1,5 HAFTA ÖNCE:
Okula son projemide teslim ettikten sonra nihayet tatilin keyfini çıkartma vakti gelmişti. Diyarbakır Dicle üniversitesinde okuyordum. Aslında Antalya da okumayı istemiştim ama babam tercih listemi, Doğu ile doldurmuştu. Şansım dönmüş ilk tercih Mardin değil ikinci tercih Diyarbakır gelmişti. Arada çok mesafe olmasa bile en azından burada biraz daha özgürdüm.
Kendime ait evim vardı mesela o bile yetiyordu. Gerçi bana kalsa yurt da kalmak isterdim. Tek kalmak biraz sıkıcı ama dedem,
“Dışarda dolanan tonla düşman varken ne idüğü belirsizlerle kalamazsın! İtirazın varsa boş ver kızım dizimizin dibinde otur. Hem senide merak etmeyiz” derken hemen orada sözünü kesmiştim,
“yok dede tamam tamam nereyi ayarladıysanız orda kalırım mesele yok” demiştim.
Kendime ait evimdeki binanın, her dairesinde korumalarla kalırken, özgürlük kavramımın sınırlarını ölçebiliyoruz. Ama bunu da sıkıntı etmiyoruz. Sonuçta okumama izin verilmiş bunlar mı sıkacak canımı?
Gerçi annem üstün duygu sömürüsünü babama yapmasa yine zor okurdum. Allah'tan babam anneme kıyamıyor da Dedeme
“kızım okusun baba zaten öğretmen olacak okulu bitti mi bizim okullardan birinde başlar. saf, temiz, akıllıdır benim kızım ondan yana şüphem yoktur. Okulunu bitirir döner topraklarına”
HAH! Biraz zor dönerim babacığım diyemedim
de
“tabiki babacım, dedeciğim hem ben sizsiz yapamam ki! keşke Mardin gelseydi de şu kısacık mesafede girmeseydi aramıza” demiştim.
Bunun üstüne dedem “E peki o vakit git oku ama her an gözüm üstünde olacak! Korumalarla okula gidecek, onlarla döneceksin. Sakın yanlış bir şey yapma anında dönersin konağa!”
Ya dedeciğim o biraz zor demedim tabikii!
“peki dedeciğim siz nasıl uygun görürseniz” demiştim ve şuanda da Diyarbakırda yeni açılan bir eğlence klübündeydim ve 3 saattir canım kuzenim Arjini bekliyordum.
Sağolsun kendisi Antalyadan gelmişti yanıma o orada okuyordu. Benden önce okulları tatile girdiğinden dolayı bu ufacık ayrıntıyı ailesine söylemeden yanıma uçmuştu.
Elimdeki buz ve soda dolu bardağı barmenden alırken masaya çantamı bırakıp, aldığım içeceği sıkıntıyla sallarken çalan şarkıyada git gide ayar olmaya başlamıştım.
Kafa dağıtmaya mı geldik ütülemeye mi belli değil. Sıkıntıyla kabarık dalgalı saçlarımı geriye doğru savurdum hala gelmeyen Arjini tekrardan aradım bu defa biracık sinirlenmişti sanırım.
“OF Asmin yeter!!! 5 dakikada 50. Arayışın motorun soğusun ordayım 10 dakikaya” diyip kapatmıştı.
Ne vardı yani acele et dediysem?
Gözlerim mekana gitmişti burası yeni açılmıştı ve sahipleri de baya zenginlerdi.
Karadağlılara ait idi onlar Diyarbakırın En büyük aşiretiydi, hatta doğunun en büyük aşiretiydi
(bizim aşiretten büyük olmasın)
Okulda da çoğu zaman anlatıyor kızlar ordan biliyorum bide junior karadağdan çok bahsediyorlar Şerwan Karadağ’dan.
İçimden söylediğim şeye kıkır kıkır gülerken etrafıma bakındım biri duydumu diye, çünkü demezler mi adama “onun mekanında ona mı sallıyorsun bacım?” derlerdi...
Diyarbakırın ağasıydı neticede kimse hakkında ileri geri konuşsun istemezdi. Gözlerim mekanın üst katlarına kaydığında sadece ultra zenginlerin oturduğu loca alanlarını gördüm.
Bizde zengindik ama bayrak sallar gibi kendimi göstermeye niyetli olmadığımdan kenarda köşede oturuyordum. Neden bir gece klübünde olduğuma gelirsek, kötü yola gireceğim den değil, öyle olsam elimde şuan soda yerine içki olurdu.
Sadece tüm Diyarbakırı ezberledim artık! Azcık farklı şeylerde deneyimlemiyim mi? Ne yani gidip dicle nehrinde mi yüzeyim?
Ansızın üstüme atlayan bedenle ödüm kopmuşken gelenin Arjin olduğunu anladım. “Hele şükür geldin” diye karşılık verdiğimde oda gülmüştü “çok özledim seni Asmin” dediğinde bende aynı şekilde karşılık vermiştim. Biraz oturup onun dinlenmesini bekledikten sonra kenarda köşede usul usul salınarak konuşuyorduk.
