Akıp giden yolun sonunda Mardinin çarşısına varmış, bir kafede, bizi bekleyen dünürlerimizin yanına gidiyorduk.
Bugün nişanlık alınacaktı. Hafta sonu nişan olacakmış. Sonraki hafta sonu da kına ve düğün.
Duygu durumumu anlatmaya gerek yoktu çünkü öfkem, o kas yığını gorileydi. Kendi aileme de iki çift lafım olsa bile susuyordum.
Ablam Rojgül en azından kurtulmuştu, tek tesellim buydu. O evlenmeyi kaldıramazdı ve kendine bir şey de yapabilirdi. Ben olayları çok dramatize etmezdim. Bu olaylar en başından beklediğim türdendi. Sadece, “kas yığını goril,” burnu Kaf dağında olan ağamız, okuluma burnunu sokana kadar aslında her şey yolundaydı.
Okulu bırakmayacaktım!
Asla!!!
O konağı ikimize de dar ederdim!!!
Tabii önümüzde henüz üç ay vardı...
Kafenin önüne geldiğimizde önümden yürüyen annemle kolunda ki yengeme baktım boş gözlerle. Tüm gece ikisi de ağlayarak isyan etmemiş gibi şuan güçlü ve ulaşılamaz duruyorlardı.
Annem ile Zilan yengem henüz bekarken yakın arkadaşlarmış. Babam annemle evlendiğinde düğün günlerinde amcam da yengeme göz dikmiş. Daha sonrasında yengem birkaç kere annemle görüşmek için konağa geldiğinde amcamın bakışlarını yengemden önce nenem Gule hanım, fark etmiş ve bu işi nihayete erdirmiş. Annemle, yengem iki yakın arkadaştan eltiliğe terfi ettiklerinde de her şey çok güzel ilerlemiş. Her ikisi de 3. çocuklarına aynı anda hamile kalınca hayli gülmüşler, Her iki bebekte kız olunca ikilinin ismini de kardeş misali Asmin ve Arjin koymuşlardı. Biz de Arjinle aynı avluda büyüyüp gerçekten de kardeş gibi olmuştuk.
“Kızım biraz gülümsemeye çalışsan” diyen, sırf düğün için Urfa’dan gelen halama göz devirdim. “insan cenazede güler mi hala ayıp etmeyelim” istemsizce bu tavrı takınıyordum.
Çünkü benimde birikmişlerimi bir şekilde dışa vurmam gerekiyordu. Yanımda güç verircesine kolumu sıkan Arjin “hadi canım geçelim” diyerek beni de kendiyle birlikte içeri sürüklemişti.
Hepimiz içeri girdiğimizde ayaklanan kişilerle onlara doğru yürüdük iki tane orta yaşlarda, üç tane de genç kız şeklindeydiler. Annem onlarla sarılıp tanışmaya başlayınca rahatsızca yerimde kıpırdadım.
Bana doğru bakan yaşlı kadın gülümseyerek geldiğinde bende hafif bir tebessümle ona ilerleyip elini öperek alnıma koydum “Zana ben kızım Şerwanın anasıyım” dediğinde bende mecburen “memnun oldum efendim” dedim.
Kadın gayet samimi bir tavırdaydı hatta sanki isteyerek gelin almış, kızı kaçmamış gibi. Ondan sonrada diğer kadına gittim. İşte bu kadın tam bir nemruttu, yanına kadar gittiğim halde son dakika elini kaldırmıştı öpmem için ve öptüğümde de sadece “Ben Halasıyım” diyip surat asmaya devam etmişti.
Ben anlamsızca bakarken kızlardan biri koluma dokunmuş ve “Merhaba ben Dila Şerwan abimin kız kardeşiyim” diyerek sarılmıştı. Samimiydi annesi gibi, daha sonra Şerwan goriline çok benzeyen diğer kızda yanıma geldi Dilaya göre soğuk bir duruşu vardı.
Uzun boyuna eşlik eden uzun ve gece karası saçları vardı. Asaletli bir duruşu vardı. “Merhaba Asmin, bende Hivda Şerwanın kardeşiyim” diyerek el sıkışmıştık. “Bende memnun oldum” diyerek tebessüm edince geriye kalan son kıza doğru ben adım atıp ona elimi uzatmıştım.
Ama o önce elime sonra yüzüme bakıp gülerek yanımdan yürüyüp gitmişti. Bu salak ne yapmıştı az önce???
