Kader abla kahveleri dizmeye başladığında sıra ablamdaydı. Gözyaşlarını silerek tepsiye yaklaştı, son bir soluk alarak aldı ve mutfaktan çıktı. Onun ardından Arjinle birlikte dua etmeye başlamıştık. Telefona odaklanarak dinlemeye başlamıştık. “Eline sağlık kızım” diyen babamla kahvelerin dağıtıldığını anlamıştık. Herkes kahveleri içince Ferzan ağa tekrar konuşmuştu. “Bilirsiniz ki buraya keyifle, mutlulukla gelmedik. Kan dökülmesin, ağzımızın tadı kaçmasın diye yapılacak bir evliliği kurmaya geldik” dedikten sonra devam edecekken nenem durdurmuştu onu. “Çok doğru söyledin Ferzan ağa sırf kan dökülmesin diye iki farklı genci söndürmeye geldiniz bu akşam! Gururunuza yediremeyip kan bedeli istediniz! Fakat kızınız rızasıyla kaçmıştır torunuma! Onlar birbirlerini seviyor diye bu akşam iki birbirini sevmeyen genci bir araya getiriyorsunuz, olmaz! Böyle ev de evlilikte olmaz.!” Demişti ki salonda bir fısıldaşma başladı. Herkes elindeki fincanı koklamaya içindekini anlamaya çalıştı. “Bu kahvede ne var böyle ağzımıza acı bir tat gelmeye başladı” diye konuşsan ağalardan birine Gule hanım yanıt vermişti. “İşte böyledir, gönülsüz olarak yapılan evlilik böyledir. İlk başta yaparım dersin gidersin ama aynı eve girdikten sonra o insanla geçinemezsin. Allah aşkına söyleyin sevmediğiniz insanın her yaptığı gözünüze gelmez mi! Attığı adım bile size batar. Bir evlilikte sevgi olmadıkça saygı da olmaz ikisi de olmayınca o ev yuva olmaz. Bugün burada ağzınızın tadı bozuldu sanmayasınız ki bu kadardır yarın bir gün bu çocukların her kavgasında her bağırışında ve her gözyaşında ağzınızın tadı bozulacak! Benim gönlüm yoktur sizin de vicdanınız varsa bu işe olur demezsiniz.” diyerek sözünü bitirmişti. Salonda tekrar fısıldaşma başlayınca Arjinle oluyor mu acaba? Dercesine bakıştık. Uzun süren sessizliğin ardından tekrar biri konuşmuştu. “Gule Hanım ağam lafın sözün emirdir bizde” dediğinde Arjinle yerimizden fırlayıp sarılmıştık “oldu kuzen vazgeçtiler” dediğinde bende onayladım. Telefondan ses gelince tekrar susarak oraya odaklandık. “Fakat Gule hanım dediğiniz töremize terstir. Bu şekilde çok kız evlendirdik. Bu saatten sonra suyu bulandırmanın anlamı yoktur.” dediğinde son kozumuzun da elimizde patladığını anlamıştık. “Herkes hemfikir olduğuna göre artık yüzüğü takalım bitsin bu iş” dediğinde hepimiz dikleştik. Ferzan ağa girdi söze “Öyle veya böyle bundan sonra kızınızda kızımızdır merak etmeyesin Gule hanım Şerwanım onu el üstünde tutacaktır. Allahın emri peygamberin kavliyle kızınız Asmini oğlumuz Şerwana istiyoruz” kızınız kimi? Hangi kız? Ne kızı? “Arjin ne dedi bu adam” dediğimde Arjinde direk yanıma geldi ve “dur kuzen yanlış söylemiş olmalı yoksa ablan dururken seni neden istesinler” demişti ama içimden bir ses... “Yanlış dedin Ferzan ağa Rojgül kızımızı vericeğiz” diye konuştuğunda Adar ağa herkes yerinde dikleşti. “Yanlışlık yok Adar ağa küçük kızınız Asmini istiyoruz” dediğinde Adar ağa ayaklandı. “BU NE SAÇMALIK!” diyip devam etti. “Evin büyük