“Kız Diyarbakırda böyle yerler olduğuna inanamadım Antalya’yı geçer yakında”
Arjin benim amcamın kızıydı. Amcamla dedem birkaç yıl önce kavga etmişti işte o vakit amcam karısını ve çocuklarını alarak yengemin memleketi Van’a taşınmışlardı, dedemde onu reddetmişti.
Arjin ile yaşıttık. Tabi ben ondan 2 ay büyüktüm ama kendisi ondan büyük olduğumu kabullenmiyordu.
Amcam Arjinin okumasına, istediği yere gitmesine karışmamıştı çünkü dedem zamanında ondan bu hakkı almıştı. Oda bu şansı kendi kızına tanımıştı.
“yeni açılmış Karadağlıların mekanı” diye cevapladığımda ikimizde birbirimize buraya ait olmadığımızın bakışını atmıştık.
“halay çekmeyi hiçbir gavur şarkısına, dansına değişmem Asmin” dediğinde bende gülmüştüm “al bendende o kadar! hadi bana gidelim açalım halay şarkısı, oynayalım” dediğimde birbirimizi onaylayarak yavaşça çıkışa doğru çıkmıştık.
Kapıda Baş korumam olan Galip abi sıkıntıyla oflarken gülerek yanına gitmiştim.
“ama Galip abi hep böyle surat mı asacaksın” Galip abi sıkıntıyla “Asmin! kızım deden bu yaptıklarına sustuğumu anlasa kafama sıkar biliyorsun değilmi?” neşeyle,
“o biraz zor sıkar Galip abi hem sen söylemesen, ben söylemesem, e Arjin söylemese” diyip yol boyu sıralı siyah arabalara bakış atıp,
“diğer koruma abiler söylemese dedem nerden duyacak allah aşkına”
Galip abi bana onaylamaz bir bakış atıp Arjine kollarını açmıştı “küçük cadı da gelmiş”
Arjin neşeyle Galip abiye sarılırken “Çaktırma Galip abi bi siz biliyorsunuz yoksa okuldayım şuan ben” Galip abi onada onaylamaz bakışını atıp “ siz iki pinokyo arabaya hadi” demişti.
Galip abi küçüklükten beri bizim konakta korumaların başında duran bir abimizdi Arjinle beni kendi kızı gibi severdi. Normalde beton gibi suratı vardı ama bizim yanımızda bazen betondan taşa yontabiliyordu kendini saolsun.
Ve benim yaptığım ufak tefek şeyleride ötmezdi dedeme, gerçekten hep sağolsun!
Onun dediği gibi arabaya geçtiğimizde tam araba çalıştığı sırada bir “hii” nidası yükseldi benden. Galip abi ve Arjin bana döndüğünde “Çantam kaldı içerde” diye etrafıma bakındım evet çantam barmen masasında kalmıştı.
Galip abi “ben alırım” desede “abi bu kalabalıkta nerden bulacaksın koyduğum yeri biliyorum zaten hemen alıp dönüyorum” diyip arabadan inmiştim. Tekrardan barmen masasına geldiğimde çantanın olmadığını görünce istemsizce kaşlarımı çatmıştım. En son soda alırken buraya bırakmıştım.
Emindim.
Tekrar bakınıp masanın altlarına kadar her tarafına baktıktan sonra barmene sordum “yok hanımefendi çanta görmedim bi saniye güvenliğe soralım ama” dediğinde çaresizce beklemeye başlamıştım.
Çantanın canı cehennemeydi ama içinde kimlik vardı ve kimliğin üstünde kafam kadar Asmin Asrındağ yazıyordu ve fotoğrafımda vardı biri benim kim olduğumu anlarsa işte biterdim. Birde kullandığım birtakım ilaçlar..
Barmen tekrardan gelip konuşacağı sırada aniden patlayan silah sesiyle tüm insanlar kaçışmaya başladı!!!
Ne olduğunu anlamadan karışan meydanla kendimi, barmenin olduğu masanın arkasına attım. Bir hışımla eğilip masayı kendime siper ederek belimdeki silahın ayarlamalarını yapmaya uğraştım.
Tekrardan başımı kaldırıp ateş edenin kim olduğunu anlamaya çalıştığımda elinde silahla kudurmuş köpek misali sinirli
ABİMİ gördüm!
Abim buraya benim için gelmişse.. mezarımın deniz kenarı olması vasiyetimdir...
Ama çok alakasız dı beni kimse şikayet etmezdi, en azından abime.
Yani inşallah etmemiştir...
Sakince masanın arkasına çöküp bir çıkış yolu düşünmeye başladım. Galip abi telefonla arayınca onca sese rağmen açıp dediklerini anlamaya çalıştım. “Asmin Rojhat burda korkma bilgi aldım, Onun yanındaki adamlardan, sana gelmemiş biz şuanda seni ifşa etmemek için ortaya çıkmıyoruz sen
içerde arkadaki acil çıkıştan çıkabilirsen adamlardan biri seni gizlice getirecek”rahatlama gelirken “tamam” diyip acil çıkışın nerde olduğunu aramaya başladım.
Mekan iyice boşalmıştı ve acil çıkışı görmüştüm ABİMİN ARKASINDAYDI! Yani o gidene kadar burda saklanmalıydım.
“ŞERWAN KARADAĞ ÇIK LAN ORTAYA!!!”
Abim âdeta kükrerken kafamı daha da eğdim masanın altına
“ADAM GİBİ ÇIK MEYDANA YAKIŞIYORMU SAKLANMAK!??”
Bağırırken üst loca kısmından yavaş yavaş inen bir adam gördüm. Merdivenlerden indikçe heybetli ve koca cüssesi görünmüştü.
İnşallah abim bu kaslı gorile bulaşmamıştır diye dua ederken adam sinirden alev alev yanan gözleriyle abime doğru yaklaştı.
“SAKLANAN ASIL SİZSİNİZ LAN!!!”
Evet abim tamda bu adama bulaşmıştı...
Abimin sırtı bana dönük olduğundan adamın surat ifadesini çok güzel görebiliyordum. Ama mesele neydi çözemiyordum.
“Sevdayı sevdim! Ne yaparsan yap ondan vazgeçmem!!!”
Abim bağırdığında Şerwan belindeki silahı abimin alnına dayadı. Sıktı sandığımdan dolayı yerimde sıçrayarak “hii” dedim ama Şerwan abime sıkmadı ve bana da dönmediler şükür ki...
“Kız kardeşimden uzak dur Rojhat ağa ona
yaklaşırsan senin kanını döker cesedini köpeklerime pay ederim...”
Şerwan kişisi fazla sakince konuştuğunda benim bile korkudan tüylerim diken diken olmuştu.
Git gide vücut ısımın düştüğünü hissediyordum. Ellerime baktığımda zangır zangır titrediğimi farkettim. Kendimi güçlü olmaya zorladım çünkü önce burdan çıkmalıydım.
“Senden ve boş tehtidlerinden korkmuyorum. Adam gibi istiyorum bacına talibim he de aşiretimi alıp geleyim”
Abimde sakinlikle cevap verdi. Abimin bir sevdiği varmış ve buda Şerwan ağanın kardeşiymiş. Bu kısmını net bir biçimde anlamıştım.
Ama sanki o kız şeydi...
“NİŞANLI LAN BENİM BACIM!!!”
diye kükreyen Şerwanla cevabımı almıştım.
”SİZ İKİNİZ ARKAMDAN İŞ ÇEVİRİP BENİM ŞEREFİMLE Mİ OYNAYACAKSINIZ LAAN!!!”
Attığı yumrukla abim yere düşerken ne ara ağladığımı farketmeden onları izliyordum. Müdahale etmek istesem bile bedenim mıh gibi çakılmış bulunduğum yere sadece titriyordu.
“KIYAMETİNİZ OLURUM SİZİN KÖPEKLER!!! İKİNİZİDE ÖLDÜRÜRÜM YEMİN OLSUN ÖLDÜRÜRÜM!!!”
Şerwanın bağırışları ve vuruşları şiddetlenince midemde ağırlık hissettim, git gide başım dönüyordu artık durun demek istedim.
Şerwan ağanın telefonu çalınca bir hışımla açtı karşıdaki her ne dediyse sinirden boynundaki damarlar çatladı çatlayacaktı!
“ÖLECEK!!!”
Diye telefondaki adama kükrediğinde abimden bahsettiğini anladım. Sonra adam her ne dediyse Şerwan telefonu yere büyük bir şiddetle çarptı.
kırılan telefonun parçaları etrafa saçılırken yazık oldu diye düşündüm. Sonuçta o telefonlar kim bilir ne kadar para ama yani o zaman bizde her sinirlendiğimiz zaman atalım kıralım oh valla!!!
“ayy ne saçmalıyorum ben???”
diye kısıkça kendime kızıp tekrar yavaşça başımı yükseltip karşımdaki manzaraya baktım.
Abim kanayan ve muhtemelen kırılan burnunu tutuyordu. Şerwansa ona üstten bakarak derin derin soluk alıyordu en sonunda kara verip sakinlikle “siktir git belanı benden bulma birdaha bacımın adını aklından dahi geçirme” diyince bana bir rahatlama geldi abimse ayaklanıp birşey demeden klüpten çıkınca dahada rahatladım, ama kalbimin göğüs kafesime olan vuruşları dinmemişti.
Bulunduğum yerden kalkmadan iyice oturdum sakince nefeslenmeye çalıştım git gide bilincim kayboluyormuş gibi hissederken yumruklarımı sıkıp açarak kendime gelmeye çalıştım.
Çantam yanımda olsa ilaç alırdım ama oda mümkün değildi hala kendime iyi olduğum konusunda telkin verirken git gide başımın yana düşüşüne mani olamadım. En son ne oldu bilmiyorum ama gözlerim hafifçe araladığında sert bir beden tarafından kucaklandığımı hissettim gözlerim kendinden önce, keskin parfüm kokusu gelen adamın yüzünü gözlerimle netleştirmeye çalışırken bu kişinin
Şerwan karadağ olduğunu anladım...