Kendimi toparlamam gerekiyordu. Kalbim hâlâ çılgınlar gibi çarparken, ellerimi Baran’ın göğsüne koyup kucağından inmeye çalıştım. Ama güçlü kolları beni sıkıca yerinde tuttu.
Kaçmak imkânsızdı.
Gözlerimi kaçırarak fısıldadım, “Arda için… Teşekkür ederim.”
Bunu söylemek bile zor geliyordu. Ama borcumu ödeyecektim. Yapmam gerekiyordu.
Başımı kaldırıp ona baktım. Gözleri üzerimde ağır bir baskı gibiydi. Cesaretimi topladım ve kelimeleri ağzımdan zorla çıkardım.
“Sana borcumu ödeyeceğim. Ne istersen yapacağım…” Nefesim titredi. “Hatta… Eğer istersen… seni… rahatlatabilirim.”
Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz vücudumun alev aldığını hissettim. Allah kahretsin, bunu nasıl söyledim?
Baran’ın yüzünde yavaşça yayılan o alaycı gülümseme, mideme bir yumruk gibi oturdu. Parmakları belime kayarken dudaklarını ısırdı.
“Beni rahatlatacak mısın, Melek?” diye sordu, sesi kışkırtıcı bir fısıltıydı.
Bütün cesaretim yerle bir oldu. Yutkundum. “Anlaşmamız buydu, değil mi?”
Kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Anlaşmamız bunun üzerine kurulu değil ne istersem yaparsın… Ama şuan seni istesem bile ben senin ilkini böyle alacak kadar cani değilim.”
Gözlerim büyüdü, yanaklarım alev aldı. “Ben… Ben öyle demek istemedim!”
“Ah, ne dediğini gayet iyi anladım.” Yüzünde eğlenen bir ifade vardı ama gözlerinin derinlerinde başka bir şey saklıydı. Tehlikeli bir şey.
Parmaklarını çeneme kaydırıp başımı kaldırdı. “Ama hâlâ anlamadığın bir şey var, Melek.”
Nefesim kesilmişti. “Ne?”
Başıma doğru eğildi, dudakları neredeyse kulağıma değiyordu. “Üç ay boyunca benim tatlı kölem olacaksın… çünkü bana borcun sadece Arda için değil.”
Gözlerimi kısarak ona baktım. Ne demek istiyordu?
Gülümsemesi büyüdü. “Senin başını belaya sokacak o iş var ya… O işin içine girmene izin vermek bile başlı başına bir lütuftu. Seni o adamlardan korumak zorundayım. Ve buna kendim karar verdim, bu hiç ucuz bir şey değil, Melek.”
Bir anda her şey daha da karmaşıklaşmıştı.
“Yani…” Kekelerken sesim fısıltıya dönüştü. “Üç ay boyunca beni istediğin gibi kullanacaksın, öyle mi?”
Gözleri kıstı. “Hayır. Seni istediğim gibi koruyacağım… Ve canım istediğinde tadını çıkaracağım.”
Sertçe yutkundum. Bu adam beni mahvedecekti, biliyordum.
Ama ondan kaçmak artık mümkün değildi.
Baran’ın kucağında oturmak, kalp atışlarımı hızlandırmaktan daha fazlasını yapıyordu. Vücudum, onun sertliğini fazlasıyla hissediyordu ve her kıpırdanışım durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyordu.
Nefesimi dengelemeye çalışarak gözlerimi ona diktim. Belki de fazla cesur davranıyordum ama umurumda değildi.
“Bu işlere nasıl bulaştın?” diye sordum, sesim her zamanki ciddiyetimi koruyordu ama kalbimin deli gibi attığını ikimiz de biliyorduk.
Kaşları hafifçe kalktı, dudaklarının kıyısı alayla kıvrıldı. "Bu kadar meraklı mısın, Melek?"
Yutkundum. Beni bu şekilde kışkırtması, kafamı daha da karıştırıyordu ama bu adamın sırlarını çözmek istiyordum. Onun kim olduğunu, bu dünyada nasıl bu kadar güçlü olduğunu bilmek zorundaydım.
“Evet,” dedim, çenesini kaldırarak. “Beni kendi cehennemine sürüklediğine göre, nedenini bilmeye hakkım var.”
Baran kahkaha atmadan önce dudaklarını ısırdı. Parmağı belimde küçük daireler çizerken gözlerini gözlerime kilitledi.
“Sen cesurdan da öte bir şeysin,” diye mırıldandı. “Ama bazı cevaplar sana pahalıya patlar, Melek.”
“Riski göze alırım,” dedim inatla.
Beni inceleyen bakışlarını hissettim. Karanlık ve kışkırtıcı… Ama bir o kadar da uyarıcıydı.
Bir an sessizlik oldu. Ellerini kalçalarıma yerleştirip beni daha sıkı tuttu. İçimden bir şeyler koptu ama ne kadar rahatsız olsam da hareket etmeyi bıraktım. Çünkü bu halim, onun durumunu daha da kötüye götürüyordu. Daha ne kadar büyüyebilirdi ki?
Baran gözlerini devirdi, sesi boğuklaştı. “Kıpırdanmayı kes, Melek. Yoksa seni burada, şu anda çığlık atana kadar parçalarım.”
Kelimeleri kulaklarımda yankılandı ve vücudum ateş aldı. Yanaklarımın yandığını hissediyordum ama pes etmeyecektim.
Burnumu kaldırarak fısıldadım, “Senin ne iş yaptığını hâlâ anlamış değilim.”
Gülümsemesi genişledi ama gözlerindeki karanlık, sesinin tonuna da yansıdı. “Anladığın kadarını söyleyeyim o zaman… İnsanlar, istediklerini elde etmek için ya para öder ya da kan.”
Yutkundum. “Sen hangisini alıyorsun?”
Yüzünü yaklaştırıp fısıldadı: “Ben ikisini de alırım.”
Sert bir şekilde nefesimi verdim. Bu adamın tehlikeli olduğunu biliyordum ama onu ne kadar deşersem o kadar derine batıyordum.
“Korktun mu, Melek?”
Kaşlarımı çatarak gözlerinin içine baktım. “Beni korkutmaya çalışıyorsun ama başaramazsın.”
Baran’ın gülümsemesi büyüdü, elini çeneme kaydırıp başımı hafifçe yukarı kaldırdı. “Henüz başlamadım bile.”
"Yerine geç bakalım, Melek."
Baran’ın sesi, arabanın içinde yankılandı. Öyle bir tondaydı ki, itiraz etmenin faydasız olacağını biliyordum. İçimi kemiren tuhaf bir huzursuzluk vardı ama ona karşı çıkmadım. Onun kucağından kalkıp usulca yan koltuğa geçtim.
Direksiyona yeniden hâkim olurken cebinden bir sigara çıkardı. Çakmağı şıktı ve gözlerini yoldan ayırmadan sigarasını yaktı. Parmakları direksiyonu kontrol ederken öyle sakindi ki, sanki az önce beni kucağında delirtmeye çalışan adam o değildi.
Dudaklarım kurudu. Camdan dışarı bakarken kendi kendime sakin olmam gerektiğini telkin ettim. Ama kalbim hâlâ delicesine çarpıyordu.
Bir elini direksiyona yaslamış, diğerini telefonu kaldırmıştı. Cebinden çıkan soğuk metalin sesi bile içimi ürpertmeye yetti. Telefonu açtığında sesi daha da sertleşti.
“Teslimat yolda. Eksik olursa bu kez senin boynuna patlar, Reşat. Anladın mı?”
Adını duyduğumda gözlerimi kapattım. O adamın adını duymak bile midemi bulandırmaya yetiyordu. Arda’nın ağzı yüzü kan içindeyken yere düşüşünü, o çaresiz halini unutamıyordum.
Baran’ın sesi bir bıçak gibi keskin ve netti. "Bu gece sorunsuz olmalı. Kimse beni uğraştırmasın."
Telefonu kapatıp bir nefes çekti. Duman, arabanın içinde ağır bir koku bıraktı. Ben ise sessizce gözlerimi kapadım. Gecenin yorgunluğu ve üzerime çöken ağırlık, bilincimi ele geçiriyordu.
Başımı camın soğuk yüzeyine yasladım ama gözlerim artık açık kalmaya direniyordu. Uykuya yenik düşmemek için direndim ama vücudum iflas etmiş gibiydi.
Arabanın hafif sarsıntısı ve motorun uğultusu beni daha da uykulu hale getirdi. Farkına bile varmadan göz kapaklarım düştü.
Son hissettiğim şey, beni saran güçlü kollar oldu. Baran’ın kokusu ciğerlerime dolarken, başımı usulca omzuna yasladığımı hissettim.
"Melek…" diye fısıldadı, sesi hem sert hem de tuhaftı.
Ama artık o sesi duyacak halim kalmamıştı. Karanlık, beni hızla içine çekti.