bekar kızı dururken küçüğünün verildiği nerede görülmüş. Hem Asmin okuyor okuyan kız okulu bitmeden istenilmez hiç adap bilmezmisiniz” dediğinde, Geldiği andan beri oturup sakince soluklanan Şerwan ağa ilk kez söze girdi. “Torununuz geldi nişanlı kız kardeşimi kaçırdı. Şerefimi, Namusumu, Haysiyetimi iki paralık etti üstüne haklıymış gibi kurşun sıktı. Siz hala pazarlık yapabilecek durumda mı olduğunuzu sanırsınız! Bu iş daha fazla uzarsa Rojhatın nefesini bu gece keseceğim” Diyerek kahvesini yudumladı rahatlıkla. Adar ağa ise çıkış yolu olmadığını bildiğinden “Onun da rızasını alacağız, Rojda git Asmini getir.” dediğinde. Bayılma seviyesine geldim “Ne diyor bunlar Arjin ya neden ben” dediğimde Arjin ağlamaya başlamıştı. “Bilmiyorum Asmin” demişti çaresizce. Mutfağa giren annemle geri geri yürümeye başladım “Anne istemiyorum” dediğimde Annem, “Biliyorum kızım ama yukarısı çok karışacak istemiyor dersem kurban olayım gel bu geceyi atlatalım da düşünelim” diyip kolumdan çekiştirerek yukarı doğru götürmeye başladı. Arjinde peşimde ağlayarak gelip güç vermeye çalışıyordu. Salona girdiğimizde Arjin “Bahoz...” diye fısıldayınca ona döndüm onun baktığı yere bakınca Şerwan ağanın yanında oturan adama baktığını anladım. Adam da ona şaşkınca bakıyordu “Arjin yanlış anlayacaklar başını önüne eğsene” dediğimde irkilerek yapmıştı. “Kızım senin gelin olman münasip bulundu bir isteğin varsa söyle” diye konuşan adamlardan birine döndüm. Bana seçme hakkı vermiyorlardı. Sadece sesimi çıkarmıyayım diye şeker isteyip istemediğimi soruyorlardı. “Dede okulum” diyebildim sadece çünkü bu işin dönüşü yoktu bari ne koparırsam kar dı. “OKUL YOK! EVLİ BARKLI KIZIN OKUL OKUDUĞU NEREDE GÖRÜLMÜŞ!” Diye bağıran Şerwan ağayla “SEN NE DİYO-” demeden babamın sus dercesine yaptığı baş eğmeyle sustum. Şu anlık... Yaşlar boğazıma boncuk misali dizilirken çaresizce yerimde sindim “Yüzükler” Diyen bir kadınla Şerwan ağada yerinden kalkmış yanıma gelmişti. Ben başı eğik beklerken onlar yüzüklere kurdele bağlıyorlardı. “Uzat kızım elini” diye gelen sese başımı kaldırmadan elimi uzattım. Titreyen elime içten içe küfür ederek yaşlı adamın takamadığı yüzüğü elinden kapıp ben taktım. Yanımdaki Gorile de taktıklarında kurdeleyi kesmek için dedem geldi. “Mübarek olsun” diyerek kesince kurdeleyi herkes alkışlamaya başladı. Kulağıma gelen tek ses kuvvetli kalp atışlarım olduğu için kendimi sakinleşmeye zorladım. Şu an olmazdı şu an atak geçiremezdim. Ellerimin titreyişi tüm bedenimi sarınca elimi kavrayan başka bir elle ona odaklandım. Ceketin cebinden çıkardığı yüzüğü parmağıma takarken yüzsüzce elime baktım. “Eğme başını. Bundan sonra hiç eğme” dediğinde Şerwan ağa, ona kaldırdım bakışlarımı. “Bugün başım senin yüzünden eğildi bundan sonrada öyle kalacak bu yüzüğü takmak bana sadece utanç verir...” dediğimde öfkesi kara gözlerine yansımış yüzüme yaklaşarak “Ne dersen de mecbursun! Bundan sonra o elindekine alışsan iyi edersin. Bundan sonra benim sözüm geçiyor hanımefendi” demişti. Bense hiçbir şey demeden salondan koşarak çıkmıştım. Benim çıkışımla herkes şok nidası atarken, sinirle nenemin odasından “Erbane” sini alıp ağlayarak evin damına gitmiştim. Elimdeki yüzüğü çıkarıp bir köşeye fırlatarak Erbaneye vurmaya başladım. Bu topraklarda bu çalgı büyük önem arz ediyordu. Bu susmamak demekti, başkaldırmak, özgürlük talep etmekti. Herkes alt kattaki avluya çıkmıştı bile beni izleyen gözler umurumda olmaksızın daha sert vurmaya başladım. Bu ben Şerwan ağaya boyun eğmiyorum demekti. Bu her şey yeni başlıyor demekti. En alttan beni izleyen Şerwan ağanın gözünün içine baka baka zılgıt çaldım. Buda isyan demekti. Nitekim öyleydi ben boyun eğmezdim... ... Tüm misafirler gitmişti. Ben hala damın bir köşesine sinmiş ağlıyordum. Beni teselli etmek için herkesi geri çevirmiş oturduğum yerden kalkmıyordum. Alt kattan dedem “Yarın alışverişe gidilecek nikahtı düğündü iki haftaya olacak” dediğinde bu kadar çabuk olacağına kaşlarımı çattım. Koşarak avluya indim. Dedemin tam karşısına geçtim “Bu kadar güçsüz müsünüz siz ya?” dedikten sonra devam ettim, “Adam gözünüzün önünde hayatımı bitirdi birinizin de sesi çıkmadı. Neden dede? neden karşı durmadın? Neden” dediğimde dedem sinirle cevapladı, “Ne olsun istiyorsun abin mi ölsün” dediğinde “Başka yol bulsaydınız” dedim. “Başka bir yol olmadığını sende biliyorsun kızım. Boşuna çırpınma” demişti dedem. “O zaman söyle onlara bari okuluma devam edeyim bari bunu almasınlar” dediğimde dedemde “Onu kocanla aranızda halledersiniz” diyince iyice çıldırdım. “Hepiniz şaka mısınız? Ne demek kocan? Ben o okulu kocama mı kazandım da, bırakırken ona danışayım bu ne saçmalık!” diyip devam ettim “Evlenmiyorum tamam mı gerekirse ölürüm ama evlenmem!” dediğimde dedem tersime tersime konuştu “EV-LE-NE-CEK-SİN” Diye teker teker konuştuğunda bende devam ettim. “Adar ağa senin gücün bitek bize yetiyor herhalde onların karşısında neden konuşmuyordun? Onlardan korkuyormuydun he? Bu kadar korka-” diye lafım bitmeden dedemin attığı tokatla yere düştüm “Ahh” diye düştüğüm yerden hızlıca kalktım. Ben buydum kimsenin karşısında ezik durmazdım... “İstediğin kadar vur dede ama bu iş olmayacak” karşımda öfkeden kuduran dedem üstüme bir adım daha atarak avluyu inletecek şekilde bağırdı. “YA NE OLACAK ASMİN! SIRF SEN NAZ YAPACAKSIN DİYE YÜM SOYUMUZU MU KURUTSUNLAR HAA!!!” dedikten sonra bende bağırdım. “SUÇ ABİMİN YA ABİMİN! BENİ NEDEN KURBAN EDİYORSUNUZ?” Diye karşılık verdiğimde avlunun kapısı sert bir biçimde açıldı. İçeri sağ omzu kanla kaplı babam girdiğinde herkes ona doğru koştururken bu durumun daha çok can yakacağını anlamıştım. ... Gelen doktor kurşunun sıyırdığını önemli bir durum olmadığını söyleyince rahatlamıştık. Babam Rojhatın yerini bulmuş meğerse, gizlice kaçırır onları yurt dışına gönderirse beni de vermek zorunda kalmaz demiş ama Şerwan ağanın adamı tarafından vurulmuş. “Kızım ben çok üzg-” demeden sözünü kestim “önemli değil baba biliyorum çaresiz olduğunuzu” Güç babamda değil aile büyüklerindeydi. Bu işi onlar çözerdi ama onlarda çözme taraftarı değildi. Babamın yanından kalkıp odama doğru ilerledim. Kapıyı kapatcağım sırada gelen nenemle ona döndüm. “biraz konuşalım he kızım?” dediğinde başımı sallayıp içeri buyur ettim. Gelip oturduktan sonra. “Hiçbir zaman evlenmen taraftarı olmayacam. Hiç bir zaman bunu çözüm olarak görmeyecem. Ama-” derken lafını kestim “Ama evleniceğimi ikimizde biliyoruz” dedim. “Kızım, daha doğmadan insan kaderi yazılırmış. Sen her gün hayatınla ilgili planlar yapar, kararlar verirsin lakin kaderi hesaba katmazsın. Tüm ömrünü tek bir şeye feda etsen bile o şey kaderinde yoksa olmaz, yürümez, gitmez, demem o ki belki başına gelenlerde kaderinden dir ha yavrum. Harap etme kendini her darlığın ardından ferahlık, her karanlığın ardından da aydınlık gelirmiş.” demişti nenem. “Bilmiyorum nene hem... hem evlensem bile o adam... Buz gibi, korkunç, merhametsiz, acımasız ben onunla nasıl baş edebilirim ki nereye kadar dayanabilirim? Ya o bana? O bana ne kadar dayanabilir. Daha bu gece bile tüm hayatımı verdiğim okulumu tek lafıyla elimden almışken biz bu işi nasıl yürütebiliriz?” dediğimde gözümden akan yaşla burnumu çektim. “Bunun oluru yok nene bu işin hiç oluru yok” dediğimde nenem. “E olmazları olduran Allah’tır kızım. Sizi birbirinize yazmışsa olacaksınızdır. Hem daha tanımıyorsun bile onu. Bacısı kaçtı, dünürlerine rezil oldu, sinirinden sert davranıyor, Her insan merhametlidir sana da zamanla iyi davranır. Okul yaz tatiline girdi zaten üç ayda yumuşar okula da devam ettirir” dediğinde bıkkınca ofladım. “Onun merhametine kaldık yani” dedim. “Sen onlara bir adım at gerçek Asmini göster bak, onlar sana nasıl koşuyor. Yarın alışverişe çıkılacak kızım o çocuğun anasına da bir şey deme onunda kızı kaçmış ciğeri yanıyor.” dediğinde “Yok nene ne diyecem kadına zaten, bir şey demem meraklanma” dediğimde nenem ayaklandı cebinden çıkarıp elime az önce damda çıkarıp attığım yüzükleri bıraktı. “Al kızım bunlar senin belki bugün neftretle takacaksın ama Allah büyük gün gelir güle güle de takarsın” diyip kapıya ilerlemişti son defa durarak “Dua kaderi değiştirirmiş kızım, dua et kendine, Allahtan en hayırlısını iste” diyip gitmişti. Elimdeki yüzükleri komodinin üstüne bırakıp camın önündeki sedire oturdum. Kararmış gecenin tek aydınlatıcısı Ayı izledim. Sahi bu karanlığın ardından aydınlık gelir miydi? Bu gece sabah olur muydu. “Allahım bana en hayırlısını nasip et” demiş başımı cama yaslamıştım. “Gözlerimi açtığımda hala sedirde oturuyor vaziyetteydim. Telefondan saate bakınca saatin 8 olduğunu gördüm. Kahvaltıya daha 1 saat varken duşa girmek için ayaklandım. Biraz kaslarımı gevşetmeye çalıştığımda her yerimin tutulmuş olduğunu fark ettim. Ufak esneme hareketlerinden sonra duşa girdim. Üzerimden akıp giden suyla dahada hafiflediğimi hissettim. Banyodan çıkarak dolaba ilerledim. Kırmızı çiçekli, bileğimin bir tık üstünde duran yazlık elbiseyi giyindim. Açık kumral, belimi geçen saçlarımı kurutarak maşa ile şekil vermeye başladım. Sıra makyaja gelince her zamanki gibi açık kahve gözlerime ve uzun kirpiklerime yakışan maskara, göz pınarlarıma aydınlatıcı, ağlamaktan kararan göz altlarıma kapatıcı ve son olarak dudak rengi olan bir ruju da sürdüğümde hazırdım. Kapıdan çıkıp gidecekken komodinin üzerinden bana ait olan bir adet alyans ve tek taşı alıp parmağıma taktım. Avlunun ikinci katında kurulan kahvaltı masasına yüzümde bir tebessümle gittim. Oturup rahat bir tavırla kahvaltımı yapmaya başladım. Ekmeğime sürdüğüm reçelle başımı kaldırıp yiyecekken, masadaki herkesin bişey yemeden beni izlediğini gördüm. “Kızım iyi misin?” diyen annemle “iyiyim de asıl siz iyi misiniz?” dediğimde yengem Zilan konuştu. “Kızım galiba gece resetlendi beyninde, hani seni verdiler, sen gittin Erbane çaldın, zılgıt çektin, bunları unuttunmu yavrum” dediğinde “olabilir yenge insanlık halidir” demiştim. “Senin insanlık halin biraz insanlık dışıydı” diyen kuzenim Zınara döndüm “Dün gece dün gecede kaldı. Olması gereken olacak” dediğimde dedem, “İşte benim torunum!” demişti. İçimden (ver gazı kurtardım hepinizi tabi) demeden duramadım. “Benim torunum güçlüdür, öyle düşmez pes etmez.” dediğinde (dün gece öyle demiyordun ağzıma s-) neyse. “Evet dedeciğim öyle” dedim oda devam etti. “Sen o konağa hanımağa olacaksın kızım böyle olgunca davranırsan tüm Diyarbakır halkı seni sever sayar.” Dediğinde (bide başıma bu çıktı) dedim içimden. “Tabii kii dede onlara kendimi sevdireceğimden şüphem yok” Daha evleneceğim adam tarafından sevilmiyorken tüm Diyarbakır komik gelmişti. “Sen o Şerwan itinide dize getirirsin bu inadınla” diyen Zınarcığıma şok dolu bakışımı attım. “Çok ayıp Zınarcım enişten hakkında öyle it oluyor mu” dediğimde Zınar da mahçup olarak, "Pardon Asmin öyle demek istemedim” dediğinde devam ettim. “Eksik söyledin diye kızdım. O PİSLİK, O ŞEREF YOKSUNU, BURNU HAVADA, KENDİNİ BİŞEY ZANNEDEN ADAMI TABİKİDE DİZE GETİRİCEĞİMDEN ŞÜPHENİZ OLMASIN!” dedikten sonra devam ettim “bir abim sağlama girsin hele...” diye sakince devam ettim. Reçelli ekmekten nefret etmeme rağmen öyle bir iştahla yiyişim vardı ki kimse korkudan tek kelime daha etmemişti. Kahvaltı bitmiş bizde çantalarımızı alıp kapıya yönelmiştik. Kapıda olan ve akşam işi olduğundan hiçbir şeyden haberi olmayan Galip abi “Nereye hanımım” demişti. “Düğün alışverişine be Galip abi” dediğimde adamda garipsedi. “Rojgül hanım içindi hatırladım.” dediğinde neşeyle “BENİM!” dedim. “Ney sizin” demişti oda. “Düğün benim Galip abi. O kadar hatırımız var bir çeyrek te takmayacaksan aşk olsun” dediğimde “Kızım gecedendir uyumamışım zaten, ne anlatıyorsun Allah için” dediğinde bende cevapladım. “Akşam ablamı istemeye geldiler ama sonra dediler ki yok, bu diğeri daha çok kriterlerimize uyuyor. Beni istediler bizde, Allahın emriyle verdik hayırlısı olsun.” dediğimde Galip abi şok olmuştu. Nihayet arabalara yerleşen annemlerle bizde arabalara binmiş düğün alışverişi için yola koyulmuştuk...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE