ÖNCEKİ ZAMAN -6-

1008 Kelimeler
Kız evine vardıklarında akşamın ilk saatleri. Figen'in anne ve babası önemli misafirlerini kapıda karşılıyor, içeri buyur ediyor. Önce Gülsüm, sonra Zehra, Semra ve Kudret giriyor içeri. Yağız en sonda elinde çiçeği, çikolatası ve şekeri ile bekliyor. Sıra ona geldiğinde Figen'i hâlâ görememiş olmanın endişesinde. Özenle süslenmiş kutulardaki şekeri ve çikolatayı Figen'in annesine veriyor. Figen'i görse de çiçeği ona verse derken onun en arkada olduğunu fark ediyor. Yeşil gözleri pırıl pırıl bir gülüşle aydınlanıyor ve çiçeği kıza uzatıyor. Figen herkesin içinde olmanın çekingenliği ile kızarıyor, uzanıp çiçeği alıyor. Figen'in annesi: -" Ne zahmet ettin oğlum." diyor. -" Ne zahmeti efendim?! Az bile! Hem adettendir." cevabını veriyor Zehra. Figen'in babası: -" Aman efendim ayakta kaldızınız, buyrun şöyle!" diye misafir odasını gösteriyor. O misafir odası arada bir kullanılsa da iki gündür temizleniyor ve hayırlı misafirlerine hazırlanıyor. Kudret annesinin koluna girip yürümesine yardım ediyor ve onu her şeyi görebileceği başköşedeki koltuğa oturtuyor, Figen'in anneannesi de hemen yanındaki koltuğa yerleşiyor: -" Nasılsınız Gülsüm Hanım?!" -" Çok iyiyim, Yağızı'ın da mürüvvetini gördüm mü gözüm arkada kalmaz." -" Allah geçinden versin! Torun çocuğu sevmek de nasip olur inşaallah! -" inşaallah!" Bu arada diğerleri de havadan sudan sohbete dalıyor. Tek susan Yağız. Babasının yanında, dizleri bitişik, elleri dizlerinin üzerine, uslu bir çocuk gibi tatlı tatlı gülümseyerek Figen'in kahveleri getirmesini bekliyor. Anneanne soruyor: -" Sen nasılsın oğlum?!" -" Çok iyiyim çok!" Cevabını verirken yüzündeki mutluluğun görülmemesi imkansız. Onun bu hali herkesi hoşnut ediyor. Figen geliyor kahvelerin olduğu tepsiyle. Sade ama şık, gök mavisi bir elbise içinde. Yüzünde makyaj namına hafifçe sürülmüş ruju var. Saçlarını zarif bir şekilde toplamış, uçları maşa ile şekillendirilmiş. Yüksekçe yine sade ve şık ayakkabıları güzelliğini tamamlıyor. Babaanne, anneanneden başlayarak kahveleri dağıtıyor. Yağız kahve fincanını alırken kızla göz göze geliyorlar. İkisinin de elleri titriyor, kaçamak bakışları buluşuyor ısrarla. Figen daha sonra boş tepsiyle çıkıyor odadan. Ağır ağır kahveler içiliyor. Gülsüm yine sabırsız. Karşıdan Kudret'e hadi iste kızı artık diye bakıp duruyor. Kudret anlardı onun gözlerinin dilinden. Arayı çok uzatmadı da. Biten kahvesinin fincanını önündeki sehpaya bırakıp şöyle bir dikleşti yerinde: -"Efendim Sıdıka Hanım vesile oldu, sizler gibi iyi bir aileyi tanıdık. Gençler de birbirlerini görüp beğenmişler. Sizce de uygunsa Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızınız Figen'i oğlumuz Yağız'a istiyoruz!" Figen'in babası: -" Aman efendim o sizin iyiliğiniz! Sorduk soruşturduk iyi bir aile olduğunuzu öğrendik. Ne diyelim?! Kısmetse olsun!" Yağız bu konuşmaları dinlerken kalbinin atışını kulaklarında duyuyor, öylesine heyecanlı. Sevinçten bir nara atıp zıplamamak için kendini zor tutuyor. Figen'in annesi ona sesleniyor babasının onayından sonra: -" Figen gel kızım! Yüzükleri takacağız." Zehra çantasından çıkardığı ufacık kutuyu kocası Kudret'e uzatıyor heyecanla. Figen titreyen ayaklarıyla geliyor odaya. Annesi geç kızım diye , Yağızı'ın yanında durması için işaret ediyor. Figen utana sıkıla ayakta bekleyen Yağız'ın yanına geçiyor. Kudret küçük kutudan kırmızı bir kurdele bağlanmış iki yüzük çıkarıyor. Önce Figen'in parmağına sonra Yağızı'ın parmağına yüzükleri takıyor ve: -" Korkmayın uzun uzun konuşmayacağım. Hayırlı olsun, Allah tamamına erdirsin! Sözünüzü kestik! Her gün daha çok mutlu olun evlatlarım!" diyor. Ardından iki yüzüğü bağlayan kırmızı kurdeleyi kesiyor. Figen ve Yağız önce büyükannelerinin sonra babalarının ve annelerinin ellerini öpüyorlar. Gülsüm öyle heyecanlı ki koltuğunda oturamıyor: -" Gelin bakayım bir daha yanıma! Ben de sizi öpmek istiyorum!" Ağlaya ağlaya ikisini de yanaklarından öpüyor. Öyle mutlu ki sanki yine on dört yaşında. Ağırlaşan duygusallığı hafifletmek istiyor Figen'in babası: -" Bırakın ağlamayı! Gülün yahu! Bu mutlu akşama gülmek yakışır! Hanım hadi gelsin çaylar, ikramlar!" diyor. Artık akraba olduklarına göre daha içten olabilirler. Figen ve annesi mutfağa yollanınca Zehra ve Semra da onlara yardım için gidiyorlar arkalarından. Gülsüm ile anneanne kendi havalarında. Babalar kendi sohbetlerinde. Yağız yine oturduğu yerde uslu uslu bekliyor Figen'i. Kudret bir ara: -" Arayı açmayalım, hemen nişanı ardından düğünü yapalım!" -" Tabiî dünür, hayırlı işler bekletilmemeli!" Bu arada günlerdir süren hazırlığın göstergesi, dolu dolu tabaklar dağıtılıyor konuklara. İkramlar çeşit çeşit. Ve çaylar geliyor ardından. Yağızı'ın gözü hep Figen'de. Tabağına hiç dokunmuyor bile, aklında başka bir şey var. Bir fırsatını bulup kimseye belli etmeden ucunda iki minik kalp bulunan ince zinciri Figen'e verebilmek. Zehra anlıyor halini de takılmadan geçemiyor ona: -" Bizim oğlanın iştahı kapandı birden!" Gülsüm gülüyor: -" Heyecandandır o!" Figen'in annesi: -" İkramların hepsini kızım kendi yaptı. Kızım diye demiyorum, pek hünerlidir." Figen Yağıza bakarak: -" Hiç olmazsa bir tadına bakın." deyince Yağız büyükçe tabağı kucağına alıp daldırıyor çatalını. Üst üste lokmaları ağzına atıyor bir yandan da: -" Çok güzel çok! Elinize sağlık!" diyor. Herkesten öncede tabağındakileri bitiriyor. Derken sohbet daha da koyulaşıyor. Yağız bunu fırsat biliyor: -" Ellerimi yıkayabilir miyim?!" diye sorunca: -" Figen kalk kızım lavaboyu göster Yağız'a." diyor Figen'e annesi. Yağız'ın gözleri parlıyor. İşte fırsat! -" Şöyle buyrun" diye yol gösteriyor Figen. Koridora geçince Yağız duruyor ve sus işareti yapıyor kıza. Sessizce cebinden ufak, pembe bir kutu çıkarıyor, içindeki zinciri kıza uzatıyor. -" Çok beğendim, sana aldım. Bak bu benim, bu senin kalbin." Figen tatlı tatlı gülümsüyor: -" Çok güzelll. Hiç boynumdan çıkarmayacağım." -" Figennnn! Çayları tazele kızım!"diye seslenen annesini duyunca Figen telaşlanıyor: -" Bak lavabo orada." diye gösterip hemen odaya dönüyor. Yine utangaç, yine çok güzel. Figen boş bardakları tepsiye alırken babası, Kudret'e soruyor: -" Düğünden sonra nerede oturacaklar?!" -" Yağız'ın evini önceden almıştık, hazır. Hanımlar bakar, ona göre dayayıp döşeriz. Gençler nasıl isterse, onların zevkine göre alırız her şeyi." -" Pek güzel!" diyen babası, aklına takılanları tek tek sorup cevabını alıyor. Yağız gelip yine babasının yanına oturuyor. Söz kesilmiş, evlilik kararı alınmış artık ya, Figen'in annesi rahat: -" Yağız oğlum sıkıldın sanki sen biraz bizim konuşmalardan. İstersen mutfağa git de balkonda biraz hava al hem Figen ile de biraz konuşursunuz." Yağız bunu hiç beklemiyordu ama, ikiletmedi. Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz! Annesi ile Gülsüm de git git diye işaret ediyorlar. Yağız sevinçle mutfağa geçiyor. Figen içerideki konuşmaları duyduğu için: -" Sen şöyle otur, ben çayları verip geleyim." diye balkondaki masayı gösteriyor. Yağız bayram çocuğu gibi neşeli gösterilen yere oturuyor: -" Çabuk gel." diyor kıza. Figen geri döndüğünde Yağız'ın kıpırdamadan kendini beklediğini görüyor. Karşısına oturuyor. Konuşmuyorlar, sadece gözleri kenetleniyor birbirine. Bir ara Yağız çekine çekine kızın ufacık elini avucuna alıyor, ilk gördüğü andan sonra ilk dokunuş. Ve aynı şeyi hissediyor. Kalbinde ılık ılık bir titreyiş... -
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE