
Herkesin en güzel anıları çocukluğundadır ya hani; benim çocukluğuma dair aklımda kalan ve hatırladıkça nefes alamadığım tek anım var!
Babama ne olduğunu bile anlayamadan, annemi de son kez gördüğüm o gece…
Babam öleli daha on beş gün ancak olmuştu.
“Töre” adı altında annemi, babamın beş yaş büyüğü amcama “kuma” olarak nikahlamışlardı.
Annem ne kadar itiraz etse de, Halil amcamın karısı konağı yakıp yıksa da; annem Halil amcama kuma olmuştu.
“Kardeş karısına nikah kıymak” çok ahlaklı bir şeymiş gibi annemin namusuna sahip çıktıklarını savunuyorlardı.
Annem, “abi” dediği Halil amcama kuma olunca herkesin namusu kurtulmuştu!!!
Amcamın bir haftalık sessizliği annemin içini rahatlatsa da, bu rahatlığın bedelini en ağır şekilde ödeyeceğinden habersizdi.
Nikahtan bir hafta sonraydı.
Annemin koynunda uyurken, kapının dövülür gibi vurulmasıyla yataktan fırladık. Annem kapıyı açınca; Halil amcam beni kolumdan çekip odanın dışına çıkarmıştı.
Kapı kilitlenince karanlık koridorda tek başıma kalmıştım.
İçeriden annemin sesleri geliyordu:
“Halil abi ne olur yapma!”
“Sen benim abim gibisin”
Kardeşinin karısına nasıl uçkur çözeceksin”
“Ben seni abi bildim ne olur yapma!”
Konağa sanki ölüm sessizliği çökmüştü.
Ne diğer amcam, ne babaannemle dedem, ne de yengelerim dışarı çıkmadılar.
Kapının önünde ne kadar ağladım bilmiyorum.Kilit sesini duyunca ayağa kalkıp kapıya döndüm.
Amcam gömleğinin düğmeleri açık, pantolonunu çekerek nefes nefese odadan çıkıp gitti.
Hemen içeri girip annemin yanına koştum.Yatağın içinde saçı başı darmadağın olmuş, gözyaşları bile gözünde donmuş öylece boşluğa bakıyordu.Yatağa çıkıp anneme sarılmak istedim ama beni kendinden uzaklaştırdı. Yedi yaşında çocuk aklımla, amcamın annemi dövdüğünü zannedip:
“Anneciğim amcam niye seni dövdü?”dedim
Annem hiç bir tepki vermeden yorganı boğazına kadar çekmiş , gözleri bir noktaya boş boş bakarak yatakta ileri geri sallanıyordu.
Boynundaki morluklara bakıp:
“Ağlama anneciğim, boynun acıyorsa öpeyim de geçsin” dedim.
Annemden öğrendiğim iyileştirme yönteminin annemin yaralarına derman olacağını sanmıştım; yarasının ruhunda olduğunu bilmeden.
Söylediklerimden sonra annem hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.Yatağın içinde ne kadar ağladı bilmiyorum.
Onunla birlikte ağlarken uyumuşum.
Sabah uyandığımda annem yatakta da, odada da yoktu.
Uyanır uyanmaz aklıma gelenleri kabus zannettim. Annemin kollarında gördüğüm kabustan kurtulmak için yataktan inip onu aramaya çıktım.
Avluya indiğimde herkeste bir telaş vardı.
En küçük amcamın karısı Emine yenge beni alıp kendi odasına götürdü.
“Annem nerde yenge ben kabus gördüm. Halil amcam annemi dövmüştü. Annem çok ağlıyordu” dedim
Emine yengem ağladığını belli etmeden bana sarılıp teselli etmeye çalıştı.
Annemin bir yere gittiğini söyleyip beni oyalıyordu.
O gece annemin banyoda kendini astığını yıllar sonra tesadüfen öğrenecektim…
Aradan geçen yıllar bu acı hatıramı hafızamdan silmek yerine daha da netleştiriyordu sanki.
Acıyla ve kanla yazılmış; gencecik hayatları diri diri toprağa sokan bu “töre” illetinden her gün daha da nefret ediyordum.
Ama insan kınadığından ne kadar kaçarsa kaçsın, hiç ummadığı anda yakalanıyordu.
Halil amcam layık olduğu şekilde geberip gitse de; kendisinden daha pislik oğlu bana musallat olunca, tek kurtuluşum yine o “töre” denilen lanet sayesinde olacaktı.
Sırf cihan pisliğinden kurtulmak için; Daha önce yüzünü bile görmediğim bir adama bedel olarak verilmeyi kendim seçecektim.
Bu seçim, beni ya daha beter bir girdaba çekecek, ya da gerçekten kurtuluşum olacaktı…

