Oyun başlasın...

3769 Kelimeler
ASMİNİN ANLATIMIYLA: Yanlış kararlar, yanlış hayatın kapısını açardı. Abimin nişanlı bir kızı sevmesi, bizi de yanlışlara sürüklerdi. Bu iş güzellikle çözülmeli, yoksa hepimizi biterdik. Kan davası başlardı ya da namus davası çıkardı. Tüm bunlar önce abimi ve Sevdayı sonraysa tüm aşireti ilgilendirirdi. Bu işi erkenden öğrenmem iyi olmuştu. Abimi engelleyecektim. Ama önce şu yüzüme gavura vururcasına tokat atan Arjin’i durdurmam gerekiyordu. Gözlerim hala kapalıyken, sakinlik ve sükunetle Arjini uyardım. “ARJİN! YOLARIM SENİ YETER VURUP DURDUĞUN!!!” Arjin dediklerimden hiç etkilenmeden “Galip abi kendine geldi sonunda” dedi sevinçle. Yavaşça araladım gözlerimi ve başucumda duran Galip abiyle Arjin’i gördüm. En son ne olduğunu hatırlamaya çalıştım. Hala anlamsızca etrafa bakarken hastane odasında olduğumuzu fark ettim. Arjin başımda konuşup dururken ona döndüm. “Kızım, Rojhat abi geldiğinde ödümüz koptu! ama yakalanmadın şükür ki” Evet abim mekanı basmıştı hatırladım. Sonra kötüledim ve o kaslı goril tarafından kucaklandım. “KASLI GORİL!!!” diye sesim yükselince başımdaki Arjin ve Galip abi anlamsızca baktı bana. “Arjin beni nerde? nasıl buldunuz? kim getirdi beni?” diye sorduğumda Arjinde anlamsızca bakmaya devam etti. Daha sonra Galip abi elini anlıma yasladı. “Asmin kızım iyimisin sen? Çok korktun herhalde o yüzden böyle oldun ama bitti gitti yakalanmadın” diyip sıkıntıyla soluk verdi. Daha sonra, “Birdaha böyle kaçamaklar yapmıyorsunuz evde oturacaksınız yoksa Adar ağama ötmek zorunda kalacağım” diye nazikçe tehtid ettiğinde geri çekildim ve onunda sinirden kararan bakışını gördüm. Durmadı ve devam etti. “Şimdi kimmiş o kas- yani o GORİL!!!” korkuyla yutkunurken Arjine beni kurtar bakışı attım. Ondan da hayır gelmeyeceğini anladığım zaman boğazımı temizleyip cevap verdim. “Galip abi rüya gördüm baygınken şey sadece rüya işte hem bundan sonra sözünden çıkmayacağım söz” (daha yeni başlıyoruz Galip abi) diye içimden geçirdim. “Öyle olsun hanımım ben çıkış işlemlerini yapayım çıkalım” diyince Arjin ile başımızla onayladık ve Galip abi odadan çıktı. “Asmin bu adam bir gün bizim kahrımızdan ölecek demedi deme” diye Arjin de yatağa oturunca “Boşver şimdi onu soruma cevap ver nasıl buldunuz beni?” diye hala cevaplanmamış sorumu sorduğumda, Arjinde cevapladı sonunda “Bir kadınla acil çıkış bölümündeydiniz kadın seni ayıltmaya çalışıyordu” diye anlattığında kaşlarım çatıldı. Emindim o adam tarafından bulunduğuma! ama nasıl... nasıl olur??? “İşte sonra seni hastaneye getirdik tahlil filan yaptılar hala sonuç bekliyoruz” Dediğinde telaşla doğruldum. “hadi eve gidelim yeter.” Arjinde bir anda kalkınca anlamamış “tamam gidicez bekle sonuçlar gelsin” deyince ben çoktan ceketimi giyip “korkudan bayıldım neyin sonucunu bekliyecez eve gidelim hem daha anlatacaklarım var” deyince Arjin’in kararsız bakışlarını gördüm. “Arjin iyiyim, gerçekten korktum diye bayıldım” dediğimde hala kararsız olmasına rağmen çıktık odadan. Kapıda duran diğer korumalara bakıp “Galip abiye söyleyin eve geçiyoruz” dediğimde adamlardan biri “hanımım güvenliğiniz için morg kısmındaki çıkışı kapattık kapının hemen önünde araç duruyor oradan gidelim” deyince onu onaylayıp asansöre doğru ilerledik ve morg katına indik. Asansör kapısı açılınca karşımızda bu kadar soğuk, karanlık, ve ürkünç bir yer beklemediğimiz açıktı. “Asmin bana bişeyler oluyor sanırım” diye konuşunca Arjin, hemen ona döndüm. Benimle aynı hızda korumalardan biride Arjine baktı “hanımım iyimisiniz” diyince Arjin, “Nasıl iyi olayım Murat abi? bu kadar ölünün içinde???” dediğinde haklılığına başımı salladım. Koridor boyunca yürürken aniden bir bölmeden çıkan görevliyle , Çığlık atarak Arjinle aynı anda birbirimize sarıldık. Adam da korkmuş olacak ki durarak bize baktı “Abi ya ne sessiz sessiz geliyorsun aklımızı aldın ya” diyip elimi göğsüme koydum. Adamda bir şey demeden yürüyüp geçince bir hışımla Murat’a döndüm “böyle mi koruyorsunuz bizi!!!aklımız çıktı” diye çıkıştığımda Muratta, “Hanımım çalışan personeller onlar işlerine mani olmayalım diye biz-” deyince haklı olduğunu bildiğimden ama yediremediğimden “Tamam Murat anladım” deyip yürümeye devam ettim. Benle birlikte yürüyen Arjinin titrediği her halinden belliydi. Git gide çıkışa yaklaşırken Arjinin omzuna atılan elle, Arjin çığlık atmış ve bana doğru atlamıştı. Galip abi Arjine ne oldu dercesine bakıp, elini bile kontrol etmişti. Bense artık sıkılarak “Murat! Neden acil çıkışı kapatmıyorsun da bizi morg’tan çıkarıyorsun sen ya” diye isyan edince Muratta umursamazca, “hastanede acil durum olduğunda diğer insanlar çıkabilsin diye?” dediğinde yine haklılığıyla, sinirle Arjine döndüm bu seferde, “Arjin ne korkak çıktın sen ya, düzgünce yürü artık çıkalım şuradan” dedim. Arjinse kollarını kendine sarmış hıçkırarak yürümeye başlamıştı. Nihayet çıkışa gelip arabaya binince yine Arjine baktım “tamam çıktık artık korkma” diye konuştuğumda, omuzlarını kaldırıp indirmişti “banane” dercesine. Bense onun bu çocuksu tavrına gülümseyip kollarımı açmıştım ona “gel Arjin ablan seni korur merak etme” demiştim. Oda itirazsızca gelip sarılmıştı bana.İlk defa benimle “biz yaşıtız senle” tartışmasına girmemişti. Başını omzuma koymuş bir iki hıçkırıktan sonra sesi kesilmişti. Ona baktığımda uyumuş olduğunu gördüm. Arabanın dikiz aynasından bizi izleyen Galip abide gülümsemişti halimize. ”Küçük cadı baya korktu bir daha okuldan kaçıp gelmeye cesaret edemez” deyince bende gülümsemiştim “yok be Galip abi bu kız akıllanmaz. Uyandıktan sonra bir şey olmamış gibi devam eder” demiştim. Başımı cama yaslayıp akıp giden yolu izlemeye başladım. Sonra yine aklıma gelenlerle bıkkınca soluk verdim. Abim geldi aklıma, benim bu işe mani olmam lazımdı ama abim nasıl biliyorsun diye sorarsa verecek cevabım olmayacaktı. Anneme anlatsam bir şekilde abimle konuşsa nasıl olurdu acaba diye düşündüm. Ama abimde zor bir insandı. Ona bir şeyi yapma desek inatla yapardı. Kızın ondan vazgeçmesi lazımdı, başka bir yolu yoktu. Nihayet eve varınca Arjini dürttüm “Hadi cesur kız geldik eve” dedim. Arjin’se sanki hiçbir şey olmamış gibi sakinlikle indi ve eve doğru ilerledi. İçeri girip kendini direk kanepenin üstüne yüzüstü attı ve uyumaya devam etti. Saate baktığımda saatin gece 4 olduğunu gördüm. Baya uzun ve yorucu bir geceydi doğrusu. Arjine doğru ilerleyip omzuna dokunarak dürttüm. “Arjin, canım hadi yatağa geç burda rahat edemezsin” o ise yüzünü buruşturup birşeyler mırıldandı. “Haydi Arjin, sonra sabah oram buram ağrıyor diye tantana edeceksin kalk” deyip onu kolundan kaldırıp zoraki bir halde, yatağa doğru sürükledim. Yatağa girince üstüne yorganı örtüp, sessizce çıktım odadan. İçeri geçmeden evin kapısını açıp korumalardan birinin yanına gittim. “yarın o mekana gidin çantamı alın! içinde kimliğim var başımıza iş çıkmasın.” Adamsa “Galip, Samet ve Gökhanı gönderdi, sabaha elinizde olur hanımım.” dediğinde rahatlayıp tekrar eve girdim. Üzerime bir şey alarak balkona çıkıp, sandalyeye oturdum. Güneş doğuyordu ve yeni bir gün başlıyordu. Benim için her yeni bir gün, yeni bir umut, yeni bir başlangıçtı. Bana göre güneşin doğuşuna şahit olduğumuz her gün Allah tarafından bize verilen yeni bir şanstı. Bu şansı iyi veya kötü kullanmak bizim elimizdeydi. Biraz daha ne yapabilirim diye düşünürken aklıma bir fikir geldi. Birkaç gün sonra Mardin’e dönmeye karar vermiştim. İşte o zaman abimin telefonunu gizlice alıp, önce bu ilişkiyi kanıtlayacak, daha sonra abime vazgeçmesi için telkinler verecektim. Normalde “yaz okulu var babacım” dediğim için bu yaz Mardine gitmeyecektim. Ama şu anki durum hafife alınmayacak kadar önemliydi. Gidecek ve bu işi rayına oturtacaktım. Git gide aydınlanan havaya bakarak esneyince, yorgun ve uykusuz olduğumu anladım. Kalkıp içeri geçtim ve kendimi kanepeye atıp deliksizce uyumaya başladım. Aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama kulağıma gelen Arjinin şarkı söyleyişi ve mutfaktan gelen cam sesleriyle doğruldum. Saate baktığımda saatin öğlen 11 olduğunu gördüm. Yavaşça kalkıp mutfağa doğru gittiğimdeyse Arjinin mutfağımda yarattığı vahşeti gördüm. Her yer karışmış, bulaşıklar kapıya gelmiş, yerde bir sürü cam parçaları içinde Arjinin yemek yapma çabasına şahit oldum. O ise gayet rahat bir şekilde kafam kadar doğradığı domateslerle menemen yapmaya çalışıyordu. Beni görünce genişçe gülümseyip gelip sarıldı. “Günaydın benim uykucu kuzenim benim, bak sen uyurken bende bize kahvaltı hazırlıyordum.” dediğinde tekrar etrafa bakındım ve ona döndüm. “bize neden bu kötülüğü yaptın?” diyince yüzü düştü “zıkkım ye Asmin” diye çıkıştı. Bense bozmadan yandan süpürge ve faraşı alarak yerdeki camları süpürmeye başladım. “keşke bu kadar yormasaydın kendini be kuzen, belki daha az masrafa girerdim” dediğimde oda yerdeki camlara bir göz atıp tekrar menemenine dönmüştü. “Ne var canım? iki bardağın lafını mı ediyorsun ne yani takımı mı bozduk???” dediğinde kahkaha atarak, “yok canım iki bardağın lafını niye edeyim ama üç tabağımla iki kavanozum bitane de yaktığın tavamı ve kaynamaktan kararan çaydanlığımın lafını yapabilirim.” dediğimde umursamazca omuz silkti ve işine tekrar dönerek, “moralimi bugün hiçbirşey bozamaz canım istediğini söyleyebilirsin” dediğinde ona yandan bir bakış attım. Doğradığı domateslere gülümsüyor muydu nu deli? “hayırdır domatesler ile aşk mı yaşamaya başladın” dediğimde elindeki doğranmış domatesi yüzüme fırlattı omzuma çarpan