-" E uyanın artık! Neredeyse öğle olacak!"
Yaşlı kadın bir yandan avazı çıktığı kadar bağırıyor öte yanda bastonunu olanca güzüyle yere vuruyor. Ahşap döşemeye vurdukça ses daha yoğunlaşıyor. Oğlu Kudret göründü önce kapıda:
-" Ana sen niye bağrınıyorsun sabah sabah!"
-" Bak haddini bilmeze! Bugün önemli bir gün! Yağızıma kız bakacağız!"
-" Sabahın köründe mi?!"
-" Unuttun galiba evlenmeye yakın günlerini! Seni de uyku tutmuyordu da Zehra diye gezinip duruyordun sabahlara kadar!"
-" O başka ana! Bak daha saat sabahın yedisi. Bu vakitte gitmeyeceksiniz herhalde kızın evine?!"
-" Sen anlamazsın! Daha hazırlanacağız, ailemize layık çıkmalıyız karşılarına!"
-" Bilmeyen de sultan torunu sanacak bizi! Biz de sıradan insanlarız! Sus da biraz daha uyuyalım."
-" Yürü git, yat sen mendebur. Karın olacak kadın nerede?! Ne rahat şey ya! Bugün oğlunun günü o hâlâ pısırık pısırık uyuyor mu?!"
-" Geldim, geldim! Hadi Kudret sen biraz daha yat, ben kahvaltı hazır olunca uyandırırım seni."
Gülsüm:
-" Kadındaki rahatlığa bakın more! Ben ne diyorum o ne yapıyor!"
-" Anne Sıdıka akşam ne dedi?!"
-" Öğlen hazır olun, dedi."
-" Daha sabah, sakin ol biraz."
-" Olamam! Ben senin gibi geniş değilim. Bugün büyük gün!"
-" E kalk o zaman gidelim milletin evine sabah sabah! Babaannemiz sabredemedi, deriz."
Yaşlı kadın bozuluyor biraz ama belli etmeyip başka bir soruya geçiyor:
-" Yağız nerde Yağız?! Hiç mi heyecanlı değil bu çocuk?!"
-" Sekizden önce kalkmaz, bilmiyor musun?! Hem daha kızı görmedi, ne heyecanı?! "
-" Olacak elbet görecek! Bir de sevdalandı mı tamamdır!"
-" iyi iyi! Sen bağırmadan otur, ben kahvaltıyı hazırlayayım."
-" Bak şuna hele! Çocuk mu var karşında senin de azarlıyorsun beni?! Sadece yerimde duramıyorum. Galiba herkeste olması gereken heyecanın hepsi bende toplanmış."
-" Anne biliyorsun seni azarlamadığımı, yapma böyle. Hem dediğin gibi bu çok önemli günde."
-" Doğru! Seni bugünün hatrına hoş görüyorum. Acıktım da zaten, hadi git işine."
Zehra tek laf etmeden mutfağa gidiyor. İstese de kızamaz ki ona. Bağırıp çağırsa da iyi mi iyi, tatlı mı tatlı! Sadece tarzı böyle, aceleci ve heyecanlı.
Gülsüm, yalnız kalınca bir süre yine dalıp gitti geçmişe. Bir ara içi geçer gibi oldu oturduğu yerde. Kendi horlamasıyla sıçradı uyandı. Beyaz, namaz örtüsünü düzeltti, şalını dizlerine örttü.
-" Bu şubat ayı da çok soğuk oluyor canım.." diye kendi kendine söylendi. Yanındaki sehpanın üzerinden tespihini alıp çekmeye başladı. Dudakları kımıl kımıl hiç durmadan dua ediyor. Yağız'ın mutlu olmasını, evliliğin hayır getirmesini diliyor.
-" Ooo kraliçem! Erkenden kalkmışsın yine!"
-" Ben sizin gibi miskin değilim. Sabah ezanıyla uyanırım. Hem bugün çok önemli bir gün."
Yağız biraz damarına basmak istiyor babaannesinin:
-" Ne var ki bugün bu kadar önemli?!"
-" Benden önce bunadın galiba sen! Kız bakacağız ya sana!"
-" Peki ya beğenmezsem?!"
-" Kız mı yok oğlum, başkasına bakarız! Gönül senin! Kimi seversen o!"
-" Sen var ya sen! Bir tanesin! Yaş doksan ama aşk hâlâ kalan! Dedemi de düşündün mü bugün yine?!"
-" Sus edepsiz. Benim tek aşkım deden! Onu düşünmediğim, onun için dua etmediğim tek gün yok. Şu anana bir bakıver, hâlâ bir kahvaltı hazırlamayı beceremiyor. Acıktım ben."
-" Tamam kraliçem! Semra da uyandı, yardım eder anneme."
-" Aman bırak şunu! İkinize kardeş demeye bin şahit lazım. Mıy mıy bir şey! Ha! Bak buraya yazıyorum, o uyuşuklukla evde kalır bu kız."
Yağız babaannesini biliyordu, yanında kalsa lafının sonu gelmez. Annesinin yanına gidiyor. Semra elindeki tepsideki bardakları ve tabakları masaya bırakırken tam da babaannenin dediği gibi. Ağırrr! Yapsam mı yapmasam mı? Tembel hayvanı andırıyor, dünyaya geldiğine pişman.
-" Hişşt kız! Uyandın mı yoksa hâlâ uyuyor musun?! Pek anlayamadım da!" diyen Gülsüm çok mutlu oluyor lafları sayınca. Yalan da değil dedikleri. Duvardan cevap gelir Semra'dan gelmez. Yine susuyor, sanki kulakları duymuyor.
-" Bu kızda bir sakatlık mı var acep?! Fark edemedik mi bugüne dek?!"
Semra, boş tepsiyle bir ruh gibi dönüp gidiyor arkasını. Gülsüm iyice şüpheli:
-" Akıl noksanlığı en beteri! Tövbe tövbe yarabbim! Kimseyi aklından etme!"
Derken herkes masada yerini alıyor, sesler çoğalıyor. Bir ara Gülsüm soruyor:
-" Yağız sen bugün işe bizi bıraktıktan sonra gideceksin değil mi?!"
-" Evet babaanne."
-" Ha şöyle bir yanlış olmasın!"
-" Saat kaç oldu?!"
-" Dokuz babaanne. Rahat ol, daha zamanımız var."
-" İyi o vakit benim çok bilmiş gelinim."
Bir sessizlik daha yaşanıyor ve yine Gülsüm:
-" Kim kim gideceğiz bugün kızı görmeye?!"
-" Sen, ben, Sıdıka Hanım."
-" iyi bir an Semra da gelecek sandım. Onu şimdi görmesinler, iş ciddileşirse alıştıra alıştıra gösteririz."
Yağızın elindeki çatal gülmesinin tesiriyle yere düşüyor:
-" Sen bambaşkasın babaannem!"
Zehra atılıyor:
-" Anne ne istersin şu kızdan?! Doğuştan sakin, sessiz."
-" Evet ben de aynısını söylüyorum, doğuştan böyle doğuştan!"
Bu sefer Kudret de kendini tutamıyor, Yağızın kahkalarına katılıyor. Zehra biraz üzgün de ne yapsın?! Kızın yapısı böyle. Gülsüm bastonuna dayayanıp kalkıyor masadan, koltuğuna geçiyor. Şalını bir sultan edasıyla dizlerine örtüyor:
-" Bu şubat da çok soğuk oluyor canım, bu kadar da olmaz ki!"
Şimdi masadakilerin hepsi gülüyor. Zehra:
-" Sataşmadığın bir şubat kalmıştı! Onu da tamam ettin!"
Gülsüm işine gelmediği vakitlerde olduğu gibi duymuyor söylenenleri. İçten bir besmele çekip alıyor yeniden tespitini eline. Gözü iki de bir pencereden dışarı kayıyor. Bu beklemek ne zor iş!
Kapının sesiyle yerinden ilk kalkan Gülsüm oluyor:
-" Geldi, geldi! Ahretliğim geldi! Hadi gidiyoruz!"
Sıdıka:
-" Hazır mısınız?!"
-" Ben hazırım, hadi yürü!"
-" Zehra gelmeyecek mi?!"
-" Yetişir o bize! Yağız hadi çabuk ol!"
Yağız giydiği paltosunu iliklemeye fırsat bulamadan iki yaşlı kadının arasında kalıyor.
-" Arabanın anahtarını alıp geliyorum! Anne hadi sen de gel!"
Bin dokuz yüz yetmiş yedi yılının soğuk bir kış gününde hayırlı bir iş için yola çıkılıyor. Babaanne ön koltuğa valide sultan gibi kuruluyor. Zehra ve Sıdıka arka koltukta. Sıdıka adresi tarif ediyor usul usul. Bir an kendini tutamıyır:
-" Maaşallah Yağızıma, yakışıklı oğlum benim! İyi olur, hayırlı olur inşaallah!"
O ana dek sakin olan Yağız'ın da içine bir heyecan düşüyor. Cevap vermeden sadece gülümsüyor.
Sıdıka:
-" Bir üst sokaktan sağa dön yavrum."
-" Bak, o ilerideki beyaz boyalı binanın önünde duruver."
Yağız alışkın hareketlerle o beyaz binanın önüne park ediyor. Babaannesinin arabadan inmesine yardım ediyor. Tam o an karşılamaya çıkanların içinde Yağız Onu görüyor. Bir çift iri, uzun kirpikli göze hapsoluyor o an. Figen'i ilk gördüğü an! Sol yanında ılık bir titreyiş hissediyor. Dalıp gidiyor esiri olduğu güzelliğe. Figen de ondan farksız. Bakışlarını alamıyor Yağız'dan. İkisi öylece donup kalıyor adeta.
-" Oğlum bastonumu da getirsene!" diyen babaannesinin sesi bile çok uzaktan geliyor Yağız'a. Figen'in annesi kızını kolundan tutup içeriye gir anlamında çekiyor. Figen kıpkırmızı bir yüzle adeta içeri koşar gibi giriyor. Yağız hâlâ aynı yerinde, kıpırdayamıyor. Kaynanasının bastonunu arabadan alıp gelen Zehra, Yağızın bir kolunu tutup çekiştiriyor:
-" Oğlum akşama kadar burada mı dikileceksin?!"
Yağız bir rüyada gibi konuşuyur:
-" Anne ben seviyorum...."
Zehra iyi bilirdi bu hali:
-"Zamanında bizim de başımızda esti bu rüzgarlar! Hadi şimdi git sen, iki saat sonra bizi almaya gelirsin."
-" Tamam anne. Kızı ne zaman alacağız?!"
-" Tövbe tövbe! Dikildin kaldın burada. Bizi rezil etme! Hayırlısı neyse o olsun!"
-" Hayırlısı bu anne, bu!"
Kadın oğlunu aracına doğru itti, araca binmesini bekledi, aracın kapısını kapattı:
-" Hadi çocuğum güle güle!"
Yağız dar sokaktan çıkmak için aracıyla geri geri giderken aklını ve kalbini Figen'de bırakıyor.
,