Neredeyse hiç uykusuz geçen birkaç günün ardından bekleyiş bitiyor. Yağız sabahın erken saatlerinden itibaren annesi ile alışverişe çıkıyor. Her şeyi en iyisi, en yenisi olmalı. Önce kız evine gidecek çiçek, şeker ve çikolata siparişleri veriliyor. Daha sonra babası da kendilerine katılıyor. Kuyumcuya gidiliyor. Söz yüzükleri alınıyor. Yağız seçiyor bunları da. Nişan yüzüğünü Figen ile seçerlerdi nasıl olsa. Birbirine sarılmış gibi altın tellerden oluşan incecik söz yüzüğünü anası da beğeniyor. Yağız sonra ince bir zinciri beğeniyor.
-" Oğlum sözde başka takı olmaz, çok istiyorsan nişanda takarsın."
-" Olsun, ben bunu da istiyorum."
-" Eski köye yeni adet getirme."
-" Eski köyde yenilensin biraz. Şunun güzelliğine baksana!"
Yağız incecik bir zincirin ucunda iki kalbin bulunduğu kolyeyi gösteriyor.
-" Karışma hanım, heves etmiş, alsın." diyen Kudret'e Zehra dik bir bakış atıyor ve:
-" Sonra da görgüsüz desinler!"
-" Ya bırak! Çocuğun içinden gelmiş. Hem yüzükler takılırken değil sonra verir kıza bu zinciri."
-" Ha bak, öyle olabilir."
Kuyumcudan çıkınca:
-" Ben çok acıktım." diyor Yağız.
-" Sabahın köründe attık kendimizi dışarı, tabii acıkırsın. Ama ben de acıktım." diyen Zehra etrafa bakınıyor.
-" Anne gel şu köfteciye gidelim!" diyen Yağız tam karşılarına düşen, bir ara sokağı işaret ediyor.
Kudret:
-" E hadi durmayın öyleyse! Köfte dedin, benim de canım çekti vallahi!"
Kuyumcunun önündeki ana yoldan karşıya geçiyorlar, merdivenlerden küçük pazara inip içinden geçiyorlar. Giyim, çanta, ayakkabı, ne ararsan var.
-" Yağız takım elbiseni buradan bakalım." diyor anası.
-" Olmaz! Ben biliyorum nerden alacağımızı. Önce yemek yiyelim de."
-" Ben bilirim seni. Eminim pahalı bir yerdir."
-" En iyisi olmalı anacığım."
-" iyi iyi, yürü hadi!"
Küçük çarşıyı boydan boya geçip diğer merdivenlerden yukarı çıkıyorlar bu sefer. Geniş yolu geçip Yağızın gösterdiği ara sokağa sapıyorlar. Birkaç metre yürüyorlar. Bu dar sokak da sağlı sollu mağazalardan oluşuyor. Küçük bir lokantadan içeri giriyorlar. Girişte kasada oturan orta yaşlı adam Yağız'ı görüyor:
-" Oooo en iyi müşterimiz gelmiş! Buyursunlar efendim."
Eliyle ikinci kattaki aile kısmını gösteriyor.
-" Hoş bulduk! Annemle babamı da getirdim bu sefer. Lezzetli köftenizi tatsınlar."
-" Aman ne iyi etmişsiniz! Buyrun buyrun! Yalnız bugün farklı bir durum var sanırım, böyle ailecek..."
Yağız'ın ağzı kulaklarına cevap veriyor:
-" Hayırlı bir iş! Evleniyorum! Alışverişe çıktık, akşam kızı isteyeceğiz."
Lokantada bulunan herkes bu cümleleri duyunca gülümsüyor. Orta yaşlı esnaf:
-" Allah işinizi gücünüzü rast getirsin, tamamına erdirsin inşaallah!"
Bu kısa hasbihalin ardından üst kata çıkan dar merdivenlere gidiyorlar. Yağız annesinin elindeki çantayı alıp ona yol veriyor, sonra da babasına. Üst kat ufak ama şirin küçük masalarla ve çiçeklerle düzenlenmiş. Kendileri dışında da kimse yok. Aşağıdaki sokağa bakan pencerenin yanındaki masaya yerleşiyorlar. Garson servis açıyor ve sipariş için beklerken:
-" Ağabey sana yine iki porsiyon değil mi?"
Yağız:
-" Getir hele iki porsiyon da gerekirse takviye ederiz. Anne sen nasıl alırsın? Baba?"
-" Oğlum sen bu kadar yemeği nerene sızdırıyorsun bilmem! Benimki bir porsiyon olsun" diyor annesi.
-" Benim de bir olsun." derken babası Yağıza bakıp gülüyor.
-" Oğlum burda başka yemek yok mu?" diye soruyor Zehra.
-" Yok anne, sadece ızgara köfte ama bir ye, lezzeti bambaşka."
On iki , on üç yaşlarında gösteren bir ufaklık hemem söğüş domates ve biber tabağını getiriyor masalarına. Ayranlarını bırakıyor en son. Yağız dalıyor ekmekle domatese.
-" Oğlum dur! Karnını eklmekle doyurma!"
-" Doymam anne, sen endişe etme!"
-" Bırak çocuğu be hanım! Bugün onun en mutlu günlerinden, ne istiyorsa onu yapsın!"
Yağız ağzı tıka basa dolu olduğu için babasına iyi dedin anlamında bir el işareti yapıyor. Yağız masadaki ekmekleri bitirmek üzereyken köfteleri geliyor.
-" Ekmek getir koçum!" diye sesleniyor az önceki ufaklığa.
Zehra aldığı lezzetten memnun:
-" Harika olmuş!" diyor.
-" Demedim mi ben sana anne?! Gizli formül, böyle güzelini başka yerde bulamazsın."
-" Hayırsız! Daha önce neden getirmedin bizi buraya?!"
-" Kısmet bu güneymiş anacığım." derken ardı ardına lokmaları götürüyor ağzına.
Bir süre sonra:
-" Ağabey bir porsiyon daha getireyim mi?" diye geliyor garson. Yağız:
-" Aslında bir porsiyon daha yerdim ama, işimiz var. Ben yarın yine gelirim."
-" Nasıl istersen ağabey."
-" Sen bize hesabı getiriver. Annem orada beklemesin, aşağısı kalabalık."
-" Olur ağabey hemen!"
Bir koşu gidip hemen dönüyor garson. Yağız hesabı ödeyip hep yaptığı gibi bir onluk sıkıştırıyor garsonun avucuna. Bu, hesap lafı geçtiğinde garsonun neden çok sevindiğini belli ediyor.
-" Ağabeyim benim, yine bekleriz!"
Annesiyle babası imalı imalı gülüyorlar.
-" Tabiî en iyi müşteri sen olursun, senden çok boğazına düşkün var mı?" diyem Zehra merdivenlerden iniyor.
-" Şimdi nereye gidiyoruz?"
-" Anne karşıya geçelim! Hemen az ileride bir mağaza var."
Kalabalığın içinde yürümekte zorlanıyorlar. Kocaman, pırıl pırıl camları olan bir yerin önünde duruyor Yağız.
-" işte burası!"
-" Pek lüks bir yer. Aşağısı kurtarmaz bizin oğlanı." diyen Kudret, merakla ilk önce kendi giriyor mağazaya. Şaşkın şakın etrafı seyrediyor:
-" Vallahi pek güzel! Burasının fiyatları da güzeldir."
Yağız onu duymuyor bile. Yine onu tanıdığı belli olan, bir satış elemanı Yağız'ı mutlulukla karşılıyor. Üst kata çıkıyorlar. Günün önemine uygun, tavsiye edilen kurşuni bir takım elbiseyi giyiyor Yağız önce. Onu gören annesinin gözleri dolu dolu oluyor:
-" Pek yakıştı maaşallah oğluma! Manken gibi oğlum!"
Yağız güldü sadece. Birkaç elbiseyi daha denediyse de ailecek ilkinde karar kıldılar. Takım elbiseye uygun gömlek, ayakkabı, kravat alındı. Alışverişin sonuna geliyorlar ama neredeyse akşam olacak. Mağazanın önüne çıktıklarında:
-" Siz bekleyin, arabayı alıp geleyim." diyor Yağız. Lokantanın olduğu ara sokakta kayboluyor bir anda. Birkaç dakika içinde geri dönüyor, Kudret ve Zehra arka koltuğa yerleşiyor.
-" Şu alt yoldan çıkalım, çiçeği ve çikolatayı alıp eve dönelim. Babaannem dokuz doğurmuştur şimdi."
- Zor ikna ettim sen evde kal diye. Gel desem gelecekti alışverişe! Ama, evde de Semra'nın başının etini yemiştir, yazık kıza." diyen Zehra biraz düşünceli. Kudret atılıyor hemen:
-" Korkma, Semra zaten başka bir boyutta, duymaz o!"
-" Sende mi?! İnsan kendi kızı için böyle der mi?"
-" Aman hanım! Gülüp eğleniyoruz, ciddiye almanın gereği ne?!"
Yağız da katılıyor babasına. Zaten bu arada eve varıyorlar. Doğal olarak Gülsüm onları kapıda karşılıyor:
-" Akşam oldu be! Geç kalacağız!"
-" Kalmayız babaannem! Ben şimdi bir traş olup hemen giyinirim. Sen zaten hazırsın, hemen Sıdıka Hanımı alıp çıkarız."
-" Hadi giyin de bir göreyim, nasıl bir şey beğendiniz."
-" Sen geç koltuğuna otur, ben giyinip geliyorum."
Gülsüm vaktinin az kaldığını bilen insanların telaşıyla beklemeye koyuluyor. Sabırsız mı Sabırsız! Yağız gelene kadar birkaç kere söyleniyor.
Yağız özenli traşı ve taranmış saçlarıyla yaşlı kadının önüne çıkıveriyor birden. Sanki onun ölçülerine göre dikilmiş elbise kalıp gibi oturmuş üzerine. Kurşuni renk gözlerinin yeşilini daha belirgin kılıyor. Bir doksan boyuyla babaannesinin karşısında duruyor. Gülsüm:
-" Maaşallah! Tüh tüh kırk bir kere maaşallah! Allah kem gözlerden saklasın!" derken elbisesinin cebinden mendilini çıkarmaya çalışıyor, göz yaşları yanaklarına süzülüyor:
-" Beni çok mutlu ettin oğlum! Allah senin mutluluğunu da daim etsin!"
Üzeri kahverengi lekelerle dolu, buruş buruş elleriyle mendili gözlerine götürüyor:
-" Beni on dört yaşıma götürdün, nasıl da dedene benziyorsun! Güzel oğlum benim!"