domatesle “hii sen ne yaptın” diye yükseldim. Sonra bende bir dilim domates alıp ona attım saçına gelen domatesle oda “yaa naptın yaa” diyip yandaki tazgahta aslında unlu yumurta yapacakken bulamaç yaptığı yumurta tavasına ilerledi “SAKIN!!!” Dediğimde onu bıraktı rahat bir nefes aldığımda, hınzırca gülümseyip yandaki un paketini aldı ne olduğunu anlamadan tüm görüş açım una bulanırken bende ondan alıp onu una bulamaya başladım. Tam yarım saat boyunca mutfaktaki savaşımızın ardından çalan kapıyla ikimizde kapıya doğru ilerledik. Kapıyı açıp karşımızda gördüğümüz üç badigart gibi adamla yerin dibine girmişken “Ya şey biz kek pasta yapcaktık ta sen gel un üzerimize dökül!” diye Arjin açıklamaya çalışırken Murat, “tamam bir şeyiniz yoksa sıkıntı yok” diyip gitmişlerdi kapıdan. İçeri girdiğimizde ki halimiz berbattı! ikimizde utançtan kıpkırmızı haldeydik... “Ayy Asmin biraz suyunu çıkarttık sanırım” diye konuştuğu zaman ona sert olmasını umduğum bir bakış attım. “Sen başlattın!” dediğimde o da sanki çok masummuş gibi şokla bakmıştı suratıma... “kendi halimde kahvaltı hazırlarken geldin bana domates attın!” dediğinde bu defa şok dolu bakışı ben atmıştım. “inanmıyorum sana ilk sen attın” dediğimde yine bir savaş başlamasın diye “tamam hadi olan oldu gel mutfağı toplayalım. Sonra sen duşa gir, ben o sırada kahvaltı hazırlıyayım, sen sofrayı kurarken, ben duşa gireyim bu defa” diye planı anlattığımda oda beni onayladı. İkimizde kolları sıyırıyıp mutfağı temizlemeye başladık. Az sonra mutfak bittiğinde Arjin, duşa girmişti. Bende ikinci defa kolları sıyırarak kahvaltı hazırlamaya başladım. En baştan menemeni, yumurtayı, ve kahvaltılıkları hazır ettikten sonra Arjin, duştan çıkmış sırasını bana devretmişti. Duştan çıkıp oturma odasına geçtiğim de, Arjini elinde telefonla kıkır kıkır gülerken buldum “Hayırdır kuzen güzel bir haber mi aldın?” dediğimde beraberinde kahvaltı masasına geçmiş havluya sarılı saçımı düzeltmiştim. Ekmeğin ucunu koparıp menemene bandığımda, Bir gözüm hala telefondan başını ayırmayan kuzenime düştü “ARJİN!” diye bağırdığımda Arjinde irkilerek baktı bana. “Ne halt karıştırıyorsun sen” diye masanın üzerinden elindeki telefona ulaşmaya çalıştığımda, oda kendini geri çekip neşeyle baktı yüzüme, “bir halt karıştırmıyorum” dediğinde bakışları tam tersini anlatıyordu. “Anlat!” dediğim zaman oda ıslak saçlarını kulak arkası yapıp dökülmeye başladı. “hayatımda biri var” dediğinde yutmaya çalıştığım ekmek boğazımda kaldı. Oda yerinden kalkıp sırtıma vurmaya başladı. “Helal helal iç şu suyu” elindeki suyu alıp içtiğimde “Ne demek biri var?” diye sordum ve cevap vermesini bekledim. Arjinse tekrar sandalyesine oturmuş ve yüzüne az önceki salak gülümsemesini takmıştı. “Biriyle tanıştım bir süredir konuşuyoruz ve herşey yolunda” dediğinde şokla ona baktım. “Kimmiş bu biri ve güvenilir mi?” yüzündeki gülümseme arttığında “Evet güvenilir yani ben ona çok güveniyorum. İsmi Bahoz tanımazsın ya” Diyince huzursuzca baktım ona. “Ne zamandır birlikte siniz peki?” dediğimde o da “Dünden beri!” demişti neşeyle. “Yanlış duydum sanırım diyorum ki ne zaman tanıştınız?” hiç beklemeden “dün!” demişti. Gözlerimi yumup birkaç saniye soluklandım. Geri açtığımda sakince ayağımdaki terliği alıp Arjine doğru tuttum. “SEN BENİ DELİRTECEKMİSİN ARJİN!” dediğimde oda sandalyeden kalkıp içerdeki koltuğun arkasına geçti. “Kuzen valla yanlış birşey yapmıyorum hem daha yeni tanıştık. Onu tanımaya çalışıyorum, seni sinir etmek için öyle konuştum.” diyince “YEMİN ET!” demiştim. “Yüzüm sivilceden mayın tarlasına dönsün ki yemin ederim!!!” baya büyük yemin etmişti... Ona inandım ve elimdeki terliği tekrar ayağıma giydim. Arjinde tekrar sandalyesine geçti. “Arjin, küçük değilsin ikimizde yirmi yaşındayız ve ailemiz, ortamımız, yaşantımız belli.” masadan suyu alıp devam ettim. “Güvenip hayatımıza alacağımız insanların bize dost mu düşman mı olduğunu bilmeden, ona güvenemeyiz. Ailemize düşman olan çok aşiret var intikam uğruna da gözünü karartan çok genç var. Saf olursak bunu bizim üzerimizden kolayca yaparlar. Sakın kimseye gerektiğinden fazla güvenme ve kendini anlatma. Dikkatli davrandığın müddetçe istediğinle konuşabilirsin. Şimdi en baştan anlat, kimmiş bu Bahoz?” dediğimde oda sakinlikle en başından anlatmaya başladı. “Şimdi dün ben havaalanına geldim ya dün...” 1 GÜN ÖNCE (ARJİN’İN AĞZINDAN): Asminin attığı konuma bakarken tam olarak nereye gideceğimi kestiremedim. Şu anda Antalya havalimanındaydım. İçimde ufak bir korku vardı, çünkü bizimkilerin böyle bir kaçamaktan haberi yoktu. Havalimanının güvenlik kontrollerinden geçtikten sonra yavaşça uçağa geçtik. Oturup hostesin güvenlik için yaptığı konuşmayı dinlerken, tedirgin olmaya başladım. Uçağa ilk binişim değildi ama her seferinde çok korkuyordum. Gözlerimi kapatıp içimden bildiğim duaları okumaya başlarken kulağım yanımda oturan adama kaydı. Gözlerimi açtığımda telefonla konuştuğunu farkettim. Bu deli adam... UÇAĞI DÜŞÜRECEKTİ!!! Sık sık soluk alarak adama doğru sesimi yükseltip konuştum. “Uçak düşecek napıyorsunuz siz” dediğimde benim tarafımdaki kulağını parmağı ile kapatıp telefonu kulağına daha da yapıştırdı. Yüzüme bile bakmamıştı! Pilot “Sayın yolcular, kemerlerinizin takılı olduğundan emin olun. Kalkışa geçiyoruz iyi yolculuklar” dediğinde panikle adamı dürttüm “Kapat şu telefonu canımıza kastın mı var be adam uçak düşecek senin yüzünden!!!” Dediğim zaman adam telefondaki kişiye “Canım bir saniye yanımdaki otistik hanfendi birşey diyor” dediğinde bana dediğini anladım. “Sensin otistik! Öküz. Hayvan. Manyak, uçak düşerse görürsün yemin olsun ki diğer dünyada sorduklarında hakkımı helal etmem. Hem ben yaşamak istiyorum böyle ölmek istemiyorum!” gözlerim kapalı halde sık sık soluklanırken hareket eden uçakla, koltuğun kolunu iyice kavradım. Ve devam ettim “Of neden böyle bir maceraya girdim ki ben! Uyduk Asminin aklına burda telef olup gidiceğiz. Parçalarımızı f19 köpekleriyle bile bulamayacaklar. Allahım bu işten de sıyrılayım birdaha bişey gizlemiyceğim söz!” “hanfendi” “Allahım yardım et uçak gitsin dönüşte gerekirse yürürüm!” “Hanfendi sakin olup kolumu sıkmayı kesermisiniz?” diye ses geldiğinde gözlerimi araladım. Önce karşımda yüzünde aptal bir gülümseme olan adama sonra koltuğun kolu diye tuttuğum adamın koluna baktım “pardon!” diye elimi çekince yüzündeki gülümseme tüm yüzüne yayıldı. Sinirim bozulduğu için tip tip baktım. Adamda gülerek konuştu. “kapattım telefonu sakin olun” dediğinde emin olmak için telefonuna baktım. “uçak moduna da al!” Evet yapmıştı. “bir telefondan uçak düşmez” dediğinde “DÜŞER!” diye çıkıştım. “Diyarbakırdan Antalya ya yürümek biraz zor olabilir isterseniz dönüş tarihinizi verin de benim şahsi arabamla gidelim.” dediği zaman gözlerim şokla açıldı. “sen, siz! bana yürüyormusunuz!!!” dediğimde ukala bir şekilde, “Ben yani biz size yürüyor olabiliriz” demişti. Bense başka bir ayrıntıdaydım. “Az önce telefonda sevgilinizle konuşup şimdi bana mı asılıyosunuz? Ne kadar ucuz bir yaklaşım böyle, tipiniz iyi kalıbınızın da maşallahı var ama içindeki insan, insan değil ne yazık” dediğimde dediklerimden hiç etkilenmemiş hatta her lafımda daha da gülümsemişti. “Beni beğendiniz demek iyi işim kolay o zaman” dediğinde gözlerimi baydım. Bu adam lafı neresinden anlıyordu cidden? Onu aşağılamıştım hala gülüyordu? “Konuştuğum kişi kız kardeşimdi!. Sevgilimde yok e senin de yok. E ben seni çok beğendim e sende beni çok beğendin yanisi bu iş olur.” dediğinde anlamsızca baktım. “Sevgilim olmadığınıda nerden çıkardın” dediğimde “yanında bir erkekle yolculuk yapıyorsun yani sevgilin olsa muhtemelen ben yanında oturmazdım. Yani sonuçta benim sevgilim olsan yanına beni oturtmazdım.” diyip “yani yanına erkek oturtmazdım” diyip düzeltti. “Belki benim sevgilim geniş bir insan belki senin gibi dar görüşlü, maço değil?” dediğimde “sevgiliniz yumuşak biri o zaman küçük hanım” “Değil! Yani benim sevgilim yokki” dediğim an “AL İŞTE DEDİM YOK DİYE” Demişti. “Neyse ne olmaz! istemiyorum...” dediğimde ... Uzunca bir sohbete girip bir süre daha atışmıştık en son ben dayanamayıp “yeter artık beyefendi Antalyanın en güzel denizi Ay Işığı Plajıdır” dediğimde oda “alacasu cennet koyunu hiçbirine değişmem” demişti. Ne ara bu konulara atladık bilmiyorum ama bu adamın insanı kendine çeken bir enerjsi olduğu aşikardı. Pilotun uyarısı kulağıma geldiğinde “Sayın yolcular, uçağımız inişe geçecektir dikkatinize!” demişti. “yaa ne çabuk geldik!” dediğimde yavaşça uçak inişe geçmişti. Yolcular ayaklanıp çıkışa ilerlediğinde adam bana dönmüş “keyifli sohpetiniz için teşekkür ederim. Uçak korkunuz olduğundan dolayı elimden geldiğince dikkatinizi başka yöne çekip, size korkunuzu unutturmaya çalıştım. Böyle durumlarda var olan sizi korkutan durumdan uzaklaşabilmek için odağı başka yöne çekmek gerekir. Bunun için o saçma tavırları sergiledim. Bunun içinde rica ederim. Size iyi günler.” diyip yürümeye başlamıştı. Şok içerisinde kalırken daha yeni anlamıştım her şeyi... Bana oyun oynamıştı! Bana asılmamıştı! Sadece beni oyalamıştı! Sırf korkmamam için... Bu adamı kaçırmamam lazımdı! Ama önce onu yakalamam gerekiyordu!.. Hızlıca uçaktan inerek adamın olduğu yöne doğru ilerledim. Az önce gözümün önünde duran adam, bir anda kaybolunca telaşla etrafa bakındım. Adamın kalıbı iyi, tipi maşallah, derken aslında içi de iyiymiş! İçimde ona karşı akan duygulara karşın tekrardan bakındım. Onu kaybettiğimi anladığımda bıkkınca soluk verdim. Demek ki kaderim değilmiş diye düşünüp valizimi almaya gittim. Aldığım valizimle çıkışa doğru ilerlerken telefonumu uçak modundan çıkarıp Asmini aradım. “İndim ben kuzen yarım saate gelirim yanına” diye bilgi verip, sıkkınca kapadım telefonu. Taksi bulup Asminin yanına gitmek için hareketleneceğim sırada arkamdan önümde simsiyah bir araç durdu. Arabanın lüxlüğü ie gözlerim kamaşırken babamdan böyle bir şey istemeyi aklıma not etmiştim. İçinden muhtemelen şoför olan bir adam inmiş ve yanımdan geçip gelen kişiyi karşılamıştı “Hoş geldiniz Bahoz beyim” derken yanımdan geçerek arabaya ilerlemişlerdi “Hoş gördük Özgür, hadi beni bir an önce eve uçur yoksa bu Dila cadısı bana hayatı dar edecek” dediğinde gözlerim şokla aralandı çünkü bu uçaktaki adamdı! Hemen ilerledim ve tam önünde durdum böyle yan yana durunca da harbiden kalıplı bir adam olduğunu anladım. Yani benim kısa olmamın da payı olabilir, ama sonuçta en az 1.90 boyu vardı bu adamın. “Şey uçaktaki yaptığınız şey için ben.. Şey yani sağ olun var olun” dediğimde kendi kendime “ne saçmalıyorsun Arjin bir de yalvar istersen” dedim. “Yani yaptığınızı kimse yapmazdı gerçekten bir ara uçaktan inip nikah masasına oturcağımızı bile sanmıştım” dedim SAÇMALAMAYA DEVAM EDERKEN! Adının Bahoz olduğunu öğrendiğim adam ise şoförüne dönerek “sen arabaya geç Özgür geliyorum 5 dakikaya” demişti. Adamı kafalamak için sadece 5 dakikam mı vardı yani? Neyse o zaman saçmalamaya devamdı. Sonuçta Aşkta ve aşkta her şey mübahtı. Benim için savaş yoktu. “siz hanfendi.” diyip daha da yüzüme eğildi. “siz bana asılıyor musunuz yoksa? Bu ne ucuz-” derken lafını bölerek “Ne kindar çıktın ya sende” dedim. Sonra devam ettim. “Başta bana asılan ukala, salak, pişkin biri sandım doğru.” dedim sonrada. sonrada.. sonrada... “Sonrada aslında...” diyip durdum. Ne diyeyim yani? (gel evet de mutlu olalım, bir yuvada buluşalım, seni benim için, beni senin için, yaratmış güzel allahım)’ MI DİYEYİM AMA? “Sonrada beni beğendin ve bir şansımız olup olmayacağını mı sormaya geldin?” dediğinde EVET BU İŞTE!!! diyemedim... Çünkü çok utanmaya başlamıştım. Şu an bir adamın peşinden koştuğumu Asmin görse yüzüme tükürürdü. Hem bu adamda necidir, neyin nesidir bilmeden, etmeden... Yaptığım şey yüzünden iyice kızarırken “size de iyi günler ben gideyim” dedim. Arabanın kenarından ufak ufak uzaklaşmaya çalışırken, aniden kollarımdan tutup beni arabaya yapıştıran Bahoz kişisiyle gözlerim fal taşı gibi açılarak yüzüne baktım. Al işte adam kesin manyak derken “ben okeyim, tanışırız, konuşuruz, nihayete ererse evlenir, ermezse zirvede bırakırız. Uyar mı?” Dediğinde gıkım çıkmadan yüzüne kilitli bir biçimde kaldım. “Telefonunu ver” dediğinde sorgulamadan telefonumu ona verdim. O da numarasını kaydedip kendini çaldırdıktan sonra, telefonu tekrar elime verdi. “İsmin ne gelecekteki karım?” dediğinde, her şeyin bu kadar hızlı gelişmesine karşın cevap veremedim. Daha sonra tekrar başımı kaldırıp “Arjin” dedim. “Memnum oldum Arjin şimdi ben gideyim, sonra seni bulurum, olur mu?” diye konuşunca başımı sallamakla yetindim. Bu adam gider gitmez numarasını engelleyecektim! Bu kadar hızlı olan işten ne hayır gelir diye düşünürken Bahoz arkasını dönmüş, sonra yine yüzüme bakmıştı. Yüzümde her ne gördü bilmiyorum ama yaklaşıp yanaklarımı avcuna hapsetti “Şu an biraz acelem var merak etme aklındaki soru işaretlerinin hepsini kaldıracağım. Bana güven...” o kadar içten söylemişti ki inanmayı seçmiştim. Ona da başımı salladığımda bana gülümsemiş ve arabaya binmişti açık camdan beni izlerken aklımdaki soruyu sordum “ismin Bahoz dimi?” oda başını sallamış ve “Evet Bahoz.. Bahoz Karadağ...” diyince araba gitmişti. İçimden bir ses onun benim kaderimin olduğunu fısıldıyordu.. GÜNÜMÜZ (ASMİN’ DEN) “Yani adam bana güven dedi ve sende güvendin? Bu mudur?” demiştim şokla. Kuzenim resmen birine aşık olmuştu, ve adamın neyin nesi olduğunu bilmeden? “Evet Asmin, hem napabilirim o an cv’ni ver kardeşim mi deseydim?” demişti. “Adı soyadı neydi tam olarak” dediğimde “Adı Bahoz eminim, soyadı karaman, karaduman gibi birşeydi. Araba hareket edince tam duyamadım” demişti akıllı kuzenim, daha hala onu sorgulayacakken kapı çaldı, bıkkınca kapıya doğru ilerledim, ve kapıyı açtım. Karşımda Muratı görünce “Hayırdır” dercesine bir bakış attım. “Asmin hanım çantanızı buldu adamlar, siz içine bakın eksik gedik bir şey varsa diyin, indirelim mekanı” dediğinde şokla karşı çıktım “Murat neyi indiriyorsun sen! Karadağlıların mekanını indir de alalım başımıza belayı” dedim. Kapıyı kapatmadan önce “Fazla mafya kurgusu izliyorsun sen! Kesicem internetinizi!” diyip içeri geçtim. “O ne Asmin?” diyen Arjine “Dün klüp’te kalan çantam” diyip masaya doğru ilerledim. Çantanın içindekileri boşaltıp eksik bir şey var mı diye baktım. “Kimlik burada, ilaçlarda tamam, cüzdandan da eksilen bir şey olmamış” Derken çantamdan hiç çıkarmadığım küçükken tek seferlik İstanbul’a gidişimizde, aldığım ucunda yıldız olan bilekliği göremedim. “Bilekliğim yok” diye söylenirken Arjin, “boş ver kuzen bilekliği her şeyin içinde işte, paran da eksilmemiş zaten, kesin düşmüştür” dediğinde “Hayır düşmez! Kutudaydı!” bu demek oluyordu ki “biri çantayı açmış!” ama bu kişi bir hırsız olamazdı, zira paradan eksilen bir miktar yoktu. Kredi kartları da yerli yerindeydi? Ama kim neden bilekliği alsın dı?.. YAZARDAN: Hayat oyun oynamayı çok severdi, kimi zaman saklambaç misali kendini saklar bizim onu bulmamızı, onu yaşamamızı isterdi. Bazen körebe oynar bizi gerçeklere kör eder, yanlış yönlere saptırırdı. Bizler ise aslında istediği zaman oyunun kurucusu olabilen varlıklardık. Hayatla oyun oynamayı bilen herkes, bir gün bu oyunun kurucusu olurdu. Oyunu oynamayıp mızıkça kenarda oturanlarsa, hayatın onlara hak gördüğü şekilde yaşarlardı.. Nitekim hiç şüphesiz bu oyunun kurucusu Şerwan Karadağ idi. Elinde çevirip durduğu bileklikle, çalışma odasının camından dışarısını izliyordu. Bacakları masanın üzerinde, elinde tesbih gibi salladığı bileklikle annesinin hevesle yükselen sesini duydu “Bahozum geldi! Sevda, Helin, Hivda, Dila Şerwan gelin kardeşiniz geldi!” dediğinde bacakları masadan indi. Elindeki bilekliği kutusuna koyup, kutuyu çekmecesine koyarken kısıkça fısıldadı “Oyun başlasın o zaman...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE