Başım zonkluyordu. Gözlerimi araladığımda odanın loş ışığında yavaşça doğruldum. Sanki kafamın içinde bir inşaat çalışması vardı ve her nefes alışımda çekiç sesleri yankılanıyordu. "Bir daha bu kadar içmeyeceğim," diye mırıldandım ama bu, geçmişte de kendime verdiğim ve asla tutmadığım sözlerden biriydi. Yanımda bir hareket hissettim. Gözlerimi hafifçe kaydırdığımda Baran’ı gördüm. Kolunu başımın altına atmış, rahatça uyuyordu. Üstelik dün geceyi düşününce, bu kadar huzurlu olmasını kıskanmadım desem yalan olurdu. “Tabii, senin başın ağrımıyor tabii! İki laf edip beni eve tıktın, kendin keyfine baktın,” diye homurdandım kendi kendime. Derin bir nefes alıp gözlerimi devirdim ve elimi uzatıp Baran’ın kolunu dürttüm. “Hey, uyan! Başım çatlıyor. Hem o bilgisayarlar için kurulum yapacaktık!”