“Bir selam vermek zor olmasa gerek!” diye konuştuğumda tüm dikkatleri üstümüze toplamıştım. “Gereksiz samimiyet sevmiyorum canım almayayım” dediğinde sinirle üstüne doğru adımlayarak bende konuştum.
“Bende gereksiz samimiyetten hoşlanmam! Kaldı ki üstünüze atlamadım basitçe tokalaşmak için elimi uzattım sadece” kızlar onu, beni de bizim taraftakiler sakinleştirmeye çalıştığında kızın ağzından hiç olmadık bir şey döküldü.
“Bırak Dila beni! Bir de bu yuva yıkıcı kıza selam mı vereceğim” dediğinde Hivda tam önünde durarak öyle sert bir ifadeye bürünmüştü ki kız bile tırsmıştı.
“Sana sorun çıkarıcaksan gelme demiştik diye hatırlıyorum!” dediğinde kız ona cevap olarak.
“Bırakın da şuna haddini bildireyim! Onun yüzünden yuvam dağıldı” dediğinde hangi yuvadan bahsettiğini hala anlamamıştım.
Yoksa...
Yoksa Şerwan evlimiydi!!!
Ve ben kuma mı oluyordum!!!
“O ADAM EVLİMİ!!!”
diye tüm gücümle bağırdığımda Dila telefonu alıp birini arayıp “Burası karıştı gelmen lazım demişti” daha sonra panikle önüme gelerek
“Hayır tabiki evli değil” dediğinde gözlerimi yumarak sakinleşmeye çalıştım birkaç solukla. Gözlerimi açıp tam karşımda ki kızın gözlerinin içine baktım. “Hangi yuvadan bahsediyorsun sen!” diye sorduğumda kız,
“Sen araya girmeseydin benimle evlenecekti” dediğinde gülmeye başladım öyle bir güldüm ki gözlerim yaşardı. “Ya senin kuyruk acın var ondan böyle oldun” diyerek devam ettim.
“Elini çabuk tutsaydın o zaman bugün bu alışveriş sana yapılırdı ne diyeyim kime niyet, kime kısmet” Dediğimde üstüme atlamak için hamle yapmıştı ki onu Hivda tutmuştu. Bense ateşi daha da fitilleyerek
“Bırakın küçük enişteyi salıverin gitsin” diyerek gülmeye devam etmiştim.
Beni tutan Arjin bile “Asmin sus” demesine rağmen susmamıştım. Kız kendini Hivdadan çekip bana doğru geldiğinde, balık yemi yemişti. Saçlarımı tutmak için hamlede bulunan kızın her iki kolundan tutarak ters çevirip yere yatırdığımda bağırışmalar arttı.
Saçından tutup kafasını daha da yerdeki zemine bastırdığımda, Kız altımda kıvranıyor fakat hareket edemiyordu. Beni tutan insanların hiçbirinin beni çekmeye gücü olmamıştı. Kız,
“Zoruna mı gitti he! Şimdiden sahiplendinmi Şerwanı ama boşuna ümitlenme o seni sadece sırtında bir yük gibi görecek” dediğinde yüzünü daha da bastırdım ve ben konuştum.
“Beni dinle! Ben kendi rızamla severek evlenmiyorum! Bunu herkes biliyor! Bugün yüzüğünü takan bensem evet kusura bakma sahiplenirim ve senin gibilerinin başını ezerim” dediğimde ben bile ne dediğimi bilemez hale gelmiştim.
Beni hala tutmaya çalışan kadınların arasında belime dolanan kol ile bulunduğum yerde havalanınca “Bırak beni!” diye çırpındım. Yere konup ayakta durduğum an arkamı dönerek beni tutanın kim olduğuna baktım ve Şerwan ağayı gördüm. O henüz ağzını açmamıştı ki ben tüm gücümle ona tokat atmıştım.
Ben!
Diyarbakırın ağasına tokat attım!
Pişmanlık aradım içimde ama zerre kadar yoktu...
Yüzü yan dönmüş ve sinirle soluklanıyor vaziyetteydi.
“SEN BENİM NİŞAN ALIŞVERİŞİME NASIL ESKİ SEVGİLİNİ GETİRİRSİN!!!” Diye bağırdığımda oda anlamsızca yüzüme baktı.
Bense sinirden kırpkırmızı olmuş vaziyette devam ettim.
“BERDEL HÜKMÜNÜ SEN ÇIKARTTIN! ABLAM DURURKEN BENİ İSTEDİN! TÜM HAYATIMI ELİMDEN ALDIN! ŞİMDİDE BURDA BASİT BİR KIZ TARAFINDAN YUVA YIKAN KADIN KONUMUNA SOKTUN! NEFRET EDİYORUM SENDEN!” diyerek arkamı döndüm annem, yengem, halam ve Arjin şok gözlerle beni izlerken “Bu saygısızlığa susacak değiliz! Adar ağayla konuşacağım ve bu iş bitecek!!!”
Evet...
En başından planım buydu, Nitekim kızın ekmeğime yağ sürmesi de taktirimi kazanmıştı. Adar ağa torununa yapılan bu hakareti kabul etmez ve nişanı bozardı. Kıza saldırmam, olayı büyütmek istememden di, son ana kadar savaşacaktım bu yoldan dönebilmek için. Kızda belli ki seviyordu kuzenini ve ona aşık olduğu,
“bir kulunu çok sevdim, o beni sevmiyor” diyen, İbrahim tatlıses misali duruşundan bile belliydi.
Seviyorsa onun olsundu lütfen. Zira az önce ona dediğim laflarda doğruyu söylemiştim.
Kocam olursa tabi ki böylelerine papuç bırakmazdım. Benimde bir kadınlık gururum vardı. Ama bizim durumumuz çok farklıydı, Şerwan ağayla birbirimizi sevmiyorduk. Onu sevsem sonuna kadar sahip çıkar, sahiplenirdim. Ben sadece benim olan için savaşırdım. O benim değildi. O kız onu istiyorsa buda ona fırsattı çünkü iş bozulmaz ve biz evlenirsek tabiki kızın gözümün önünde nişanlıma yazılmasına göz yumamazdım. Bu kıskançlık değildi, bu sadece şerefini, onurunu ayaklar altına almamaktı.
“SEVGİLİM YOK BENİM !!!” Diyen Şerwan ağayla ana döndüm.
Daha sonrasında öyle gür bir sesle bağırmıştı ki iki adım gerilemiştim
“HEJA!!! GEL BURAYA!!!"
Dediğinde az önce saçını başını dağıttığım kız koşarak Şerwana yaklaşarak “Şerwan bu kız yalan söylüyor ben öyle bir şey demedim” dediğinde şokla ona döndüm
“Sen... Seni yılan birde yalan konuşuyorsu-” diyemeden
“KESİN!”
Diye bağıran Şerwan Ağaya döndük “Birdaha böyle boş şeyler istemiyorum, kiminle evlendiğim de gayet net. Heja eve dön,” diyip annesine döndü “Ana sizde alışverişe devam edin” dediğinde hiçbirşey olmamış gibi davranmasına ağzım açık kaldım.
“BEN DEDEME GİDİYORUM! ALIŞVERİŞİ HEJAYA YAPIN BENCE SİZ” diyerek yürümeye başladığımda pislik herif sertçe kolumdan tuttu “yürü konuşcaz” diye yürümeye başladığında sertçe kendimi ondan kurtarmaya çalıştım.
“Bırak beni konuşcak birşey yok!” dediğimde bizim taraftakiler de beni Şerwandan uzaklaştırmaya çalıştı annem önüme geçerek ona döndü
“Kızıma insan muamelesi yapılmayacaksa bu işi bozarım!” dediğinde annesi Zana hanım annemin yanına gelerek anaç tavrıyla “Rojda hanım sakin olasınız, onlar genç, biraz konuşsunlar kızımız sakinleşsin bizde bir çay içelim sonra kaldığımız yerden devam ederiz” dediğinde annemin surat ifadesinden ben bile korkmuştum. “Anne tamam hadi siz geçin oturun biz bi 15 dakika konuşup geliceğiz.” dediğimde annemde sinirle Şerwan ağadan kaçırmadığı gözleriyle tekrar konuştu.
“Onu abisiyle tehtid edeceksen, bu bir tehtid olmaz! gerekirse Rojhat ölsün ama kızım yaşarken ölmesin!” dediğinde Şerwan ağada konuştu.
“Rojda hanım kızınızı alıp konağıma hanımağa yapıyorum, fakındaysanız tatsız bir şekilde bir araya geldik ve onun aklındaki soru işaretlerini giderebilmem için konuşmamız gerekiyor, merak etmeyin bir evliliğin tehtidler üzerine kurulmayacağını bende biliyorum. Şimdi izninizle konuşup geri döneceğiz” diye anlamsızca aşırı yumuşakça konuştuğunda annem yumuşamasa bile “10 dakikadan uzun sürmesin” demişti.
Annemler tekrar masaya geçip oturunca bizde Şerwanla dışarı çıktık ve arabasına bindik.
Ben arabasında konuşuruz sanıyorken araba çalışınca şaşırsam da bunu ona sormadım.
Az sonra ıssız bir dağ başına geldiğimizde huzursuzca yerimde kıpırdadım. Duran arabayla aşağı inerek arabanın önünde karşı karşıya durduk. “Ne konuşacağız ki?” diye sorduğumda, “bu işi bozmak için sürekli sorun çıkartacağını öngörebiliyorum.” dediğinde haklılığı ile başımı onaylarcasına salladım.
“Ne kadar sorun çıkartır san çıkar, bu iş sonunda her şekilde evleniyor olacağız. Kendini boşuna yoruyorsun” dediğinde gülümsedim.
“Evet bu iş bozulsun diye elimden gelen herşeyi yapacağım, bugünkü hiçbir şeydi, seni bıktırana kadar durmayacağım” dediğimde
“Senden bıkmayacağım” demişti.
Yani bunun anlamı...
Yani diyordu ki ben senden korkmam.
Yani sanırım?
“O kadar emin olmayın ağam daha beni tanımıyorsunuz bile, inanın beni seçtiğiniz için başınızı vuracak taş arayacaksınız da bulamayacaksınız.” dediğimde oda gülmüştü.
“Sana hayatı dar edeceğim diyorsun öyle mi” dediğinde “aynen öyle” demiştim. O da “Heja benim sevgilim filan değil olmadı da sadece sen aileye bu şekilde girdiğin için senden hoşlanmadığı için öyle davranmış olduğunu düşünüyorum. Onunla da konuşurum birdaha böyle birşey yaşanmaz” dediğinde onun o kıza olan güvenine ağzım açık baktım.
Şimdi burda o kalın kafasına (O KIZ SANA AŞIK KÖRMÜSÜN) derdim ama sonra beni yanlış anlayabilirdi. En iyisi boşvermekti “iyi öyle olsun.” Dediğimde
“Sakın birdaha ailemin yanında bana tokat filan atma! Ben bir ağayım dışarda bir kızdan fırça yiyiyor dedirtmem” dediğinde gülmüştüm.
Gururuna dokunmuş ağamızın “tamam” dedim tansiyon yükselmesin diye, çünkü gerçekten de yorulmuştum.“Dedene konuşsan da boş birşey yapamaz artık aklından bu işi nasıl bozacağını çıkar” dediğinde “İstemiyorum seni! Neden bu kadar zor senin için, kız kardeşini affetmek! En başından onların yolunu açsan biz bu noktaya gelmeyecektik.” dediğimde oda bana bir adım daha yaklaşmış,
“Sen ne sanıyorsun? Affetmek bir yana dursun hala onları öldürmedim diye ayaklanan kaç kişiyle uğraşıyorum ben! Mecburdun! Mecburdum bu evlilik bizim mecburiyetimizdi” dediğinde bende aklıma takılan başka bir ayrıntıyı sordum.
“O zaman evleneceğin kişi fark etmezdi neden ablamı değilde beni istediniz” dediğimde suskun kalmıştı. Bir cevabı yoktu öylemi? “orası bende kalsın” dediğinde sinirle göğsünden tutarak ittim onu,
“Sen beni yaktın ve nedenin bile yok! Pazardan mal seçercesine ablam yerine beni seçtiniz” yanından yürüyüp ilerlerken
“ASMİN SARYA ASRINDAĞ” diye seslenince şokla yerimde durdum.
Zikredilmesinden asla hoşlanmadığım ikinci adımı biliyordu!
Ama nasıl?
Nerden öğrenebilirdi bu bilgiyi?
Arkamı hızla dönüp “sen!” demiştim ki oda rahatlıkla ellerini pantolonunun cebine koyarak iki adımda önümde durmuştu. “ben?” dediğinde “nereden öğrendin? Kim söyledi.” dediğimde “Gizlimiydi ki” demişti.
Hayır gizli değildi ama bu adımı sevmiyordum.
“Hayır kimse seslenmez bana böyle, sende seslenme” dediğimde, dediğimi es geçerek “gidelim mi” demişti.
Onu başımla onaylayarak önünden geçerek arabaya gittim. Bindiğimiz arabada sessizliği korurken kafenin önünde durduk. Zana hanım ve kızları bizi gördüğü gibi ayaklanarak yanımıza gelirken peşlerinden annemlerde gelmişti. “Hallettiniz mi yavrum” diye Zana hanım oğluna sorunca “hallettik ana hadi benim işe dönmem lazım siz alın alınacakları” diyerek gitmişti. Bizde ondan sonra alışveriş faslına geçmiştik.
ŞERWANIN AĞZINDAN:
Onları kafede bıraktıktan sonra arabaya binerek kardeşim Bahozu aradım. “konum atacağım yere gel”. Aradan geçen 1 saatin ardından Bahozla eski yapılı bir çay ocağında buluşmuştuk. “Şerwan karadağ sizden daha güzel bir yer bekliyordum” dediğinde “otur lan şuraya işim var zaten çok durmayacağız.”
İkimizde oturunca Bahoz “Eee kız hala ikna olmadımı” dediğinde sıkkınca ofladım. “Yok hala hayatı bana karartmaya yeminli.” dediğimde
“Hakkı var kızın okulunu yaktın hayatını yakt-” demeden onu böldüm “KES LAN!” dediğimde oda gülerek arkasına yaslanmış,
“Abi sende ne yaşadığını bilmiyorsun bir anlık kararla onu istedin ama aşıkta değilsin nasıl yürüyeceksiniz gerçekten merak içerisindeyim.” dediğinde daha da canım sıkıldı.
Asmin Sarya...
Bundan sonra hayatım olacağını umduğum kadın...
Emin değilim duygularımdan, ama daha önce kimsede böyle bir çekim hissetmemiştim.
Onu ilk Rojhatla Sevdanın kaçtığı gece değil, öncelerinde bana ait gece klübünde görmüştüm.
O gece aslında klübe gitme niyetiyle çıkmamıştım ama Kardeşim Bahoz, Antalyadan döner dönmez orada buluşalım dediğinde oraya gitmiştim.
İçeri girip direk en üst katta onla yalnız kalacağımız locaya gelmiş ve sarılmıştık. Oturup sohbet ediyorduk. O yarın Antalyadan dönmüş gibi yapacaktı çünkü dedem onu yakaladığı gibi bir ton iş yığacaktı üzerine.
Onunla sohbet ederken bi yandan da aşağıda Bar masasının önünde duran kızı izliyordum, öyle gözüm dalmıştı. Tüm ifadesi, elindeki sodasından, saçına, kıyafetlerine kadar gecelerin kızı olmadığını bağırıyordu adeta.
İkide bir telefonuna bakıyor arada biriyle konuşup ağzından okuyabildiğim kadar “hadi, acele et” gibi şeyler söylüyordu. Belki de sevgilisini bekliyordur diye düşünüp gözlerimi ondan çekeceğim sırada ona gelen bir diğer kızla beklediğinin arkadaşı olduğunu anladım.
Anlamsız bir rahatlama geldiğinde Bahozun seslenmesiyle ona döndüm. “Ve numaralaştık abi” dediğinde iki saattir konuştuğunu ama benim dinlemediğimi anlamamıştı. “Kiminle?” diye sorduğumda “Ben iki saattir ne anlatıyorum abi! Sana hoşlandığım birinden bahsediyorum.” dediğinde aşağıdaki kızda diğer kızla birlikte çıkmıştı.
Tahmin ettiğim gibi buraların kızı değildi. Bahozun boş sözleriyle ona döndüm “Bahoz boşuna ümit verme kıza sen Viyanla evleneceksin! Dedem aksini duyarsa açıklamanı kendin yaparsın” dediğimde
“Abi Viyanı sevmiyorum, sevmeyeceğim! Dedem sürekli babanızın son isteği dese bile babam bizim mutsuzluğumuzu istemez ki bende sevebileceğim bir insanla evlensem ne olur yani” diye gereksiz çırpınışıyla “Bu konuyu kapat keyfimiz kaçacak.” dedim.
Bahoz, daha küçükken babamın vefat etmesinden önce vasiyet üzerine Viyanla evlilik yapması babamın da son istekleri arasındaydı... Bahozun başkasından hoşlanması bu işten kaçma yolu. O kızdan hoşlanmıyor sadece kaçış olarak görüyor ondan önce anlattığı bir milyon kızla aynı durum.
“belki bu defa farklı gerçekten sevdim?” dediğinde “değişen bir şey olmayacak. Dedem başka bir kız istemeyecek boşuna kızı da yakma” dedim.
“Hadi daha sessiz bir yere gidelim kafamız dağılsın” dedim onu ana döndürmek için. O böyleydi, sürekli birini seviyorum der heves eder sonrada unuturdu. Onunla aşağı inip kapıya yönelirken az önceki kızın bulunduğu yerde çantasını gördüm. Az önce elinde gördüğüme emindim. “Bahoz sen önden git ben yukarda bir işi yapmayı unuttum arkandan gelirim” dediğimde Bahozda “tamam abi geç kalma ama hadi gittim ben” diyerek çıkmıştı. İlkel bir merak dürtüsüyle o kızın kim olduğunu merak etmiştim. Çantasını alarak yukardaki ofisime geçtim. Sadece kimliğine baksam yeterdi.
Çantasında kimliğini alıp ön yüzünü çevirdiğimde adından çok soyadının tanıdık gelişiyle kaşlarımı çattım. “Asmin Sarya Asrındağ” derken hatırladım. Demek bir Asrındağlı.
Umarım o baş belası Rojhat iti ile akraba değildir.
Derken aşağıdan gelen silah sesiyle ayaklanarak aşağı doğru ilerledim. Rojhat gelmişti. İşte istemediğin ot burnunun dibinde bitermiş misali.
Onunla laf dalaşındayken arkada bizi izleyen korkak ve titrek bir çift göze denk geldim. Bu Sarya Asrındağdı. Saklandığına göre bu itin haberi yoktu. Kız dahada bitkinleşince Rojhatın canını burada almamaya karar verdim.
Üstüne dedem telefonda “Onu öldürme Şerwan aşiret karşımıza mı geçsin” dediğinde iyice öfkelensemde, sakin durmaya çalıştım. İt Rojhat çıkınca bende masanın arkasındaki kıza ilerledim ama kızın baygın olduğunu fark ettim.
Onu ayıltmaya çalışsamda ayılmamıştı. Hastaneye götürecekken baş adamım Baran
“Ağam Asmin hanımın dışarıda bekleyen çok koruması var hastaneye götürmeden onlara teslim edelim belliki gizlice gelmiş zaten” dediğinde Onu kucakladım çalışan kadına beni takip etmesini söyleyerek acil çıkış kapısına usulca bırakarak geri çekildim.
Barana da güvene girene kadar takipte ol diyerek oradan çıkıp gittim...
Onu diğer görüşümdeyse bana meydan okurcasına duruyordu karşımda. Onları affet diyordu. O itin akrabası olmasını beklerken bacısı çıkması beni daha da delirtmişti.
Sonuç olarak vurulup onun kucağına düştüğüm sırada ölüm değil bu kızı birdaha görememek üzmüştü beni.
Sevdaya direktif vererek arabasından aldırttığı yazma ile yarama baskı yapması kurtarmıştı beni zaten. Kan daha fazla gitse ölürmüşüm.
O yazması hala odamda durur öylece...
Uyandığım sırada bir hüküm bekleyen doğuya cevabım berdel di. Onu böyle almak, mümkündü. Herkes ablasını isteyeceğimizi düşünse de ben dedeme olayı farklı anlatarak durumu lehime çevirdim. “İstemeye gittiğimizde küçüğünü isteyeceğiz! Onlar bizi nasıl küçük düşürdüyse bizde onları düşüreceğiz” dediğimde dedemde teklifime
balıklama atlamıştı.
İsteme gecesi onu bana vermişlerdi... İçimde tarifsiz bir his vardı. Mutlulukmuydu?
Sanmam ben mutlu olmam.
Her ne kadar müstakbel sözlüm bana boyun eğmeyerek damda şovunu yapmış olsa da ona öfkelenmemiştim. Aksine kafa tutuyor olması beni daha da cezbediyor du.
Şuan içimde iyi veya kötü bir his yoktu sadece zamana bırakmıştım bizi.
Benim hayatımda zaman hızlı akardı tabi, onunda bana karşı, benim ona hissettiklerimi hissetmesi için çalışacaktım...
ASMİNİN AĞZINDAN:
Tüm gün alışveriş yaparak eve dönmüştük. Daha bunun düğün alışverişi de varmış. Ben aldıklarımı odaya getirmişken Arjinde peşimden girmişti odaya. “Güzel şeyler aldık kuzen” dediğinde gözlerimi devirdim.
“sende mi Arjin? zaten sinirim bozuk birde mutlu mutlu aldıklarıma mı sevineyim” dediğimde Arjinde oflayarak oturdu yatağıma.
“biliyorum, özür dilerim.” dediğinde “yok, özür dileme ben öyle canım sıkıldı diye” diyerek toparlamaya çalıştım.
Kendi derdime düştüğüm için Arjine de odaklanamamıştım dündendir.
Sahi...
“sen isteme günü ne yaşadın öyle?” diye o geceye döndüm. Tam yukarı çıktığımız vakit Arjin hanımımız, bir tanıdığa denk gelmişti.
“Sana bir çocuktan bahsetmiştim hatırlarsan, hani havaalanında tanıştım dediğim” dediğinde “Eee?” diye devam etmesini söyledim. “İşte isteme gecesi onu yukarda gördüm. O meğerse Bahoz karadağmış” dediğinde gözlerimi kapayıp soluklandım.
Henüz gözlerim kapalıyken Arjin, “Şerwanın kardeşiymiş” dediğinde gözlerimi açtım.
“Aferin Arjin” dedim sadece.
O da devam etti. “Bilmiyordum ki hem birkaç kere tek konuşmuştuk. Öyle denk geldik yani tesadüf sadece” dediğinde sinirle ona döndüm. “Onunla hemen ilişiğini kesiyorsun!” dediğimde Arjin, “Neden ki onun bir suçu yok” dediğinde daha da sinirle konuştum. “ Arjin salakmısın? Adamlar bizi oyuncak etmişler haberimiz yok. Tesadüf diyorsun birde, ne tesadüfü Arjin bilerek bulmuş seni” dedim.
Kafası iyice karışan Arjin, “Ama neden ki? Bu çok, çok saçma” dediğinde yatağa oturup ellerinden tuttum. “Neresi saçma kuzen? İsteme akşamı ablamı değil beni istediler, Kardeşi de seni bulmuş bunlar tesadüf mü sence? Bak Arjin aklını başına topla oyuna getirebilirler bizi. Hemen ayrıl o çocuktan.”
Arjinin iyice kafası karışmıştı ki biraz daha netleşsin diye devam ettim. “Bak abim onun nişanlı olan kardeşini kaçırdı. Herkese rezil oldular. Üstüne biz düşman olduk ve baş düşmanı Rojhat abim tarafından kurşun yedi. Hem de gözümün önünde. Yani bir adam bunları kolay kolay yediremez. Bizide aynı şekilde rezil etmek istiyor olabilirler. O yüzden şuan onun kardeşiyle adının çıkma ihtimali bile yakabilir seni. Bitir, kes ilişiğini!” dediğimde Arjin,
“Tamam” dedi sadece sonra ayaklanarak, “Biraz yoruldum odama geçiyorum. Akşam görüşürüz.” diye çıkarken, bende “tamam canım görüşürüz” dedim.
...
Akşam yemeği yendikten sonra odama geçtim. Yatağa uzanıp sıkıntılı soluk verirken telefonuma gelen bildirim sesiyle doğrularak komodinin üzerinden telefonumu aldım. Gelen mesaja bakarken atanın Şerwan ağa olduğunu gördüm.
Telefon numarası kayıtlıymış bende ama, derken bizzat kendim, abimin telefonundan kaydetmiş olduğumu hatırladım. Mesajı açmadan önce numara düzenleme kısmından ismini silerek “nişanlım” olduğu için tatlıca benimseyeceğim yeni ismi yazdım.
“GORİLİM”
Diye kaydettikten sonra attığı mesaja girdim.
GORİLİM: İki gün sonrasına nişanı aldık.
Ne? haber mi verdi yani? Birde bu kara gün için planlamalar mı yapılıyor? Bende cevapladım.
BEN: Nişan tatlısını bana bırakın ben halledeceğim.
Diyip gönderdim. Anında çift tik olan mesajımı cevapladı oda,
GORİLİM: Sen ne yapacaksın?
Dediğinde bende hevesle cevapladım.
BEN:Söyle bol fıstıklı bol cevizli bir “HELVA!” kavuracağım. Zira o güne yakışacak en anlamlı tatlı bu.
Dediğimde merakla ne diyeceğini bekledim. Kesin aşırı sinirlenmiştir diye düşünürken “yazıyor” ibresiyle iyice dikleştim
GORİLİM: Sen bilirsin ama ben ceviz sevmem bilgin olsun. Fıstıklı olsun benimki.
NEEE!!!
Birde alay mı ediyor benimle? Sinirle soluklanırken cevapladım hızlıca
BEN: Yazık... O zaman seni uyarayım çünkü bundan sonraki hayatın CEVİZLİ HELVA TADINDA OLACAK!!!
O ise sadece ve sadece
GORİLİM:
😉...
Ne demek istedi yani diye kara kara düşünürken tekrar attığı mesajla ekrana kilitlendim
GORİLİM: İyi geceler Sarya Asrındağ
Bilerek yapıyordu öküz! Sırf bu ismimi sevmiyorum diye yapıyordu. Onu cevapsız bırakarak telefonu komodinin üzerine tekrar koydum ve yatağıma geçerek uyumaya başladım.
2 GÜN SONRA (NİŞAN GÜNÜ):
Hayatımın hiçbir gününde sabah olmasın dediğimi hatırlamıyordum. Ama o gün bu gündü...
Tüm gece sabah olmasın demiştim. Belki sadece bir yüzüktü takılacak olan ama devamı gelecek şeylerin başlangıcı olacak bir yüzüktü. Tüm hedeflerime, hayallerime, yaşantıma, yaşanmışlıklarıma bile, pranga olacak bir yüzüktü.
Aslında o yüzük şuan parmağımdaydı zaten ama bugün herkes tarafından Asmin olarak değilde Şerwan ağanın karısı olarak anılacağım gündü. Bundan sonra adım bile yoktu dillerinde...
Diyarbakır... orası benim özgürlüğüm olan şehirdi. Ben onda o bende özgürleşen şehirdi... Ama meğer o bile kandırmış beni. Zamanında kuvvet verip her deliliği yaptıran bacaklarıma vuruyordu zincirlerini. Bundan sonra özgürlüğüm olan şehrin bana kafes oluşuna şahit olacaktık...
Peki sadece bir nişana neden bu kadar içerlenmiştim? Çünkü bugün sadece nişan değil beraberinde dini nikah kıyılacağını da öğrenmiştim. ‘laf söz olur nikahları kıyılsın herkes bilsin o artık Şerwan ağanın karısıdır’ diyen Ferzan ağanın emriyle bugünden itibaren artık evli bir kadın olacaktım.
Bu topraklarda Dini nikah, Resmi nikahtan daha önemliydi. Kapısı açılan odama, getirilen eşyalarla boş boş bakıştık. Esasen sabahtan beri odama elli kişi girmiş ve hazırlanmam gerektiğini ikaz etmişti. Kuaför istememiştim, bu yüzden kendim hazırlanmam gerekiyordu. Yatağımdan doğrularak kapıma doğru ilerledim.
Önce sesleri kesmem gerekiyordu. Yani kapıyı kilitledim ve odama kapıyı bile çalmadan girenlerin önünü kestim. Daha sonra banyoya ilerledim. Buz gibi suyu bedenime bocalarken, dışardaki telaş dolu sesleri işitmemeye çalıştım.
Banyodan havlumu bedenime sararak çıkarken odama girdiğim an il yaptığım şey kulaklığımı takmaktı.
Normal yaşantımda da cebimde sürekli kulaklık olurdu. Evdeyken, dışardayken, okuldayken takıp kulaklığımı şarkı dinlerdim. Açtığım şarkıya göre modum da değişirdi. Ne zaman hüzünlü bir şarkıya denk gelsem yaşanmışlıklarımı veya yaşayamamış olduğum şeyleri düşünerek kaybolurdum düşüncelerimde. Ne zaman hareketli şarkılar dinlesem de hemen enerjim artardı. Bazen sokakta yürürken bile şarkının ritmine kapılmış dans ederek yürürken farketmişliğim bile olurdu kendimi. Genelde her şeyden sıkıldığımda sesi son yüksekliğe getirerek sesin içinde sessizliği sağlardım beynimde. Şarkılar benim kontrolümdeydi,
Ama gerçek hayata döndüğüm zaman... Gerçek hayat böyle değildi hayat, kulağını takıp dünyadan bağımsızlaşabileceğin bir şarkı değildi. Gerçek hayatta ritimler yoktu. İnsanların sesini istediğin gibi açıp kapatamazdın. Taktığın kulaklıkla evet tüm kontrol sana geçerdi, şarkılar senin kontrolünle açılır, sesler izin verdiğin kadar yükselirdi. Ama yaşamına döndüğün zaman insanları kontrol edemezdin. Seslerini isteğin gibi kapatıp açamazdın. Herkes bir yerden konuşup, hayatına rahatlıkla dil uzatabilecek haddi bulurdu kendinde, burada yapman gereken ipleri eline almaktı. Hayatı, dinlediğin bir şarkı gibi düşünecek, gerektiğinde insanlarında sesini kısacak, yaşayacağın
kaderi kendin belirleyecektin...
İşte bende bunu yapacaktım. İpleri elime alacak, insanların sesini kısacaktım.
Mesela...
Bugün o nikah kıyılmayacaktı!..