ÖNCEKİ ZAMAN -2-

1013 Kelimeler
Şimdilerde zamane değişmiş diye düşünüyor kadın ve bugünden hiç hoşnut değil. Memlekette kaç göç yoktu. Bambaşka güzel bir hayatları vardı. İnsanlar gayet moderndi ve haddini bilirdi o vakitler. Gençler ve aşklar da başkaydı. "Gönül Yeri" denen çayırlık çimenlik kimlerin kimlerin sevdalarına ev sahipliği yapmamıştı ki!. Kendi de orada tatmamış mıydı aşkı?! Nasıl da yakışıklıydı Ahmet!.. Boylu poslu, güçlü bir yiğit. Canı sıkılınca kimse tutamazdı kendini. Mutlaka bir fırsatını bulup giderdi Gönül Yeri'ne. İşte öyle bir günde doğuvermişti aşkları. İlk bakış, ilk heyecan. Kahve gözleriyle esir alıvermişti kendini Ahmet. Hiç konuşmadan uzun uzun bakışmışlardı o gün. Sonra Ahmet orada kendiliğinden yetişen sarı çiçeklerden birini koparıp vermişti kendine. O çiçek hâlâ çeyiz sandığında saklı, kurumuş olsa da aşkı hala gönlünde. O günden sonra hiç tutamışlardı kızı evde. Fırsatını bulduğunda kaçıp gidiyor aynı yere. Ahmet de onun gibi. Ne vakit gitse sanki aynı yerde kendini bekliyor. Pek uzun süre saklı kalmıyor buluşmaları, duyuluyor. Ahmet, anasını babasını göndermek istiyor kız istemeye ama, aile buna yanaşmıyor. Sebep kızın kendileri kadar varlıklı olmaması. Sonradan bunu öğrenen kendi ailesi onur meselesi yapıyor durumu. Bir müddet sonra Ahmet anasını razı etse de bu sefer Gülsüm' ün babası vermem kızı, diyor. İşler çatallaşıyor. Ama vazgeçmiyorlar birbirlerinden. Ve günlerden bir gün Ahmet buluştukları yerde kolundan tuttuğu gibi kaçırıveriyor kendini. Evleniyorlar. İki oğulları oluyor. Gülsüm onunla mutlu olmadığı bir tek gün bile hatırlamıyor. Yaşlı kadın bunları aklından geçirirken tek tek her şeyi en baştan yaşadı. Heyecanlandı, sevindi, üzüldü, yeniden mutlu oldu. Şimdiye döndüğünde tatsız tuzsuz buluyor aşkları. Sanki eski heyacanı uçup gitmiş, hepsi bir kalıba sığdırılmaya çalışılıyor. Hiç öyle şey olur mu?! Aşk, özgürlüktür, dolu dizgin iki kalbin birbirini bulmasıdır. Derin bir nefes alıp dimdik oturuyor yerinde. Sıkılıyor bir şeyleri beklemekten: -" Zehraaa! Kız Zehraaa! Nereye kayboldun gene?!" Apar topar içeri giren gelini: -" Geldim, geldim! Ne oldu yine?!" -" Niye gelmiyor bu kadın hâlâ?!" -" Geleceğim dedi ya! Gelir. Hem daha sabahın körü. Gelir birazdan." -" Bu iş uzamamalı. Evladımın mürüvetini görmek istiyorum ben!" -" Tamam anne olacak inşaallah. Sana ıhlamur yapayım mı?! İyi gelir, sakinlersin." -" Delinin zoruna bak! Zaten sakinim! Sadece biraz heyecanlıyım Yağızım evlenecek diye." -" Anne, bir şey diyeceğim." -" De, izin veriyorum." -" Oğlumu sevmediği biriyle evlenmeye zorlamayalım, olur mu?!" -" Sen ne diyorsun?! Tabiiki de çocuğumu sevmediği biriyle evlendirmem. Evlilikten evvel aşk olmalı! Yoksa o, evlilik değil cehennem azabı olur. Sanki sizi sevmeden evlendirdiydik?! Abuk sabuk konuşma.Yağızım aşkı doya doya yaşamalı, mutlu olmalı! Gönlü kimi isterse o olacak!" Zehra'nın içi rahatlıyor. İllâ hemen evlensin derken çocuğun hayatını karartmayalım. Gelin, kaynana daha bir sabırsız bekleyişe giriyorlar. Gözleri kapıda, arada bir yaşlı kadın pencereden dışarıya bakıyor. Yok! Vakit geçmiyor. Sıkıntıyla gelinine dönüyor: -" Hadi git! Ihlamur mu ne bir şey getirecektin?! Hadi git getir! Yeni gelin gibi karşımda süzülme!" Zehra bu laflara hiç alınmıyor çünkü onu iyi tanıyor. Kötülük yok içinde. Az mı yardım etmişti dar günlerinde kendilerine?! Arada bir huysuzluk etse de öz anası bellemişti onu da. Yıllardır diz dize oturup yaşayıp gidiyorlar. Mutfağa geçerken en az kaynanası kadar heyecanlı hissediyor. Kendi de Kudret'i sevdikten sonra evlenmişti. Memlekette, aynı " Gönül Yeri"nde. Bu, aile geleneği gibi bir şeydi. Maddi çıkarlar için evlilik ya da kârlı evlilikler hiç yaşanmamıştı o güne dek. Onlar için asıl olan aşktı. Bir an o da Kudret ile tanıştığı ilk güne gidiverdi ama, bu kısa sürdü. Kapının kuvvetle vurulmasıyla mutfaktan çıktı. Bekledikleri gelmişti sonunda: -" Hoş geldin Sıdıka Hanım! Buyur, geç, biz de seni bekliyorduk." -" Ah güzel kızım, anca gelebildim. Yaşlılık işte! Eskisi gibi çevik değilim." deyip sağ ayağını atıyor önce içeri, kalpten bir besmele çekiyor. Hayırlı uğurlu olur dileğiyle geçiyor salona.Gülsüm atılıyor hemen: -" Kız nerdesin sen?! Ahretliğim benim! Gözüm yollarda kaldı." -" Geldim kız. Ama yaşlılık beni yavaşlatıyor." Birinin doksan, ötekinin sekseninin ortalarında olması ve birbirlerine hâlâ kız diye hitap etmeleri Zehra'nın hoşuna gidiyor ve elinde olmadan gülüyor. Gülsüm fark ediyor hemen: -" Sen git de kendine gül! Hadi bize çay demle!" Gülsüm beklemeden lafa giriyor: -Canım kardeşim Sıdıka, senin bildiğin çoktur. Yağızım artık evlenmeli. Şöyle yiğidime uygun, helal süt emmiş bir kız arıyoruz. Var mı böyle tanıdığın bir kız?!" Sıdıka bir süre düşündükten sonra: -" Tam Yağıza uygun bir kız biliyorum ama, bizim gibi göçmen değil. Buranın yerlilerinden." -" Yaaaa! Keşke bizim gibi göçmen olaydı! Göçmenler çalışkan olur." -" Öyle dersin kardeşim de Yağız yakışıklı, varlıklı, dürüst. Ona uygun kızı bulmak zor iş. Ama bu dediğim aile de sizin gibi köklü, varlıklı. Kız desen bir içim su. Fidan gibi uzun boylu, narin. Hele bir gözleri var ki sorma. İri iri kahve gözler, uzun uzun kirpikler. Allah övmüş de yaratmış." Gülsüm bu tarifi aklında canlandırmaya uğraşıyor. Yağız uzun, kız da ona uygun olmalı. İnce, narin. Tıpkı kendi gençliğindeki hali gibi. Aklına yatar gibi oluyor. Zehra elinde çay tepsisiyle geliyor yanlarına. Sıdıka ona da anlatıyor kızı. Zehra: -" Peki nasıl olacak?! Bir görmeye gitsek önceden!" Sıdıka: -" Tabiî kızım. Ben haber yollarım kendilerine ne gün uygunsalar gideriz hep beraber." -" inşaallah hemen uygun olurlar, çok merak ettim bu kızı!" diye sabırsızlanan Gülsüm'e gülüyorlar. Gülsüm daha bir telaşlı: -" Kardeş hemen çayını iç, bitir. Haberi hemen yolla." Zehra: -" Ana dur! Misafiri kovar gibi olur mu hiç böyle!" -" Sen sus kız! O benim seksen küsur yıllık ahretliğim! O beni anlar!" Sıdıka son noktayı koyuyor: -" Çayımı içip hemen giderim ben! Böyle hayırlı iş bekletilmeye gelmez." Zehra'ya susmak düşüyor doğal olarak. Kadın alelacele çayını içip: -" Hadi ben gidiyorum. İyi haberlerle dönerim inşaallah tez vakitte! Benden haber bekleyin!" İki yaşlı kadın aynı kafada. Biri heyecanlandı mı öbürü de aynı moda giriyor. Seksenlerindeki Sıdıka kendisinden beklenmeyen bir atiklikle adeta seke seke çıkıyor evden. Gülsüm bu halinden memnun: -" Demir tavında dövülür! Aferin arkadaşım Sıdıka'ya!" Zehra günlük işlerine dönüyor, yaşlı kadın da güzel haberin bekleyişine başlıyor. Aklında hala canlandırdığı genç kız yüzü var. Upuzun boylu, narin, güzel, uzun kirpikli, iri kahve gözlü bir dilber. Sonra da hayalinde Yağız ile ikisini yanyana getiriyor. Zihnindeki görüntüden oldukça hoşnut. Tatlı tatlı gülümsüyor yine kendi kendine. Her şey olmuş, kız istenmiş,düğün yapılmış gibi: " Allah'ım mutlu mesut etsin! Her gün birbirinizi daha çok sevin..." diye mırıldanıyor kendi kendine. Ve başlıyor tesbihini çekmeye, dualar okumaya. Allahım sen hayırlısını nasip et!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE